Etiket arşivi: Necati Doğru

Necati Doğru: Allah’ım Türkiye bu günleri de gördü!


Kaderin tesadüfü. Bu kadar olur. İki ayrı haber aynı güne denk geldi. Haberin birinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müfettişleri “sınır kapılarında hayali ihracat girişimi”tespit ettiler diye yazıyordu.

Büyüktü vurgun.

Milyon dolarlar!

Milyar liralar!

Sıralanıp açıklanıyordu.

Gerçekte bir ihracat yapılmamıştı. Yapılmış gibi (hayali) gösterilmiş, devletten milyonlarca lira KDV iadesi alınmıştı. Bakanlık müfettişleri, bunu yapanları isim isim, belge belge saptamışlardı. Hayali ihracatçılara gümrük sınır kapılarında kimlerin kolaylık sağladığı, bakanlığın üst kadrolarında da kimlerin hayali ihracatçı çeteyi koruyup kolladığını yazmışlardı.

Ancak Bakan, izin vermemişti.

Dosya sümen altı edilmiş.

Görmedik. Duymadık.

Xxx

İşte bu olayın haber olduğu gün “Bakan oğlunun lüks otelde başını sokacak evinin bitmesini beklediği” haberi de yayınlanıyordu.

Bakan oğlu, gençti.

Yeni evlenmişti.

Nikah törenine Başbakan gelmişti. Meclis Başkanı gelmişti. Oğlanın babası zaten bakandı. Ayrıca 6 bakan daha nikah törene gelmişti. Nikahı da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kıymıştı.

Allah mesut etsin!

Gençlerin bahtı açık olsun.

Haberde yazdığına göre; nikahtan bir süre sonra Bakan Oğlu’nun annesi yani Bakan’ın eşi; facebook adlı sosyal paylaşım sitesine oğlu ile gelinin kaldığı Boğaz manzaralı Siwissoteli’nin rezidansının (lüks otel dairesi) fotoğrafını koymuştu.

Allah’ım şükürler olsun!

Türkiye bu günleri de gördü.

Belli ki Bakan’ın eşi gönümüzün zenginlik göstergesi sayılan “görün, anlayın biz kimiz, herkese duyurun” modasına uyarak oğlu ile gelininin “cicim aylarını” lüks otel rezidansında konaklayarak geçirdiğini ilan ediyordu.

Xxx

Bu otelde rezidansı dedikleri 2 artı 1 deniz manzaralı dairelerin günlük ücreti 850 Euora artı KDV tutuyor. Bu hesapla Bakan’ın oğlu ile gelini, taşınacakları ev bitinceye kadar, ayda 20 bin Euro ödeyerek otelde kalıyorlar.

Bu parayı kim verebilir?

Arap petrol şeyhleri verebilir.

Amerikan zenginleri verebilir.

Holding sahipleri verebilir.

Diktatörler verebilir.

Türkiye’nin Gümrüklerinden sorumlu bir bakan, milletvekili olamadan önce avukatlık yapan bir baba, yeni evlendirdiği oğluna “Evladım sen taşınacağın ev bitinceye kadar Swissotel rezidansında kal” diye bu kadar parayı verebilir mi? Üstelik bu bakan; yoksulların partisi olduğunu söyleyerek ve sürekli “Garip- Guraba-Fakir-Fukara” söylemi yaparak iktidara gelmiş bir partinin üyesiyse… Böyle bir partinin bakanı “oğlunu ve gelinini süper zengin hayatının gösterişçi lüks tüketimine”atabilir mi?

Xxx

Anlaşıldı ki dayanışma var.

Yeni evli gençler otelin deniz manzaralı (2 artı 1) dairesinde değil, Maçka semtine bakan (1 artı 1) küçük dairede kalıyorlar. Ayda da 20 bin Euro değil, otel idaresi dayanışma indirimi yapmış, ayda 5 bin Euro ödeniyor.

Tamam da, 5 bin de büyük para.

Bakan baba bunu ödeyemez.

Zaten bakan ödemiyormuş.

Varlıklı bir işadamı olan enişte Abdullah Çeker ödüyormuş.

Vergi listelerine baktım. En yüksek vergi veren ilk 100 kişilik listede Abdullah Çeker adına rastlamadım.

Vergi yoksa, kazanç yok.

Kazanç yoksa, bu ne bonkörlük!

Nereden gelir bu pınarın suyu!

Xxx

Bakan oğlunun otel parasını ödeyen işadamı enişte Abdullah Çeker’in varlığı nasıl oluştu?

Abdullah Çeker, ne iş yapar?

Ne üretir, ne satar?

Abdullah Çeker, bir mal üretirken bu malın üretiminde kullanılmak üzere dışardan mal ithal eder mi? Ürettiği malı, dış pazarlara da satar mı? Yani varlığına varlık katan işini yaparken Gümrük ve Tekel bakanlığı’na bağlı gümrüklere işi düşer mi? Diyelim ki, Abdullah Çeker’in gümrüklerle bir işi yok. Acaba gümrüklerle işi olanlara vidalanmış bir işi de mi yok?

Gümrük Bakanı susuyor.

Neden susuyor.

Açıklaması gerekir.

Sözcü

Necati Doğru: Savaş sınırdan içeri girdi!


Biz savaşa girmeden, savaş bize girdi. Dün de Suriye sınırında Türkiye topraklarına 16 bomba daha atıldı.
Bunun böyle olacağını kendisi aslında bir ekonomi profesörü olan Hurşit Güneş, 2 ay önce “ipatlı-kanıtlı” haber vermişti.

Ve azar işitmişti.

“Sen zabıta mısın?

Diye paylamışlardı..

Biliyorsunuz, Hurşit Güneş, muhalefet partisi (CHP) milletvekilidir. Bence bütün milletvekillerinden beklediğimiz “örnek olması bir araştırma yapmış, bulduklarını halka açıklamış, toplumu bilgilendirmişti.

gereken”

Xxx

Dış basın yazıyordu.

Başbakan gizliyordu.

Dışişleri Bakanı saklıyordu.

İktidar milletvekilleri duymuyordu.

Hurşit Güneş, Milletvekili olmanın gereği olarak Hatay’a gitti. Suriye’den Esad rejiminden kaçan sığınmacıların yerleştirildiği söylenen Apaydın Kampı’nın “niçin sınıra çok yakın adeta bitişik kurulduğu” sorusunu sorarak araştırmaya başladı.

Suriyeli komşularımız.

Ülkelerinden kaçıyorlar.

Belli ki zordalar.

Acı içindeler.

Onlara destek insanlık borcudur fakat bu kamp niçin sınıra 3 kilometre mesafede kuruldu. Bu kamp; “Esad rejimine karşı silahlı başkaldırı yapan Özgür Süriye Ordusu’nun komutanı Riyad El Esad’ın, Suriye Ordusu’undan kaçmış 30’dan fazla generalin karargahı olarak mı kullanılıyor?” diye sordu.

Milletvekili kampa girmek istedi.

Yasaktır dediler. Sokmadılar.

Xxx

Bir milletvekili Suriye’den kaçan acılar içindeki komşu ülke insanlarının kaldığı kampa sokulmuyor, bizzat Başbakan tarafından “Sen zabıta mısın?” diye azarlanıp paylanıyordu.

Anlaşıldı ki, burası kamp değil.

Karargah gibi kullanılıyor.

Esad’ı silahla devirmek isteyenler gündüz Suriye topraklarına geçip savaşıyor, gece dinlenmek, yaralarını sarmak ve güven içinde uyumak için Türkiye’deki kampa geliyorlardı.

Bütün dünya öğrendi.

Türkiye silahlı isyancıları koruyup, kolluyor, destekleyip, silahlandırıyordu.

Türkiye taraf oldu.

Xxx

Türkiye, Suriye’deki acıları dindirebilmek için “Hem Esad, hem Müslüman Kardeşler, hem muhalefet, hem Rusya, hem ABD ile konuşabilen ve bunların hepsinin kulak verebileceği bir arabulucu” olacakken, kimsenin ciddiye almayacağı bir taraf haline sokuldu. Katar’da yapılan son “Suriye’nin dostları toplantısında” Türkiye’nin adı sanı geçmedi.

Ve savaş geldi içeri girdi

Türkiye bombalanıyor.

Dün de 16 bomba atıldı.

Bu bombaları Suriye savaş uçakları ve helikopterleri atıyorsa Türkiye savaş uçakları neden Suriye uçaklarının sınıra bu kadar yaklaşmasına izin veriyorlar?

Anlamak zor.

Türkiye’ye bomba yağıyor.

Türk Ordusu ciddiye almıyor.

Burada bir yalan mı var?

Bombaları Esad’a bağlı Suriye Ordusu’nun uçakları değil de onlara karşı savaşan muhalifler mi atıyor?

Bilmek zor.

Xxx

Milletvekili Hurşit Güneş, yeni bir dikkatli çalışmasını toplumun bilgisine sundu: Cumhuriyet tarihi boyunca “örtülü ödenekten yapılan en büyük harcama” son 9 ayda yapılmıştı.

870 milyon TL.

Yüksek bir harcama.

Bir çok bakanlık bütçesinden fazla olan bu para nereye harcanmıştı.

Örtülü ödenek gizlidir.

Ulusal güvenlik için harcanır.

Açıklanmaz.

Ama harcama çok yüksekti ve milletvekili haklı olarak; “bu parayla silah alınıp Suriyeli muhaliflere mi verildi” diye soruyordu.

Bilgi veren yok.

Sözcü

Necati Doğru: Koltuk kavgasını yeni zenginler körükledi!


Devlet “çift başlı yönetilmez” sözleri işin propaganda cilası. Barikatın esnetilmesi de bahane.

İşin aslı koltuk kavgası.

Tepede iki koltuk vardı.

Parlamenter sistem; “zirvede çift başa ve iki koltuğa” izin veriyordu. Koltuklardan biri Cumhurbaşkanının, diğeri Başbakanın oluyordu. Herkesin koltuğunun hükmünün sınırı da yasalar da tarif ediliyordu.

Gururlanırısın.

Balkon konuşması yaparsın.

Zafer işareti gösteririsin.

Kuru koltuğa oturursun.

İngiliz Yazarı Oscar Wilde, kendi ülkesinin başbakanları ile kraliçesini eleştirirken;“dünyanın en kıymetli koltuğuna bile insan poposuyla oturuyor” diye yazmıştı. Ve “asıl bakılması gereken koltuğa oturanın kimi zenginleştirip koruduğudur” diye anlatmıştı.

Xxx

Bu analiz, evrensel.

Her topluma uyar.

Her ülke için geçerli.

Koltuğa oturanının arkasında kimler var; onu görmezsek, “barikatın gevşemesine” takılıp kalırız. 12 yıldır iktidardalar. Ülkenin serveti, mal varlığı, devlet mülkleri, Hazine imkanları el değiştirdi. 12 yılda “Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül zenginleri” oluştu.

Ülkenin yeni sahipleri oldular.

Cumhuriyetle oynuyorlar.

Niteliğini değiştiriyorlar.

İlkelerini tersyüz ediyorlar.

TÜSİAD’da toplanmış eski zenginleri sindirdiler, batırırız diye korkuttular, kaçırttılar. İşçi sınıfının zaten gücü tırpanlanmıştı. Askerler de “Balyoz ve Ergenekon” etiketli kurgulanmış davalarla çökertildi.

2023 hedefleri belirlendi.

Türkiye AB’ye girmeyecek.

Saydamlık gelmeyecek.

Yolsuzluk gizlenecek.

Yeni zenginler rahat ettirilecek.

Xxx

Bunun için; 1950’den buyana süregelen “parlamenter sistemden” vazgeçilip tepedeki “iki koltuğun” yetkilerinin “Tek Adam’a verileceği” model olan“Başkanlık Sistemine” geçilmesine karar verildi. Tepedeki büyük koltuğu (başkanlık) “Tek Adam” dolduracak. İkinci koltuğa(başbakanlık) kimin oturacağını da yine “Tek Adam” seçecek.

Dönüşüm başlayacaktı.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül zenginleri; yolları beraber yürümüş, beraber yenilmiş, iktidar nimetleri beraber paylaşılmış; 12 yılın sonunda “sen fazla yedin bana az pay verildi, devletin imkanları onlara çok aktarıldı, bize damlası kaldı çatışmasına” düşülmüş olmalı.

Dönüşümü zorlayan buydu.

Pasta kavgası.

Tek Adam olsun.

Bizden olsun.

Pasta bize kalsın.

Xxx

Tahminler dumanlıdır.

Asıl olan gerçektir.

Tayyip Erdoğan ezer geçer diyenler çoğunlukta; Abdullah Gül’ü yabana atmayın, onun da zenginleri güçlü.

Yedirmezler.

Gül’ün potansiyeli var.

ABD’de Hocaefendi!

Boş oturacak değil.

Tayyip Erdoğan’ı tutan yeni zenginler varsa Abdullah Gül’ü de destekleyip beğenen yeni zenginler de oluştuğu için olsa gerek; Kamu Deneticiliği Yasası kapsamında yapılacak “Başombudsmanlık” seçiminde ilk çekişme yaşanacak.

Abdullah Gül’ün adayı (Durmuş Yılmaz) ile Tayyip Erdoğan’ın adayı (Nihat Ömeroğlu) “Başombudsman olmak için” yarıcaklar.

KUTU

(uyan borusu)

Van Bayram

Otel’de

ölen gazeteciler!

9 Kasım 2011’de meydana gelen ikinci depremde; Van-Bayram Otel’de 24 insan hayatını yitirdi. Birinci depremden sonra; bizzat bakanlar tarafından otelin güvenilir yer olarak gösterilmesinin üzerinden 15 gün geçmeden otel yıkıldı. Ölenler arasında 2 gazeteci de vardı. Soruşturmayı yürüten Savcılık, sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında yargılama yapılabilmesi için TBMM kararı gerektiğini belirterek; Van Valisi, AFAD Merkezi görevlileri ve Van İli AFAD görevlileri için dosyayı Yargıtay Başsavcılığına göndermişti. Bayram Otel’de hayatını kaybeden gazeteciler Sebahattin YILMAZ ve Cem EMİR’in Aileleri ve Avukatları, “adalet arayışlarını sürdüreceklerini” açıkladılar.

Sözcü

Necati Doğru: Bütün savaşlar böyle başlar!


Kendi içindeki “bölünme belasını” savuşturamamış bir ülkenin, komşusuyla savaşa girmesi çocuk oyuncağı değil.

Anlamak zorundayız.

Bu bizim savaşımız olamaz.

ABD’nin ve AB’nin savaşı.

Güçlerini birleştirmiş dünyanın bu iki süperi, içinde bizim ülkemizin de bulunduğu coğrafyadaki petrol, doğalgaz, su kaynaklarını önümüzdeki 100 yılda da kontrol edip yönetmek, iç pazarları kendi ana şirketlerinin sömürü alanı altında tutabilmek için“Ortadoğu’da ülke haritalarını değiştirme” planı yaptılar.

Ülkelere fitne sokulacak.

Fesat yuvaları kurulacak.

Türk, Arap, Kürt, Yahudi, İslam, Hıristiyan, Sunni, Alevi diye bölünüp, birbirlerine düşürülecek.

Birbirlerini boğazlayacaklar.

Ülkeler 2’ye 3’e bölünecek.

Xxx

Saddam gibi, Kaddafi gibi, Esad gibi “yıpranmış diktatörler ”, son kullanma tarihleri bittiği için, gidecek. Ellerindeki petrolü, doğalgazı, su kaynaklarını, tarım topraklarını, iç pazar genişlemesinden doğacak yüksek kar olanaklarını ABD ve AB şirketlerine sunmaya razı Barzani gibi, Suudi Kralı Abdullah bin Abdül Aziz gibi, Bahreyn Kralı Hamad bin İsa el Halifa gibi, Abdullah Öcalan gibi, Tayyip Erdoğan gibi “Amerikancı Tek Adamlar”, yeni haritalara bölünmüş Ortadoğu coğrafyasında desteklenen yeni liderler olacaklar.

ABD’nin yanında!

AB’nin telkini altında!

Yeni haritalar yapılacak.

İşleyen bu plandır:

Türk askeri uçağı vurulur.

Suriye sivil uçağı indirilir.

Barzani kongrede alkışlanır.

Öcalan’dan yeni Oslo izni alınır.

PKK saldırıları hemen durur

Suriye topuyla Akçakale vurulur.

Türk topuyla Suriye dövülür.

Savaşa böyle girilir.

Xxx

Birinci Dünya Savaşı.

İkinci Dünya Savaşı.

Vietnam ve Kore Savaşı.

Afganistan savaşı.

Irak’ı işgal savaşı.

Libya iç savaşı.

Hep böyle başladı.

Her savaşla harita yenilendi.

Anlamak zorundayız.

ABD’den istihbarat geldi.

Rusya Başkenti Moskova’dan “askeri malzeme yüklü” sivil Suriye uçağı, Ankara’ya indirildi. Rus lideri Putin, bu pazar (14 ekim günü) Ankara’ya yapacağı 6 ay önceden planlanmış, ziyareti erteledi.

Xxx

Türkiye’nin ilkesi vardı.

Türkiye “İstiklali tam” olacaktı.

Ne ABD’ye uydu.

Ne Rusya’ya kukla.

Bağımsız Türkiye!

“İstiklali Tam” bu demekti.

Türkiye, “Bağımsızlığını” bütünüyle kaybetti, “ABD’ye sorgusuz, sualsiz “bağlandı. Şimdi “Ortadoğu ülkelerini bölüp yeni haritalar yapma savaşında”Amerika’dan daha Amerikancı bir iştahla gidiyor.

Bütün savaşlarda aynıdır.

Zalim Esad’dan kaçanlara insani ve vicdani yardım diye yola çıkıp, silahlı Suriyelileri besleyip korumakla başlar.

Savaşa girdik sayın.

AB’den sorumlu ve ABD pasaportlu bakan Egemen Bağış’ın “Suriye’nin işini 1 saatte bitiririz” horozlanmasının arkası “Rusya’nın Türkiye’ye doğal gaz vanalarını kapatmasıyla” gelir.

KUTU

(uyan borusu)

Türk’ün topuyla

Esad’ı vurma!

CHP Milletvekili Refik Eryılmaz, Suriye Cumhurbaşkanı Esad ile görüşmeye giderken yanında Aydınlık Gazetesi Ankara Temsilcisi İsmet Özcelik’de vardı. Beşar Esad, İsmet Özçelik’le yaptığı söyleşide; ”Akçakale’ye atılan topların muhaliflerin bombası olabileceğini” söyledi. Yani Türkiye’yi Suriye ile savaşa sokmak isteyen silahlı Esad karşıtları, Türkiye’ye topraklarını havan ve roketle vurup kışkırtma yaparak; “Türk’ün topuyla Esad’ı vurma planı” yapmış olabilirler. Savaş çıkartmak isteyenler her şeyi yapmayı hak sayar.

Sözcü

Necati Doğru: President Tayyip kapısı açıldı! /// CC : @Ulusal_Kanal @halilnebiler @AydinlikGaze te @avarbanu


Siyasette “kurnazlık, zekanın ana bir baba ayrı kardeşidir” derler. Bir düşünür de “İnsan çöküşüne yakın büyüklüğe kapılır” diyor.

Hayırlı olsun!

AKP kongresi dün yapıldı.

Yenilikler göz kamaştırıcıydı.

Diğer parti kongrelerinde “parti başkanına” yapışarak yürümeler, omuzlamalar, boynuna sarılıp öpmeler, itişip kakışmalar, kulağının dibinde “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye slogan bağırmaları bitiren bir yeni tarz bulunmuştu.

Xxx

Ben TV’den izledim.

Kongre yapma çağ atlamıştı.

Bir podyum (defilelerde mankenlerin yürüdüğü çıkıntılı mekan) yapılmış, üzerine kırmızı halı serilmişti. Parti Başkanı Tayyip Erdoğan ve eşi, bu podyumda birlikte, her üç adımda bir, iki yana konulmuş vazolar içinden kırmızı karanfil demetlerini alıp kongreye katılan partililere atılar.

Defile gibi kongre yapıldı.

Diğer partilere örnek olsun.

Xxx

AKP Başkanı ve Başbakan, bol şiirli, Allah, Peygamber, Sultan Alpaslan söylemli, şehitleri rahmetle anan, Aşık Veysel’in sesinden “uzun ince bir yoldayız”dinletmeli 2 saati aşan konuşmasında; “siyaset ikbal kapısı değildir” vurgusu yaptı.

Siyaset geçim arıcı olmamalıydı.

Servet yapma aracı yapılmalıydı.

Makam, mevki tutma aleti değildi.

Millete hizmet davası olmalıydı.

Xxx

Çok güzel sözlerdi bunlar!

Lafta da kalmamalıydı!

Partisinin defile özenine kavuşturulmuş kongresinde Başbakan kürsüde “siyaset ikbal (mevki-makam sahibi olma, servet yapma aracı) kapısı değildir” diyor fakat kendine “President Tayyip kapısını” aralıyordu.

President: Başkan.

Vice President: Başkan Yardımcısı.

ABD Başkanı’na “President Obama” deniyor.

Onun seçtiği yardımcısı ise “Vice President” diye çağrılıyor.

Türkiye Amerikan sistemine geçiyor.

Xxx

Bu kongrede görüldü ki, halka söylenildiği gibi “3 dönem üst üste milletvekili, bakan, başbakan, belediye başkanı olanlar siyasetten çekilip koltuklarını gençlere bırakarak bir hücre yenilenmesi” yapmıyorlar.

Bakanlar 1 yıl mola veriyor.

Milletvekilleri 1 yıl ara veriyor.

Fakat siyasetten kopmuyorlar.

Başbakan ise hiç mola vermiyor.

Türkiye başkanlık sistemine yani “President Tayip ve Vice President Numan”yönetimine geçiyor. Başbakan, “Biz millete hizmeti o kadar çok seviyoruz ki, bizim molamız bile millete hizmet için” diyor.

Xxx

Tayyip Erdoğan, HAS Partiyi kapatmadan önce kendisine “İsrail ve ABD ile bir oldun Müslüman kanı akıttın… Harun gibi geldin Karun oldun…” diyenNuman Kurtulmuş’u partisine aldı.

Cuma günü “camiye beraber” gittiler.

Abdullah Gül’ün önünü kestiler.

Tayyip birinci adam.

Numan ikinci adam.

President Tayyip.

Vice President Numan.

Tayyip Erdoğan, “siyaset ikbal kapısı olmadığı” için Başbakanlığı bırakacak fakat “molamız bile halka hizmet için” diyerek “hem cumhurbaşkanlığını ve hem de başbakanlığı kendi elinde” toplayacak.

Siyasette kurnazlık.

Alkışlasın Millet!

Özür: Dünkü yazıda Lozan Antlaşması tarihini 23 Ağustos 1923 diye yazdım. 24 Temmuz 1923 olacak.

KUTU

(uyan borusu)

Bakan’ın damadı!

İki hafta önce yayınlanan ve herkesin duyduğu habere göre; Şehircilik BakanıErdoğan Bayraktar’ın damadı işadamı Murat Barış, içinde 500 bin TL dolu çantayı park yerinde arabasında bırakmış, banka şubesine para çekmeye gitmişti. Hırsızlar arabasındaki çantayı çalıp kaçmıştı. 8 bin TL’nin üstündeki bütün ödemelerin banka yoluyla yapılması yasa gereğiyken Bakan’ın damadı niçin 500 bin TL’yi çantasında taşıyordu? Bu paranın vergisi ödenmiş miydi? Maliye Bakanlığı bu konuları araştırdı mı?

Sözcü

Necati Doğru: Enstrüman Apo! /// CC : @siring


Ordu çökertilmeden çok önceydi. Çökertilmesi ihtimali de şeytanın bile aklına gelmeyecek kadar uzaklardaydı.

Yıl: 1984.

Apo, ilk silahlı eylem başlattı.

Türk ordusu güçlüydü.

Ordu darbe yapmış, yönetimi bırakıp kışlasına çekilmişti. Ordunun yönetimde kaldığı üç yıl içinde desteklediği, koruduğu, akılına fikrine ve Amerikan bağlantılarına güvendiği için ekonomiyi teslim ettiği teknik bir adam, siyası parti kurmuş, yüksek oy almış Başbakan olmuştu.

Başbakan, konuştu.

“Haylaz çocuk” dedi.

Komşusunun bahçesinden erik çalan çocuk var ya “Apo’nun yaptığı da bahçeden erik çalan haylaz çocuğun durumuna benziyor” diye özetleyeceğim bir tavır sergilendi.

Silahlı kalkışma kim!

Bu haylaz oğlan kim!

“Çekersin kulağını” diye düşündüler ama haylaz oğlan durmuyordu. Kurşunlamaya, asker öldürmeye eylemini “korkutma-sindirmeye odaklı teröre”dönüştürüyordu.

“Terörist bu” dediler.

Haylaz oğlan, “Terörist Apo” oldu.

Xxx

Terörist Apo, yakalanamadı.

Korunuyordu. Güçlendi.

Mayın döşemeyi öğrettiler.

Daha çok asker öldürüyordu.

Taraftar da bulmaya başladı.

Ordu “Bölücübaşı Apo” dedi.

Taraftarları aynı görüşte değildi.

“Biji Apo” diye bağırdılar.

Posterini, bayrağını astılar.

Ordu, karşısında “bahçeden erik çalan” biri değil dış ve iç bağlantıları olan ciddi bir kalkışmanın bulunduğunu anlamıştı.

Ordu, işi ciddiye aldı.

Biji Apo, Türkiye’de tutunamadı. Suriye’ye Beka vadisine gitti, “vur-kaçla terörü sürdürmeye” devam ederken medyadan çok ünlü, çok birikimli meşhur gazeteciler Beka vadisine gittiler söyleşiler yaptılar.

“Başkan Sayın Apo” diye yazdılar.

“Serok (başkan) Apo” oldu.

Ordu henüz çökertilmemişti. Komutanlardan biri Suriye Sınırı’na kadar gitti, “6 saat içinde Halep’ten girer, Şam’dan çıkarız” diye dünya basınına açıklama yaptı.

Suriye yönetimi uyarıyı aldı.

Serok Apo’yu Suriye’den attı.

“Kaçak Serok Apo” oldu.

Moskova’ya gitti.

Rusya istemedi.

Atina’ya gitti.

Yunanistan istemedi.

Roma’ya gitti.

İtalya istemedi.

Kaçak Başkan Apo yakalandı (ABD’nin yakaladığını söylediler) Türkiye’ye teslim edildi.
Yargılandı.
Ömür boyu hapse mahkum oldu.

İmralı Adası’nda hapse konuldu.

Yıl 2002 olmuştu

Ordu terörü sıfırlamıştı.

Xxx

Apo da “beni Türkiye kullansın” türü laflar etmeye başlamıştı.
“Apo, Kemalist oldu..” diye yazılmıştı.

Ada’ya avukatlar gitti.

Zaman da yürüdü gitti.

ABD ordusu Irak’ı işgal etti. Apo’nun 1984’de asker kurşunlayarak kurduğu örgüt Kuzey Irak’da çöreklendi. Terör yeniden hızlandı. ABD ordusu PKK’ya fiske bile vurmadı. ABD Savunma Bakanı, Kandil’e yürüyen Türk Ordusu’nun önünü kesti. AB’den gelen heyetler önce Dıyarbakır’a gidip görüşmeler yaptılar, sonra Ankara’ya“durmayın açılım yapın…” dediler. Şehit sayısı yükselmeye başlarken Türk Ordusu da “Balyoz-Ergenekon-Kafes” davalarıyla çökertilme sürecine sokuldu.

Ve “Analar ağlamasın” yapıldı.

Bütün dikkatler İmralı’da “yeniden Serok (Başkan) ilan edilen Apo”nun ağzından çıkacak sözlere endekslendi.

“Ana ağlatmayacak Apo” oldu.

Yeni anayasa yazılmasına başlandı. Görüşlerine başvurulan “Anayasacı Apo”oldu.

Şehit sayısı günde 10 çıktı.

Yaralı sayısı da 50’ye…

Xxx

Oslo… Oslo…
Yeniden Oslo…

Sesleri yükseldi.

Balyoz davası karara bağlandı.
5 bin yıl hapis çıktı.

Oslo görüşmeleri yeniden başladı.

Başbakan, “İmralı ile yine görüme olabilir” dedi. Adalet Bakanı, ”Bir devlet, karşı karşıya olduğu sorunu çözmek için elindeki enstrümanların hepsini kulanır” diye yeni açılım yaptı.

1984’de haylaz oğlan.

2012’de hayırlı enstrüman.

Ordu iyice çökertildi.

“Apo, enstrüman” oldu.

Ya haritada anlaşma oldu.

Ya da kargalar bile güler.

Sözcü

Necati Doğru: Hormonu patladı!


Hormonun patladığının ilk işaretleri zamla, vergiyle ve “Nevşehirli patates çiftçilerinin” ürettikleri patatesleri yola dökmeleriyle geldi.

Çiftçi hem döküyor.

Hem anlatıyor.

“İşte 1 kilo patates.

Tarladan yeni söktük.

30 kuruşa mal ettik.

10 kuruşa satamıyoruz.”

Tarzan zor durumda: Patates üreticilerine, “Be Allah’ın çiftçisi, sen patatesi 30 kuruşa mal etmişsin. Fiyatlar pazarda 10 kuruşa düşmüş. Pazar ekonomisinde fiyat iner, çıkar. Patatesin ne günahı var, yola döküyorsun?” diye anlatamıyor.

Anlatamaz.

Çünkü dilleri hormonlu.

Söz gelimi; “patates fiyatı artınca benim sayemde” diyor “ekonomiyi iyi yönetiyoruz. Senin patates para ediyor, kazanıyorsun.” diye oy isteyip alıyordu.

5 kurtarıcı Tarzan.

Bir oldular.

Türkiye’yi hormonladılar.

Bütün Cumhuriyet tarihinde “en yüksek ekonomik büyümeyi biz gerçekleştirdik, biz 5 süper Tarzanlarız” havası verdiler.

Sonunda hormon patladı.

5 Tarzan’ın havası iniyor.

Xxx

Baş Tarzan Başbakan Tayyip Erdoğan. İkinci Tarzan Ekonomiden sorumlu BakanAli Babacan. Sonra Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı geliyor. Onu Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Tarzan izliyor. Ve “2003’den buyana beşinci teşvik paketini çıkarmak” zorunda kalmış iktidar bakanı olduğunu unutup, “ithalatı benim ölmüş mezardaki babam mı patlattı?“ sorusunu sorarak ve “2 yıl aradık taradık yerli otomobili üretecek bir babayiğit bulamadık”garibanizmine teslim olup kendini kurtarmaya çalışan ihracat bakanı Zafer Çağlayan Tarzan.

1 hormonlu ekonomi!

5 süper Tarzan’ı foslattı.

Çok zorlanıyorlar.

Zam üstüne zam yapıyor.

Zengini kolluyor.

Fakiri eziyorlar.

Vergi üstüne vergi bindiriyorlar.

Daha 6 ay öncesinde TV’lere çıkıp, “Avrupa’nın liderleri Türkiye’nin Çin’i yakalayan ekonomik büyümesini gıpta ile seyrediyor” diyen “5 süper Tarzan”ımız şimdi birbirlerine düştüler.

Biri öbürüne:

“Frene çok bastın” diyor.

Öbürü diğerine:

“Yuvarlarınız” cevabı veriyor.

Üçüncüsü dördüncüsünü; “Çok zam bindirdin” diye suçluyor. Dördüncüsü de beşinciye: “Bu benim değil hükümetin zammı” yanıtını veriyor.

Xxx

5 süper Tarzan.

10 yıldır iktidarlar.

5’i de ekonomi dahisi geçiniyordu. Ne kadar borçlanabileceklerini, nereye kadar vergi koyacaklarını, bütçe açığı hedefini nasıl tutturabileceklerini bulamadılar. Dünya Bankası’ndan kurtarıcı diye gönderilen Kemal Derviş’in bıraktığı yerde (2001 Programı) kaldılar. Yüksek faizle sıcak hoppa para ve yüksek dış borç çekip ekonomiyi hormonladılar.

Büyüme yükseldi.

Cari açık patladı.

Büyümeyi frenlediler.

Bütçe açığı patladı.

Zenginden vergi almadılar.

Zenginden borç aldılar.

Hormonları patladı.

10 yıldır halkı adattılar. En son “Helal Tahvil” (Sukuk) diye borç senedi çıkardılar. Bu senedi alarak Türkiye’ye borç para veren yerli ve yabancı zenginlere “faiz değil de kar payı ödeneceğini” söyleyip tövbe tövbe Allah’ı da aldatmaya kalktılar. Borç aldığın paraya ister faiz öde, ister kar payı ne değişir? Hormonlu büyümede; şarap şişesinin üstüne “şıra” yazınca “haram şarabın içmesi” helale dönüşüyor.

KUTU

(uyan borusu)

Neşet Ertaş’a

ikiyüzlülük!

Gerçekten onu seven, sazının ve sözünün değerini anlayarak dinleyenlerin acısını, feryadını anlıyorum. Onun “ölümünün üzerinden” üzüntü dile getiren Başbakan’ı, Bakan’ları, iktidardan olsun, muhalefetten olsun milletvekillerinin yaptığı ikiyüzlülüğü anlıyamıyorum. Onlar, “telif hakları kanun teklifini” Meclis’in raflarında tozlandırıp çıkartmayarak Neşet Ertaş’ı 23 yıl çok sevdiği Anadolu’dan koparıp 23 yıl Almanya’da kalmaya mahkum ettiler.

Sözcü

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: