Etiket arşivi: recep tayyip Erdoğan

Haluk Koç: “TBMM’de 326 tane Recep Tayyip Erdoğan oturuyor”


CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, “TBMM’de 326 milletvekili var farklı bölgelerden. TBMM’de 326 tane Recep Tayyip Erdoğan oturuyor. Türkiye bu, tek adam. Her şeyi anlayan, her şeyin uzmanı” diye konuştu. Koç, “Sayın Abdullah Gül, bir anda topa girmek için Çankaya’da bekliyor, ‘fırsat olsa da tekrar siyasete atlasam’ diye. Ama aşağıdakinin egosu o kadar şişmiş vaziyette ki en yakın siyaset yoldaşına dahi şans vermeyecek durumda…” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, partisinin Eyüp İlçe Başkanlığı tarafından Pınar Düğün Salonu’nda düzenlenen ”CHP ve Demokrasi” konulu söyleşide yaptığı konuşmada, demokrasinin, kitaplarda yazdığı gibi konfeksiyon tarzı dikilmiş hazır elbise olmadığını belirtti.

Demokrasinin, toplumlarda bedel ödenerek kazanılmış ve kazanıldıktan sonra da bedel ödenerek korunması gereken bir idari sistem olduğunu ifade eden Koç, bu nedenle, kurallı bir demokrasinin uygulanabilmesi için, demokrasinin tüm kuralları ile yerleşebilmesi için toplumun belirli bir eğitim ve refah seviyesinde olması gerektiğini vurguladı.

Demokrasinin aynı zamanda, seçimlerle çoğunluğu elde etmiş yapının karşısında olanların da hakkının, hukukunun korunduğu sistemin adı olduğunu ifade eden Koç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Demokrasi, çoğulculuğu kapsamaz ise o zaman orada bir sıkıntı var demektir Türkiye’deki gibi. Demokrasilerde iki büyük tehlike var, ikisi de Türkiye’nin kapısını çalmış durumda. Birinci büyük tehlike; seçimle iktidara gelen çoğunluk, temel hak ve özgürlükleri tahrip etmeye başladıysa bu demokrasi için ciddi bir alarm durumudur. İkinci büyük tehlike; bir çoğunluk iktidara geliyor, din, ırk, sınıf gibi bir zümrenin çoğunluğu olarak toplumun diğer kesimlerine baskı oluşturuyorsa, o demokrasi de sağlıklı bir demokrasi değildir.”

”Toplum ayrıştırılıyor”

Türkiye’de toplumun her açıdan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından bilinçli bir şekilde ayrıştırıldığını, kamplaştırıldığını ve bölündüğünü savunan Koç, şunları kaydetti:

”Böyle bir yapıda demokratik işleyiş sıkıntıya girer. Demokratik rejimler, temel hak ve özgürlükleri koruyabilmek için bir şekilde sayısal çoğunluğu elde edenlerin her istediklerini, bu çoğunluğa dayanarak yapamamaları için birtakım fren sistemleri koymuştur. Bakıyorsunuz bu fren mekanizmalarının hiçbirisi AKP kamyonu gibi tutmuyor. Yargı bağımsız mı? Hayır. Yargı, ‘Gereken talimatı verdim’ diyen bir Başbakan’ın elinde maalesef bağımsızlığını kaybetmiştir. Medya bağımsız mı? Hayır. Ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı ve parti sözcüsüyüm. Benim muhatabım Hüseyin Çelik. Hükümette de Bülent Arınç. Konuşmaya başladığı zaman hadi Başbakanı geçtim, 20 televizyon kanalı ne konuşursa konuşsun, canlı yayına geçiyor mu? 20 tane canlı yayın arabasının, genel merkezin önüne gelip CHP adına görüşlerimin bir kelimesini yayınladığını gördünüz mü? Hani basın özgürdü, tarafsızdı.”

”O kumaştan demokrasi elbisesi çıkmaz”

Bazı kişilerin gazete köşelerinde günah çıkardığını ifade eden Koç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Televizyon ekranlarından her gece evimize davetsiz misafir olarak gelen siyaset vicdanlarını devre mülk olarak kiraya vermiş şahsiyetsiz, şerefsiz eski solcular… Biraz ağır oldu ama onlar için hafif bile bu. ‘Bu Tayyip Bey de ne yapıyor?’, ‘Bu AKP’nin uygulamaları iyi değil’… Kardeşim 10 yıldır siz bunları allayıp, pullamadınız mı? Onların çeşmesinden akan rantın altına maşrapanızı, kovanızı koymadınız mı? Şimdi neden şikayet ediyorsunuz? Boşuna uğraşmayın, Tayyip Erdoğan’ın kimliğinden, AKP’nin siyasi yapısından demokrat çıkartamazsınız. O kumaştan demokrasi elbisesi çıkmaz. Bunu söylediğiniz zaman ‘siz geri kafalısınız’, ‘siz statükocusunuz’. Demokrasi, hak ve özgürlüklerin bizatihi demokrasiyi yok etmesi için kullanılan bir rejim değildir. Demokrasi içinde geldiler, çoğunluğu sağladılar. Ama kendilerini getiren demokrasiyle, hak ve özgürlükleri yok ederek demokrasiyi tahrip ediyorlar.”

”TBMM’de 326 tane Recep Tayyip Erdoğan oturuyor”

Çift başlılık tartışmalarına değinen ve bu konuyla ilgili genetik yapıları aynı olan ”siyam ikizi” benzetmesini hatırlatan Koç, şunları söyledi:

”Aslında bakıyorsunuz Sayın Abdullah Gül, bir anda topa girmek için Çankaya’da bekliyor, ‘fırsat olsa da tekrar siyasete atlasam’ diye. Ama aşağıdakinin egosu o kadar şişmiş vaziyette ki en yakın siyaset yoldaşına dahi şans vermeyecek durumda. Çankaya’da da bir Recep Tayyip Erdoğan oturuyor. Meclis başkanı, parti değiştirmekten başı dönmüş bir kişi. O da bir Recep Tayyip Erdoğan. Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, birkaçı dışında üniversite rektörleri. Her biri, bir Recep Tayyip Erdoğan.

TBMM’de 326 milletvekili var farklı bölgelerden. TBMM’de 326 tane Recep Tayyip Erdoğan oturuyor. Türkiye bu, tek adam. Her şeyi anlayan, her şeyin uzmanı. Yeni yapılan tankın özelliğini bilen, toplu konutu bilen. Bir başka uzmanlık alanı var, Türkiye’nin kuruluş aşamasından bugüne kadar gelen hepimizin ortak tarihinden her Allah’ın günü husumet çıkaran, düşmanlık üreten bir Başbakan var. Dikkat edin varsa CHP, yoksa CHP.”

Her şeyden önce iş, aş anlamına gelen sosyal demokrasinin sosyal, kültürel, ekonomik açıdan dışlananın yanında olabilmek olduğunu ifade eden Koç, ”Ülkeyi ayrıştırmaya çalışan, yoksulluğu, işsizliği ‘ne yapalım canım bu sizin kaderiniz’ diye sadaka anlayışıyla, onları biat eden seçmen durumuna düşüren bir anlayış, maalesef ülkeyi yönetiyor. Fakat tarih, en acımasız bilimdir. Şu anda tarih, Türkiye’yi tekrar ciddi bir sınavdan geçiriyor. Bir kavşak noktasındayız. Bu kavşağın bir kenarı uçurum. Burada bizim çok önemli tespitlerde bulunmamız gerekiyor. Bir yerlerde çizilen uzun vadeli planlar çerçevesinde ya özünden, değerlerinden, gücünden, bütünlüğünden yavaş yavaş uzaklaştırılacağız ya da kendi ayaklarımızın üzerinde duracağız” şeklinde konuştu.

Reklamlar

Sen misin Başbakanı eleştiren!


ZONGULDAK’ta, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet aleyhinde basında yer alan haber ve karikatürleri, Facebook’taki sayfasında paylaştığı gerekçesiyle açılan idari soruşturmada ’maaş kesintisi’ ve ’kademe ilerlememe’ cezası ile cezalandırılan PTT memuru 42 yaşındaki İbrahim Damatoğlu’na yargıdan da ceza geldi. Damatoğlu, ’Kamu görevlisine hakaret’ suçundan 6 bin 80 lira adli para cezasına çaptırılırken, mahkeme hükmün açıklanmasını geri bıraktı.

Ankara PTT Maşmüdürlüğü Teftiş Kurulu, Başbakan Erdoğan ve hükümet aleyhinde gazetelerde ve dergilerde yer alan haberlerin yanında, bazı köşe yazarlarının yazılarını ve karikatürleri Facebook’taki sayfasında paylaşan 22 yıllık PTT memuru İbrahim Damatoğlu hakkında geçen yıl Eylül ayında idari soruşturma başlattı. Soruşturma sonunda evli ve 1 çocuk babası Damatoğlu’na, ’Siyasi ve ideolojik içerikli haber paylaşmında bulunmak, Başbakan’ı ve partisini hedef alan paylaşımlarda bulunmak, kamuoyunu hükümet ve Başbakan aleyhine olumsuz yönlendirmeye dönük onur kırıcı ibarelerin kullanıldığı ifade ve paylaşımları yaymak’ suçlarından ’maaş kesintisi’ ve ’kademe ilerlememe’ cezası verildi.

2 YIL HAPİS İSTEMİ

Aynı soruşturma kapsamında önce Ordu, sonra da Bartın’a tayini çıkarılan Damatoğlu hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulunuldu. Savcılığın soruşturması sonunda Damatoğlu hakkında, ’Kamu görevlisine hakaret’ suçundan alt sınırı 1 yıldan az olmamak kaydıyla 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

’İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BİR SINIRI VAR’

Savcı Ali İrfan Yılmaz’ın hazırladığı iddianamede, ifade özgürlüğünün bir sınırının olduğu belirtilerek şöyle denildi:

"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere kamu güvenliği, kamu düzeni, genel ahlakın ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması için ifade özgürlüğü sınırlandırılabilmektedir. İfade özgürlüğü, insanlara başkalarının şereflerine, saygınlıklarına müdahale hakkı vermez. Kişilerin özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde son bulur."

’MUHALİF BASINDA ÇIKANLARI PAYLAŞTIM’

Zonguldak 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Damatoğlu, bugün görülen karar duruşmasında hakim karşısına çıktı. Damatoğlu savunmasında şunları söyledi:

"Facebook sayfamdaki Hitler benzetmesi başka bir gazetenin fotoğrafı olup, benim gazete haberinde beğendiğim bir şeydir. Benim ürettiğim bir şey değildir. Ulusal basında çıkan haberlerdir. ’Katillerin ve hırsızların Başbakanı’ bölümü ise Fidel Castro’nun sözüdür. Benim ürettiğim bir şey değildir. Hakaret ve kötü söz paylaşımım yoktur. 22 yıllık devlet memuruyum. Devlet büyüklerine kötü bir şey yazmadım. Sadece muhalif basında çıkan yazıları paylaştım."

PARA CEZASI

Mahkeme heyeti, ’Kamu görevlisine hakaret’ suçunu işlediği kanaatine vardığı sanık Damatoğlu’na, 6 bin 80 lira adli para cezası verdi. Sanığın geçmişini ve sabıkasız olmasını göz önüne alan mahkeme, bir daha suç işlemeyeceği yönünde heyet üzerinde oluşan kanaat nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.

Duruşmanın ardından açıklama yapan İbrahim Damatoğlu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle temyiz haklarının bulunmadığını, ancak bir üst mahkemeye başvurarak karara itiraz edeceklerini söyledi. Damatoğlu, olay nedeniyle sicilinin bozulduğunu kaydetti.

Eski candas, dusman olmus… AHMET ALTAN’dan RTE’ye “Palavracı”


Ahmet Altan Tayyip’i çıldırtmaya kararlı!

İşte bugünkü yerden yere vurduğu o yazısı Ahmet Altan Taraf Gazetesi’ndeki köşesinde, Başbakan Erdoğan’a ‘palavracı’ dedi.

Palavra siyaseti

(Ahmet Altan / Taraf) – Palavracılığın günlük hayatta sempatik bir yanı da vardır, bir zaman sonra palavracıyı tanır, anlattıklarını eğlenerek dinlersiniz.

Ama siyasette “palavra” çok tehlikeli bir iştir, bedeli ağırdır.

Tayyip Erdoğan, hızla yükselen bir ivmeyle siyasetini “palavra” üzerine dayandırmaya başladı.

Yapamayacağı işleri yapacakmış gibi bağıra çağıra anlatıp ortalığı birbirine katıyor.

Sanırım halkın palavracılıktan hoşlandığına dair yanlış bir algısı var.

Halkın bir kesimi o “babalanmaları” gerçek sandığı sürece bundan hoşlanıp destekler ama onların“palavra” olduğunu anladığında öfkelenir.

Ben size bu palavralardan ve sonuçlarından bir iki örnek vereyim isterseniz, tehlikenin ne olduğunu hep birlikte görelim.

Başbakan, İsrail’i Gazze’den çıkartacakmış gibi davrandı.

Suriye’ye girecekmiş, ona her dediğini yaptıracakmış gibi davrandı.

Şimdi de idamı geri getirecekmiş gibi yapıyor.

Onun İsrail politikasının sonucunda, İsrail’in gözü dönmüş yönetimi dokuz yurttaşımızı öldürdü.

Erdoğan parmağını kımıldatamadı.

Suriye, uçağımızı düşürüp iki pilotumuzu öldürdü, üstelik bir de “ben vurdum” diye açıkladı.

Biz “yok sen vurmamışsındır” deyip geri adım attık, durduk yerde pilotlarımızı palavraya kurban verdik.

Başbakan, “idamı geri getirmekten” söz etti, Dışişleri Bakanı Avrupalılara “siz ona bakmayın, o Norveç’ten söz ediyor” demek zorunda kaldı.

İsrail’le ve Suriye’yle savaşmadığımız iyi oldu ama Erdoğan’ın “savaşacakmış” gibi davranma palavralarını insanlarımız hayatlarıyla ödediler.

Başbakan birkaç oy alacak diye o palavralara gerek yoktu.

Gerçekçi davransaydı, yapamayacağını yapacakmış gibi söylemeseydi, o iki ülkeyi eleştirip durması gereken yerde dursaydı, o insanlar şimdi hayatta olacaktı.

İdam palavrası ise toplumu gerdikçe geriyor.

Başbakan’ın aklında, “başkanlık” kılıfında bir “tek adam rejimi” kurup ülkede canının istediğini asma yetkisine sahip olmak gibi hastalıklı hayaller olabilir.

Ama bunu yapamaz.

Erdoğan idamı geri getiremez.

“İdamı geri getiriyoruz” dediğiniz anda Türkiye’yi Avrupa’dan atarlar.

Dünya siyaseti, bir “yapboz” oyunu gibi kurulmuştur, her ülkenin durduğu yer diğer ülkelerin durduğu yeri de belirler, bir ülkeyi kımıldattığınızda birçok ülke birden kımıldamak zorunda kalır.

Türkiye’yi Avrupa’dan çıkartacak böyle bir adım attığınızda bu sadece Türkiye’yi değil dünyadaki birçok ülkeyi de ilgilendirir ve sorun bir anda “uluslararası” bir sorun hâline gelir.

Bugün dünyadaki hiçbir siyasetçinin, ülkesini böylesine büyük bir değişime sürükleme gücü ve lüksü yoktur, bunu yapmaya kalktığında çok ciddi tepkilerle karşılaşır.

Erdoğan yapamayacağı işleri yapacakmış gibi palavrayı sıkıyor ama bunun iki çok büyük tehlikesi var.

Birincisi, gerçekten yapacağını sanabilirler.

İkincisi ve bence daha da tehlikelisi, yapamayacağını bilirler ama Türkiye’yi karmakarışık etmek için bu bahaneyi kullanırlar.

Erdoğan, “ben Türkiye’yi Avrupa’dan çıkartacağım, başka bloka katılacağım” dediğinde birçok ürkütücü ihtimal devreye girer.

Türkiye’yi ekonomik açıdan sıkıştırmaktan askerî darbeye kadar her türlü bela karşımıza dikilir.

Tarhan Erdem, iki gündür boşuna “darbe uyarıları” yapmıyor.

Bu sefer darbe olursa, Erdoğan da dâhil olmak üzere hepimizi evimizin önünde vururlar, Endonezya tipi bir darbe olur bu, kan sel olur akar sokaklarda.

AKP yöneticileriyle muhafazakârların bir kısmı Erdoğan’ın palavralarını sırıta sırıta dinliyor ama bu sefer bir darbe gelirse Türkiye’den “muhafazakâr politikacı” denen insan türünü kökünden kazırlar.

Onlar sanıyor ki bu sefer de sadece yazarçizerleri temizlerler, öyle olmaz, hep beraber gideriz.

Hep birlikte Erdoğan’ın palavralarına kurban ediliriz.

Böyle “asacam kesecem” palavralarıyla sorunları çözemeyeceğimiz gibi daha da büyük sorunlarla karşılaşırız.

Artık bu palavraları bitirmek lazım.

“Siz ona bakmayın Norveç için söylüyor” sözleriyle de kurtulamayacağımız bataklıkların içine girmenin âlemi yok.

Başbakan, dur durak, sınır, ölçü tanımaz hâle geldi.

“Başkan olacağım, başkan olacağım” kasılmalarıyla bütün ülkeyi felakete sürükleyecek.

Her yandan uyarılar geliyor, aklı başındaki herkes Erdoğan’ı da AKP yönetimini de bu sarhoşluktan ayıltmaya çabalıyor, AKP’liler yazılanları biraz dikkatli biçimde okusunlar bence.

Yaklaşan belayı daha nasıl anlatacağız?

Kör müsünüz gerçekten, bu palavraların nelere yol açabileceğini görmüyor musunuz?

Oyun mu bir ülkeyi yönetmek, “palavracılık şampiyonası” mı bu?

Ciddi sorunlarımız var, bu gayrıciddiyetin, bu palavracılığın ne yeri, ne zamanı, aklınızı başınıza toplayın.

Barış içinde, huzur içinde, eşit, özgür ve zengin yaşamak için her imkânımız var, palavra balonlarıyla uçup Çankaya’ya konma hayalleri için yakacak mısınız bu ülkeyi de, kendinizi de?

Rahat batıyor mu size?

ÇİFT BAŞLI YÖNETİM :))


1.Tayyip Sultan!


Erdoğan’ın istediği başkanlık padişah yetkileriyle donatıldı!

AKP’nin Meclis Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu başkanlık sistemi metni, yetkilerin tümünün tek bir kişide toplanmasını öngörüyor. Demokratik sistem tarihe gömülüyor.

BaşbakanTay­yip Er­do­ğa­n’­ın, “Gön­lüm­de ya­tı­yo­r” de­di­ği baş­kan­lık sis­te­mi­ne iliş­kin ilk adım ön­ce­ki gün atıl­dı. AKP, Mec­lis Ana­ya­sa Uz­laş­ma Ko­mis­yo­nu­’na baş­kan­lık sis­te­mi­ni içe­ren tek­li­fi sun­du. 22 mad­de­lik öne­ri met­ni, bir­çok yön­den AB­D’­de­ki­ne ben­zer­ken önem­li fark­lar da göz­ler­den kaç­mı­yor.

Tek meclisli başkanlık…

AKP, öne­ri­le­ri­nin ba­zı­la­rı­nı “Ya­sa­ma­” bö­lü­mü için su­nar­ken, “Yü­rüt­me-Yar­gı­” bö­lüm­le­ri­nin gö­rü­şül­me­si sı­ra­sın­da da öne­ri­le­ri­ni gün­de­me ge­tir­e­cek. ABD Kon­gre­si­’n­de Tem­sil­ci­ler Mec­li­si ve Se­na­to ola­rak dü­zen­le­nen iki ya­pı ye­ri­ne Türkiye’de tek mec­lis­li baş­kan­lık öne­ren ik­ti­da­rın dü­şün­dü­ğü mo­del­de, koa­lis­yon hü­kü­met­le­ri­nin önü ke­si­li­yor. Zi­ra par­ti­nin hu­kuk­çu kur­may­la­rı, “Ko­alis­yon hü­kü­met­le­ri­nin ül­ke­ye si­ya­si ve eko­no­mik ola­rak cid­di za­rar ver­di­ği­ni­” söy­lü­yor.

CHP, MHP ve BDP karşı

İktidar partisinin öner­di­ği baş­kan­lık sis­te­mi­ne Mec­li­s’­te bu­lu­nan CHP, MHP ve BDP kar­şı çı­kı­yor. Her üç par­ti de Uz­laş­ma Ko­mis­yo­nu­’n­da bu öne­ri­ye kar­şı çı­ka­cak. Bu du­rum­da AK­P’­nin öne­ri­si­nin ha­ya­ta geç­me ola­sı­lı­ğı bu­lun­mu­yor. Çün­kü Uz­laş­ma Ko­mis­yo­nu, ha­zır­la­ya­ca­ğı ra­por­da
4 par­ti­nin mu­ta­ba­kat sağ­la­dı­ğı ko­nu­la­ra yer ve­re­cek.

İşte bu yetkileri istiyor

İktidar partisinin Meclis Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu öneri metninde yer alan maddeler özetle şöyle:

· Başkanı halk seçecek.

· Başkan partili olabilecek ancak parlamenter olmayacak.

· Bakanlar Kurulu üyelerini de başkan atayacak.

· Başkan, kendisine karşı sorumlu olan bakanları görevden alabilecek.

· Bakanlar milletvekili olamayacak, dışarıdan atanacak ve parlamentoya karşı sorumlu olmayacak.

· Güvenoyu ve hükümeti denetleme aracı olan gensoru kaldırılacak.

· Parlamento, başkan ve bakanları görevden alamayacak.

· Başkan ve bakanlar, şimdiki gibi Yüce Divan’a benzer bir yapıda yargılanabilecek.

· Milletvekili sayısı yine 550 olacak. Seçilme yaşı ise 18.

· Başkanın cezai yaptırım gerektiren bir suç işlemesi halinde, bazı ülkelerde uygulanan ‘impeachment (suçlama, cezai sorumluluk)’ modeli devreye girecek. Bu çerçevede oluşturulacak bir komisyonun çalışmasıyla başkan suçlanıp, yine aynı şekilde yargılanacak, komisyonun kararını Meclis onaylayacak.

· Yeni sistemde halkın seçeceği başkan kabineyi Meclis dışından seçeceği için koalisyon hükümetleri tarihe karışacak. Bu sistemde ‘istikrar’ ilkesi sağlanmış olacağından, seçim barajına da ihtiyaç kalmayacak. O nedenle baraj yüzde 5 civarına inecek.

· Milletvekili yemini de yeni sistemde değişirken; genel seçimler daha önce olduğu gibi 5 yılda bir yapılacak.

· Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) yer verilmeyecek. Başkana bağlı bir güvenlik kurulu oluşturulacak.

· Kanunlar vekillerin teklifleriyle kabul edilecek.

· Başkana karşı en önemli denetim yolu bütçe olacak. 5 yıl için 2 defa seçilebilecek başkan bütçeyi hazırlayacak ve Meclis’e sunacak.

· Meclis bütçede kısıtlamaya gidebilecek.

ABD dışındaki ülkelerde diktatörlüğe dönüşüyor

Başbakanlık sis­te­mi dün­ya­da iki fark­lı şe­kil­de uy­gu­la­nı­yor. Fran­sa gi­bi ba­zı ülkelerde cum­hur­baş­ka­nı ay­nı za­man­da dev­let baş­ka­nı un­va­nı­na sa­hip an­cak al­tın­da bir de baş­ba­kan bu­lu­nu­yor. ABD gi­bi ül­ke­ler­de ise dev­let baş­ka­nı tüm yü­rüt­me yet­ki­si­ni ken­din­de top­lu­yor. Dün­ya­da baş­kan­lık sis­te­mi­ni uy­gu­la­yan ül­ke­le­rin sa­yı­sı 38… Bun­lar ara­sın­da Ve­ne­zü­ela, Gü­ney Ko­re, Mek­si­ka, Ken­ya, Bre­zil­ya ve Af­ga­nis­tan gi­bi ül­ke­ler bu­lu­nu­yor. Pe­ki sis­tem Tür­ki­ye­’de uy­gu­la­nır­sa ne olur? Si­ya­set bi­lim­ci­ler ve aka­de­mis­yen­ler is­tik­rar­lı ol­ma­dı­ğı ve de­mok­ra­tik ol­ma­yan bir sis­tem ya­rat­ma ris­ki­nin bu­lun­du­ğu ne­de­niy­le sis­te­mi eleş­ti­ri­yor. Sis­tem; ABD ve bir­kaç ör­nek dı­şın­da de­mok­ra­tik bir si­ya­sal sis­te­mi sür­dü­re­mi­yor. Sistem de­ne­me­le­ri La­tin Ame­ri­ka ül­ke­le­rin­de dik­ta­tör­lük­le­re ve as­ke­ri re­jim­le­re dö­nüş­tü.

Par­la­men­to iki par­ti­li­

Tür­ki­ye gi­bi de­mok­ra­tik ku­rum­sal ya­pı­lar otur­ma­mış ül­ke­ler­de sis­te­min de­mok­ra­tik ya­pı­dan uzak­laş­ma­sı çok ko­lay ola­bi­li­yor. Baş­kan­lık sis­tem­le­rin­de sağ ve sol­da mer­kez par­ti­le­ri bi­çi­min­de iki si­ya­si par­ti­li sis­tem or­ta­ya çı­kı­yor.

SÖZCÜ

” Bu adam her hafta, cami duvarına… “


Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a Açık Mektup :

BEN, BU ADAMI DÖVERİM…

Sayın Başbakanım,

Devri İktidarınızda, devlet eliyle; camiden çok kilise yapıldığı bir gerçek. Ancak, kimse size "Siz kiliseversiniz, camii sevmez misiniz, yahu ?" diye sormadı.

Bir vakitler, ERMENİLER ERMENİLERİ KESTİ, ve bir KISIM ASİLZADE ve RUHBAN ERMENİ, VAN Vilayetimize kaçtı ve Van Denizi içindeki AKDAMAR ADASINA sığını rlar. Totosundan hikaye uyduranlar ise, vaktiyle şöyle bir şey olduğunu rivayet ederler güya :

Adada beş keşiş varmış. Birinin kızının ismi TAMAR imiş. Adadan olmayan bir çoban, adadaki Tamar’ın güzelliğine vurgunmuş. Her gece yüze yüze, adaya gidermiş. Birgün durumu öğrenen hain baba, tuzak durmuş ve Genç Çoban boğulup ölmüş. Ölürken de : AH TAMAR diyormuş, sözümona..

Yer misin ?

Yemem…

Fransız Hikayeciliğinin, sömürgeleştirmek istedikleri coğrafyala rda, halkı birbirine düşürmek için, kelime oyunlarınla uydurdukları hikayeciklerden başkası değil bu…

Vaktiyle, Türk Çocukları askerlik – çobanlık ve fabrika işçiliği arasına sıkışmış iken, yani şunun şurasında son otuz yıl öncesine kadar, bu tür hikayeler "YERDİ" ancak şimdilerde hayvan terli, papaz hain, yani …!

Yerin kulağı var benim de kulağım var. Ben YER MİYİM ? Yemem..

Son birkaç yıldır, hem Ermeni Kardaşlarımızı, hem t üm bir Türkiye’y germek isteyenlerce, hususen Müslümanlara hakaret edenler kervanı yola düşürtüldü….

CNNTURK’te program yapan biri var : Sosyalist Enver Aysever. CHP’den vekil seçilemeyen Enver Aysever’in sunduğu "Aykırı Sorular" programına, TARAF GAZETESİ (eski) yazarı ve TARAF’ta da ALLAH’a, PEYGAMBER’e, KİTAP’a küfür eden ve şimdi de aynı hakaretleri sürdüren biri var..

BEN DİYORUM Kİ, SAYIN BAŞBAKANIM :

Hiçkimsenin dinine diyanetine, diline kavimine, mezhebine meşrebine küfür edilmesin..

İNANÇ, bir "rıza teslimiyetidir" ve buna hakaret etmek, düşünce değildir…

Teknikj olarak, teologlar istediklerini söyleyebilirler ama toplumsal kaosa yol açacak konularda, Öküzler ve bir de Sevan Nişancıyan ile Enver Aysever konuşmasınlar..

Eğer, onların bu şekilde konuşma hakkı varsa, diye başlamak istemiyorum..

Çünkü, onların yaptığı İslama hakaret ve küfürleri hak görüp, biz de o zaman ateistlere küfür edelim, TUZAĞINA MI DÜŞELİM ?

Hayır, düşmeyeceğiz..

İnançsız olmak da bir hak ve özgürlüktür ve korunmalıdır. Ancak, kimden geldiğine bakmaksızın, öküzleri ve bir de Sevan Nişancıyan ile Enver Aysever’i bu şekilde dini inançlara küfür ettirmekten, hakaret ettirmekten, buna zemin ve imkan tanımaktan, HÜKÜMET MEN EDEMİYORSA, KANUN ve DEVLET MEN EDEMİYORSA, yarın üç tane DOn Kişot çıkar, bazı Öküzleri ve belki Sevan Nişancıyan’ı da dizkapağından vururlar…

Bu durumda, kim suçlu olacak ?

İSlam’a, ALLAH’a, KİTAP’a, PEYGAMBERLERE ve PEYGAMBERİMİZE küfür eden bazı öküzler ve de Sevan Nişancıyan mı?

Yoksa, ben uyardım ancak hükümet tedbir almamışsa, hükümet mi suçlu olur, birileri birilerini vurursa ?

Benden söylemesi..

Sabrımızın son demindeyiz…

İSLAM’a, ALLAH’a, PEYGAMBER’e, KİTAP’a küfürlere müsaade eden bir BAŞBAKAN İSTEMİYORUZ…

Mesaj, gayet de net, öyle değil mi, İngiliz Sezai ?

Saygılarımla (Öküzler ve Sevan hariç)

Asker AVŞAR

KOMUTAN LOGAR !!! BİR CİSİM YAKLAŞIYOR EFENİM :))))))) /// @siring


İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: