Etiket arşivi: saldırı

Mavi Marmara’da en önemli delil yelekler


Gazze’ye yardım götürmek için yola çıkan Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs 2010’da İsrail ordusu tarafından baskın yapılması ve9 Türk’ün öldürülmesiyle ilgili İstanbul 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması 6 Kasım’da Çağlayan Adliyesi’nde yapılacak. Mahkeme davaya müşteki olmayı kabul eden 37 ayrı ülkeden aralarında İsrail’in Arap asıllı milletvekili Haneen Zoabi’nin de bulunduğu 490 kişiyi dinleyecek. Davanın "firari" sanıkları, dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rau Gabiel Aşkenazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Maron, Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Avişay Levi ve İsrail İstihbarat Başkanı Amos Yadlin için 9’ar kez ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ve 18 bin 32’şer yıla kadar hapis isteniyor.

6 KİŞİYE YAKIN MESAFE ATEŞ
Duruşma öncesi SABAH’a konuşan İHH Yardım Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Hüseyin Uçar, savunmalarında Birleşmiş Milletler Komitesi’nin İsrail’in orantısız güç kullandığını ortaya koyan raporunu temel aldıklarını söyledi. Adli Tıp raporları ölümlerin yakın mesafeden atışla gerçekleştiğinin saptandığını belirten Uçar’ın verdiği bilgiye göre, atışı mesafesini net belli eden barut izlerini, İsrail’in cesetleri özel kimyasal maddelerle yıkayarak yok ettiğinin tespit edildiğini anlattı. Ancak İsrail gemide bıraktığı üzerinde kurşun izi olan can yeleklerinin 9 kişinin üzerine yeniden giydirilerek kime ait olduğunun belirlendiğini kaydeden Uçar, bu yöntemle 6 kişinin yakın mesafeden, Furkan Doğan’ın (17) ise kafasına ateş edilerek öldürüldüğünün ortaya çıktığını anlattı.

“AKP Basına Saldırıyor”


Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Ekim 2012 tarihli özel basın özgürlüğü raporunda Türkiye deki basın özgürlüğünün kriz seviyesine ulaştığını belirtti. Raporda Nuray Mert’in bir makalesi de yer aldı.

‘Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Krizi’ başlığı ve ‘Gazetecilerin Hapsedildiği ve Muhalefetin Suç Sayıldığı Karanlık Günler’ alt başlığıyla yayımlanan rapor, Türkiye’de kitlesel gazeteci tutuklamalarını ve gazetecilere karşı açılan çok sayıda cezai kovuşturmayı inceliyor.

Rapor, ‘hükümetin basında oto sansürü doğuran baskısına’ da dikkat çekiyor.

Gazetecileri Koruma Komitesi (The Committee to Protect Journalists – CPJ), Türkiye’de 76 gazetecinin demir parmaklıklar ardında olduğu, bunlardan da en az 61’inin doğrudan gazetecilik faaliyetleri ile ilgili olarak hapis cezasına çarptırıldığı tespitinde bulunuyor.

Raporda, 15 gazetecinin aleyhindeki delillerin de ‘yeterince açık olmaması nedeniyle’ CPJ’nin suçlamaların dayanağını araştırmaya devam ettiği belirtiliyor.

Ayrıca, çok sayıda gazeteci hakkında eleştirel yazıları nedeniyle “Türklüğü aşağılamak” veya “yargıyı etkilemek” suçlarıyla kovuşturmanın da devam ettiği de raporda öne çıkan maddelerden.

Komite, incelemeleri sonucunda başta Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere ‘baskıcı yasalar ve aslen devleti korumaya yönelik bir ceza mahkemesi kanunu ve hükümetin basına yönelik en üst düzeyde katı üslubuyla karşılaştığını’ yazdığı raporda, “Türkiye’deki basın özgürlüğü sorunu, kriz düzeyine ulaşmış bulunuyor” diyor.

Erdoğan ‘alıngan ve inatçı’

CPJ’nin eleştiri oklarının hedefinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin basına yönelik tutumu var.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti basına karşı yakın tarihinin dünya çapında en büyük saldırısını yürüyor” ifadesinin yer aldığı özel raporda, yetkililerin terör suçları veya devlete karşı suçlarla itham ettikleri gazetecileri hapsettiği ve oto sansürün yerleşmesi için çeşitli baskıcı taktikler kullandığı yazıyor.

Komite, ‘alıngan ve inatçı’ olarak tanımladığı Başbakan Erdoğan’ın her türlü eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak algıladığını belirtip ekliyor:

“Erdoğan açıkça gazetecilerin itibarına saldırıyor, medya organlarını, eleştirel yazılar yazan çalışanları uyarmaları ya da işten atmaları için zorluyor ve çok sayıda hakaret davası açıyor.”

Erdoğan hükümetinin, Doğan Medya Grubu’na karşı açtığı vergi kaçakçılığı davası için de ‘siyasi sebeplerle açılmış olabileceği’ belirtiliyor.

Türkiye’de demir parmaklıklar ardında olan gazetecilerin sayısının İran, Eritre ve Çin gibi baskıcı ülkelerden daha fazla olduğu da raporda öne çıkan maddelerden.

Komite, Ergenekon davası kapsamında bir yıldan uzun süre yargılanan gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık’a yöneltilen suçlamaların sebebinin ‘mesleki faaliyetleri olduğu’ kanaatine varırken, Ceza Kanunu’ndaki geniş ifadelerin suçlamalara zemin yarattığı görüşünü paylaşıyor.

Nuray Mert: Tehdit edildiğimi hissediyorum

CPJ’in “eleştirel yazılarıyla Başbakan Erdoğan’a göre çizmeyi aştı” ifadesini kullandığı köşe yazarı Nuray Mert de raporda ‘Doğru Söylemenin Onuru’ adlı bir makale kaleme almış.

Mert, “Birçok şekilde tehdit edildiğimi hissediyorum” ifadesini kullandığı yazısında, “Nefret dolu cinsiyetçi mesajlar alıyorum, seyahat ettiğimde esrarengiz bir biçimde bavulum karıştırılıyor, özel telefon görüşmelerim dinleniyor” diyor.

’12 Eylül’ün gölgesi hissediliyor’

CPJ’ye göre 12 Eylül 1980 darbesinin ‘gölgesi bugünün olaylarının üstünde hissediliyor’ ve darbe sonrası inşa edilen yargısal yapı hükümetlerin muhalefeti cezalandırmasına ve ‘entelektüel rakiplerini terörist olmakla suçlamasına’ olanak sağlıyor.

Raporda, Terörle Mücadele Kanunu’nun ‘hem geçmişte hem de son iki yıldır, Kürt gazetecilere karşı bir sopa gibi kullanıldığı’ yorumu yapılırken Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinin ‘haber yapmak için gerekli olan güvenlik gücü mensuplarıyla konuşmak ve belge toplamak gibi eylemlerin önünü kestiği’ belirtiliyor.

‘Gizliliğin ihlali maddesi’ de haberciliğe engel olan maddeler arasında gösteriliyor.

‘Hapisteki gazetecilerin çoğu Kürt’

PKK ve KCK ile yaptıkları haberler nedeniyle ‘terör örgütüne yardım’ etmekle suçlanan gazetecilerde raporda.

Hükümetin, PKK veya diğer yasadışı Kürt gruplar lehine yapılan haberleri ‘örgüte yardım etmekle eş güdümlü’ tuttuğunu belirtilen komite, habercilik faaliyetlerinin ‘terör eylemleri olarak tanımlandığını’ yazıyor.

Ağustos 2012’de yapılan araştırmada Türkiye’de hapiste bulunan 76 gazetecinin yüzde 70’inden fazlasının Kürt olduğuna dikkat çekilirken, “Kürt meselesi, Türkiye’de basın özgürlüğü sorununun en gerilimli unsurlarından biri” ifadesi kullanılıyor.

Komiteye göre, Kürt gazetecilerin akıbeti yalnızca Türkiye’de demokrasi göstergesi değil aynı zamanda Kürtlerin hak mücadelesiyle de doğrudan bağlantılı bir mesele.
Tavsiye listesi kabarık

Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye’deki basın özgürlüğü raporunu Başbakan Tayyip Erdoğan’a, Türkiye hükümetine, Avrupa Birliği’ne, Avrupa Konseyi’ne ve Amerika Birleşik Devletleri’ne bir dizi tavsiyede bulunarak sonlandırıyor.

Başbakan Erdoğan’a, “Eleştirel gazetecilere karşı hakaret davaları açmaktan, alenen itibarlarına saldırmaktan ve eleştirel haber medyasına üsluplarını hafifletmeleri için baskı yapmaktan vazgeçin” mesajı veren komite, eleştirel yorumcuların da işlerine geri dönmeleri için izin verilmesini istiyor.

CPJ, Türkiye hükümetine ‘gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu olan gazetecileri serbest bırakması’ tavsiyesinde bulunuyor.

Raporda ayrıca, terörle mücadele yasalarının da gazetecilere karşı kullanılmasına son verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Uzun tutukluluk sürelerinin kaldırılması, interneti düzenleyen yasa ve yönetmeliklerin uluslararası ifade özgürlüğü standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi de tavsiyeler arasında.

Komite’nin Avrupa Birliği’ne tavsiyesi ise de tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması için Ankara’ya baskı yapması yönünde.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye ile görüşmelerinde basın ve ifade özgürlüğünün de masaya yatırılması komitenin sıraladığı tavsiyelerden.

Hükümetten cevap var

Raporla ilgili hükümetten de yorum talep eden komite, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan doğrudan yanıt alamadıklarını belirtirken Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve ABD Büyükelçisi Namık Tan’ın gönderdiği cevapları da raporda.

Sadullah Ergin, komiteye cevabında ‘son 10 yılda demokratik standartları iyileştirmek adına birçok reform gerçekleştirildiğini’ ifade ederken ‘basın ve ifade özgürlüğü kapsamındaki tartışmaların abartıldığını’ söylüyor.

Ergin, “Hapiste bulunanların arasında gazetecilik kimlikleri ile alakalı gösterilmeye çalışılanların çoğu silahlı terör örgütü üyesi olmak, adam kaçırmak, ruhsatsız silah ve patlayıcı bulundurmak, bombalama eylemlerine katılmak ve cinayet gibi ciddi suçlar nedeniyle hürriyetlerini kaybetmişlerdir” diyor.

Adalet Bakanı komiteye cevabında, “çok az sayıda basın mensubunun da nispeten gazetecilik ile ilgili olabilecek faaliyetleri nedeniyle hürriyetlerinden mahrum kalmış olabileceklerini inkâr etmiyorum” ifadesini kullanıyor.

ABD Büyükelçisi Namık Tan’da Komite Başkanı Sandra Mims Rowe’e yazdığı mektupta, Türkiye’nin uluslararası standart ve ilkelere uyumlu hale getirmek için yargı reformları gerçekleştirildiği cevabını veriyor.

BBC Türkçe

Mossad,1 Hizbullahçı için 83 masumu öldürdü!


2010 yılında Lübnan’dan havalanan Etiyopya’ya ait yolcu uçağının yanlış bir istihbarat üzerine MOSSAD tarafından düşürüldüğü açıklandı.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na ait gizli belgeleri yayımlayan WikiLeaks internet sitesi, 2010 yılında Lübnan’dan havalandıktan kısa bir süre sonra düşen Etiyopya havayollarına ait uçağın İsrail gizli servisi MOSSAD tarafından düşürüldüğüne ilişkin bir belge yayımladı.

Wikileaks belgeleri, Etiyopya uçağını Hizbullah Yürütme Kurulu Başkanı Haşim Safiyuddin ile birlikte partinin 20 yetkilisinin uçakta olduğuna dair istihbarat alan MOSSAD tarafından düşürüldü; ancak daha sonra MOSSAD’ın istihbaratının yanlış olduğu anlaşıldı.

MOSSAD, Hizbullah’ın askeri kanadının Amerika ve İsrail karargahlarına yönelik saldırıları planlamak üzere Uganda veya Kenya’ya gitmekte oldukları istihbaratı eline ulaşınca, söz konusu saldırıyı önlemek için Etyopya Havayolları’na ait uçağı düşürmüş.

WikiLeaks’te yer alan haberde Lübnan’dan havalandıktan kısa bir süre sonra düşen uçağın kara kutusunda yapılan incelemede uçağın pilotaj hatası ya da teknik bir arıza ile düşmediği sonucuna varıldığı ifade edildi.

Etyopya Havayolları’na ait Boeing 737, 25 Ocak 2010’da Beyrut’tan havalandıktan dakikalar sonra düştüğünde içinde yolcu ve mürettebatın da bulunduğu 83 kişi hayatını kaybetti. Lübnanlı yetkililer uçağın kara kutusundan alınan bilgilerin, uçağın teknik göstergelerinin Akdeniz’e düşünceye kadar gayet normal olduğunu gösterdiğini kaydetti.(Birleşikbasın)

Kaynak: Mossad,1 Hizbullahçı için 83 masumu öldürdü! haberi günün haberleri oku Haber Yurdum http://www.haberyurdum.com/mossad1-hizbullahci-icin-83-masumu-oldurdu-228059n/#ixzz289WXYUMT

PKK’nın yapacağı yeni saldırılar ve B. Atalay /// CC : @onderaytac @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


Önder AYTAÇ

Gediktepe + Hakur + 250 örgüt mensubunun + saldırı + Tekeli taburu + Şemdinli ilçe merkezi + Gomani + Efkar dağları kelimelerini birleştiren bir cümlenin kurulması durumunda olacak her şeyden sizce kim sorumlu olacaktır?

PKK-KCK’NIN YAPACAĞI YENİ SALDIRILARIN YERLERİ NERELERDİR?

PKK-KCK’nin bütün çabalarına karşın, şiddet içerikli sokak gösterilerine yurttaşlarımız asla teveccüh göstermemektedir. Neredeyse Öcalan’ın 27 Temmuz 2011’den bu yana avukatlarıyla görüştürülmemesini protesto etmek için, BDP organize ettiği bazı illerde yapmaya çalışılan eylemlerde bile vatandaşların kandırılamadığı çok net bir şekilde görülmektedir…

BDP milletvekilleri, PKK-KCK kadrolarının tüm yönlendirmelerine rağmen, 27 Temmuz’daki eylemler alabildiğine sönük geçmektedir ve çok az sayıda katılım sağlanmaktadır… Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Hakkâri, İstanbul, Mardin, Mersin, Şırnak ve Van da yapılmaya çalışılan eylemlerde Kürt yurttaşlarımız asla itibar etmemiş ve hepsine birden katılanların sayısı 2000 rakamını bile bulamamıştır…

Hiç bir yurttaşımız bu sokak gösterilerine katılmamakta ve itibar etmemektedir. İtibar etmemektedir çünkü, son dönemlerde yapılan KCK operasyonlarının bu duruma artı değer katması söz konusudur.

Özellikle de Eylül 2011’den Ekim 2012’ye kadar yapıla gelen ve en az kesintisiz 1 yıl daha devam etmesi gereken bu KCK operasyonları sayesinde; örgütçe kitleleri eylemselliğe yönlendirebilecek kadroların bulunmasında büyük sıkıntılar yaşanmaktadır ve artık sokak eylemlerinde ciddi anlamda düşüşler yaşanması söz konusudur…

PKK-KCK önümüzdeki haftalarda ve aylarda ne melanetler yapabilir?

1.Öcalan her fırsatta gündeme getirilerek, yeniden onunla irtibat kurulmasına çalışılacak mı?

2.Hakkâri / Dağlıca ve Kayseri / Pınarbaşı gibi bir terör eylemi ile ses getirici, büyük çaplı şiddet eylem arayışları ile kırsalda pusu, taciz ateşi, mayınlama gibi saldırı girişimleri yapılabilir mi?

3.Özellikle de Hakkâri ve Siirt kırsal alanlarında, etkili saldırılar gerçekleştirilmeye çalışılacak mı?

4.Amanoslar ve Karadeniz bölgeleri takviye edilerek, ses getirici eylemlere tevessül edilebilir mi?

5.Canlı bomba, fedai türü eylemler de dâhil olmak üzere, şehir merkezlerindeki bombalı saldırı arayışlarına devam edilecek mi?

6.Suriye’nin kuzeyindeki örgütsel varlığın güçlendirilmeye ve bu sayede Türkiye’deki terör olaylarının da artırılmaya çalışılması var mı?

7.Yol kesme, adam kaçırma, iş makinesi yakma türünden saldırılar ile kritik altyapılara yönelik eylemlerin yapılması söz konusu mu?

8.Çeşitli bahanelerle, sokak eylemlerinin arttırılmasına çalışılacak mı?

PKK-KCK terör örgütü saldırıları için çözüm nedir?

1.Hakkari / Şemdinli Çukurca’da bir hareketlilik söz konusu mudur? Çünkü; PKK-KCK, son zamanlarda, özellikle Hakkari iline yoğunlaşmaktadır ve bu bağlamda da Şemdinli ve Çukurca ilçelerine yönelik sanki eş zamanlı olarak saldırılar mı planlamaktadır?

2.PKK-KCK acaba 1980 ve 1990’lı yıllarda olduğu gibi, bu yerlere yine 300-400 kişilik saldırılar mı düzenlemeyi düşünmektedir?

3.Şemdinli’de PKK militanlarının mevzilendiği Gomani tepesi ve Günyazı köyüne yakın Yiğitler mezrası çevresi JÖH ve PÖH tarafından kontrol altına alınmış mıdır?

4.Şemdinli’de emniyet ve asker ortaklaşa ve etle tırnak gibi bütünleşerek PKK-KCK’nin yapacağı saldırıları püskürtmüş müdür?

5.PKK-KCK’ya karşı operasyonların arttırılarak ve kesintisiz 1 yıl devam ettirilmesi gerekli midir?

6.Kırsalda ve sınır ötesindeki üslenme bölgelerine yönelik, istihbarat destekli, teknik imkânların çok etkin kullanıldığı önleyici hava / kara operasyonlarının arttırılması gerekli midir?

7.Bu konuda özellikle jandarma ve askeri birimlerin yönlendirilmesi zaruri midir?

8.Karacı yapılanmanın bir an önce re-organize edilmesi ve mutlaka ‘bekle-öl’ şeklinde değil, ‘saldır-vur’ şeklinde konuşlandırılması mı gereklidir?

9.PKK-KCK’nın içinde de inanılmaz derecede ideolojik bunalım, strateji geliştirememe, örgüt içinde hizipleşme, iç hesaplaşmalar, derin devlet ile çok sıcak birliktelikler ve liderlik çekişmeleri gibi sorunlardan acaba yararlanılabilmekte midir?

10.Öcalan’ın izole edilmesinin devamlılığı ve PKK-KCK örgütünü itibarsızlaştıran / etkisizleştiren uygulamaların üzerine hassasiyetle gidilmesi gerekli midir?

11.PKK-KCK’nin üst düzey yöneticilerine, İsrail’in FKÖ’nün, İran’ın PJAK’ın, Rusya’nın Çeçenler’in üst düzey yöneticilerine yaptığı nokta ve sonuç odaklı yaklaşımın aynısının tıpkısının yapılması artık bir an önce gerçekleştirilmeli midir?

12.Yine bu paralelde, şehirlerde halk ayaklanması ve alternatif devlet yapılanmasını amaçlayan illegal KCK oluşumlarına yönelik operasyonların aynı hassasiyetle sürdürülmesi gerekli midir?

13.PKK-KCK yapısına yurtdışı kaynaklı desteğin kesilmesine yönelik atılması gereken bütün adımların aksatılmaksızın arttırılması lazım mıdır?

14.Bu bağlamda, Irak’ın kuzeyindeki PKK-KCK devletinin kurulmaması ve Suriye’deki karışıklığın örgütsel bir kazanıma dönüşmesinin önlenmesi yapılmalı mıdır?

15.Kamuoyunda, “terörle müzakere” edilebileceği gibi bir algının oluşturulmasının önüne geçilmesi amacıyla; kesinlikle ve özellikle bölge halkının sorunlarının teröristler ile pazarlık konusu ol(a)mayacağı, çözüm sürecinde rol almak isteyenlerin silahla ilişkilerini sonlandırmaları gerektiği net bir biçimde vurgulanmalı mıdır?

16.Kamuoyunda, “terör olaylarının artmasına paralel olarak uzlaşma zemini arandığı” izlenimine asla ama asla ve hatta Beşir Atalay’ın rağmına meydan verilmemelidir değil mi?

17.Örgüt üst düzey sorumlularının yerlerinin tespit edilmesinde büyük fayda sağlayacak ve örgütteki çözülmeleri hızlandıracak mıdır?

18.Terörle Mücadele Kanunu Kapsamına Giren Suçların Faillerinin Yakalanmasına Yardımcı Olanlara Verilecek Ödül Hakkında Yönetmeliğin ışık hızıyla hayata geçirilmesi gerekli midir? Elzem midir? Olmazsa ihanet midir?

19.PKK-KCK örgütünün içinde bulunduğu sıkıntılardan dolayı örgütsel problemlerin / ayrışmaların, son dönemde alabildiğine fazlalaştığı ve örgütten kaçışların / ayrılmaların inanılmaz arttığı kamuoyuna yeterince anlatılmakta mıdır?

20.PKK-KCK yapılanması Şemdinli ve Yüksekova’da neredeyse 5000 sivil halkın ölmesinin örgütçe göze alınması söz konusu mudur?

21.Mesut Barzani’nin terör örgütünü açıktan desteklediği ve hatta bol miktarda askeri kamuflaj ve kıyafet temin etmesi doğru mudur?

22.Şemdinli’ye yönelik saldırı girişimi öncesinde başka bir oyun çevirip, güvenlik güçlerini başka bir bölgeye çekmeye çalışacakları, sonrasında ilçe merkezinde güvenlik güçlerinin sayılarının azalmasından faydalanarak saldırıya geçmeleri mi söz konusu olacaktır?

23.Gediktepe + Hakur + 250 örgüt mensubunun + saldırı + Tekeli taburu + Şemdinli ilçe merkezi + Gomani + Efkar dağları kelimelerini birleştiren bir cümlenin kurulması durumunda olacak her şeyden sizce kim sorumlu olacaktır?

24.Yüksekova sorumlusunun kim olduğu, Yüksekova ve Şemdinli’nin ele geçirilmesi, Çukurca’nın çevresinin sarılması, sonunda da bütün Hakkari’nin ele geçirilmesi çalışması var mıdır?

25.Dalamper Dağının Hakurk Bölgesi’ne bakan tarafında sınıra yakın bir yerde 1800 kadar militanın beklediği, 16-17 katıra yüklü şekilde ağır makineli silahları ve bol miktarda ilkyardım malzemesinin varlığı söz konusu mudur?

26.Yüksekova’ya 700 örgüt mensubunun gönderildiği, askeri operasyonların neticesi ne olursa olsun Şemdinli ve Yüksekova’yı basmaya kararlı oldukları doğru mudur?

27.Diyarbakır – Lice içinde böylesi bir basma planının varlığı söz konusu mudur?

Kısacası bundan sonra makalenin içinde benim bile bir akademisyen olarak sıraladığım yerlerden herhangi birisinde, bir terörist saldırı olur ve bir tek masum insanımızın bile değil şehit olması, burnu bile kanayacak olsa bunun sorumlusu;

1.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, (ki hala size karşı sevgimi ve saygımı taşıyorum / koruyorum.)

2.Güvenlikten Sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay,

3.Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar (ki bana karşı bir ton kul hakkına giren davranışın ve hatalı uygulamanın taşeronu olsanız da size olan buruk sevgimi ve saygımı hala taşıyorum),

4.MİT Müsteşarı Hakan Fidan (ki neredeyse sizi onlarca yıldır tanırım ve Prof. İbrahim Cerrah’ın da sizi çok iyi tanıdığını bilirim)

5.Danışman Ömer Çelik (ki size karşı az sempatim var ve nötrüm),

6.Danışman Yalçın Akdoğan’dır (ki size karşı az da olsa sempatim var).

Twitter: @onderaytac

E-mail: tarafim

PKK’nın kaynağı Kuzey Irak’tır!


Onur ÖYMEN PKK saldırılarını ve terörün kaynağını Aydınlık’a değerlendirdi : PKK’nın kaynağı Kuzey Irak’tır!

Emekli Diplomat Onur Öymen, PKK saldırılarının Irak’ın kuzeyinden gerçekleştiğini belirterek, AKP’nin bu saldırıları önlemek için Barzani’yle değil, Irak hükümetiyle diplomasi yürütmesi gerektiğini söyledi

Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı ve emekli diplomat Onur Öymen, Türkiye’nin terörle mücadelesini Aydınlık’a değerlendirdi. Türkiye’nin Irak hükümetiyle Irak’ın içişlerine ilişkin konuşmasına rağmen, terör örgütü PKK’yı konuşmadığını belirten Öymen, “Türkiye Irak’la PKK’yı konuşmalı” dedi. Öymen’in gündeme ilişkin açıklamaları şöyle:

Ceyhun BOZKURT >>> Son olarak Bingöl ve Tunceli’de terör saldırıları oldu. Sürekli artan bir terör eylemleri var. Çok sayıda operasyona rağmen, terör saldırıları durmuyor. Neden bu saldırılar gerçekleşiyor?

Onur ÖYMEN >>> Bu kadar üst üste şehit veriyorsak demekki izlenen politikalarda bir yanlışlık var. Hükümetin ilk yapması gereken şey “Nerede hata yaptığını” araştırması lazım. Gördüğüm kadarıyla sadece Türkiye’de bu terörle terörle mücadele etmek eksik bir politikadır, terörün merkezi, beyni, karargahı,cephaneliği, eğitim alanlarının hepsi Kuzey Irak’ta.Türkiye maalesef yıllardan beri PKK’nın Kuzey Irak’taki merkezini tasfiye etmeyi başaramamıştır.

Daha önceki hükümetler zamanında 32 kere Kuzey Irak’a harekatlar yapılmıştır, terör bitme noktasına getirilmiştir. Ama bu hükümet zamanında sadece bir kere sınır ötesi harekat gerçekleşmiştir, o da sadece 7 gün sürmüştür. O bakımdan siz terörün merkezine yönelik hiçbir operasyon yapamazsanız, sadece Türkiye’deki mücadeleyle sonuç almak çok zordur.

Ceyhun BOZKURT >>> Nasıl sonuç alınabilir peki?

Onur ÖYMEN >>> Burada ilk yapılacak iş diplomasiyi çalıştırmaktır. Mademki bunların merkezi bir başka ülkedir, madem ki oradan geliyor Türkiye’ye saldırılar, o zaman terör örgütünün saldırılarında o ülkenin de sorumluluğu vardır. Son zamanlarda dikkat edilirse Bağdat Hükümetiyle ciddi tartışmalara girildiğini görürüz. Sünnilerle Şiiler arasındaki mücadele, Haşimi vs. konuları gündeme getiriliyor ama PKK hiçbir şekilde gündeme getirilmiyor. Oysa hem Irak hükümetini hem de uluslararası kamuoyunu PKK konusunda sıkıştırmak gerekir. Bizim muhatabamız Bağdat hükümeti olmalı ve Bağdat hükümetinden PKK’yı tasfiye etmesini, PKK’ya terörist yetiştiren Mahmur Kampı’nın kapatılmasını istememiz gerekiyor.

Ayrıca bunu uluslararası topluma götürüp Irak’ın bunu yapmadığını her yerde söylemelisiniz. İkinci unsur şu: Irak’ta 150 bin kişilik Amerikan askeri gücü vardı. Maalesef ABD Irak’taki bütün terör örgütleriyle mücadele ederken bir tek PKK ile mücadele etmedi. ABD’lilere bunu sormak lazım. İşin can alıcı noktası budur. Bunu yapmadığınız takdirde teker teker sinekleri öldürerek bataklığı kurutmaya çalışmak gibi sonu olmayan bir yola girersiniz. Esas olarak işin merkezine gitmek lazım.

Bizim muhatabımız Barzani değil Bağdat!

Ceyhun BOZKURT >>> Kuzey Irak’ta Barzani, AKP hükümetiyle işbirliği içinde. Barzani yönetiminden terörü bitirmek için destek istiyorlar. Barzani’yle beraber PKK’ya karşı mücadele olur mu?

Onur ÖYMEN >>> Türkiye’nin muhatabı Bağdat hükümetidir. Biz bir yabancı ülkede yerel yönetimleri dış politikada muhatap almayız. Irak’ta bir merkezin bir ordusu var, bir Barzani’nin, bir Talabani’nin, bir Şiilerin ordusu var. Böyle bir örnek dünyada var mı? Devlet ister federal, ister üniter olsun bir devletin bir ordusu olur. Ama Irak’ta birkaç ordunun olmasını herkes içine sindiriyor. Gücünüze dayanarak merkezi hükümet üzerinde etkili olmaya çalışırsınız. Bu Irak’ın istikrarını, yapısını bozar, merkezi hükümetin otoritesini zayıflatır. Irak’ta olan budur.

Ceyhun BOZKURT >>> Türkiye’de hükümetler geçmişte de Barzani ile temas kurdular. O dönem ile bu dönem arasındaki fark ne?

PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiyesi istenmiyor!

Onur ÖYMEN >>> Barzani’ye,Talabani’ye gelince Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Irak 36. paralelinin kuzeyine geçemezken, onlar fiilen bir otorite oluşturdular. Biz de mecburen temas ediyorduk.Çünkü başka muhatap olacak otorite yoktu.O temaslar sırasında hem Barzani hem Talabani PKK’ya savaş açtı, PKK’yla askeri, silahlı mücadele yapıyorlardı. Bugün neden yapmıyorlar?

Ceyhun BOZKURT >>> Sizce son terör saldırıları sonrasında Türkiye’nin Kuzey Irak’la ilgili sözü bitmedi mi?

Onur ÖYMEN >>> Diplomasiyi ne kadar kullandılar bizimkiler bilmek lazım. Vaktiyle çeşitli yöntemleri denediler. İki tane koordinatör seçildi. Biri Türk diğeri Amerikalı iki emekli orgeneral… Onlar 14 ay çalıştılar, bir sonuç çıkmadı ve Başbakan “Bize zaman kaybettirdi” dedi. Üçlü komite kuruldu, yine bir sonuç çıkmadı. Burada yapılacak iş, ABD çekildiğine, bizim muhatabımız Irak olduğuna göre Irak hükümeti nezdinde çok ciddi diplomatik baskı yapmaktır. Bir ülkeye yönelik terörist saldırılar bir komşu ülkeden geliyorsa, o komşu ülkeye sorumluluklarını hatırlatmak gerekir.
PKK’nın merkezi Suriye’deyken biz bunu yaptık ve Suriye birkaç günde çözüldü. Bir tek şehit vermeden yaptık bunu. Şimdi de yapılabilir. Maliki’yle Haşimi yüzünden kavga edeceğinize bunun için mücadele etmeniz gerekir.

Ceyhun BOZKURT >>> Gücümüz mü yetmiyor Irak’ın kuzeyine bir sınır ötesi operasyona?

Onur ÖYMEN >>> Madem yetmiyorsa TBMM’den yetki almanın bir anlamı yok. Türk ordusu güçlü bir ordu. O zaman bunu yapacaksınız.

Ceyhun BOZKURT >>> ABD engel oldu diye biliyoruz bu sınır ötesi operasyona.

Onur ÖYMEN >>> ABD Türkiye’nin PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiyesini istemiyor mu diye ABD’ye soracaksınız o zaman. Obama’yla konuyorsanız bunu da soracaksınız. “Dünyanın hangi ülkesinin terörle mücadelesine engel oluyorsunuz? Var mı bizden başka ülke? Niçin bunu yapıyorsunuz?” sorularını yöneltmeniz gerekir. İran’a karşı PJAK’ı kullanıyorlar

Ceyhun BOZKURT >>> ABD neden engel oluyor?

Onur ÖYMEN >>> ABD’nin kendi menfaatleri olabilir. Kuzey Irak öyle bir yer ki, yalnız Türkiye’yle değil İran’la da sınırı var. PKK’nın PJAK kolu İran’a saldırıyor. Bu konuda menfaatleri olabilir. Ayrıca bölgede petrol ve diğer kaynaklar var. Çıkarları olabilir, bilemeyiz. Ancak ABD başka nedenlerden dolayı Türkiye’nin terörle mücadelesine engel oluyorsa bu ciddi bir ihtilaf konusudur. ABD ile müttefik olmamıza rağmen geçmişteki devlet adamlarımız bu tür durumlarda ABD’ye itirazları iletti. İnönü, Ecevit, Demirel örnekleri var.

Ceyhun BOZKURT >>> “Hava istihbaratı veriyoruz” diyorlar.

Onur ÖYMEN >>> Bu istihbaret bir sonuç vermiyor ama. Birçok operasyon yaptık. Buna rağmen PKK’nın operasyonları bitmedi. Hangi ülke sadece hava istihbaratıyla terörü bitirmiş ki? Kara operasyonu gerekir.

Ceyhun BOZKURT >>> ABD neden Irak’a bir kara operasyonuna karşı çıkıyor?

Onur ÖYMEN >>> Bunun N ATO’da gündeme gelmesi gerekir. 4’üncü madde var. Orada herkesin önünde ABD’li muhataba “Niçin bizim bir kara operasyonumuza karşı çıkıyorsunuz? PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etmemizi istemiyor musunuz?” diye sorulmalı. Obama geldi TBMM’de “Bizim iki düşmanımız var. Biri El Kaide diğeri PKK. Biz El Kaide’yi yerinden sökeceğiz, tahrip edeceğiz, yeneceğiz” dedi. Öyle de yaptılar. PKK’ya gelince ise Türkiye’ye “Bağdat’la konuşun, Barzani’yle konuşun, içeride reform yapın” diyor. Yani kendisinin terörle mücadele yöntemi farklı, bize önerdiği farklı. Sürekli olarak Türkiye’ye siyaseten çözün, masaya oturun diyorlar. Avrupalılar da öyle. Sürekli bir siyasi çözüm lafı var. Bu ne demektir? Elinde silah olan bir örgütle masaya oturursanız, ancak dediklerini kabul edersiniz.

Akil adamlar önerisi Türkiye’ye uymaz!

Ceyhun BOZKURT >>> CHP’nin gündeme getirdiği bir Akil Adamlar önerisi var?

Onur ÖYMEN >>> Bakın bu konuda çok sayıda rapor var. David Philips’in, Ahtisari’nin raporları var. Lipponen’in raporu var. Hepsi Türkiye’nin terörü bitirmesi için siyasi taviz vermesini istiyor. Af çıkarın diyorlar, Anayasa’nızı değiştirin diyorlar. Yani yeni Anayasa yapma önerileri yurtdışından geliyor. Bütün raporlarda hep Türkiye haklıdır deniyor. Ancak çözüm önerilerine gelince, nedense Türkiye’nin hep taviz vermesini istiyorlar. Irak topraklarında bir terör örgütü var. Irak’ı kınayan bir tek devlet var mı? Ahtisari ismi gündemde. Ahtisari’ye açın bakın, Kosova’da ne yapmış? Ahtisari’nin önerileri nedeniyle Kosova adım adım bağımsızlığa gitti.

Ceyhun BOZKURT >>> Son olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı Sosyalist Enternasyonal toplantısından çıkan kararda da meselenin uluslararası platforma taşınması istendi.

Onur ÖYMEN >>> O kararda “Irak hükümeti niçin PKK’yı topraklarında muhafaza ediyor, niçin mücadele etmiyor, niçin topraklarından bertaraf etmiyor” diye bir cümle yok ama.

Ceyhun BOZKURT >>> Irak yönetimi çıksa dese “Siz bizimle değil Barzani ile çalışıyorsunuz ve PKK’da Barzani bölgesinde. Ben Barzani’ye müdahale etsem Türkiye’deki hükümet beni engeller” dese haksız mı?

Onur ÖYMEN >>> Bizim muhatabımız, Barzani değil, Irak hükümeti olmalıdır. Meseleye bütün olarak bakmak lazım. Geçmişte de karşı çıkmışlardı. Ama biz geçmiş hükümetler zamanında 32 sınır ötesi harekat yaptık. Biz “Bizi istemiyorsanız siz operasyonları yapın, yapamıyorsanız biz yapalım” dedik. Bu kadar sorun varken biz Irak’la bunu konuşmayacaksak, neyi konuşacağız. Ayrıca TBMM’yi toplayalım, orada konuşalım deniyor. Çözüm makamı muhalefet değil, hükümettir. Muhalefet önerilerini yapar, eleştirir. Ama icra makamı hükümet. Muhalefetin elinde ordu, polis, istihbaratı yok. Olamaz da. Bugün terör devam ediyorsa sorumlusu siyasettir.

Ceyhun BOZKURT

Aydınlık

ABD Konsolosluğuna Yapılan Saldırı Işığında Magrib El Kaidesi ve Libya


Libya’da ABD Büyükelçisi Chris Stevens ile birlikte üç ABD yetkilisinin öldürülmesinin ardından yapılan analizler ve haberle, kötü bir prodüksiyon olması ile birlikte açık bir şekilde provakasyonu hedefleyen filme gösterilen tepki, gösteriler üzerine odaklanmış ve Arap Baharı sürecinin sorgulanması ile sonuçlanmıştır. Batı dünyasında ise esas tartışma terör ve şiddet olguları üzerinden oryantalist ve Ortadoğu istisnacılarının argümanları çevresinde kendini yeniden üretmeye devam etmektedir. Son 30 yıldır öldürülen ilk ABD diplomatı olması, Chris Stevens’ın ve yanındaki görevlilerinin öldürülmesi ve Bingazi’deki konsolosluk binasının basılması pek çok nedenden ötürü daha derin analizlerin varlığına gerek duymaktadır. Libya’da Kaddafi iktidarını ve rejimini deviren 8 aylık iç savaş ve sonrasındaki geçiş sürecinde ülkedeki mevcut durumdan ötürü ABD’nin Libya’daki misyonları geri çağrılmıştı. Bingazi’de gerçekleştirilen konsolosluk saldırısından iki hafta önce açılan misyona karşı gerçekleştirilen bu saldırıyı sadece provakatif bir film ile açıklamak yeterli görülmemektedir. Özellikle bu noktada Bingazi’deki ABD konsolosluğuna yönelik saldırı, seçim öncesi gerçekleşen yabancı misyonlara karşı gerçekleştirilen saldırılardan ayrı değerlendirilemez. Söz konusu eylem paralelliği ise odakları Magrep El Kaidesine yöneltmektedir. Ancak ortaya çıkan detaylar durumu karmaşık hale getirmektedir.

Independent’in yayınladığı habere göre Stevens’ın Bingazide’ki ABD Konsolosluğu’na gerçekleştirdiği ziyaret gizli tutulmaktaydı. Bu tesadüf konsolosluk binasına gerçekleştirilen saldırının ağır silahlarla gerçekleştirilmesi ve profesyonel izler taşıması nedeniyle dikkate alınması gereken bir durum ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan Konsolosluk binasından önemli belgelerin eylemi gerçekleştiren gruplar tarafından alınması ise bir başka önemli nokta olarak karşımıza çıkmakta. Bu belgelerin ABD ile işbirliği içerisinde olan Libyalıların isimlerini, ABD görevlilerinin Libya’da kullandığı “güvenli evlerin” listesini, petrol anlaşmaları ve görüşmelerine dair önemli bilgileri içerdiği belirtilmekte. Sonuç itibari ile konsolosluk binasından elde edilen bilgilerin kimin ya da kimlerin eline geçtiği ABD’nin Libya’daki konumu doğrudan etkileyecek niteliktedir. Öte yandan Bingazi’deki ABD Konsolosluğu’na gerçekleştirilen saldırının önceden planlandığı Libya İçişleri Bakanlığı tarafından da teyit edilmiş durumdadır. ABD’nin Libya’ya gönderdiği donanma bir yandan kendisine karşı yapılan bu saldırıya dolaylı bir cevap verme amacını taşımasının yanı sıra Libya’daki çıkarlarını doğrudan koruması gerektiğinde kullanabileceği lojistik desteği de sağlaması açısından önem ihtiva etmektedir.

Seçim öncesi dönemde federalizm tartışmasının odağı haline gelen Bingazi’de gerçekleşen silahlı eylem ve saldırılar ABD Konsolosluğuna yapılan saldırıdan ayrı değerlendirilmemelidir. Her ne kadar Bingazi merkezli tek ve organize radikal silahlı bir gruptan bahsetmek zor olsa da Bingazi başta olmak üzere ülke genelinde aşiret milislerinin aktivitelerine devam ettiği bilinmektedir. Seçimlerden kısa bir süre önce 9 Haziran’da Bingazi’de ellerinde ağır silahlar bulunan bir grup Şeriat’ın uygulanmasına yönelik geniş çaplı bir eylem yapmıştır. Siyasal geleneğin zayıf olduğu Libya’da radikal grupların radikal taleplerle ortaya çıkmasının muhtemel olmasının yanı sıra bu radikal grupların El Kaide gibi örgütlerle ne kadar bağlantılı olduğu hayati bir sorun olarak gündeme gelmeye devam etmektedir. Fakat ulusal ve uluslararası hedeflere yapılan saldırıların artması El Kaide’nin Libya’da güçlendiğine yönelik öngörülerin kazanmasına neden olmaktadır. Mayıs ayında Bingazi’de gerçekleşen saldırılarılar Ebu Yahya El Libi’nin Pakistan’da öldürülmesinin ardından gerçekleştirilmişti. Mayıs ayında Bingazi’deki Kızıl Haç ofisi ve daha sonra da Birleşmiş Milletler konvoyuna ve ABD misyonuna da çeşitli saldırılar düzenlenmiş ve gözler El Kaide başta olmak üzere radikal gruplara dönmüştü. Kızıl Haç ofisine yönelik saldırının Ömer Abdul Rahman Tugayları tarafından üstlenilmesi ve grubun bu eylemi El Kaide’nin şuan ki lideri olan Ayman el Zevahiri’nin yaptığı intikam çağrısının ardından gerçekleşmesi, özellikle Magrib El Kaidesi’nin son bir yılda daha aktif hale geldiği yönündeki söylenti ve korkular ile birlikte Libya’daki gelişmelerin okunmasında dikkate alınması gerekmektedir. ABD Büyükelçisinin hayatını kaybettiği ABD Konsolosluğuna yönelik saldırının da aynı grup tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir. Saldırının 11 Eylül olaylarının yıldönümünde gerçekleştirilmesi El Kaide bağlantılı Ömer Abdul Rahman Tugayları üzerindeki şüpheleri arttırmaktadır.

Magreb El Kaidesi son yıllarda Kuzey Afrika başta olmak üzere Afrika’daki faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Özellikle yabancıların rehin alınması ve kaçırılması ile ön plana çıkan Magreb El Kaidesi 2008 yılında BM yetkilisinin Nijerya’da kaçırması ile gündeme gelmişti. En son Mali’de Cezayirli diplomatı kaçıran El Kaide, Mali’deki son gelişmelerin de ana aktörü olduğu bilinmektedir. Bu noktada öne çıkan bir görüş Bingazi’deki saldırının ABD büyükelçisinin öldürülmesini hedeflemediği, onu rehin almaya yönelik bir saldırı olduğudur. Bu görüşü, büyükelçinin korumalarının silahlı saldırı sonucu hayatlarını kaybetmesi ancak büyükelçinin saklandığı odada dumandan zehirlenerek ölmesi desteklemektedir. Konsolosluk binasına yapılan saldırı sonrası büyükelçi Stevens dahil ABD görevlileri ve güvenlik elemanları bina yakınında bulunan bir “güvenli eve” sığınmışlar, ancak saldırıyı gerçekleştiren grup bu binaya ikinci bir saldırı gerçekleştirmiştir. Bu saldırıda ise sadece Stevens’ın güvenliğinden sorumlu güvenlik elemanları hayatını kaybetmiş, ancak Stevens kilitli kaldığı odada dumandan zehirlenmiştir. Ancak bu görüş ABD büyükelçisinin Bingazi’ye yaptığı gizli ziyaretin grup tarafından bilindiği varsayımına da beraberinde getirdiği için tartışmalara neden olmaktadır. Çünkü ülkede güvenlik şirketleri yerel birimler ile birlikte çalışmaktadır ve bu görüş ABD güvenliğinde içeriden bilgi sızdığı anlamına gelmektedir.

Öte yandan ABD’li ve Libyalı yetkililerden gelen çeşitli açıklamalar durum üzerinde analiz yapmayı daha da zorlaştırmaktadır. Libya İçişleri Bakan Yardımcısı Vanis El Şerif, göstericiler arasında durumu kaosa dönüştürmek isteyenlerin olduğunu açıklamasına paralel olarak, Libya Başbakanı El Megarif “ABD Konsolosluğu’na yapılan saldırının önceden planlanan bir saldırı olduğuna inandıklarını, olaya karışanların bazılarının ise kesinlikle Mali ve Cezayir gibi ülkelerden Libya’ya giriş yaptıklarını” açıklamıştır. Öte yandan ülkedeki önemli milis güçlerinden bir olan 17 Şubat Tugayı ise ABD yetkililerinin Bingazi’deki güvenlik durumunun kötüye gittiği ve acilen önlem alınması yönünde uyardıklarını belirtmişlerdir. Libyalı yetkililer Bingazi’deki saldırıların planlı bir şekilde gerçekleştirildiği yönünde hemfikir görünmektedirler. Bu durum Bingazi’nin merkezi yönetim kontrolü altına tam olarak alınamamasıyla da bağlantılıdır. Federalizm, otonomi ve adem-i merkeziyetçilik taleplerinin yükseldiği Bingazi’nin şiddet ve güvenlik zaafiyetleri ile anılması bu taleplerin uluslararası destek bulmasını zorlaştıracaktır. Öte yandan Bingazi’deki petrol bölgeleri uzunca bir süredir yabancı şirketler ile ortak çalışan yabancı güvenlik şirketleri tarafından sağlanmaktadır. Bu nedenle güvenliğe dair sorunlar Libya’daki federalizm ve merkezilik bağlamında gelişen siyasi denklem içerisindeki etkenlerden sadece biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslar arası aktörlerin Libya’daki federalistlere, İslami gruplara ve merkezi yapı yanlısı siyasi gruplara yaklaşımı konusunda öngörüde bulunmak henüz mümkün görünmemektedir.

Öte yandan bazı ABD yetkililerinin yaptığı açıklamalar ise Libyalı yetkililerin yaptığı açıklamalar ile paralel olmaktan ziyade farklı bir bakış açısı sunmaktadır. ABD’nin BM’deki büyükelçisi Susan Rice, saldırıların İslam’a hakaret eden filme karşı gelişen protesto gösterilerinin bir sonucu olduğunu ve planlı bir saldırı olmadığını ifade etmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise ABD’nin Libya’da olası bir saldırının gerçekleşeceğine dair uyarıldığı iddialarını reddetmiştir. Resmi yetkililerden Libya’daki saldırılara yönelik somut ve sert bir söylem henüz ortaya çıkmadığı gibi, ABD yönetiminin Libya’ya yönelik dış politikasında değişikliğe gidip gitmeyeceğine dair biz iz bulmak zor görünmektedir. Ancak seçim öncesinde yaşanan bu durum, özellikle ABD Büyükelçisi Stevens’ın son 30 yılda öldürülen ilk diplomat olması ve 11 Eylül’ün yıldönümüyle aynı gün gerçekleştirilmesi nedeniyle seçimlerin kaderinde etkili olacağı öngörülmektedir. Olası bir hükümet değişikliğinin dış politikaya etkileri de kaçınılmazdır. Öte yandan Obama yönetiminin atacağı adımlar seçim koşullarına göre şekilleneceğe benzemektedir.

‘İsrail İran’ı vurmak için fırsat yakaladı’


ABD önderliğinde 30 ülkenin katıldığı Basra Körfezi’ndeki tatbikat başladı.

ABD önderliğinde 30 ülkenin katıldığı Basra Körfezi’ndeki tatbikat başladı. İsrail’in 27 Eylül’e kadar sürecek tatbikatı bir fırsata dönüştürerek İran’ın nükleer tesislerini vuracağı iddia edildi.

ABD önderliğinde 30 ülkenin, Basra Körfezi’nde mayın döşenmesi ve temizlenmesi amacıyla düzenlediği tatbikat başladı. Tatbikatın başlaması nedeniyle ABD ve İngiltere’nin bölgedeki askeri varlığını İran Körfezi’ne yönlendirmesi, İsrail’in İran’ı vuracağı iddialarını gündeme getirdi.

Suudi sermayeli El Arabiya televizyonunun internet sitesinde yer alan habere göre, İsrail’in, ABD önderliğinde 30 ülkenin katıldığı tatbikatı bir fırsata dönüştürerek, İran’ın nükleer tesislerine saldıracağı ileri sürüldü.

ABD Donanmasına bağlı 5.Filo’nun sözcüsü Greg Raelson, konuyla ilgili El Arabiya televizyonuna yaptığı açıklamada, Uluslararası Mayın Temizleme Tatbikatı 2012’nin, herhangi bir ülkeyi tehdit etmek ya da özel bir durum için düzenlenmediğini söyledi.

ABD Donanması’ndan yapılan açıklamada, "Uluslararası toplumun, stratejik su yollarında, ticaretin serbest akışını sağlamak için ortak çıkarları olduğu" belirtildi.

Açıklamada, tatkibata 30 ülkenin katıldığı vurgulandı ancak bu ülkelerin isimleri verilmedi. Tatbikatta, Basra Körfezi’nde mayın döşenmesi ve temizlenmesiyle, deniz altındaki patlayıcıların bulunması amaçlanıyor.

İRAN TEHDİT ETMİŞTİ

Ortadoğu’daki en geniş katılımlı tatbikat ayrıca Hz. Muhammed’e hakaret eden film nedeniyle bölgede gerilimin tırmandığı bir sırada gerçekleşiyor. İran pek çok kez saldırıya uğraması halinde Hürmüz Boğazı’nı kapatacağı tehdidinde bulunmuştu.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: