Etiket arşivi: mustafa balbay

MUSTAFA MUTLU : Balbay: 29 Ekim’de ve 10 Kasım’da karşı devrime ‘Dur’ denildi!


Silivri’den Notlar (2)

Mustafa Mutlu

Silivri 1 No’lu Cezaevi’nin açık görüş salonunda bu kez Cumhuriyet yazarı ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ı bekliyorduk…

Salonun dip tarafındaki kapının önü hareketlendi; içeriye koşarak, hayır koşarak değil uçarak Mustafa girdi. Hepimiz ayaktaydık, ona en yakın olan da bendim. On beş, on altı adımlık mesafeyi nasıl aştı, belimden sarılıp beni bu koca cüssemle nasıl havaya kaldırdı, bir tur attırıp nasıl yere bıraktı hatırlamıyorum.

O kasvet dolu salon birden bayram yerine döndü; sevinç çığlıkları beyaz badanalı duvarlarda yankılandı. Kucaklaşma ve çığlıklaşma faslı bittikten sonra masaya oturduk.

DENİZ GERÇEĞİ ÖĞRENMİŞ!

Müyesser Yıldız ona Ankara’dan buraya gelmek için arabayla yaptığı yolculuğu, Bolu’nun onu bekleyen çamlarını anlattı. Sonra henüz 6 aylıkken babasından ayrı kalan Deniz Balbay’dan söz etti. Laf Deniz’e gelince Mustafa’nın gözleri buğulandı.

Hani annesi Deniz’i açık görüşlere getirdiğinde babasının havaalanında çalıştığını, onun için bu kadar çok aramalardan geçtiklerini söylüyordu ya… İşte bu “beyaz yalan”ın sürüp, sürmediğini sordum Balbay’a…

“Yok” dedi, hüzünle… “Artık hapiste olduğumu biliyor!”

Deniz’in bunu öğrenince verdiği tepkiyi sormaya cesaret bile edemedim!

NİÇİN ORADASINIZ BİLİYORUM, AMA…

Sonra günlerinin nasıl geçtiğini anlatmaya başladı. Cezaevindeki altıncı kitabını bitirmiş; bugünlerde piyasada olacakmış. Adı, “O Mektubu Yazan Bendim…”

Dört yıldır kendisine gelen 30 bin mektup arasından bazılarını seçmiş ve kendisini en çok etkileyenleri kitaplaştırmış:

“Bu kitaptaki mektuplar aslında Türkiye’nin bugünkü halini resmediyor: Müthiş bir karamsarlık ve müthiş bir iyimserlik… Bu ikilemi anlatan bir mektup örneği vereyim. Aynen şöyle diyordu mektubunda okurum: ‘Niçin oradasınız biliyorum… Ne yapacağımı bilemiyorum!’

Kitaba ismini veren mektup da harika: Okurumun biri bana çeşitli hitaplarla defalarca mektup yazmış ama başına gelebileceklerden korktuğu için hiçbirinde gerçek ismini belirtmemiş… İkinci yılın sonunda nihayet cesaretini toplamış ve itirafta bulunmuş: ‘Mustafa Bey… O mektupları yazan bendim!’ İşte bu kitapla oyalanmak bana çok yaradı. Umarım o kadar kalmam ama eğer onlar tutmakta ısrar ederlerse 2013’ün ilk üç ayına kadar yapacaklarımı planladım: Bir kitap daha yazacağım: Buranın tiyatrosunu…”

SİLİVRİ, SAATLERİ BİLE DURDURUYOR…

Sonra söz, cezaevi koşullarına geliyor… Barışlar’ın tahliyesinden sonra cezaevi yönetimi nihayet tekrar Tuncay Özkan’la birlikte kalmalarına izin vermiş… Bunun için çok mutlu. ‘Gerisini biliyorsunuz zaten’ diyor ve içini çekerek, onu duygulandıran bir olayı anlatıyor:

“Hücrelerimiz hiç güneş almıyor. Bu yüzden her yer nem içinde. Kayınpederimin düğünde bana taktığı bir saat vardı. İkide bir durmaya başladı. Ziyarete geldiğinde eşime verdim saati, Ankara’daki servisine götürdü. Tamirci saati görünce şaşırmış, ‘Akıl almaz şey, suya mı düştü bu saat? Oksitlenmiş… Artık çalışmaz’ demiş… Yani… Silivri, saatleri bile durduruyor! Ben ise saate ve zamana inat kendime bakmaya, iyi beslenmeye, spor yapmaya devam ediyorum.”

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK KÖŞE DÖNEN ADAMI!

Sonra gülmeye başlıyor:

“Havalandırma 5 adıma 14 adım. Koşuyorum. Beş adımda bir köşe dönüyorum, sonra 14 adımda bir tekrar köşe dönüyorum. Yani durmadan köşe dönüyorum. İddia ediyorum: Türkiye’de bir günde en çok köşe dönen insan benim! Ahdım var, buradan çıkınca 19 Mayıs Maratonu’na katılacağım. Ama burada ‘köşe dönerek’ koşmaya o kadar alıştım ki, o maratonda düz koşabilir miyim bilmiyorum?

BOMBACILARA İŞ…

Nihayet davaya geliyor söz… Bu davada yargılanan hiç kimsenin birbirine benzemediğini ama herkesin büyük bir hukuksuzluk yaşadığını söylüyor Mustafa ve bir de örnek veriyor:

“Ben çay istiyorum, Cumhuriyet’i bombalayan çocuklar getiriyor… Kaderin cilvesine bakar mısınız? Adam Cumhuriyet’i bombalamış ama yazarına çay getirmek için arkadaşlarıyla yarışıyor. Severek istiyor yapıyor bunu. Ben de onları seviyor ve anlıyorum. Hatta dışarısı için plan yaparlarken, benden kendilerine Cumhuriyet’te iş bulmamı bile istiyorlar.”

“Bunları yazalım?” diye soruyorum, “Yazın elbette… Artık hayatımda hiçbir şeyi gizli saklı yapmamaya karar verdim” diye yanıtlıyor ve ekliyor:

“Artık ‘şu gün çıkarım’ın hesabını yapmıyorum! Burada 10 yıl ceza alanlar var, onlara ‘Hadi yine iyisiniz; hiç değilse çıkacağınız tarih belli’ diyorum.”

29 EKİM VE 10 KASIM

“Ben buraya düşmeden önce gazeteci Mustafa Balbay’dım. Şimdi elinde kalemi olan bir siyasetçiyim. Neresinden tutabilirsem, iç barış için bir şeyler yapmak istiyorum” diyor ve son dönemde kendisini en mutlu eden gelişmenin 29 Ekim’de yaşandığını belirtiyor:

“29 Ekim ve 10 Kasım, karşı devrimin, anıtların önünde durdurulmasıdır. İktidar ne zaman Cumhuriyet devriminin anıtlarına yöneldi; halk o zaman ‘Artık yeter’ dedi.”

‘AĞZIMI AÇMAYA KORKUYORUM!’

Mahkemenin kendilerine karşı tavrına ise tepkili Balbay:

“Artık duruşmalarda ağzımı açmaya korkuyorum, sonsuza kadar duruşmadan men cezası verecekler diye… Sadece ‘Söz hakkımı istiyorum’ dediğim için 16 duruşmaya katılmama cezası verdiler. Bu davada iç hukuk yolları da dış hukuk yolları da bitti. Çünkü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden süreç uzatıldı.”

***

Bir saat nasıl geçiyor, anlamıyoruz… Geldiği gibi güle oynaya gidiyor. Bana bir çay borcu olduğunu hatırlatıyorum, göz kırpıyor ve gülümseyerek yanıt veriyor giderken:

“Çay ne demek… Hani şu, su katılınca beyazlanan şey vardı ya adını unuttum; ondan içeriz belki!”

DEVAMI YARIN!

*****

GÜNÜN SORUSU

Soru, yine kendime:

Cezaevinde çile çekenler bu kadar umutluyken, dışarıdaki bu umutsuzluğun nedeni ne?

Mustafa Balbay yazdı: Gizlenen Adalet! /// CC : @BalbayMustafa @MustafaBalbay @mbalbay35 @mustafabalbay3 5 @BalbayM


Ergenekon davasındaki gizli tanıklar olayı, giderek davanın en açık anlatıcısı haline geliyor.

Doğanın yasaları arasındadır; bir şeyi gizleme çabası arttıkça onu açığa çıkaran belirtiler de bir o kadar artar.

Daha önce “Deniz” kod adıyla gizli tanık olarak ifade veren, terör örgütünün iki numaralı yöneticiliğine kadar yükselmiş Şemdin Sakık’ın, kimliğini açıklayarak konuşması kasım başına damgasını vurmuştu. 1990’lı yılların sonunda dönemin koşullarına paralel olarak ifade veren Şemdin Sakık’ın bugün de iktidar çevresine uygun bir söylemle sahne alması pek çok yazarın, yorumcunun gündemindeydi.

Burada en acı olan böyle bir sahnelemenin “hukuk” zemininde yaşanması.

***

Gizli tanıklıktan açık tanıklığa geçme hakkını demokratik bir seçenek olarak kullanan Şemdin Sakık’ın ardından, 14 Kasım Çarşamba günü bir sürpriz daha yaşandı.

Ergenekon davasının en kilit gizli tanıklarından biri daha, “Ben açık kimliğimle ifade vermek istiyorum” dedi. Normalde duruşmalar haftada 4 gün yapılıyor; pazartesi, salı, perşembe, cuma. Çarşamba, tutuklu sanıkların 1 saatlik görüş günü. Ayda 3 hafta arada cam bölmenin olduğu kapalı görüş, 1 hafta açık.

13 Kasım Salı akşamı mahkeme başkanı sürpriz yaptı, “Yarın duruşma var, gizli tanık 9 dinlenecek” dedi.

Hepimiz şaşırdık. Aile görüşümüzden vazgeçemezdik, bu bizi hayata, özgürlüğe bağlayan en önemli can damarıydı. Bunun yanında gizli tanık 9’u da dinlemek gerekiyordu. Cumhuriyet gazetesinin bombalanması, Danıştay cinayeti olayının aydınlatılması için önemliydi.

Aile görüşü öğleden sonra olanlar sabahtan, sabah olanlar 13.00’ten sonra duruşma salonuna geldi. Ben sabah duruşmaya katıldım.

Öğleden sonra meslektaşlarımız Altan Öymen, Atilla Sertel, Mustafa Mutlu, Halil Nebiler, Müyesser Uğur, Cevher Kantarcı, Mutlu Tuncer, Misket Dikmen, Yaşar Aksoy, Elvan Feyzioğlu, Ergun Oruç, Gaye Karadağ’la Adalet Bakanlığı’ndan aldıkları özel izinle açık görüş salonunda bir saat hasret giderdik. Ardından bir saat kapalı aile görüşü, sonra yeniden cezaevinden duruşma salonuna döndüm.

Gizli tanık 9, duruşmanın başında açık kimliğiyle ifade vermek istediğini söyledi. Kimliğini açıkladı. Kimse şaşırmadı! Herkesin tanıdığı gizli tanık, “bilinen sır” olmaktan çıkıyor diye düşünülürken adının açıklanmasına basın yasağı kondu.

Gelinen noktada gizli tanık mahkeme salonuna göre gizli değil ama salonun dışına göre gizli!

Durumu böylesine gizemli kılan ise gizli tanığın aynı zamanda sanık ve açık tanık olması. Elimizin altında pek çok hukuk kitabı var, araştırdık, bir kişinin hem sanık, hem tanık, hem gizli tanık olduğu bir dava bulamadık. Gerçi Silivri’ye pek uğramıyorlar ama seyrek de olsa gelen hukukçulara sorduk, onlar da rastlamadıklarını söylüyor.

Şemdin Sakık olayından sonra gizli tanık 9 da davanın hukuken son derece tartışmalı konuları arasına girdi.

Silivri davalarını mahkeme önüne gelene dek aşama aşama kurgulayanlar gizli tanık perdelerini aralarken neyi hedeflediler, açık değil. Ancak bilinen şu ki, davaya bir hukukilik katmadı, hukuksuzluğu katmerledi.

Gizli tanık 9, kendisinin hiç katılmadığını söyleyerek Danıştay cinayetini anlattı. Suçunun Cumhuriyet gazetesine el bombası atılmasıyla sınırlı olduğunu iddia etti. Ardından da “Öyle duydum”, “Benim tahminime göre” diye başlayıp pek çok kişiye suçlamalar yöneltti.

Suçlanan kişilerin kendisini savunması ise neredeyse olanaksız. Yöntem iyice yerleşti; suçlama serbest, savunma yasak!

***

Silivri’de ifade veren gizli tanıkların çoğunun ortak özellikleri şunlar:

– Geçmişte yüz kızartıcı olanlar dahil, pek çok suça bulaşmışlar.

– Tanıklıklarının geçerli olup olmayacağına ilişkin herhangi bir denetimden geçirilmemişler.

– İtirafçılık dahil, suçlarını hafifletebilecek arayışlara girmişler.

– Anlattıklarının doğru olup olmadığına yönelik hukuki bir mekanizma yok. Büyük ölçüde Emniyet’te polisçe planlanarak davaya dahil edilmişler.

– Ses ve görüntüleri bozularak ifade verirken bir rastlantı sonucu olsa gerek adı kamuoyu gündeminde olan kişileri de son anda anlatımlarına katıyorlar.

Hukukun bu kadar açıklıkla, gizlileştirildiği bir ortamda adalet arıyoruz.

Nereye gizlendiyse, bulamıyoruz!

17 Kasım 2012 – Cumhuriyet

Kılıçdaroğlu aradığı Ergenekon’u buldu /// CC : @BalbayMustafa @MustafaBalbay @mbalbay35 @ mustafabalbay35 @BalbayM


Yaşanan her ERgenekon tartışmasında ‘Nerede bu Ergenekon, gidip üye olacağım’ diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, aradığı Ergenekon’u buldu.

Geçtiğimiz aylarda yaptığı bir açıklamada; "Nerede bu Ergenekon, gidip üye olacağım" diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, Ergenekon’u buldu.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’ndaki CHP heyetinin, Ergenekon sanıkları Mustafa Balbay ile Haberal’i Kurban Bayramında Silivri’de ziyaret etmişti. Bu görüşmenin fotoğrafları CHP’nin sitesinde yayınlandı.

Fotoğrafta, ‘Nerede bu Ergenekon gidip üye olacağım’ diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, Ergenekon tutuklularının kaldığı Silivri’de, Ergenekon tutuklusu Mustafa Balbay ile birlikte görülüyor.

Fotoğraflarda, Kılıçdaroğlu’nun yanısıra CHP Genel Başkan Yardımcıları Adnan Keskin, Gürsel Tekin, Umut Oran, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, CHP Milletvekili Mahmut Tanal ve CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı da bulunuyor.

İşte Kılıçdaroğlu’nun Ergenekon’u bulduğu o fotoğraflar…

A’dan Z’ye Ergenekon


Ergenekon sanık ve avukatlarının ortak duyuruyla açıkladıkları çalışmada ana davayla birleşen iddianameler, yargılamadaki usul hataları, özel yetkili mahkemelerin hukuki durumu, gizli tanıklar, dijital deliller gibi konuların altı çizildi

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın Twitter hesabından paylaştığı 16 sayfalık çalışmada “Ergenekon Tutsakları” imzasıyla şu açıklama yer aldı:

“Ergenekon davası adaletin arandığı bir yargılama değil; baskı, intikam, işkence, yakın tarihi yeniden yazma ve Türkiye Cumhuriyeti’ni bütün kurumlarıyla tasfiye aracıdır. Bu davada toplam 19 iddianamede yargılanan ve aralarında yapay irtibatlar kurulmaya çalışılan farklı kesimlerdeki insanların tek ortak özelliği büyük bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış olmalarıdır.

5 yıldır devam eden yargılamalar boyunca hiçbir olay aydınlatılamadığı gibi, yakın tarihin onlarca dosyası birleştirilip, düzmece delillerden medet umularak peşin hüküm oluşturulmuş; kararın açıklanması için sadece uygun zaman kollanmaktadır. ‘Darbe girişimlerini yargılıyoruz’ görüntüsü aldatmacadan başka bir şey değildir. Milletimize asıl darbeyi, bu davayı tertipleyenler yapmışlardır. Silivri Cezaevi içindeki duruşmalar düşman ceza hukukunda bile uygulanmayan zulme dönüşmüştür. Sizleri, Ergenekon davasının ana hatlarını dikkatlice okumaya, bu hukuksuzluğa hayır demeye çağırıyoruz.”

Gizli tanık terörü’

Çalışmada “Gizli tanık terörü” başlığı altında davanın 44 gizli tanığı olduğu belirtilerek, bu uygulama eleştirilerek şöyle denildi:

“Soruşturma aşamasında, yapılan hiçbir gizli tanıklık müracaatı savcılar tarafından geri çevirilmemiş, tanıklığa taliplerin yasal şartları taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın tümü gizli tanık yapılmıştır. Davanın birçok şüphelisine gizli tanık olmayı teklif etmişler, özellikle soruşturması devam eden başka suç faillerine hukuk dışı vaatler karşılığı gizli tanık olması teşvik edilmiştir.

Gizli tanıklığın ana kuralı, kişilerin ve yakınlarının mal ve can güvenliklerinin yakın tehlike altında olması iken, bu kurala hiç dikkat edilmemiş, gizli tanıkların hiçbirine sanık ve yakınları tarafından tehdit yapılmadığı halde müracaatların hiçbirinde bu yasal şart aranmamıştır. Gizli tanıklığa müracaat edenlerin beyanlarının hiçbirinin denetimi yapılmamış ve her türlü mantık ve gerçek dışı, aksinin ispatı kolaylıkla kanıtlanabilecek maddi vakıaların araştırılması gerçekleştirilmeden doğru olarak kabul edilmiştir.

Tek aranan husus, Ergenekon sanıkları aleyhine beyanda bulunulmasıdır. Sanıkların aleyhine ifade veren gizli tanıklar, mahkemece açıktan açığa koruma altına alınmakta, sanık ve müdafilerinin birçok sorusu çeşitli vesilelerle engellenerek, mikrofonunu kapatmak, mahkeme salonu dışına çıkartmak suretiyle, sanıklar hakkında fakat sanıkların gıyabında beyan alınması sürdürülmektedir.”

Mustafa Balbay: İstanbul Barosu’na Açık Çağrı


Ekim ayı ortasında başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere pek çok baronun genel kurulu vardı. Üç büyük ilimizin barosu, iktidar-yargı koalisyonuyla karabasana dönüşen hukuksuzluklara karşı tavır koydu.

Bu nedenle mevcut başkanların yeniden seçilmesi, alacağı oy oranı önemli bir göstergeydi. İstanbul’da Ümit Kocasakal,Ankara’da Metin Feyzioğlu, İzmir’de Sema Pektaş yeniden seçildiler.

İstanbul Barosu, Silivri yargılamalarıyla doğrudan ilgili olduğu için Silivri Cezaevi’ndeki tutsaklar açısından ayrıca önemliydi. Zira Baro Başkanı Kocasakal ve yönetim kurulu üyeleri, Ergenekon, Balyoz başta olmak üzere hukuk dışı tüm yargılamalara karşı çıkmıştı.

Dönemlere göre kimi özellikler önem kazanır. Örneğin Ecevit için “dürüst” lider deniyordu. Çünkü o dönem siyasetin üzerine “yolsuzluk”gölgesi düşmüştü.

Bugün haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkana“cesur” deniyor. Çünkü dik duruş cesaret ister hale geldi. Cesaretin de azı çoğu olmaz; oldu mu tam olmalı. Cesaretin başındaki “c”eksik olursa geriye ne kalır?

Kocasakal’ın cesareti dünyanın en büyük barosu olan İstanbul Barosu’na bağlı avukatların yüzde 60’ının desteğini almıştır.

***

İstanbul Barosu’nun 29 Ekim günü tam sayfa yayımlanan ilanını birlikte okuyalım:

“Türk milletinin emperyalizme karşı destansı direnişinin eseri Cumhuriyetimizin 89. yılını coşkuyla kutluyoruz.

Kurtuluş Savaşı’nın parolası özgür vatan, özgür ulustu. Üniter yapı, ulus devlet, çağdaş toplum, akıl ve bilimin esas alınması Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiydi.

Ekonomik ve siyasal bağımsızlık ise hem kurtuluşun hem de kuruluşun vazgeçilmez ilkesiydi.

Ne acıdır ki, bugün Cumhuriyet, büyük bir saldırı ve tehdit altındadır. Emperyalizmin sözcülüğüne ve destekçiliğine soyunanlarca ülkenin kurucu değerleri, sistematik biçimde toplumsal bellekten silinerek ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Artık Cumhuriyet ile topyekün bir hesaplaşma söz konusudur.

Kurtuluş ve kuruluş önderi Atatürk’ün ders kitaplarından, eğitim programlarından, bayram kutlamalarından çıkarılması, kurumlardan, okullardan, caddelerden adının silinmesi, gelinen noktayı apaçık göstermektedir. Sözde ‘yeni’ anayasa çalışmalarıyla ulus devletin, üniter yapının, Cumhuriyet’in kazanımlarının tasfiyesinin hukuki altyapısı oluşturulmak istenmektedir.

Cumhuriyet’in anlam ve değerini içselleştiren ulusumuzun 89 yıl önce olduğu gibi, günümüzde de bu emperyalist oyunları bozacağına, Cumhuriyetine sahip çıkacağına inancımız tamdır. Hiçbir yasak ve engelleme, Cumhuriyet coşkusunu ve sevgisini ortadan kaldıramaz, gönüllerden ve belleklerden silemez. Kuşkusuz Cumhuriyet bu badireden daha da güçlenmiş olarak çıkacaktır.

Cumhuriyet’e ve onun değerlerine sahip çıkmak İstanbul Barosu için bir vatan borcudur. Sevgi, saygı ve minnetle andığımız Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve bu uğurda canını feda etmiş tüm aziz şehitlerimizin mirası olan Cumhuriyetimize, devrimlere, laik, demokratik, sosyal hukuk devletine, üniter-ulus devlete sarsılmaz bir azimle sahip çıkacağımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz.

Cumhuriyet: Numarasız, katkısız, sonsuza kadar…”

***

Durum budur.

Devlet, adaletin üzerine oturursa devlettir. Adaletin üzerine çökerse, devlet de çöker. Mahkemelerde yazılı deyimle, adalet devletin temelidir.

Bugün Türkiye’deki siyasal davalarda iç hukuk yolları tükendi. Adalet Bakanlığı,“reform” kandırmacası adı altında dış hukuk yollarını da tüketmiştir.

Eskiden, yerel mahkemenin verdiği kararda adaleti bulamayan, “yüksek yargıdan döner”diyordu.

Bu beklenti de tersine dönmüş durumda.

Mahkemelerde iddia makamıyla hüküm makamı iç içe geçti. Savcı ile yargıç birbirini tamamlıyor.

Geriye bir tek savunma kaldı.

Bugün Türkiye’de iç hukuk yolu olarak ayakta kalan başlıca kurum, savunmadır.

Kendisini tutsak hisseden bir yurttaş olarak barolardan dileğim şudur:

Hukukun bu son kalesini çok iyi korumaları, güçlendirmeleri, yargının öteki ayaklarını hukuk zeminine çekmeleri, dik duruşlarını sürdürmeleri, sembol haline gelmiş davaları yerinde izlemeleri, gözlem ve değerlendirmeleri ışığında sorumluluklarını yerine getirmeleri…

Silivri Cezaevi içindeki yargılamalarda bizim doğrudan bağlı olduğumuz savunma kurumu İstanbul Barosu.

Kocasakal, açık konuşmayı seven, sözü eğip bükmekten hoşlanmayan bir insan. Ben de çağrımı bütün açıklığıyla kamuoyu önünde yapmak istiyorum.

Ergenekon davası, tek ortak özellikleri büyük bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalmak olan insanların aynı çuvala konduğu bir iddianameler bataklığı haline gelmiştir. Yargı kurumu olarak umutla başvurabileceğimiz tek yer İstanbul Barosu’dur.

Sizin şemsiyeniz altında oluşacak bir heyet, bıkmadan usanmadan “temiz hukuk” suyu akıtarak bu bataklığı özgür kuşların yaşadığı bir cennete çevirebilir.

Cumhuriyet

Balbay’a Suç Duyurusu /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @r odrikdani


‘Ergenekon’ davasına giren savcı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu yargılanan CHP Milletvekili Mustafa Balbay hakkında Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada gizli tanık ‘Boyabat’ın dinlenilmesinin ardından söz alan, kumar operasyonundan tutuklanan davanın tutuksuz sanığı Sami Hoştan, gizli tanığın beyanlarında sözünü ettiği Taner Büber’i tanıdığını söyledi.

Ancak Büber’in Silivri’deki çiftliğine hiç gitmediğini ifade eden Hoştan, kendisinin de Silivri’de yazlığı olduğunu belirtti.

Hoştan, Büber’in cezaevinden çıktıktan sonra restoran açtığını ve kendisini de açılışa davet ettiğini söyleyerek, ‘Güzel bir restorandı. ‘Burası ticarethane, bu işi yapacaksan yanında 20 tane adamın ne işi var-’ dedim. Yanındaki adamların biri de budur (gizli tanık)’ dedi.

Gizli tanığın dinlenilmesinin tamamlanmasının ardından söz alan savcı Mehmet Ali Pekgüzel, sanıklardan Mustafa Balbay’ın dünkü duruşmada iddia makamına itham edici beyanlarda bulunduğunu belirterek, gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılmasını istedi.

Duruşma, 5 Kasım Pazartesi gününe ertelendi.
Davanın pazartesi günü görülecek duruşmasında, hazır olmaları durumunda AKP milletvekilleri Şamil Tayyar ile Şirin Ünal dinlenilecek.

Dünkü duruşmada Mustafa Balbay, tanık olarak dinlenilen Aslı Aydıntaşbaş’a, ‘Siz bu yazıyı yazarken Balbay’dan mı esinlendiniz-’ diye soru yönelten savcı Pekgüzel’in, tanığı yönlendirdiğini ve aleyhine soru sorduğunu ifade etmişti.

Pekgüzel de ‘Ergenekon’ adını, medyada yayınlanmadan ilk kez Balbay’ın kaleme aldığını belirterek, Balbay’ın 2 Haziran 2006′da yayınlanan ‘Er Er Ergenekon Gel Her Yere Kon’ başlıklı yazısını okuyup, açıklama yapmasını istemişti.

Mustafa Balbay da savcının bu sözleriyle çok ağır ithamlarda bulunduğunu ifade etmişti.

Savcı ile Balbay arasında gerginlik /// CC : @BalbayMustafa @MustafaBalbay @mbalbay35 @mustafabalbay35 @BalbayM


Silivri’de görülen Ergenekon davasında savcı Mehmet Ali Pekgüzel ile Cumhuriyet gazetesi eski Ankara temsilcisi Mustafa Balbay arasında ‘yanlış bilgi’ polemiği yaşandı.

Duruşmanın ilk kısımlarında Balbay söz alıp kendisinin bulunmadığı duruşmalada tanık olarak dinlenilen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’a Savcı Pekgüzel’in yanlış beyan içeren soru sorduğunu iddia etti.

Balbay Savcı Pekgüzel’in tanığa "2006’da Ergenekon ile ilgili yazılarınızı Mustafa Balbay’dan etkilenerek mi yazdınız. Ortalıkta Ergenekon ismi geçmiyorken o köşesinde yazmıştı" sorusunu sordu. Balbay Savcı Pekgüzel’in bu ifadelerinin yanlış olduğunu iddia ederek, “kon kon kon Ergenekon” isimli yazısını 2008 yılında yazdığını söyledi. Duruşmaya verilen arada araştırma yapan Savcı Pekgüzel, Cumhuriyet gazetesinin internet sitesinden Balbay’ın o yazısını çıkarttı. Ve yazının tarihinin 2 Haziran 2008’e ait olduğunu gösterdi. Savcı Pekgüzel yazıyı gösterip “Demek ki neymiş savcılık makamı soruları doğru soruyor. Balbay yanlış bilgi verdi" demeyi de ihmal etmedi.

Kaynak : http://www.internethaber.com/ergenekon-davasi-mehmet-ali-pekguzel-asli-aydintasbasa-mustafa-balbay–472605h.htm#ixzz2AoZaLPjl

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: