Etiket arşivi: Morton Abramowitz

Abramowitz’in Tercümesi: ‘Türkiye’nin nazik durumu’ neymiş?! / Banu AVAR /// CC : @avarbanu


Amerika’nın eski Ankara büyükelçilerinden, AKP liderini ‘koltuğa oturtan adam’ olarak bilinen, ‘derin’ ABD’nin odak noktası CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi) uzmanı, 1994’de ‘Türkiye parçalanabilir!’ açıklamasını yapan Morton Abramowitz Eylül 2012 yazısında bakın Türkiye’yi nasıl değerlendiriyor:

1. ‘Türkiye şimdi zor durumda. En büyük sorunu Kürtler..’

2. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2014 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğunu hedefliyor ama koltuğu tehlikede…’

3. Türkiye, komşularla ‘sıfır sorun’lu değil, tüm komşularıyla kavgalı! Özellikle Suriye konusunda ne içeriyi ne dışarıyı ne batıyı mutlu edemedi.

4. Erdoğan, Barzani ile yakın ilişkiler geliştirdi ama bu ilişkiler PKK terörünü engellemesine yetmedi.

5. Suriye’ye herkesten fazla müdahil olan Erdoğan, şimdi kendi ülkesini mezhep çatışmalarına doğru sürüklüyor!

6. Türkiye’de Kürtlerin geldikleri nokta da çok çelişkili.. Kürt halkı şiddetin durmasını isteyor ama bir yandan PKK’yı destekliyor…

7. PKK lideri Abdullah Öcalan bir çeşit federal sisteme destek veriyor ama bir zamanlar savunduğu özerklik fikrinden sözetmiyor..

8. Erdoğan çözümsüz kaldı ve her sıkıntıda kalan Türk lider gibi MHP’den medet ummaya başladı..

9. Türkiye’de muhalefet yok.. halk sessiz ve tepkisiz..

10. Erdoğan gerek PKK terörü, gerek Suriye ve gerekse bozulan ekonomi nedeniyle koltuğunu kaybetme tehlikesi içinde..

11. Erdoğan ABD’nin has adamı ama özellikle Kürt sorunu onun sonunu getirecek güçte bir mesele..

12. 2013 yılında Erdoğan ülkesindeki anti Amerikan havadan çok çekecek.. 2013 de seçimlere hazırlanan yeni siyasi partiler siyasi arenaya girecek..

13. AKP 2014 seçimlerinden önce dağılma riskiyle karşılaşabilir.

14. Türkiye sürprizlerle doludur.. Dikkatle izlenmeli ve boş bırakılmamalıdır!

CFR’nin adamı bu noktaları vurguluyor.. Eylül 2012’de Türkiye Amerika’dan işte böyle görünüyor.. Şu anda Türkiye’de ekonomiyi, siyaseti, siyasi partileri, askeriyeyi yöneten ABD’nin kıdemli uzmanı Abramowitz’e kulak verirken, kendi getirdikleri işbirlikçilerini deliğe süpürmekte bir an tereddüt etmeyecek olan küresel çeteyi, ‘Yeni bir Anayasa ile Dönüşmeliyiz!’ diye çığlıklar atan siyasetçileri, Türk Federe Devleti’ne kulaklarımızı alıştırmaya çalışan Soroscu muhalefeti, Atatürk veya İslâm’la halkı aldatanları iyi bir değerlendirmeden geçirme zamanı! Bakın elin Amerikalısı bile ‘BU MİLLET SÜRPRİZ YAPAR AMAN HA!’ diye son noktayı koyuyor.. Peki Türk milleti ne diyor?!

Yarın yine şehit cenazeleri var!..

Banu AVAR, 25 Eylül 2012
banuavar

kaynak :http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=34&Itemid=224

Suay Karaman: VATAN SAĞ OLSUN /// CC : @OPAMUKOGLU @OPamukogluHepar


ABD’nin Ankara Büyükelçisi (1989-1991) ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi olan Morton Abramowitz, 1994 yılında “Türkiye parçalanabilir” açıklaması yapmıştı.

20 Eylül 1996 tarihli Aydınlık Dergisi’nde, CIA’nın yan kuruluşu RAND Corporation (Research and Development – Araştırma ve Geliştirme Kuruluşu) kaynak gösterilerek yapılan haber şöyleydi: “Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor… Amerika Tayyip Erdoğan’ı Başbakan, Abdullah Gül’ü de Dışişleri Bakanı yapacak.”

30-31 Mayıs 1998 tarihlerinde ABD’de Amerikan Ulusal Savunma Enstitüsü bir toplantı düzenledi. CIA eski Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller ile ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi ve CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Barkey’in açıkladıkları senaryoya göre; “Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum’da cuma namazında camilerde bombalar patlayacak. Ayaklanan halk, valiliklere, kaymakamlıklara yürüyecek. Polis halkın önüne geçemeyince, askeri birlikler devreye girecek. Laik-anti laik, Alevi-Sünni çatışması patlak verecek. Ağırlıklı olarak Sünnilerin safına geçen polis, askeri birliklerle çatışmaya girecek. Radikal İslamcılar, ayrılıkçı Kürtlerle birleşerek orduya karşı silâhlı mücadeleye başlayacaklar. Orduda çözülmeler baş gösterecek.” Toplantıda bu olaylar sonrasında ABD’nin Türkiye’ye nasıl müdahale edebileceği de tartışıldı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson (2000-2003), 22 Mart 2003 tarihinde Washington’a gönderdiği gizli kriptoda şöyle diyordu: “Türk generaller AKP’den seçilen Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duyuyor. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan çıkarlarının korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşuna sahip çıkmalıyız. Muhalif orgeneraller, Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmekte.

Erdoğan kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Orta Doğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir.
Ancak Türk Ordusu’ndaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Amerikan çıkarlarına karşı çıkan orgeneraller Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, her an muhtıra verebilirler.

Bu bakımdan değerlendirildiğinde, güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup, gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı teyidi alınmıştır.”

26 Mart 2003 tarihinde Carnegie Endowment adlı kuruluşun Türkiye ve Ortadoğu uzmanı, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi ve CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Barkey, Utah Üniversitesi’nde verdiği konferansta: “Avrupa Birliği adaylık sürecinde müzakereler yoluyla AKP lideriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik.” demişti.

4 Temmuz 2003 tarihinde Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye kentinde Türk Askeri’nin başına çuval geçirilmişti. Hükümet ve askeri yetkililerin sessiz kaldığı çuval geçirme olayı, ordunun kırılma noktası oldu ve bundan sonra ordu üzerinde oyunlar oynanmaya başlandı. Çuval olayından sonra sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerine gidildi, psikolojik operasyonlarla yıpratıldı ve kıpırdayamaz, hatta sesini çıkaramaz duruma getirildi. Toplumda en güvenilir kurumların başında gelen TSK’yi, bir düşman ordusu olarak görenler, TSK’ye olan güveni sarsmak için, yandaş basın ve emperyalist güçler tarafından bilinçli bir şekilde saldırılar planladı.

7 Ağustos 2003 tarihinde, ABD Başkanı’nın Güvenlik Danışmanı olan ve daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Condoleezza Rice, The Washington Post gazetesinde Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesini amaçladıklarını söylemişti. ABD Ordusu’nun NATO Avrupa Müttefik Birlikleri Başkomutanı olarak görev yapan generali Wesley Clark, 2 Mart 2007 tarihinde bir televizyon konuşmasında şunları söylemişti; “Beş yıl içinde yedi ülkeyi ele geçireceğiz: Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan, İran.” Bütün bu emperyalist söylemlerin yanında ABD’li bazı subayların yayınladıkları haritalar da belleklerimizde durmaktadır.

2008 yılında Türkçe’ye çevrilen CIA eski Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller’in “Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitabında yapılmak istenen emperyalist oyunlar açık açık yazılmıştır; “Hilafet hala etkileyici bir sembol ve siyasi bir makam olup, etkileyici bir dini liderin yükselişini beklemektedir.” “Türkiye, sadece kendisi için değil, aynı zamanda günümüz islamı için önemli iki dinamik islami hareket üretmiştir: Gayet politik AKP ve büyük ölçüde apolitik cemaatçi Fettullah Gülen hareketi.” “Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir. Bu devrimin karşısındaki tek güç, Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve tasfiye edilmeleri gerekir.”

3 Şubat 2010 tarihinde ülkemize gelen, askerimizin başına çuval geçirenlerin komutanı ABD’li General Ray Odierno ile yapılan toplantıya, ordumuzdan bir orgeneral ile bir tümgeneral de katılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı asimetrik psikolojik savaş uygulanıyor derken, bazı subaylarımız tutuklanırken, birçok subayımız intihar ederken ve birçok askerimiz terör sonucunda şehit düşerken, Atatürk’ün ordusunun böyle bir toplantıya katılması onaylanamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri, kendi ipini çekenlere bilerek ya da bilmeyerek yardım etmektedir.

ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson (2005-2008), 5 Ocak 2012 tarihinde ABD’nin ana stratejilerini yazmıştı: “…yüksek rütbeli subayların sözde veya gerçek, yasadışı davranışlarına odaklanmak, son zamanlarda sönmeye yüz tutmuş anayasa değişikliğine yeniden şevk ve ivme katacaktır; ordu içinde, yargıda, ve her konumda bu değişimi kısıtlamak ve AKP’nin işlerini engellemek isteyenleri atacakları adımları hesaplamaya ve kendilerini ne şekilde savunacaklarını düşünmeye zorlayacaktır.”

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi olan Morton Abramowitz, 20 Eylül 2012 tarihinde “Türkiye’nin Nazik Durumu” adlı yazısında şu değerlendirmeleri yapmıştı: “Muhalefetin olmadığı, halkın sessiz ve tepki vermediği Türkiye’de 2014 yılında ülkede ve komşularda kargaşanın devamı yeni partilerin ortaya çıkmasına ve hatta belki de AKP’nin dağılmasına sebep olabilir. Bütün bunlar yaşanırken de dinamik ve sonsuz sürprizlerle dolu bir ülke olarak kalmaya devam eden Türkiye, dikkatle izlenmeli ve boş bırakılmamalıdır.”

Bütün bunlar açık açık söylendi, ama akıllarımız kapalıydı. Bizler uyurken, uyutulurken ülkemize CIA uzmanları cirit attı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırmak için ortak hazırlıklar planlandı, komplolar hazırlandı ve sahte belgeler üretildi. Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda suçu ve suçluyu aramaya gerek yoktur. Zorlama ve sahte suçlamalar vardır. Mahkeme adıyla yargılama yapanlar, verdikleri hukuk dışı kararlarla görevlerini yerine getirmektedirler.

Yinelemekte yarar var; CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Barkey, 26 Mart 2003 tarihinde Utah Üniversitesi’nde verdiği konferansta: “AKP lideriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik.” demişti. Henry Barkey, yaklaşık 9 yıl önce bugünkü büyük operasyonları anlatmıştı. Düzmece kanıtlarla, tıpkı Ergenekon Davası gibi, sahte bir Balyoz Davası düzenlenmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri kafeslenmiştir. 325 suçsuz insan, tutuklanmıştır: olay bu kadar açıktır. Silivri mahkemelerinin verdiği kararlarda hukuk ve adalet aramak, uzayda yaşamak gibidir. Mahkemenin, 1560 maddi hatanın yanı sıra, 23 bilirkişi raporunu görmezden gelmesini, başka türlü açıklamak olanaksızdır. Karar duruşmasında tutuklu yargılanan askerler adalete olan inançlarını yitirdiklerini bildirmişler ve “vatan sağ olsun” demişlerdir.

1919’larda Anadolu’yu iştahla paylaşmak isterken yenilen emperyalizm, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak için ortaçağ artığı güçlerle ortaklaşa oyunlar düzenlemektedir. Artık bu oyunlar çok açıkça oynanarak, ülkemize yeni Sevr haritaları dayatılmaktadır. Amansız düşmanımızın emperyalizm olduğunu, Pentagon olduğunu anladığımız zaman, verdiğimiz mücadeleden başarıyla çıkacağız ve gerçekten ‘vatan sağ olsun’ diye haykıracağız.

Vatan sağ olsun, ama biraz da akıllar sol olsun. Vatan sağ olsun, akıllar sol olsun, aydınlığa giden yol olsun, güzel günler bol olsun…

İLK KURŞUN, 1 Ekim 2012.

Suay Karaman: VATAN SAĞ OLSUN


ABD’nin Ankara Büyükelçisi (1989-1991) ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi olan Morton Abramowitz, 1994 yılında “Türkiye parçalanabilir” açıklaması yapmıştı.

20 Eylül 1996 tarihli Aydınlık Dergisi’nde, CIA’nın yan kuruluşu RAND Corporation (Research and Development – Araştırma ve Geliştirme Kuruluşu) kaynak gösterilerek yapılan haber şöyleydi: “Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor… Amerika Tayyip Erdoğan’ı Başbakan, Abdullah Gül’ü de Dışişleri Bakanı yapacak.”

30-31 Mayıs 1998 tarihlerinde ABD’de Amerikan Ulusal Savunma Enstitüsü bir toplantı düzenledi. CIA eski Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller ile ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi ve CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Barkey’in açıkladıkları senaryoya göre; “Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum’da cuma namazında camilerde bombalar patlayacak. Ayaklanan halk, valiliklere, kaymakamlıklara yürüyecek. Polis halkın önüne geçemeyince, askeri birlikler devreye girecek. Laik-anti laik, Alevi-Sünni çatışması patlak verecek. Ağırlıklı olarak Sünnilerin safına geçen polis, askeri birliklerle çatışmaya girecek. Radikal İslamcılar, ayrılıkçı Kürtlerle birleşerek orduya karşı silâhlı mücadeleye başlayacaklar. Orduda çözülmeler baş gösterecek.” Toplantıda bu olaylar sonrasında ABD’nin Türkiye’ye nasıl müdahale edebileceği de tartışıldı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson (2000-2003), 22 Mart 2003 tarihinde Washington’a gönderdiği gizli kriptoda şöyle diyordu: “Türk generaller AKP’den seçilen Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duyuyor. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan çıkarlarının korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşuna sahip çıkmalıyız. Muhalif orgeneraller, Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmekte.

Erdoğan kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Orta Doğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir.
Ancak Türk Ordusu’ndaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Amerikan çıkarlarına karşı çıkan orgeneraller Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, her an muhtıra verebilirler.

Bu bakımdan değerlendirildiğinde, güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup, gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı teyidi alınmıştır.”

26 Mart 2003 tarihinde Carnegie Endowment adlı kuruluşun Türkiye ve Ortadoğu uzmanı, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi ve CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Barkey, Utah Üniversitesi’nde verdiği konferansta: “Avrupa Birliği adaylık sürecinde müzakereler yoluyla AKP lideriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik.” demişti.

4 Temmuz 2003 tarihinde Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye kentinde Türk Askeri’nin başına çuval geçirilmişti. Hükümet ve askeri yetkililerin sessiz kaldığı çuval geçirme olayı, ordunun kırılma noktası oldu ve bundan sonra ordu üzerinde oyunlar oynanmaya başlandı. Çuval olayından sonra sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerine gidildi, psikolojik operasyonlarla yıpratıldı ve kıpırdayamaz, hatta sesini çıkaramaz duruma getirildi. Toplumda en güvenilir kurumların başında gelen TSK’yi, bir düşman ordusu olarak görenler, TSK’ye olan güveni sarsmak için, yandaş basın ve emperyalist güçler tarafından bilinçli bir şekilde saldırılar planladı.

7 Ağustos 2003 tarihinde, ABD Başkanı’nın Güvenlik Danışmanı olan ve daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Condoleezza Rice, The Washington Post gazetesinde Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesini amaçladıklarını söylemişti. ABD Ordusu’nun NATO Avrupa Müttefik Birlikleri Başkomutanı olarak görev yapan generali Wesley Clark, 2 Mart 2007 tarihinde bir televizyon konuşmasında şunları söylemişti; “Beş yıl içinde yedi ülkeyi ele geçireceğiz: Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan, İran.” Bütün bu emperyalist söylemlerin yanında ABD’li bazı subayların yayınladıkları haritalar da belleklerimizde durmaktadır.

2008 yılında Türkçe’ye çevrilen CIA eski Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller’in “Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitabında yapılmak istenen emperyalist oyunlar açık açık yazılmıştır; “Hilafet hala etkileyici bir sembol ve siyasi bir makam olup, etkileyici bir dini liderin yükselişini beklemektedir.” “Türkiye, sadece kendisi için değil, aynı zamanda günümüz islamı için önemli iki dinamik islami hareket üretmiştir: Gayet politik AKP ve büyük ölçüde apolitik cemaatçi Fettullah Gülen hareketi.” “Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir. Bu devrimin karşısındaki tek güç, Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve tasfiye edilmeleri gerekir.”

3 Şubat 2010 tarihinde ülkemize gelen, askerimizin başına çuval geçirenlerin komutanı ABD’li General Ray Odierno ile yapılan toplantıya, ordumuzdan bir orgeneral ile bir tümgeneral de katılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı asimetrik psikolojik savaş uygulanıyor derken, bazı subaylarımız tutuklanırken, birçok subayımız intihar ederken ve birçok askerimiz terör sonucunda şehit düşerken, Atatürk’ün ordusunun böyle bir toplantıya katılması onaylanamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri, kendi ipini çekenlere bilerek ya da bilmeyerek yardım etmektedir.

ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson (2005-2008), 5 Ocak 2012 tarihinde ABD’nin ana stratejilerini yazmıştı: “…yüksek rütbeli subayların sözde veya gerçek, yasadışı davranışlarına odaklanmak, son zamanlarda sönmeye yüz tutmuş anayasa değişikliğine yeniden şevk ve ivme katacaktır; ordu içinde, yargıda, ve her konumda bu değişimi kısıtlamak ve AKP’nin işlerini engellemek isteyenleri atacakları adımları hesaplamaya ve kendilerini ne şekilde savunacaklarını düşünmeye zorlayacaktır.”

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi olan Morton Abramowitz, 20 Eylül 2012 tarihinde “Türkiye’nin Nazik Durumu” adlı yazısında şu değerlendirmeleri yapmıştı: “Muhalefetin olmadığı, halkın sessiz ve tepki vermediği Türkiye’de 2014 yılında ülkede ve komşularda kargaşanın devamı yeni partilerin ortaya çıkmasına ve hatta belki de AKP’nin dağılmasına sebep olabilir. Bütün bunlar yaşanırken de dinamik ve sonsuz sürprizlerle dolu bir ülke olarak kalmaya devam eden Türkiye, dikkatle izlenmeli ve boş bırakılmamalıdır.”

Bütün bunlar açık açık söylendi, ama akıllarımız kapalıydı. Bizler uyurken, uyutulurken ülkemize CIA uzmanları cirit attı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırmak için ortak hazırlıklar planlandı, komplolar hazırlandı ve sahte belgeler üretildi. Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda suçu ve suçluyu aramaya gerek yoktur. Zorlama ve sahte suçlamalar vardır. Mahkeme adıyla yargılama yapanlar, verdikleri hukuk dışı kararlarla görevlerini yerine getirmektedirler.

Yinelemekte yarar var; CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Barkey, 26 Mart 2003 tarihinde Utah Üniversitesi’nde verdiği konferansta: “AKP lideriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik.” demişti. Henry Barkey, yaklaşık 9 yıl önce bugünkü büyük operasyonları anlatmıştı. Düzmece kanıtlarla, tıpkı Ergenekon Davası gibi, sahte bir Balyoz Davası düzenlenmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri kafeslenmiştir. 325 suçsuz insan, tutuklanmıştır: olay bu kadar açıktır. Silivri mahkemelerinin verdiği kararlarda hukuk ve adalet aramak, uzayda yaşamak gibidir. Mahkemenin, 1560 maddi hatanın yanı sıra, 23 bilirkişi raporunu görmezden gelmesini, başka türlü açıklamak olanaksızdır. Karar duruşmasında tutuklu yargılanan askerler adalete olan inançlarını yitirdiklerini bildirmişler ve “vatan sağ olsun” demişlerdir.

1919’larda Anadolu’yu iştahla paylaşmak isterken yenilen emperyalizm, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak için ortaçağ artığı güçlerle ortaklaşa oyunlar düzenlemektedir. Artık bu oyunlar çok açıkça oynanarak, ülkemize yeni Sevr haritaları dayatılmaktadır. Amansız düşmanımızın emperyalizm olduğunu, Pentagon olduğunu anladığımız zaman, verdiğimiz mücadeleden başarıyla çıkacağız ve gerçekten ‘vatan sağ olsun’ diye haykıracağız.

Vatan sağ olsun, ama biraz da akıllar sol olsun. Vatan sağ olsun, akıllar sol olsun, aydınlığa giden yol olsun, güzel günler bol olsun…

İLK KURŞUN, 1 Ekim 2012.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: