Etiket arşivi: pkk

PKK SEMPATİZANI KEMAL BURKAY’DAN İNCİLER : PKK içerinde Ergenekon’un kolu var!


Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par) Genel Başkanı Kemal Burkay, Türkiye’de askeri vesayetin sona erdiğini belirterek, ancak terör örgütü PKK’nın silahlarının, Kürt siyaseti üzerinde vesayetine devam ettiğini söyledi. PKK içerisinde Ergenekon’un bir kolu olduğunu vurgulayan Burkay, BDP’nin özgürce siyaset yapamadığını ifade etti.

BDP’nin, Kandil ve İmralı’dan gelen talimatlara göre hareket ettiğini dile getiren Burkay, "Farklı sesler yükseldiğinde ise PKK tarafından susturuluyor. Silahların gölgesinde özgürce siyaset yapılamaz. Oysa talepler silahsız dile getirilmeli." dedi.

Kanal 5’e konuk olan Burkay, geçmişte açlık eylemlerinden dolayı bir çok insanın hayatını kaybettiğini hatırlatarak, böyle ansızın açlık grevine gitmenin insanın kendi kendisine yaptığı bir işkence olduğunu kaydetti. Gençlerin hayatlarının tehlikede olduğuna dikkat çeken Burkay, "İnat ile sonuç alınmaz. Bu kabul edilemez bir durum. Sesleri duyuldu ve belli adımlar atılıyor. Kamuoyunda duyarlılık var. Artık açlık grevleri sona erdirilmelidir." diye konuştu.

PKK İNSAN HAYATINA ÖNEM VERMİYOR

"PKK, pek umut vermiyor. İnsan hayatına değer veren bir örgüt değil." diyen Burkay, şöyle devam etti:

"BDP, etkilerini kullanmalıdır. ‘Devam edin’ şeklinde tavır takınmamalıdır. Ölümlerin gelmesi soruna çözüm sağlamaz, aksine gerilimi yükseltir. Olaylar iyice karmaşık hale gelir."

PKK İÇERSİNDE ERGENEKONUN KOLU VAR

Ergenekon davasında tanık olarak ifade veren Şemdin Sakık’ın; Doğu Perinçek, Yalçın Küçük ve Ergenekon hakkındaki iddialarını da değerlendiren Burkay, "PKK içerisinde Ergenekon’un bir kolu olduğundan şüphem yok. Ergenekon, 1950 yıllarında kurulan kontrgerillanın devamıdır. NATO tarafından kurulan Gladio’dur. Özel Harp Dairesi’ne hizmet etti, Ergenekon adını aldı ama kuruluşu kontrgerillaydı. Sadece devletin kurumları içerisinde değil, sağ ve sol örgütlerin içine de girmişti. Bunlardan biri de PKK’dır. Perinçek ve Küçük olayı hayli ilginçtir. Perinçek, bir dönem ‘PKK’ya destek vermeyen Kürtler bölücüdür’ diyordu. Yalçın Küçük de farklı değil. İşin içerisinde çok derin bağlar var. PKK ile ilişki kurulurken ince hesaplar var. Bunlar tam olarak açığa kavuşmadı. Fırat’ın ötesindeki Ergenekon eylemleri açığa kavuşursa çok şey anlaşılır." şeklinde konuştu.

KÜRTLERİN ŞİDDETE SARILMASI HİÇBİR ÇÖZÜM GETİRMEDİ

"Kürt sorununun çözümü için öncelikle şiddet eylemleri terk edilmeli, silahlar susmalıdır." diyen diyen Burkay, şöyle dedi:

"Silah ile bir çözüm sağlanamaz. Çok büyük bedeller ödendi. Kürtlerin şiddete sarılması hiçbir çözüm getirmedi. Devletin inkâr politikaları da çözümsüzlük üretti. Hepimiz artık ders çıkartmalıyız. Şiddet ile sonuca varılamayacağı görülmeli ve sağduyu hâkim olmalıdır. Son yıllarda hükümet ciddi reformlar yaptı. Eksiklikler olabilir ama sonuçta var olan iyileşmeler görülmelidir. Gerilimden uzak durulmalıdır. Sonra reform süreçlerinde ciddi provokatif olaylara tanıklık ettik. Statükodan yana olan çevreler, hükümete geri adım attırmak için her yolu denedi. Oslo süreci, Habur olayı ve sonrasında yaşananlar bunun göstergesidir."

ÖCALAN BYPASS EDİLDİ

Hükümetin önemli iyileştirmelere imza attığına dikkat çeken Burkay, askeri vesayetle mücadele edildiğini ve başarılı olunduğunu ifade etti. Bu olumlu gelişmelerin bile eleştirildiğini, hatta soldan bile değişime tepki geldiğini anlatan Burkay, "Oysa sol, değişime açık olmalıdır. Ama aksini gördük. Bir devrim olmasa da demokratikleşme yolunda ciddi adımlar atıldı ve atılan adımlar halktan yanaydı. Bu süreçte Kürtler de bir bütün olarak olumlu davranamadı. Bu değişime karşı çıktılar. Atılan iyi adımları tuzak olarak göstermek istediler. BDP, CHP gibi TRT Şeş’e karşı çıktı. PKK, insanları tehdit etti. Toplumun beklentilerinin aksine gelişmeler yaşanmasına neden olundu. Kaldı ki PKK halk savaşı tezine sarıldı. Bu tez sürüldü ortaya. Hedeflerinin de açıkça AK Parti olduğunu deklare ettiler. Silahların susması beklenirken, PKK aksi bir duruş sergiledi. PKK süreç içerisinde Öcalan’ı bile bypass etti. Bu gelişmeler ile diyalog ortamı darbe yedi. Tabi bu durumda hükümetin duruşu da sertleşti. Geçmiş hükümetlerle kıyaslarsak çözüm için en önemli adımları bu hükümet attı. Ama stratejiyi, AK Parti’yi yıkmak üzerine belirlemek doğru değildir. Kaldı ki önceki dönemlerde yaşananlar var. Sistematik işkenceler, köy boşaltmalar ve faili meçhuller… Onlar bu dönemde sona erdi. Geçmiş dönemleri unutmamak lazım. AK Parti düşmanlığı üzerinden siyaset yapılmamalı. Gerçekçi olmak zorundayız." dedi.

BDP İÇİNDE FARKLI SESLER SUSTURULDU

Hükümetin, askeri vesayet ile ciddi bir mücadele içine girdiğini belirten Burkay, ancak bu süreçte terör örgütü PKK’nın silahlarının Kürt siyaseti üzerinde vesayetine devam ettiğine dikkat çekti. Bunun, Demoklesin kılıcı gibi halen durduğunu dile getiren Burkay, "BDP, özgürce siyaset yapamıyor. BDP, Kandil ve İmralı’dan gelen talimatlara göre hareket ediyor. Farklı sesler yükseldiğinde ise PKK tarafından susturuluyor. Silahların gölgesinde özgürce siyaset yapılamaz. Oysa talepler silahsız dile getirilmeli. Silahlar dışında siyaset yapılsa Kürtler daha memnun olur. Çok acılar çekildi. Artık bu acılar sona ermeli." ifadelerini kullandı.

GENERALLER ORTADAN KALDIRILDI

"Fırat’ın ötesinde sadece Kürtler öldürülmedi. Oradaki çete ile ters düşen generaller ve albaylar da ortadan kaldırıldı." diyen Burkay, şöyle devam etti:

"Bugün savcıların olayları incelediğini görüyoruz. Bu, çok önemli… JİTEM mutlaka ortaya çıkartılmalıdır. Çok geç kalındı. Çeteler ve JİTEM ortaya çıkartılmalıdır. Kontrgerilla eylemleri, Özal suikastı, Eşref Bitlis olayı, Bahtiyar Aydın, gazeteci ve aydınlara yapılan suikastlar devlet sırrı gibi saklanıyor. Bu nasıl sırdır ki cumhurbaşkanına suikast, Gaffar Okkan’a yapılan saldırı açığa çıkartılmıyor. Büyük bir tuzak var. Bu tuzak Kürt sorununun çözümsüzlüğe itilmesidir. Bu tuzağı bozmak, Fırat’ın ötesindeki yapıya ulaşmak ile mümkündür. Nasıl ki Özal bu konuyu çözmek için uğraştığında 33 er olayı oldu, suikast girişimi yaşandıysa benzer tuzakları yaşamaya hep devam ettik. Belli ki çözüm istemeyen iç ve dış yapılar var. PKK’nın ve devletin derinlerinde çatışmalardan faydalananlar var. Gerçekler ortaya çıkartılmalı ki yangın sönsün."

PKK SEMPATİZANI WEB SİTESİ SEROKATİ’DEN AÇLIK GREVLERİYLE İLGİLİ İNCİLER


Zulüm Olağanlaştıkça Zalim Sıradanlaşır – Amed Dicle

14 Kasım 2012

17 yaşında H.D. Mardin Mazıdağlı.

17 aydır tutuklu ve şimdi Şakran Aliağa Gençlik ve Çocuk Kapalı Cezaevi’nde, bir hücrede tutuluyor. Yaklaşık iki ay sonra duruşması var ve hakkında 15 yıla varan hapis cezası isteniyor.

***

H.D, Mazıdağ’da çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu. 13 kardeşten beşincisi. Babasının 3 kuzeni gerillaya katılmış, biri yaşıyor diğer ikisi ise değişik tarihlerde yaşamlarını yitirmişler.

Maddi sebeplerden dolayı ilkokuldan sonra okulu bırakıp ailesine çobanlık yapmaya başlayan H.D, mesai saatlerinin çoğunu kitap okumakla geçirdiği için bu işte pek de başaralı olamıyor. Küçük kardeşi okumaktan vazgeçince, tekrar okul yolunu tutuyor. Kızıltepe’de okuyor ve Makine Mühendisi olmak istiyor.

Hatırlarsınız, Haziran 2011 seçimlerinden sonra Hatip Dicle’nin vekilliğinin iptal edilmesi tüm Kürdistan kentlerinde olduğu gibi Kızıltepe’de de yoğun bir şekilde protesto edilmişti.

H.D’nin bu eyleme katılıp katılmadığını bilmiyoruz. Ancak eylemin olduğu yerden değil, kendisinin de anlatmaya çalıştığı gibi, ‘hazır bulunmadığı, katılmadığı bir gösteriden sorumlu tutularak’ bir grup arkadaşıyla, başka bir yerde, bu eyleme katılmaktan gözaltına alınıyor.

H.D’yi gözaltına alan polisler, kendisine karşı kullanabilecekleri hiçbir delil bulamayınca, diğer çocuklar aleyhine ifade vermeleri için bu çocuklara baskı uyguluyor ve iki çocuğa zorla polislerin hazırladığı ifadeler imzalattırılıyor.

Savcı, Terörle Mücadele Kanunu’nun 2. Maddesi’nde yer alan, “Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırırlar” maddesi üzerinden dava açmak istiyor.

Ancak bu maddeden dava açılması için çok ‘küçük’ bir sorun var. H.D henüz 16 yaşında. H.D henüz çocuk.

Tabi yapılmamış iş değil, H.D’nin yaşı büyütülüyor. Mahkeme kararıyla Adli Tıp’tan H.D’nin 18 yaşında olduğuna dair bir rapor hazırlanıyor ve dava süreci başlıyor. Aleyhine zorla ifade veren çocuklardan biri geri çekiyor ifadesini. Diğeri ise, “Gerillaya katılıyorum…” diyerek ayrılıyor evinden.

H.Dise, 5 ay önce Mardin Cezaevi’nden, Şakran Cezaevi’ne gönderildi. Annesi, babası ve kardeşleri, 5 aydır onunla görüşemiyorlar. Mardin ve İzmir çok uzak kentler ve ailenin bu kadar yolculuğu yapabilecek maddi imkanı yok.

Türkiye ve Kürdistan zindanlarında açlık grevleri eylemi başladığında, H.D babasını telefonla arayarak açlık grevine gireceğini açıklıyor. Babası, “Oğlum çok zeki, inançlı ve kararlı biri olduğu için ikna etmeye çalışmadım. Çünkü yaşam karşısında da mücadeleci ve ne yaptığını bilen biri” diyor.

H.D, açlık grevine 3 kişilik hücresinde başladı.

Yanında, 15 yaşındaki hücre arkadaşı Cizreli U.D da vardı. H.D, açlık grevine başlayınca o da katıldı. Cezaevi yönetimi grevde olan bir çok tutsak gibi onları da tek kişilik, ayrı hücrelere yerleştirdi. Telefon, mektup ve akla gelebilecek her türlü iletişim hakları gasp edildi.

Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dernekleri Federasyonu yöneticileri, avukatlar ile iletişime geçip çocukların ikna edilmesi için yoğun çaba harcadılar. Avukatlar ile ortak çalışma yapıp çocukları ikna etmeye çalıştılar olmadı kurum olarak fax gönderdiler, ancak H.D ve U.D açlık grevini bırakmadı. Cezaevi yönetimi onları yemek yemeğe özendirmeye çalıştı, psikolog ile telkinde bulundu ancak ‘ikna’ olup eylemi bırakmadılar.

Ve eylemlerinin 21. gününde federasyonun talebi ile BDP Grup başkanvekili Pervin Buldan bizzat cezaevine gidip çocuklar ile görüşerek onları ikna etti ve eylemi bıraktılar.

Ancak Türk Başbakanı Erdoğan’ın konuşmalarından sonra açlık grevleri kitleselleşti ve H.D, U.D ve aynı yaşlarda 3 çocuk daha bir kaç gün önce yine açlık grevine başladılar.

***

Türk Devleti’nin, bu çocuklara yaptıkları reva mı? Neden bu eza?

Bu devlet, hangi gerekçe ile çektiriyor bu ızdırabı onlarca diğer Kürt çocuk gibi, H.D ve U.D’ye?

13 yaşındaki Ceylan’ı, 12 yaşındaki Uğur’u, 8 yaşındaki Enes’i, Roboskili 34 çocuğu öldüren devlet, H.D ve onun gibi binlerce çocuğa bu zulmü yapar. Yapar, çünkü kendi varlığını bu çocukların bir şekilde ‘yok edilmesine’ bağlamıştır.

Seyid Rıza’nın oğlunun yaşını büyüterek idam eden, H.D’nin yaşını büyüterek zindanlara atan Türk devleti, Kürt çocukların hayatları üzerinden Kürt ulusunu filizlerinden itibaren tutsak ede gelmiştir.

Ama asıl sorgulanması gereken konu; Türk Devleti’nin bu sistematik zulmü yapıyor olması değil, Dersim’den Kızıltepe’ye tüm Kürdistan’ı kapsayan bu zulmün, kanıksanmış olmasıdır.

Belki de, devletin baskıyı bu denli arttırarak devam ettirmesinin nedeni, yapılan zulmün artık normal ve sıradan gelmesindendir. Belki de, bu zulme karşılık en büyük alkış, suskunluğumuzdur.

Çünkü; zulüm olağanlaştıkça, zalim sıradanlaşır!

Ahmet Takan: Ümit Yalım’dan şok açıklama: Samandıra su deposuna PKK nasıl zehir attı?..


Ümraniye Davası’nın “Deniz” kod adlı gizli tanığının PKK’lı azılı terörist Şemdin Sakık olduğu ortaya çıkınca, mızrak çuvalı yırttı geçti. Sanığın TSK, tanığın da PKK olduğu davanın iç yüzü böylece gözler önüne serildi. Fazla lafa gerek yok ama bu süreçte oldukça ilginç ifadelere de(!) şahit olduk.

Bilgi ve belgeleriyle ADSIZ’a sıkça konuk ettiğim eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Ümit Yalım, gelişmeler üzerine telefon etti. Sakin ve sabırlı kişiliğiyle tanıdığım emekli Kurmay Albay Yalım’ın sesi oldukça hiddetliydi. Sakık’ın açıklamaları ve özellikle eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç’ın bazı sözlerine çok tepkiliydi. “Ahmet Bey, size kamuoyunda şok yaratacak bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Köşenizde yer verir misiniz?” dediğinde “evet” cevabı verdim.

Okuyunca sizin de hayrete düşeceğiniz bu açıklamalara aynen yer veriyorum. Önce Şemdin Sakık’la ilgili bölüm;

“PKK terörü ve PKK’nın işlediği cinayetler TSK’nın üzerine yıkılmaya çalışılıyor.

1993 yılında, PKK’nın sözde ateşkes ilan ettiği süreç içerisinde, tesadüfen askerler ile çatışmaya giren teröristlerden bir kısmı ölü olarak ele geçirildi. Ölen teröristlerin arasında, Şemdin Sakık’ın sağ kolu olan bir terörist de vardı. Bu olaydan sonra, silahsız ve savunmasız 33 askerimiz hunharca ve kalleşçe öldürülerek şehit edildi. Askerlerimize yapılan saldırının, bizzat Sakık tarafından, Sakık’ın sağ kolu olan ve öldürülen teröristin intikamının alınması maksadıyla yapıldığı ortaya çıktı.

Sakık’ın çelişkilerinden birisi de Tuğg. Bahtiyar Aydın’ın helikopterden inerken vurulduğu iddiasıdır. Halbuki, Lice’deki askeri birliklerimize yapılan saldırı sırasında, helikopterden inen dönemin Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı’dır(Hasan Kundakçı Paşa-aht-) ve anılan komutan alçak sürünme tekniği ile teröristlerin doğrudan kendisine açtığı ateşten zarar görmeden karakola ulaşmıştır.”

Tuncer Kılınç’la ilgili bölüm;

“Ergenekon Davası’nda tutuksuz olarak yargılanan Tuncer Kılınç’ın, Şemdin Sakık hakkında ’uzaktan tanıdığım kadarıyla dürüst adam, eğrisi büğrüsü olmayan bir insandır’şeklindeki beyanları da tam bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Eli kanlı teröristi dürüst olarak niteleyen Tuncer Kılınç kimdir?

Tuncer Kılınç, 1991-1992 yılları arasında, İstanbul/Çekmeköy’de konuşlu bulunan 23’üncü Piyade Tümeni’nde, Tümen Komutanı olarak görev yapmıştır. Kılınç, Tümen Komutanı olarak göreve başladığında ilk iş olarak, Samandıra Su Terfi İstasyonu’nun emniyetini sağlayan Müfreze’nin geri çekilmesi kararını vermiştir.

Anılan istasyon o tarihlerde, Ömerli Barajı’ndan gelen suyu, 23’üncü Tümen’in kışlaları ile Sarıgazi bölgesindeki kara ve hava lojmanlarına dağıtan bir ara istasyondu. Tümen Karargahı’nda konu ile ilgili Kh.Sb., müfrezenin geri çekilmesinin, üst komutanlık emirlerine aykırı olduğunu ve bölgenin terör eylemlerine hassas olması nedeniyle Tümen’i çok büyük riske atacağını söylemesine rağmen Kılınç kararından vazgeçmemiştir. Kılınç, Kurmay Başkanı ile birlikte emri hazırlayıp yayımlamış ve Emniyet Müfrezesi’nin geri çekilmesini sağlamıştır.

Müfreze’nin geri çekilmesinden bir hafta sonra, PKK’lı teröristler tarafından Samandıra Su Terfi İstasyonu’ndaki suya, sabah erken saatlerde iki varil siyanür atılmış ve aynı sabah Tümen personelini taşıyan askeri servis aracı da Dudullu bölgesinde silahla taranmıştır. Su Terfi İstasyonu’ndaki sivil görevlinin tesadüfen işe erken gelmesi ve durumu fark ederek Tümen’e haber vermesi üzerine, Tümen’deki askerler ve lojmanlardaki aileler ile çocuklar toplu ölümün eşiğinden dönmüşlerdir.

Siyanürlü su, kışlalara ve lojmanlara kadar ulaşmış ve lojmanlar bölgesinde çimenlerin sulandığı sudan içen bir kedi anında ölmüştür.

Dönemin 1’inci Ordu Komutanı, ‘Su Terfi İstasyonu’ndaki müfreze neredeydi, suya siyanür atılmasını neden engellemedi?’ sorusunu sormuştur. Kılınç gayet pişkin bir şekilde, Tümen Komutanlığı görevine başladığında müfrezenin istasyonda olmadığını söylemiştir. Halbuki yaklaşık 10 yıl görev yapan müfreze, Kılınç göreve başladıktan sonra ve bizzat Kılınç’ın verdiği yazılı emirle geri çekilmiştir. Bu gelişmeler üzerine, 1’inci Ordu Komutanı, Tümen’e yazılı emir vererek, Emniyet Müfrezesi’nin yeniden Samandıra Su Terfi İstasyonu’nda görevlendirilmesini sağlamıştır.

Eli kanlı terörist Sakık’ı dürüst olarak niteleyen Tuncer Kılınç’ın acaba kendisi dürüst mü? Bozacı’nın şahidi şıracı mı?

Kılınç’ın icraatlarından birisi de, üst komutanlara yaranmak için, Tümen birliklerinin ve lojmanların kömür istihkakını, tasarruf gerekçesi ile yarı yarıya azaltmasıdır. Karargah subaylarının karşı çıkmasına rağmen, ‘soğuk iyidir’ diyen Kılınç’ın yüzünden, kışın ortasında kömür bitmiş ve kaloriferler yanmadığı için kışlalardaki askerler ile lojmanlardaki aileler ve çocukların büyük bir çoğunluğu soğuktan zatürree vb. ağır hastalıklara yakalanmıştır.

TSK Personel Kanunu Md.47’ye göre, Korgeneral’liğe yükselebilmek için muharip sınıf general olmak zorunludur. Kılınç her fırsatta ’Ordu donatım’sınıfı bir subay olduğunu söylemiştir. Anılan sınıf, muharip değil yardımcı sınıftır. Personel Kanunu yönerge ile aşılmış, Kılınç ve benzeri subayların önünü açmak için Harp Akademisi’ni bitiren yardımcı sınıf subaylar, muharip sınıf olarak piyade ve tank sınıflarına geçirilmiştir. Meslek hayatı, tornavida, pense ve lokma takımının kullanıldığı motor kademelerde, motor indirip bindirmekle geçen ve Tümen Komutanlığı döneminde de iyi bir performans gösteremeyen Kılınç, yönerge sayesinde Orgeneral rütbesine kadar yükselmiş, Ordu Komutanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevlerinde bulunmuştur.

Sonuç olarak, Tuncer Kılınç’ın sözüne bakarak, eli kanlı teröristin ifadelerini doğru zannetmek büyük bir yanılgıdır.”

Yeniçağ

TERÖRİST (!) TSK — DEMOKRAT PKK


PKK İçin 2012 Final Yılı Değil Hüsran Yılı Oldu


Doç. Dr. Atilla SANDIKLI İle Söyleşi

BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı ile Türkiye’nin PKK terör örgütüyle mücadelesinde 2012 yılındaki gelişmeler üzerine bir söyleşi gerçekleştirilmiştir. BİLGESAM Araştırma Koordinatörü Erdem Kaya tarafından yapılan söyleşide Doç. Dr. Sandıklı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni taktiklerini, örgütün psikolojisini ve halkta örgüte karşı gelişen tepkiyi değerlendirmiştir.

Erdem Kaya: Son günlerde PKK terör örgütü liderlerinin kendi kamuoylarına ve uluslararası basına yönelik propaganda gayretlerinde bir artış olduğu göze çarpmaktadır. Murat Karayılan Le Temps’e “2012’de farklı bir strateji izledik ve başarılı olduk” diyor. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir? Örgüt 2012’de farklı bir strateji izledi mi? Ne kadar başarılı oldu?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: PKK terör örgütü 2012 yılında bir hesap hatası yaptı. “2012 Final Yılı olacak” gibi büyük iddialarda bulundular. Terör örgütünün geçmiş yıllarda da buna benzer söylemlerde bulunduğu bilinen bir gerçek. Ancak, bu durum örgütün 2012 yılına çok daha büyük bir anlam yüklediği gerçeğini de değiştirmiyor. Zira bu yıl bölgesel gelişmeleri de kendi adlarına değerlendirmek istediler. Geçmiş yıllardakinden farklı, kendi boyundan büyük işlere girişerek 90’lı yıllarda denediği ve faturasını ağır olarak ödediği “bir araziyi elde tutma taktiğini” Şemdinli’de denemek istediler. Ancak, aslında bu yeni bir taktik değil ve ilk defa uygulamıyorlar. Geçmişte denenmiş ve pahalıya mal olmuş bir taktiği yeniden denediler, sonuç yine aynı oldu. Terör örgütünün Şemdinli kırsalına Irak’ın kuzeyinden ve İran’daki kamplardan getirdiği teröristlerin neredeyse tamamı imha oldu.

Örgütün bu hesap hatası TSK’nın teröristle mücadelede uyguladığı yeni taktikleri çözememesinden ve yanlış anlamasından kaynaklanıyor. Son günlerde kendi medya organlarına ve uluslararası yayın kuruluşlarına terörist elebaşlarının yaptıkları açıklamalardaki “başarılı olduk” mesajı bu hatalarını örtme çabası.

Erdem Kaya: O zaman Karayılan’ın yakın zamanda BBC’ye yaptığı konuşmada ve hemen ardından Le Temps’ta yayınlanan görüşmede verdiği mesajlar doğru değil mi?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Karayılan’ın Le Temps’e verdiği fotoğraftaki hali esasen örgütün içinde bulunduğu gerçek psikolojiyi yansıtıyor. Hatırlarsanız, geçmişte bu tür röportajlarda Karayılan masa-sandalyeli, bir binanın önünde veya teröristlerle toplu halde görüntüler vererek “Biz burada rahat rahat faaliyetlerimizi yapıyoruz, kimse de bize dokunamıyor.” Mesajı vermeye çalışırdı. Bu sefer, “yerinin TSK tarafından havadan tespit edilebileceği ve her an vurulabileceği” endişesini yansıtır şekilde ağaçlar arasında kendisini gizlemeye çalıştığı belli olan ve arkasında silahlı bir koruma ile görüntü verdi. “Tedirgin” hali fotoğrafa da yansımış. Esasında bu görüntü TSK’nın yurt içinde ve dışında gerçekleştirdiği operasyonlar ve bu operasyonlarda uyguladığı yeni taktikler karşısında PKK’nın içinde bulunduğu psikolojinin bir aynası gibi.

Erdem Kaya: TSK’nın yeni taktiklerini biraz açabilir misiniz?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: TSK’nın bu yıl İZLE-GÖR-VUR diye özetlenebilecek bir konsepti uygulamaya soktuğu biliniyor. Bu, teröristlerin halen anlayamadıkları bir konsept. Teröristler, hiç beklemedikleri zamanlarda ve hiç beklemedikleri yerlerde vurularak ağır kayıplar verdiler. Birdenbire helikopterleri ve profesyonel kuvvetleri karşılarında buluyorlar. Sadece Şemdinli’de yürütülen hava ve kara operasyonlarında son iki ayda 262 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Bu yeni ve etkin harekât şeklinden örgüt de ciddi ölçüde rahatsız. Göremedikleri, nereden geldiğini bilemedikleri darbelere karşı bir tedbir de geliştiremiyorlar. Bunun yerine “Niye havadan geliyorsunuz? Karadan gelin. Havadan gelince karşılık veremiyoruz. Kayıp veriyoruz. Böyle yapmayın.” gibi acziyetlerinin itirafı niteliğinde bir söylem geliştirdiler. İşin gerçeği şu ki karadan da havadan da baskı altındalar. Eylem yapmadıkları halde bu kadar kayıp vermiş olmanın sıkıntısı içindeler. Örgüt bu kayıpları tabanından gizlemek için çeşitli çarelere başvurdu, kayıplarını az gösterdi ve gerçekleri gizledi. Ancak, bu kadar büyük kayıpları gizlemek de mümkün değil. Örgütün kendi içinden ve ölen teröristlerin ailelerinden gelen baskılar ve eleştiriler var. Son zamanlarda yapılan açıklamalar bu eleştirileri göğüslemeye yönelik gayretler.

Erdem Kaya: Karayılan’ın fotoğrafının “örgütün psikolojisinin aynası” olduğunu belirttiniz. Örgütün psikolojisi nasıl?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Örgüt, gerek yurt içinde gerekse yurtdışında Karayılan’ın Le Temps’e verdiği fotoğraftaki “her an vurulabiliriz” endişesi içinde. Bu durum hareketlerini kısıtlıyor. Psikolojilerini bozuyor. Yurtiçinde yıllarca teröristlerin en fazla eylem yaptığı Gabar, Bestler-Dereler, Sağgöze, Ali Boğazı gibi yerlerde bu korku ile bu yıl bir tane bile eylem yapamadılar. Bu durum teröristlerin telsiz görüşmelerine de yansıyor. Bizzat Karayılan ve Fehman Hüseyin örgüt bölge sorumlularını askeri birliklere eylem yapamamaları konusunda eleştiriyor, tehdit ediyor, ancak buna rağmen eylem de yapılamıyor. Bunların bilincinde olan Karayılan’ın ve diğer elebaşlarının Le Temps’e ve kendi yayın organlarına söyledikleri yine başarısızlıklarını örtme çabası ile izah edilebilir.

Erdem Kaya: PKK terör örgütü eskiden eylem yaptığı birçok yerde eylem yapamadı diyorsunuz. Ancak, yaz boyunca birçok eylem yaptığı da basına yansıdı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Yurt içindeki bu “eylem yapamama” durumu, örgütü askeri birliklere saldırmaktan daha kolay, yapılması daha az riskli olan ve basının ilgisini çekecek adam kaçırma, yol kesme, öğretmenleri tehdit etme ve kaçırma, şantiye yakma, canlı bomba gibi eylemlere yöneltti. Ancak, bu eylemler her ne kadar riski az, kolay ve basının ilgisini çekecek eylemler olsa da bölge halkının tepkisini çeken, terör örgütünün sorgulanmasına yol açan eylemler.

Erdem Kaya: Halkın tepkisinden neyi kast ediyorsunuz?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Örneğin, bildiğiniz gibi örgüt Tunceli’de bir milletvekilini kaçırdı. Ancak, bu eylem ters tepti. Tunceli’deki tabanı bile örgüte karşı çıktı ve örgüt Tunceli’deki tabanını kaybetme noktasına geldi. Ayrıca, Iğdır/Bulancak köyünde öğretmenine sahip çıkan ve örgüte karşı gelen köylülerin fotoğrafı uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek nitelikte. Bu eylem ve okullara yönelik diğer eylemler PKK terör örgütünü “okul ve eğitim düşmanı Taliban gibi bir örgüt” durumuna düşürdü. Geçen yıl KCK baskısıyla başlatılan “okul boykot eylemlerine” belli bir düzeyde katılım sağlarken halkın bu yıl örgütün bu tür eylemlerine gösterdiği tepki nedeniyle okul boykotu eylemlerine hiçbir katılım olmadı.

Yani, örgütün kolay hedeflere yönelik eylemleri de kendisine büyük zarar verdi. Bu eylem talimatlarını mevcut lider kadro verdi. Başarısızlıkları aşikâr. Çocuk yaştaki Kürt gençlerini kandırıp dağa çıkarıyor, sonra da ölecekleri kesin olan eylemlere gönderiyorlar. Bu başarısızlıklarını da propaganda yaparak örtme gayreti içindeler. Ancak bölge halkı da bu durumu fark ediyor. Kesin talimatlar verdiler “Sakın ha köylere yaklaşmayın. Halkla temas etmeyin.” diye. Hakkını savunduklarını iddia ettikleri halkla temas etmekten bile korkan bir örgüt haline geldiler.

Şimdi son çare olarak, yol kesmelerde “dini propaganda yapın, dini temalara ağırlık verin” diyorlar. Ancak, yıllarca Marksist-Leninist ve büyük ölçüde ateist bir çizgide olan ve Zerdüşt dininin propagandasını yapan, oruç tutmayı yasaklayan bir örgütün bu alanda başarılı olması ve “İslam dinine döndüğüne” halkı inandırması da mümkün gözükmüyor. İşin doğrusu yol kesmelerinde propagandaya maruz kalan bölge halkı da örgütün samimiyetine inanmıyor, hatta “Ne oldu da örgüt birdenbire dine sarıldı?” diye alaycı bir dille bu durumu eleştiriyorlar.

Şehir merkezlerinde de bu yıl istenilen eylem düzeyine ulaşılmış değil. Yapılan etkinliklere, terörist cenazelerine eskiden olduğu gibi adam toplayamıyorlar. Bu durumda örgütün şehir kolu olan KCK operasyonlarının etkisi büyük. KCK operasyonları ile önemli bir darbe vurulan şehir yapılanması etkinliğini kaybettiğinden eskiden “kepenk kapatma” eylemlerine zorla ve tehditle geniş katılım sağlarken şimdi kepenk kapattıramıyorlar.

Bu durum, Kandil’i çok rahatsız ediyor. Başka arayışlara ve daha büyük hatalara itiyor. Örneğin yakın zamanda Fehman Hüseyin telsiz konuşmasında “Diyarbakır halkının çok liberalleşmeye başladığı ve savaşı unuttuğundan” şikâyet ediyor ve çözüm olarak “rahatlarının bozulmasının uygun olacağını, Diyarbakır’da örgütün birkaç bomba patlatmasının gerektiğini” söylüyor. Bu talimattaki yaklaşım örgütün kendine müzahir tabana nasıl yaklaştığını göstermesi açısından çarpıcı. Aynı zamanda, taban kaybeden örgütün çaresizlikten ne yaptığını bilemediğinin, eylemlerinin sonuçlarını kestiremediğinin de göstergesi.

Erdem Kaya: Sizce bu “başarısızlık” ve “eylem yapamama” durumunun örgüt içinde de bir etkisi oldu mu?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: Evet, oldu. Örgüt, “2012 Final Yılı olacak” gibi büyük iddialarla başladığı yılın sonunda aldığı yanlış kararlar neticesinde “acaba 2013 örgütün son yılı mı olacak?” endişesine düştü. O nedenle, “kışın da eylemler sürsün ki canlılığımızı koruyalım, yoksa bir dağılma sürecine girebiliriz” görüşü lider kadroda hâkim düşünce haline geldi. Bu yönde talimatlar veriyorlar. Ancak, tüm bu talimatlara rağmen kışın istedikleri eylem düzeyine ulaşamayacaklarını da görüyorlar. Zira alandan gelen raporlar, şartların zorlamasıyla teröristlerin şimdiden kış tertiplenmesine geçmeye başladıkları yönünde.

Talimatlara aykırı bu faaliyetlere rağmen “bizden uzaktalar, verdiğimiz cezalar uygulanmazsa grupları topluca kaybedebiliriz” korkusuyla cezalandırma yoluna da gidemiyorlar. Bu, operasyonların baskısı ve TSK’nın yeni konseptinin etkisiyle meydana gelen hareketsizlikten ve irtibatsızlıktan kaynaklanan bir durum. Lider kadro Hakkâri-Çukurca ve Şemdinli’ye gönderdikleri gruplar hariç yurtiçindeki gruplara tam olarak sözünü geçiremiyor. Geçmişte örgütün de bazı eylemlerde kabul ettiği “bağımsız hareket etme” zafiyeti şimdi “merkezden gelen talimatları istediği gibi yorumlama ve uygulamama”ya dönüşmüş durumda. Bu da örgütte lider kadro ile alan arasında “söylem ve eylem farklılıklarına” ve başıbozukluğa yol açıyor.

Söz geçirebildikleri Hakkâri-Çukurca ve Şemdinli’ye Irak’ın kuzeyinden ve İran’dan gönderdikleri grupların “yanlış bir stratejiyle ölmeye mahkûm edilmeleri” de lider kadronun kararlarının alt kadrolarda ve alanda sorgulanmasına yol açıyor. Bütün bu nedenlerle, yakın zamanda toparlanmak için yine bir “ateşkes ilan etme” taktiğine başvurması şaşırtıcı olmaz. Son yapılan açıklamalardaki “başarılı olduk, daha güçlüyüz” vurgusunu “ateşkes ilan etme” öncesinde ortamı hazırlama çabası olarak okumak da mümkün.

Erdem Kaya: Hocam ilave etmek istediğiniz hususlar var mı?

Doç. Dr. Atilla Sandıklı: PKK terör örgütü 2012 yılını final yılı olarak ilan etmişti. Ancak Terörle mücadelede alınan etkin tedbirler ve başarılı operasyonlar sonucu 2012 yılı final yılı değil hüsran yılı oldu. Terörle mücadelede siyasi kararlılık, yurt içinde ve dışında sürekli ve etkili operasyonlar, lider kadrolarının etkisiz durumuna getirilmesi için girişimler, bölge halkının gönlünü kazanacak sıcak ilgi, Türkiye’nin batısı ve doğusundaki vatandaşlarımızı bir araya getirecek etkin projeler ve sivil toplum örgütlerinin gönüllü katkıları ile 2013 yılı PKK terör örgütü için tükeniş yılı olabilir.

PKK SEMPATİZANI KEMAL BURKAY’DAN ERGENEKON YORUMU : PKK içerisinde Ergenekon’un bir kolu var


32 yıl yurt dışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönen Kürt yazar ve politikacı Kemal Burkay, Türkiye’de askeri vesayetin sona erdiğini ancak PKK’nın silahlarının Kürt siyaseti üzerinde vesayetine devam ettiğini söyled

Burkay, Kanal 5 Televizyonu’nda şu görüşleri dile getirdi:

Silahların gölgesinde siyaset yapılmaz

“BDP özgürce siyaset yapamıyor” diyen Burkay, “ BDP Kandil ve İmralı’dan gelen talimatlara göre hareket ediyor. Farklı sesler yükseldiğinde ise PKK tarafından susturuluyor. Silahların gölgesinde özgürce siyaset yapılamaz. Oysa talepler silahsız dile getirilmeli” dedi.

Açlık grevleri son bulmalı

Açlık grevleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Burkay, “Geçmişte bir çok insan öldü. Sağlıklarını yitirenler oldu. Kısa süreli eylemler olabilir. Ayrıca ortam uygunsa eylem yapılır. Böyle ansızın açlık grevine gitmek insanın kendi kendisine işkence yapmasıdır. Bu gençlerin hayatları tehlikede… İnat ile sonuç alınmaz. Bu kabul edilemez bir durum. Sesleri duyuldu ve belli adımlar atılıyor. Kamuoyunda duyarlılık var. Artık açlık grevleri sona erdirilmelidir” diye konuştu.

PKK insan hayatına önem vermiyor

Açlık grevlerinin sona erdirilmesi konusunda “PKK pek umut vermiyor. İnsan hayatına değer veren bir örgüt değil” diyen Burkay, “BDP etkilerini kullanmalıdır. “Devam edin” şeklinde tavır takınmamalıdır. Ölümlerin gelmesi soruna çözüm sağlamaz aksine gerilimi yükseltir. Olaylar iyice karmaşık hale gelir” dedi.

PKK Ergenekon ilişkisi

Ergenekon davasında tanık olarak ifade veren Şemdin Sakık’ın Doğu Perinçek, Yalçın Küçük ve Ergenekon hakkında ki iddialarını da değerlendiren Burkay, “PKK içerisinde Ergenekon’un bir kolunun olduğundan şüphem yok. Ergenekon 1950 yıllarında kurulan kontrgerillanın devamıdır. Nato tarafından kurulan Gladio’dur. Özel Harp Dairesine hizmet etti, Ergenekon adını aldı ama kuruluşu kontrgerillaydı. Sadece devletin kurumları içerisinde değil sağ ve sol örgütlerin içine de girmişti. Bunlardan biri de PKK’dır. Perinçek ve Küçük olayı hayli ilginçtir. Perinçek bir dönem, “PKK’ya destek vermeyen Kürtler bölücüdür” diyordu. Yalçın Küçük’te farklı değil… İşin içerisinde çok derin bağlar var. PKK ile ilişki kurulurken ince hesaplar var. Bunlar tam olarak açığa kavuşmadı. Fırat’ın ötesindeki Ergenekon eylemleri açığa kavuşursa çok şey anlaşılır” diye konuştu.

Silah çözüm değil

“Kürt sorunun çözümü için öncelikle şiddet eylemleri terk edilmeli, silahlar susmalıdır” diyen Burkay, “Silah ile bir çözüm sağlanamaz. Çok büyük bedeller ödendi. Kürtlerin şiddete sarılması hiçbir çözüm getirmedi. Devletin inkâr politikaları da çözümsüzlük üretti. Hepimiz artık ders çıkartmalıyız. Şiddet ile sonuca varılamayacağı görülmeli ve sağduyu hâkim olmalıdır. Son yıllarda hükümet ciddi reformlar yaptı. Eksiklikler olabilir ama sonuçta var olan iyileşmeler görülmelidir. Gerilimden uzak durulmalıdır. Sonra reform süreçlerinde ciddi provokatif olaylara tanıklık ettik. Statükodan yana olan çevreler hükümeti geri adım attırmak için her yolu denediler. Oslo süreci, Habur olayı ve sonrasında yaşananlar bunun göstergesidir” dedi.

Hedef AK Parti!

Hükümetin önemli iyileştirmelere imza attığını vurgulayan Burkay sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Askeri vesayetle mücadele etti. Başarı elde ettiğini söyleyebiliriz. Ama bu olumlu gelişme bile eleştirildi. Hatta soldan bile değişime tepki geldi. Oysa sol değişime açık olmalıdır. Ama aksini gördük. Bir devrim olmasa da demokratikleşme yolunda ciddi adımlar atıldı ve atılan adımlar halktan yanaydı. Bu süreçte ‘Kürtler’de bir bütün olarak olumlu davranamadı. Bu değişime karşı çıktılar. Atılan iyi adımları tuzak olarak göstermek istediler. BDP, CHP gibi TRT Şeş’e karşı çıktı. PKK, insanları tehdit etti. Toplumun beklentilerinin aksine gelişmeler yaşanmasına neden olundu. Kaldı ki PKK halk savaşı tezine sarıldı. Bu tez sürüldü ortaya. Hedeflerinin de açıkça AK Parti olduğunu deklare ettiler. Silahların susması beklenirken, PKK aksi bir duruş sergiledi. PKK süreç içerisinde Öcalan’ı bile by-pas etti. Bu gelişmeler ile diyalog ortamı darbe yedi. Tabi bu durumda hükümetin duruşu da sertleşti. Geçmiş hükümetlerle kıyaslarsak çözüm için en önemli adımları hükümet attı. Ama stratejiyi AK Parti’yi yıkmak üzerine belirlemek doğru değildir. Kaldı ki önceki dönemlerde yaşananlar var. Sistematik işkenceler, köy boşaltmalar ve faili meçhuller… Onlar bu dönemde sona erdi. Geçmiş dönemleri unutmamak lazım. Ak Parti düşmanlığı üzerinden siyaset yapılmamalı. Gerçekçi olmak zorundayız. “

BDP içindeki farklı sesler susturuldu

Hükümetin askeri vesayet ile ciddi bir mücadele içine girdiğini vurgulayan Burkay, “Ama bu süreçte PKK’nın silahları Kürt siyaseti üzerinde vesayetine devam etti. Demoklesin kılıcı gibi halen duruyor. BDP özgürce siyaset yapamıyor. BDP Kandil ve İmralı’dan gelen talimatlara göre hareket ediyor. Farklı sesler yükseldiğinde ise PKK tarafından susturuluyor. Silahların gölgesinde özgürce siyaset yapılamaz. Oysa talepler silahsız dile getirilmeli. Silahlar dışında siyaset yapılsa Kürtler daha memnun olur. Çok acılar çekildi. Artık bu acılar sona ermeli” dedi.

İşte büyük tuzak

“Fırat’ın ötesinde sadece Kürtler öldürülmedi. Oradaki çete ile ters düşen generaller ve albaylar da ortadan kaldırıldı” diyen Burkay, “Bugün savcıların olayları incelediğini görüyoruz. Bu çok önemli… JİTEM mutlaka ortaya çıkartılmalıdır. Çok geç kalındı. Çeteler ve JİTEM ortaya çıkartılmalıdır. Kontrgerilla eylemleri, Özal suikastı, Eşref Bitlis olayı, Bahtiyar Aydın, gazeteci ve aydınlara yapılan suikastlar devlet sırrı gibi saklanıyor. Bu nasıl sırdır ki Cumhurbaşkanına suikast, Gaffar Okkan’a yapılan saldırı açığa çıkartılmıyor. Büyük bir tuzak var. Bu tuzak Kürt sorunun çözümsüzlüğe itilmesidir. Bu tuzağı bozmak Fırat’ın ötesindeki yapıya ulaşmak ile mümkündür. Nasıl ki Özal bu konuyu çözmek için uğraştığında 33 er olayı oldu, suikast girişimi yaşandıysa benzer tuzakları yaşamaya hep devam ettik. Belli ki çözüm istemeyen iç ve dış yapılar var. PKK’nın ve devletin derinlerinde çatışmalardan faydalananlar var. Gerçekler ortaya çıkartılmalı ki yangın sönsün.”

Kod adi Parmaksız Zeki — From: Naci Kaptan


ÖNCE; Bugün Siirt’in Pervari ilçesinde meydana gelen helikopter kazasında şehit olan 17 askerimize rahmet,ailelerine ve Türk Milletine baş sağlığı ve sabır dilerim.

Naci KAPTAN

Kod adı Parmaksız Zeki

Önce gerilere gidelim ; Ne de cici jan-janlı adı vardı ; Demokrasi açılımı !!!

Ne demişti Cumhurbaşkanı Gül; "Güzel şeyler olacak !" Herkes ağzı açık, Şapkadan çıkacak tavşanı bekliyordu !!!

Saftirikler demokrasi gelecek sanıyor, güzel şeyleri bekliyordu!!!

Demokrasi Habur sınırına geldi.. Üzerinde poşu ve asker giysisi, gözlerinde zafer ışığı vardı.

Davul ve zurna ile karşıladılar.

Başbakanı temsilen müsteşarı,valisi, sınıra taşınan çadır mahkemesi, mobilize savcı ve yargıçlar.

Zılgıtlarla,alkışlarla…

Çadır mahkemesi mi desem, çadır tiyatrosu mu ???

Habur’da demokrasi ve hukuk ipe çekildi.

Mehmet’lerin katilleri, işte böyle karşılanmıştı !!!

Önce dedi ki ;

"PKK ile görüşen şerefsizdir, İspat edemeyen de şerefsizdir"

Oslo’da has adamlarının O’nun adına PKK ile görüştüğü ortaya çıkıverdi !!

Allah’ın sopası işte böyle bir şeydi…

Söylenen söz nereye gitti ?

Gören var mı ?

Ey gözüne mil, aklına örtü çekilmiş vatandaşım, Oslo’ya gönderilmiş olan, Sözde Devlet görevlisi, PKK çetebaşlarına ne dedi bilin mi ?

"Güneydoğuda sizi üzen vali,komutan,kaymakam varsa, bize deyin,deyin de defterini dürelim !!!

Merdi kıptiye beylik verildi !

Yurtsever aydınlar,komutanlar,askerler, böylece mezada kondu.

Demokrasi açılımı kesmedi, Adı ileri demokrasi oldu..

Demokrasi çoğaldıkça, Dünyanın en büyük mahkemeleri, en kalabalık hapishaneleri yapıldı.

Halkın özgürlüklerini çalan binalara, Saray adı verdiler !!!…

Büyük mahkemelerle,hapishanelerle övündüler !!!

Yurtsever Ulusalcılar, Cumhuriyetçi Kemalist’ler, Demokrasi ! rüzgarını kesmesinler diye, "Kaş altında gözün " diye Öz savcılarca demokrasi saraylarına alındılar!

Biletlerini kesmek için, en akıl almaz şeyleri yaptılar.

Sahte tanıklar yarattılar.

Sahte kanıtlar da yarattılar.

Öylesine acımasızca davrandılar ki, Tüm insani değerleri unuttular.

Vicdanlarını katrana buladılar.

Arslanları çakalların önüne attılar.

Kod adı parmaksız Zeki, Asıl adı Şemdin Sakık.

İzinden dönen,silahsız.sivil giysili 33 askerimizin kanı ellerinde olan bir terörist.

O savcı/lar var ya, 33 askerimizi katleden terörist başını, gizli tanık yaptılar.O yargıç/lar var ya, Sen ne yaparsın ey savcı demedi !!! Savcı/lara koldaş oldu/lar !!!

Habur hukuku, Silivri’ye taşındı !!!

Parmaksız Zeki, Askerleri önce arabadan indirtti… Sivil elbiseli Mehmetlerden birisinin gömlek cebinden sigarayı alarak, yaktırdıktan sonra,dumanı üflerken

33 askerimizi yüzlerce kalaşnikof mermisiyle tarattı…

O savcılar, O yargıçlar, 33 askeri ve ailelerini, Bir kez daha şehit ettiler…

***

Açıver defteri; Tarih 8 Mayıs 1998 – Cumhuriyet

Sakık’ın suç dosyası kabarık ‘Parmaksız Zeki’ kod adlı PKK’li teröristin 254 olaya karıştığı açıklandı

Yurt Haberleri Servisi – Olağanüstü Hal Bölge Valisi Aydın Arslan , ”Parmaksız Zeki” kod adlı Şemdin Sakık ‘ın doğrudan ve dolaylı olarak 254 olaya adının karıştığını açıkladı. Güneydoğu’da sürdürülen ”Murat operasyonu” çerçevesinde 5 terörist öldürüldü.

Kuzey Irak’ta düzenlenen bir operasyonla Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Birliği’nce yakalanarak, Türkiye’ye getirilen Şemdin Sakık ile ilgili iddianame, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görevli 2 savcı tarafından oldukça geniş kapsamlı olarak hazırlanıyor.

Olağanüstü Hal Bölge Valisi Arslan, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaretinde, basın mensuplarının Sakık ile ilgili sorularını da yanıtladı. Sakık’ın birçok eylemde adının geçtiğini, Elazığ’dan Tunceli ve Hatay’a kadar olan bölgelerde eylemleri bulunduğunu belirten Arslan, şunları söyledi:

”Hiçbir şey konuşmadı demek yanlış olur. Çok şey konuştu. Tüm kayıtlar, belgeler toplanıyor. Büyük bir bölümü de toplandı. Katıldığı olay sayısının 254 olduğunu biliyorum. Bunlara, doğrudan ve dolaylı olarak katılmış. Yakında mahkemeye çıkınca orada izlersiniz.”

***

Önceki Yazımızda demiştik ki ;

PKK teröristleriyle çatışan TSK mensupları ve komutanları, Yapay ve siyasi Ergenekon ve Balyoz sanıkları olarak tutuklandıktan sonra, PKK’lılardan, katillerden, kadın satıcılarından derlenen SAHTE tanıkların şahitliğine terk edildiler !!!

Özetle ORDU mahkeme tarafından PKK’ya teslim edildi !!!

Böylesi bir olayı Dünyanın hiç bir ülkesinde göremezsiniz …

Ordu,savaştığı düşmana mahkemelerde savcılar ve yargıçlar tarafından teslim edilmiştir.

Savaşlarda dahi teslim alınamayanlar, Generaller,amiraller,albaylar, Her rütbeden TSK’nın en seçkin kadrosu, Olmayan hukuka saygı adına, Mahkeme salonlarında, Teröristlerin yalancı şahitliğinde, Savcılar ve yargıçlar tarafından, Teslim alınmıştır. sahte tanıklar, sahte kanıtlar imal edilmiştir.

Yargılamayı yapanlar, evrensel hukuk ilkelerini yok etmiştir. Adaletin terazisi eğilmiştir.

Savcılar onu seçmiştir! yargıçlar O’nun tanıklığını kabul etmiştir !

Kod adı Parmaksız Zeki’dir, Silivri hukukunun tanığıdır 33 Mehmet’imizin katili, 254 olayın da failidir…

Söz de bitmiştir ,

Sabır da …

Naci KAPTAN

10 Kasım2012

_

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: