Etiket arşivi: savaş

RUHAT MENGİ : Suriye ve İran’la savaşa doğru! /// CC : @RuhatMengi @RuhatMengiVatan @ruhat_mengi_


Suriye ve İran’la savaşa doğru!

Suriye’den atılan roketatar Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesine düştü, 1’i asker olmak üzere 3 vatandaşımız yaralandı. Esad’ın askerleriyle “Türkiye’nin himayesinde” tutulan “Özgür Suriye Ordusu” isimli muhalif takım (ki aralarında dünyanın terörist saydığı ve gerçekte de azılı bir terör grubu olan El Kaide de var) bizim sınırlara o kadar yakın çarpışıyor ki adeta biz de savaşın içinde gibi olduk. Sınır illerimizde yedirilen-içirilen-yatırılan-her türlü destek sağlanan muhalifler tabii ki sınıra yakın yerlerde “Esad askerleri ve onunla birlikte olan PKK ile” çarpışıyorlar.

Bundan önce de kaç kez ilçelerimize toplar, mermiler düştü, yaralanan hatta ölen vatandaşlarımız oldu (Akçakale’de 5 kişi ), ders almadık. Sanki dünyada sadece bizim derdimizmiş gibi “muhalif” adı altında “bir ordu”yu korumaya devam ettik. Onları korumamız nedeniyle Esad PKK’yı Kuzey Suriye’de iyice güçlendirdi, onunla işbirliği yaptı, PKK Güneydoğu’da saldırılarını arttırdı bu da bizi uyarmaya yetmedi.

Ceylanpınar Belediye Başkanı “Suriye jetlerinin sınırdaki bazı bölgeleri bombaladığını, atılan bombaların, seken kurşunların Türkiye’yi de etkilediğini, yaralananlar olduğunu, ambulansların aralıksız yaralı taşıdığını” söylüyor. Şarapnel parçaları evlerin bahçelerine düşmüş ve “tesadüfen” yaralanan olmamış. “Başımıza da düşebilirdi, bir dahaki sefere ne olur bilmiyoruz” diyor Başkan.. Kendi yaralılarımız yetmiyor gibi bir de sınır boyunda yaralanan Suriyelileri bizim sınıra taşıyorlar, bizim hastaneler bakıyor. Yani hiç şüphe yok orada bulunanlar tam bir savaş ortamının içinde yaşamaktalar.

Daha önce Suriye’yi “vatandaşlarımızın hayatı tehlikeye girerse sessiz kalmayız” diye tehdit ettik, oysa Ceylanpınar’da okullar bile tatil edildi, halk panik halinde.. Ve bu ilçemiz de Suriyeli kaynıyor..

Eğer bu da değilse “yanlış dış politika” neye denir bilinmez, umalım da bu nedenle kısa süre içinde Suriye ve İran’la savaşın içine düşmeyelim. Gidiş o gidiş zira!

*****

Ve Suriye’ye nota!

Bu kaçıncı nota ama yine Ceylanpınar olayından sonra “Suriye’ye bir nota daha verdiğimizi” Dışişleri Bakanı Davutoğlu açıkladı.. Bakan “Suriye’ye bir nota daha verdik. BM Güvenlik Konseyi ve NATO’ya durumu rapor ettik. Uluslar arası kamuoyunun sessiz kalması vicdanları zedeliyor” demiş.

Duruma bakılırsa zedelenen vicdanlar yalnızca bize ait, diğer ülkelerde böyle bir zedelenme olsa bir hareket de olurdu ama Davutoğlu’nun da dediği gibi hiç hareket yok. NATO Genel Sekreteri alçak perdeden hatta fısıltıyla “gerekirse Türkiye’ye destek veririz” diyor ama bugüne kadarki kayıtsızlıklarına bakınca o bile pek inandırıcı görünmüyor.

ORTADOĞU KAYNIYOR

Ayrıca o “gerekirse” lafı “savaşa girerse”yi kastetmekte.. Bir kere savaşa girildi mi Türkiye “Doğu’dan, Kuzey’den, Güney’den, Güneybatı’dan o kadar çok yönlü bir ateş hattına” itilmiş olacak ki destek filan kurtarmayacak.. ABD önce Türkiye’yi gazlayarak Suriye iç savaşına müdahil etti, şimdi İsrail’i de kullanarak savaşı bölgeye yayacak ve sonunda aklınca Ortadoğu’ya yıllardır planladığı şekli verecek.

YA BİZİM SORUMLULUĞUMUZ?

İsrail Golan tepelerine düşen top mermisinden sonra Suriye topraklarını bombalamaya başladı.. Savaş bölgesel hale geliyor ve biz rahatlıkla bunun dışında kalabilirdik ama (neye güveniyorsak) yapmadık. Şimdi kavgalı olduğumuz İsrail’le müttefik halinde Esad’a mı saldıracağız, belli değil.. Davutoğlu “yaşananların birinci sorumlusu Esad, 2’nci sorumlusu BM Güvenlik Konseyi’nin ataleti” demiş. Ya üçüncü sorumlu; bizim sorumluluğumuz?

Bütün Batı ülkeleri, BM uzak dururken ve kendi terör sorunumuz yeterliyken bizim öne atılmaktaki sorumluluğumuzu unutacak mıyız? Hükümet bu savaştan uzak durmak için elinden geleni yapmalıdır, başka çaremiz kalmadı!

*****

10 yılda ne oldu?

Başbakan Erdoğan terör konusunda muhalefet partilerini kastederek “30 yıldır süren davayı hükümet meselesi görenler var” diyerek bunun “Hükümeti zora sokma gayreti” olduğunu ifade etti. Doğrudur, PKK terörü 30 yıldır sürüyor ama 2000 öncesinde tamamen durdurulduğunu da unutmayalım.

AKP bu 30 yılın 10 yılında iktidardaydı ve o yıllar içinde, özellikle “örgüte silah bıraktırmadan başlatılan açılım” sonrasında örgütle yapılan görüşmeler, verilen vaatlerle beklentileri arttıktan sonra terör de arttı. Suriye konusunda atılan hatalı adımlarla daha da arttı. Ve böyle bir durumda hangi parti iktidarda olursa olsun sorumluluğun doğal olarak “hükümete ait” görüleceği şüphesizdir.

Yani şimdi orada örneğin “Çiller, Yılmaz Hükümeti” gibi bir hükümet olsa o sorumlu gösterilmeyecek miydi? Hükümetler her dönemde yalnız “başarıları veya istedikleri konular” ile değil, “hataları ve eksikleriyle” de sorumlu tutulurlar. Bunu kişiselleştirmek ayrı bir siyasi hata olur.

Necati Doğru: Savaş sınırdan içeri girdi!


Biz savaşa girmeden, savaş bize girdi. Dün de Suriye sınırında Türkiye topraklarına 16 bomba daha atıldı.
Bunun böyle olacağını kendisi aslında bir ekonomi profesörü olan Hurşit Güneş, 2 ay önce “ipatlı-kanıtlı” haber vermişti.

Ve azar işitmişti.

“Sen zabıta mısın?

Diye paylamışlardı..

Biliyorsunuz, Hurşit Güneş, muhalefet partisi (CHP) milletvekilidir. Bence bütün milletvekillerinden beklediğimiz “örnek olması bir araştırma yapmış, bulduklarını halka açıklamış, toplumu bilgilendirmişti.

gereken”

Xxx

Dış basın yazıyordu.

Başbakan gizliyordu.

Dışişleri Bakanı saklıyordu.

İktidar milletvekilleri duymuyordu.

Hurşit Güneş, Milletvekili olmanın gereği olarak Hatay’a gitti. Suriye’den Esad rejiminden kaçan sığınmacıların yerleştirildiği söylenen Apaydın Kampı’nın “niçin sınıra çok yakın adeta bitişik kurulduğu” sorusunu sorarak araştırmaya başladı.

Suriyeli komşularımız.

Ülkelerinden kaçıyorlar.

Belli ki zordalar.

Acı içindeler.

Onlara destek insanlık borcudur fakat bu kamp niçin sınıra 3 kilometre mesafede kuruldu. Bu kamp; “Esad rejimine karşı silahlı başkaldırı yapan Özgür Süriye Ordusu’nun komutanı Riyad El Esad’ın, Suriye Ordusu’undan kaçmış 30’dan fazla generalin karargahı olarak mı kullanılıyor?” diye sordu.

Milletvekili kampa girmek istedi.

Yasaktır dediler. Sokmadılar.

Xxx

Bir milletvekili Suriye’den kaçan acılar içindeki komşu ülke insanlarının kaldığı kampa sokulmuyor, bizzat Başbakan tarafından “Sen zabıta mısın?” diye azarlanıp paylanıyordu.

Anlaşıldı ki, burası kamp değil.

Karargah gibi kullanılıyor.

Esad’ı silahla devirmek isteyenler gündüz Suriye topraklarına geçip savaşıyor, gece dinlenmek, yaralarını sarmak ve güven içinde uyumak için Türkiye’deki kampa geliyorlardı.

Bütün dünya öğrendi.

Türkiye silahlı isyancıları koruyup, kolluyor, destekleyip, silahlandırıyordu.

Türkiye taraf oldu.

Xxx

Türkiye, Suriye’deki acıları dindirebilmek için “Hem Esad, hem Müslüman Kardeşler, hem muhalefet, hem Rusya, hem ABD ile konuşabilen ve bunların hepsinin kulak verebileceği bir arabulucu” olacakken, kimsenin ciddiye almayacağı bir taraf haline sokuldu. Katar’da yapılan son “Suriye’nin dostları toplantısında” Türkiye’nin adı sanı geçmedi.

Ve savaş geldi içeri girdi

Türkiye bombalanıyor.

Dün de 16 bomba atıldı.

Bu bombaları Suriye savaş uçakları ve helikopterleri atıyorsa Türkiye savaş uçakları neden Suriye uçaklarının sınıra bu kadar yaklaşmasına izin veriyorlar?

Anlamak zor.

Türkiye’ye bomba yağıyor.

Türk Ordusu ciddiye almıyor.

Burada bir yalan mı var?

Bombaları Esad’a bağlı Suriye Ordusu’nun uçakları değil de onlara karşı savaşan muhalifler mi atıyor?

Bilmek zor.

Xxx

Milletvekili Hurşit Güneş, yeni bir dikkatli çalışmasını toplumun bilgisine sundu: Cumhuriyet tarihi boyunca “örtülü ödenekten yapılan en büyük harcama” son 9 ayda yapılmıştı.

870 milyon TL.

Yüksek bir harcama.

Bir çok bakanlık bütçesinden fazla olan bu para nereye harcanmıştı.

Örtülü ödenek gizlidir.

Ulusal güvenlik için harcanır.

Açıklanmaz.

Ama harcama çok yüksekti ve milletvekili haklı olarak; “bu parayla silah alınıp Suriyeli muhaliflere mi verildi” diye soruyordu.

Bilgi veren yok.

Sözcü

EL-VATAN GAZETESİ: HİZBULLAH SURİYE’DE SAVAŞIYOR


İRAN ANALİZ / Suudi Arabistan’ın el-Vatan Gazetesi başyazısı tevil götürmez bir şekilde Hizbullah örgütünün Suriye’deki hadiselere aktif bir şekilde katıldığını yazdı. Bunun nasihat veya irşad değil de halihazırda yaşandığı gibi katliamlara karışmak şeklinde olduğunu söyledi. Özgür Suriye Ordusu ve Lübnan içindeki kaynaklar da şimdiye kadar içlerinde Saha Komutanı da dahil olmak üzere yüzlerce Şii Hizbullah örgütü mensubu militanının Suriye halkını katlederken çatışmalarda öldürüldüğü yönünde kamuoyuna bilgiler verdi.

Suud el-Vatan gazetesi başyazısında 19 Ekim 2012 tarihinde Lübnan’da İç İstihbarat birim komutanı General Visam Hasan’ın öldürüldüğü suikasta da işaret çekildi. Bu katliamda şüphe getirmez işaretlerden birisinin de bunun arkasında Suriye ve İran ile Hizbullah’ın oynadığı rol olduğu belirtildi. Amacın Suriye’deki krizi buraya taşımak olduğuna dikkat çekilen yazıda General Hasan’ın bu çirkin planı deşifre eden kişi olduğu yazıldı.

Yazıda mezhep fitnesi çıkartmak, Lübnan’ı geçmişte olduğu hale döndürmek, Suriye devrimini içine çektiği savaş sahasına çevirmek, Lübnan’ı uluslararası muhaberat örgütleri ve çatışmalarının buluştuğuy yer haline döndürmek gibi sair sebeplerle işler çeviren Hristiyan eski bakan Mişel Simahe’nin yakalanmasına da değinildi. Hizbullah-Esed müttefiki terörist Simahe, tonlarca bombayla, terör planlarıyla, paralarla ve Suriyeli General Ali Memlük-Büseyne Şaban’dan aldığı emirlerle terörist eylemler yapamadan suç üstü yakalanmıştı.

Başyazı bu duruma da değinerek Simahe-Memluk planının başarılı olamadığını, General Hasan suikastıın bu başarısızlığın bir intikamı olduğuna işaret edildi. Suikastı yapanların Lübnana ve istikrarına komplo kuranlar olduğunu, böylece Suriye hadiselerine direk karışanlar aracılığıyla projelerinin ikinci ayağına geçmek istedikleri kaydedildi. Suriye’ye sınır Şii köylerinin Hizbullah örgütünce kullanıldığı belirtilen yazıda, bunun Hizb tarafından sözde onları devrimcilerden korumak iddiasıyla yapıldığı belirtildi.

Başyazıda vatandaşları korumanın devletin görevi olduğu hatırlatılarak dünyanın neresinde bir örgütün kalkıp da sözde birilerin koruma adına böylesi bir iş yaptığı soruldu. Yine yazıda Hizbullah militanlarının sözde sadece Lübnanlıları korumak göreviyle yetinmediğine de işaret edildi. Sözde Suriye ile sınırdaki bu insanları koruma iddiasının yanı sıra örgütün Humus, Kusayr, Zebedani gibi yüzlerce kilometre sınırdan uzak Suriye topraklarının içinde direnişçilerle savaştığı gerçeğine vurgu yapıldı. Tüm bunlar da gerçekte Hizbullah örgütü ve genel sekreterinin iddialarının ne denli doğruluktan uzak ve manipülatif olduğunu gözler önüne seriyor.

Yazıda işaret edilen iddianın aksine gözlemciler Lübnanlı Şii köylerin Hizb tarafından üslere döndürüldüğü, buradan Esed güçlerine destek verilerek Suriye içinde katliamlar yürütüldüğü, sınırdan masum mültecilerin geçişine engel olunduğu ve direnişçilere darbe vurulduğu gerçeğine dikkat çekiyor.

CAN ATAKLI : Suriye ile savaşmayız ama çok masraf yaparız /// CC : @can_atakli_


Suriye ile savaşmayız ama çok masraf yaparız

Başından bu yana Suriye krizinden bir savaş çıkacağını hiç düşünmedim.

Bir bataklığa çekildiğimizi, bunun Türkiye için hiç de hayırlı olmadığını yazdım söyledim ama savaş korkusu yaşamadım.

Çünkü Suriye ile olası bir savaş Türkiye’nin özgür iradesi, gücü ve yeteneği ile olamaz.

Suriye konusu ne Arap Baharı denilen süreçteki diğer Müslüman ülkelerin durumuna uyuyor ne de bir insanlık dramının yaşandığı Bosna ile aynı.

Suriye başlı başına bir olay ve ne sadece Suriyelileri, ne bizi ilgilendiriyor.

Suriye konusu artık bir dünya dengeleri sorunudur.

Türkiye ya da başka herhangi bir ülke Suriye’de tek başına bir tasarrufta bulunamaz.

Suriye’ye ister tek başımıza, ister dünyanın bazı ülkelerini de yanımıza alarak yapacağımız bir askeri müdahale “bir mini dünya savaşı” anlamına gelir ki, bunu şu anda hiç kimse göze alamaz.

Böyle olduğu içindir ki, onca insanlık dramını andıran sahnelere rağmen ne Birleşmiş Milletler ne de özel olarak NATO harekete geçebiliyor.

Neden bir “mini dünya savaşı” diyorum?

Suriye’deki Esad rejimi şu anda dünyada yalnız değil.

Rusya orada. Üstelik tıpkı bizdeki İncirlik Üssü gibi Suriye topraklarında bir askeri üssü var.

İkincisi Çin de Suriye’nin arkasında. Kendisi çok uzakta olmasına rağmen gemilerini Akdeniz’e gönderdi, askeri ve siyasi alanda Suriye lehine ağırlığını koymaktan çekinmiyor.

Üçüncüsü, şaşırtıcı da olsa İran’ın tavrı var.

Normal koşullarda İran’ın Suriye’ye destek olması çok mantıklı gelmiyor.

Ancak İran Suriye’de patlayan olayların aslında İran’a bir atlama noktası olduğu gerçeğini biliyor. Suriye’nin de düşmesi hâlinde Müslüman ülkeler içinde “halledilmesi” gereken tek ülke İran olacak.

Bu tehlike ve tehdidin farkında olan İran ister istemez Suriye’ye destek olmak durumunda hissediyor kendisini.

Böyle bir atmosferde, Suriye’ye yönelik bir askeri müdahalenin nelere yol açabileceğini hesaplamak için derin stratejik bilgilere sahip olmak bile gerekmiyor.

Peki bizim iktidarımız bu gerçeği bilmiyor mu?

Bilmez olur mu?

Bu nedenle iktidarın tavrını dışa yönelik değil içe yönelik olarak algılıyorum. Dışarıda “çıkmayacak” bir savaşa güvenerek, içe dönük “kararlılık ve kahramanlık” gösterisi gibi geliyor bana son gelişmeler.

Evet, Suriye ile bir savaş çıkma olasılığı çok düşüktür ama bu, Türkiye’de büyük hasar yaratmayacağı anlamına gelmez. En azından her an “savaşacakmış” gibi olmak büyük maliyetlere neden oluyor.

Bölgeye sevkedilen askeri birlikler, mühimmat, silahlar, bunların konuşlanması, lojistik desteklerinin sağlanmasının milyonlarca dolar tutacağını bilmemiz gerek.

Ayrıca sayıları 100 bini aşan Suriyeli sığınmacılara verilen desteğin de şimdiden 400 milyon dolara ulaştığı ve bu konuda dünyanın hiçbir yerinden yardım gelmediği de bir başka gerçek.

Kısacası, Suriye ile savaş çıkmaz muhtemelen ama bir savaş kadar masraf yapacağımız da kesin.

*****

“Verin kimlik numaralarınızı”

Önceki akşam Atatürk Havalimanı yakınlarındaki Wow Otel’de iş adamı Mustafa Bulut’un kızı Büşra Bulut ile Albayrak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Albayrak’ın oğlu Muhammet Albayrak evlendi. Nikâhı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş kıyarken iktidarın en önemli isimleri de salonda hazır bulundu.

Bu düğünün yapıldığı otelin bir başka salonunda ise CHP Parti Okulu’nun toplantısı vardı. Önemli bir devlet büyüğü otele giriş yaparken, toplantıları biten bir grup CHP’li de dışarı çıkıyordu. Karşılarında önemli devlet büyüğünü gören 40 kadar CHP’li “Gün dönecek, devran dönecek, AKP bir gün halka hesap verecek” diye slogan attı.

Devlet büyüğü bu protestolara aldırmadan içeri girdi ama, CHP’li grup bir anda polis tarafından kuşatıldı.

Polisler tam bir çember içine aldıkları 40 kadar CHP’linin hepsinden nüfus kâğıtlarını aldılar ve bir kenara gidip hepsinin “vatandaşlık numaralarını” bir kâğıda not ettiler. Nüfus kâğıtları daha sonra geri verildi ve CHP’li kalabalığın etrafındaki çember kaldırıldı.

Polis topladığı o vatandaşlık numaraları ile acaba ne yapacak?

*****

İstanbul birinciymiş ama…

İstanbul trafik işkencesi konusunda dünyanın birinci kenti olmuş. Haber geçenlerde başta Vatan olmak üzere birçok gazetenin en önemli haberlerinden biriydi bu.

Hepimiz trafikte işkence çekiyoruz.

Örneğin 45 dakikada Ankara’dan geldikten sonra evimize gitmek için 2.5 saat harcıyoruz.

Oysa İstanbul’un yolları, kavşakları, alt geçitleri, köprüleri çağdaş ülkelerin hiçbirinden geri değil.

Araç sayısı açısından bakıldığında trafik sıkışıklığında birinci olan İstanbul’daki araç sayısı emsali olan dünya kentlerinden daha az.

Buna rağmen trafik çilesinde İstanbul birinciliği alıyorsa, yanlışı başka yerde aramak gerek.

Demek ki İstanbul’da ciddi bir trafik birimi yok.

Ya da mevcut trafik biriminin trafikten, trafik yönetiminin bir bilim olduğundan haberi yok.

Yoksa daha geniş yollara, geçitlere, kavşaklara, tünellere sahip bir kent, neden kendisinden daha az olanaklara sahip olan ama araç sayısı adeta kendisini katlayan kentlerden daha kötü bir trafiğe sahip olur ki?

Acaba İstanbul’un sahibi mi yok?

*****

Bir eski dostun imza günü

Mesleğe başladığım ilk yıllarda kader birliği yaptığım sevgili arkadaşım dostum Mehmet Fırat Eroğlu, ilkeli, dürüst, namuslu bir gazeteci yazardı. İlerleyen yıllarda hayat bizi farklı noktalara sürükledi. Mehmet Fırat hem hakkındaki siyasi davalar hem de derinden hissettiği işsizlik canına tak edince İstanbul’u bırakıp başka diyarlara uçtu.

Yıllarca görüşemedik, haberleşemedik.

Birkaç ay önce çıkageldi. güneyde yaşadığını, günlerini kitap yazarak geçirdiğini, ağırlıklı olarak dönem hikâyelerinden oluşan romanlar yazdığını söyledi.

Son kitabı olan “Gölge gününün azabı ve ateşin gül serinliği”ni getirmişti. Bir solukta heyecanla okudum.

Şimdi öğrendim ki, Mehmet Fırat, Bartın Belediye Başkanı Cemal Alkın ve Belediye Kültür-Sanat Sorumlusu Sevgi Salcı öncülüğünde düzenlediği 16. kitap fuarında kitabını imzalayacakmış. Fuarın yarınki son gününde kitabını imzalayacak olan Mehmet Fırat Eroğlu imza gününün ardından yazar Ferhan Topçu ile birlikte “roman dünyası ve romanlardaki karakterler” üzerine okurlarla söyleşecek.

Eski ve sevgili bir dostu yeniden görmenin mutluluğunu hissetmek çok güzel bir şey.

Alman ve Amerikan Gladyolarının savaşı! /// CC : @MahirKaynak @MKaynakf @MahirKaynakStar


Soğuk savaş döneminde kurulan NATO’nun Gladyoları, Türkiye, Almanya ve Kanada dışında tasfiye edildi. Tüm gladyoların finansörü Rockfeller Grubu’dur. En güçlüleri Almanya’dadır. Eğer çökertilmek istenirse Almanya ekonomisi batar ve Avrupa Birliği dağılır. Uzun yıllar Alman Gladyosuna Türk Gladyosu Ergenekon’u kontrol ve idare görevi verildi. Bu nedenle ülkemizde en fazla ajana sahip ülke Almanya’dır. CIA’dan bağımsızlığını ilan etmek isteyen Alman Gladyosu, Türk Ergenekon’un da kanına girdi. Kalemleri okyanus ötesinde kırıldı! Ergenekon’un Alman ve Amerikan kanadı hep rekabet halindeydi. Bugün bir kanadı hapsi boylarken, diğer kanadı Amerikan ve Alman Gladyoları arasında ortada kaldı.

2. Dünya savaşından sonra Amerikalıların özel görevler verdiği Hitler’in Gestapo’su eski SS üyelerinin kurduğu bir örgüt olan ODESSA (Organisation Der Ehemaligen SS-Angehörügen) Murat Bayrak’ı Yugoslavya’dan Türkiye’ye kaçırdı. Gladyo eğitim kampları ve organizasyonunda etkin rol oynayan Nazi Generali Reinhard Gehlen ile irtibattaydı. Almanların BND’sini ve derin devletini 1952’de kuran Gehlen, tüm NATO ülkelerinde de Gladyoları örgütleyen en derin istihbaratçıydı. Aralık 2000’de açılan CIA’nın gizli belgelerinde Gehlen ve eski Nazi subaylarıyla hangi örtülü operasyonlar gerçekleştirildiği ortaya çıktı.

Yazdığım bilgiler artık açık bilgidir, yıllarca kamuoyunun dikkatinden kaçırılan bu bilgileri ders olması açısından yazmak gazetecinin kamu görevidir.
Ülkücüleri gaza getirmekle görevli Murat Bayrak, Türkiye’deki tüm faaliyetlerini “Hançer Birliği” adına yürüttü. Bayrak, 12 Eylül darbesi sırasında MHP Genel Yönetim Kurulu Üyesi olmasına karşın tutuklanmayan tek isimdi. Onun gibi serbest bırakılan diğer isimler de Özel Harpçiydi ve Gladyo’ya çalışıyordu. Yugoslavya göçmeni Bayrak aynı zamanda CIA ajanları ve gladyo yapılanmasında kilit rol oynayan Paul Henze ile Frank Terpil’le de bağlantılı idi. Bayrak MHP’den önce Adalet Partisi’nde de milletvekilliği yapmıştı.

2. Dünya savaşından sonra, Gehlen ile sonradan Alparslan Türkeş’in yakın dostu olacak olan Ruzi Nazar ABD’ye götürüldü. Türkeş’e NATO kamplarında eğitim verilirken, kendi isteği üzerine ‘Ergenekon’ kod adını aldı. Özbek kökenli Ruzi Nazar, savaş sonrasında Alman ordularına sığınmış bir isimdi. General Gehlen ve Nazar ikilisi, CIA içerisinde görevlendirildi. Nazar bu görevde CIA Türkiye İstasyon Şefliği’ne kadar yükseldi. Enver Altaylı gibi Özbek kökenlileri MİT’de kritik görevlere getirdi. Türk Kontragerillasını finanse eden Rockfeller, Özel Harp Dairesi ile özel ilişkiler geliştirdi. Üst düzey subaylarımızı eğittiler, beyinlerinı yıkadılar ve kendi halkını ve dinini dahi düşman görecek kodlarla robotlaştırdılar.

Alman istihbaratı ülkemizde dört vakfı, şirketleri ve diplomatik dokunulmazlığa sahip ajanlarıyla mükemmel çalışır. Bu vakıflar, Hristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) Kondrad Adenauer Vakfı, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Friedrich Ebert Vakfı, Özgürlükçü Liberal Parti’nin ( FDP) Friedrich Naumann Vakfı ve Yeşiller Partisi’ne ait Henrich Bölll Vakfı.

Kürt sorununun siyasileştirilmesi ve Aleviliğin İslam’dan ayrılarak ayrı bir din haline getirilmesi üzerinde yoğunlaşmıştır.
Dünya altın borsasını elinde bulunduran Almanların bir hedefi de Türklerin kendi altın madenini çıkartıp, işlemesini engellemek. Alman vakıflarının istihbarat faaliyetleri ve altın hesabı konusunda kitap yazan Necip Hablemitoğlu’nu öldürtmesi için Veli Küçük’e kimin emir verdiği ortada! Küçük, Almanların sırlarına sahip kilit bir Silivri sanığı

Alman BND’si nasıl çalışıyor? 1970 ile 2005 arasında Almanya’da 42 bin 664 kişi, Alman derin devleti için ajanlık, muhbirlik ve köstebeklik yaptı. Bunlar arasında Doğu Alman sayısı 9 bin 822’dir. Almanya’da yararlandığı gurbetçi ve ülkemizde kullandığı ajan sayısı onbinleri geçti. Hedefledikleri Türk veya Kürtleri, Alman sempatizanı, etki ajanı ve ücretli ajan yapma kategorileri bulunuyor. Kadın kullanma, zenginleştirme ve kasetli şantaj en fazla kullandıkları yöntemler. Almanlar uzun yıllardır telefonlarımızı dinliyor. Kimin ne gibi zafiyeti olduğunu, nasıl ele geçirilebileceğini biliyor. Türkiye’de kullandıkları üst düzey üç ajana verdikleri kod lakap isimler, “Baron”, “Kumarbaz” ve “Tilki”.

Ülkemizin doğusunda faaliyet gösteren yabancı ajan sayısı beş bini geçiyor. Almanlar doğu illerimize su arıtma tesisi, küçük barajlar yapma bahanesiyle çok sayıda ajanını yerleştirdi.

Bunların pek çoğu Türkçe ve Kürtçeyi ana dili gibi biliyor. İstihbarat organlarımız, bu ajanların çoğunun aslında kim olduğunu kısa sürede fark ediyor, ancak yakalamıyor ve sınırdışı etmiyor. Geçtiğimiz günlerde rutin dışına çıkılarak 10 yıldır Diyarbakır merkez olmak üzere doğu illerimizde Mossad adına casusluk yapan bir İsrail vatandaşı askeri istihbarat tarafından yakalandı. Bu bilgi ve haberi Türk medyasında okuyamadınız, çünkü daha kimseye servis yapılmadı! Gazeteciler zaten hiçbir zaman haber ele geçirmez, hep birileri tarafından avuçlarına konan servis haberlerle ‘süper gazetecilik’ yaparlar! Özel kaynaklarım vasıtasıyla elde ettiğim bu bilgiyi paylaşmayı tarihe düşülecek bir not olarak görüyorum.

Mossad ajanı, ana dili gibi Türkçe ve Kürtçe biliyor. Sabaha kadar süren sorgu sonrası çözülmüş. Anlattığı bilgileri buraya yazsam, 12 Haziran seçimleri yapılamaz. Konu sadece Yüksek Seçim Kurulu’nun adaylığına iptal ettiği, sonrada yeniden onayladığı adaylardan ibaret değil. Bölgede milletvekilliğine bağımsız aday olan Kürt kökenli milletvekillerimizin bazıları yabancı istihbarat örgütlerine çalışıyor. Kimi sempatizan, kimi etki ajanı, kimi ise kadrolu ajan. En fazla milletvekili adayı devşiren BND, CIA ve Mossad. Bu adayların bir kısmı parlamentoya girecek ve çalıştıkları yabancı ülkenin politikalarını ülke gündemine taşıyacaklar.

Onları suçlamayalım. “Hain”, “satılmış” diyerek aşağılamayalım. Yılllarca kendi ülkesinin vatandaşını ‘iç düşman’ gören Gladyo zihniyeti, onları yabancı istihbaratların kucağına itti. Bir suçlu aranacaksa, Ergenekon’u ülkemizin başına bela edenleri önce bulalım ve cezalandıralım.
Alman ve Amerikan Gladyosunun filleri ve piyonları çarpışırken altında ezilenleri kurtarmak vatandaşlık görevidir!

http://canadaturk.ca/index.php/koseyazilari/farukarslan/7285-alman-ve-amerikan-gladyolarinin-savasi.html

Necati Doğru: Bütün savaşlar böyle başlar!


Kendi içindeki “bölünme belasını” savuşturamamış bir ülkenin, komşusuyla savaşa girmesi çocuk oyuncağı değil.

Anlamak zorundayız.

Bu bizim savaşımız olamaz.

ABD’nin ve AB’nin savaşı.

Güçlerini birleştirmiş dünyanın bu iki süperi, içinde bizim ülkemizin de bulunduğu coğrafyadaki petrol, doğalgaz, su kaynaklarını önümüzdeki 100 yılda da kontrol edip yönetmek, iç pazarları kendi ana şirketlerinin sömürü alanı altında tutabilmek için“Ortadoğu’da ülke haritalarını değiştirme” planı yaptılar.

Ülkelere fitne sokulacak.

Fesat yuvaları kurulacak.

Türk, Arap, Kürt, Yahudi, İslam, Hıristiyan, Sunni, Alevi diye bölünüp, birbirlerine düşürülecek.

Birbirlerini boğazlayacaklar.

Ülkeler 2’ye 3’e bölünecek.

Xxx

Saddam gibi, Kaddafi gibi, Esad gibi “yıpranmış diktatörler ”, son kullanma tarihleri bittiği için, gidecek. Ellerindeki petrolü, doğalgazı, su kaynaklarını, tarım topraklarını, iç pazar genişlemesinden doğacak yüksek kar olanaklarını ABD ve AB şirketlerine sunmaya razı Barzani gibi, Suudi Kralı Abdullah bin Abdül Aziz gibi, Bahreyn Kralı Hamad bin İsa el Halifa gibi, Abdullah Öcalan gibi, Tayyip Erdoğan gibi “Amerikancı Tek Adamlar”, yeni haritalara bölünmüş Ortadoğu coğrafyasında desteklenen yeni liderler olacaklar.

ABD’nin yanında!

AB’nin telkini altında!

Yeni haritalar yapılacak.

İşleyen bu plandır:

Türk askeri uçağı vurulur.

Suriye sivil uçağı indirilir.

Barzani kongrede alkışlanır.

Öcalan’dan yeni Oslo izni alınır.

PKK saldırıları hemen durur

Suriye topuyla Akçakale vurulur.

Türk topuyla Suriye dövülür.

Savaşa böyle girilir.

Xxx

Birinci Dünya Savaşı.

İkinci Dünya Savaşı.

Vietnam ve Kore Savaşı.

Afganistan savaşı.

Irak’ı işgal savaşı.

Libya iç savaşı.

Hep böyle başladı.

Her savaşla harita yenilendi.

Anlamak zorundayız.

ABD’den istihbarat geldi.

Rusya Başkenti Moskova’dan “askeri malzeme yüklü” sivil Suriye uçağı, Ankara’ya indirildi. Rus lideri Putin, bu pazar (14 ekim günü) Ankara’ya yapacağı 6 ay önceden planlanmış, ziyareti erteledi.

Xxx

Türkiye’nin ilkesi vardı.

Türkiye “İstiklali tam” olacaktı.

Ne ABD’ye uydu.

Ne Rusya’ya kukla.

Bağımsız Türkiye!

“İstiklali Tam” bu demekti.

Türkiye, “Bağımsızlığını” bütünüyle kaybetti, “ABD’ye sorgusuz, sualsiz “bağlandı. Şimdi “Ortadoğu ülkelerini bölüp yeni haritalar yapma savaşında”Amerika’dan daha Amerikancı bir iştahla gidiyor.

Bütün savaşlarda aynıdır.

Zalim Esad’dan kaçanlara insani ve vicdani yardım diye yola çıkıp, silahlı Suriyelileri besleyip korumakla başlar.

Savaşa girdik sayın.

AB’den sorumlu ve ABD pasaportlu bakan Egemen Bağış’ın “Suriye’nin işini 1 saatte bitiririz” horozlanmasının arkası “Rusya’nın Türkiye’ye doğal gaz vanalarını kapatmasıyla” gelir.

KUTU

(uyan borusu)

Türk’ün topuyla

Esad’ı vurma!

CHP Milletvekili Refik Eryılmaz, Suriye Cumhurbaşkanı Esad ile görüşmeye giderken yanında Aydınlık Gazetesi Ankara Temsilcisi İsmet Özcelik’de vardı. Beşar Esad, İsmet Özçelik’le yaptığı söyleşide; ”Akçakale’ye atılan topların muhaliflerin bombası olabileceğini” söyledi. Yani Türkiye’yi Suriye ile savaşa sokmak isteyen silahlı Esad karşıtları, Türkiye’ye topraklarını havan ve roketle vurup kışkırtma yaparak; “Türk’ün topuyla Esad’ı vurma planı” yapmış olabilirler. Savaş çıkartmak isteyenler her şeyi yapmayı hak sayar.

Sözcü

Türkiye ve Suriye: Savaş Gerekli mi?


Suriye olaylarının başladığı Mart 2011’den beri her yeni gelişme Türkiye’yi Suriye’ye daha fazla çekmektedir. Bu süreç içerisinde Suriye artık Türkiye’nin güvenliğini sarsmaya başlamıştır. Nitekim, Türkiye ile Suriye arasındaki gerilimin artmasında Akçakale yeni bir kilometre taşı oldu. TBMM Genel Kurulu’ndan adı Suriye konmamış “Suriye tezkeresi” çıkması ile birlikte Türkiye’nin Irak ve Suriye’den oluşan güney sınırları savaş rüzgarlarının daha fazla estiği bir noktaya geldi.

Türkiye, Suriye ile savaşmak ister mi? Ankara ve Türk halkı her zaman “Ortadoğu’da bir refah olsun. Güçlü hükümetler olsun. Halklarla ve hükümetlerle dost olalım. Yeniden iyi ilişkiler kuralım” istiyor. Ancak, Suriye’deki mevcut çatışmanın kontrollü biçimde yıllarca sürmesini isteyen güçlü lobiler bulunuyor. Bu lobiler için bölgede yönetilebilir ve sürdürülebilir sürekli bir çatışma ve kaos ortamının olması en iyi çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Söz konusu bu lobiler Suriye’nin alt yapısının tamamen çökmesine kadar savaşın devamını istiyor. Yani, Suriye’nin tarım, sanayi, eğitim (okul ve üniversite), devletin çökmesi ve eğitimli insan alt yapısının bitmesi ve sağ kalanların Suriye dışında kökleşmesine kadar savaşın uzamasını isteyen güçlü lobiler bulunuyor. Muhalifler Şam’ı ele geçirse bile çatışma bitecek mi? Yıllardır Şiiler Bağdat’ta hükümet ama çatışmalar bitti mi? Hayır. Irak’ta günde 10 ile 100 kişinin öldüğü bir düşük yoğunluklu çatışma ortamı sürüyor. Irak benzeri bir Suriye’nin dizaynına doğru gidiyoruz. Bugün, Türkiye’de Suriye muhalefetini ‘terörist’ olarak ilan edenler, Beşşar diktötörlüğünü demokratik görerek örtülü mezhepçilik yapanlar, Beşşar sonrası muhtemel kaostan da kendileri açısından haklılık payı arayacaklardır. Suriye’de sürekli kaosun var olduğu muhtemel durum ise Türkiye için bir dehşet senaryosudur.

Eğer Türkiye, Suriye ile savaşırsa Osmanlı Devleti’nden beri ilk defa Türklerle Araplar savaşmış olacak. Olası böylesine bir durum, Türklerle Arapların arasını yeniden açabilir. Arap sokaklarında Türk karşıtlığından beslenen Arap milliyetçiliği yeniden canlanabilir. Bu durumdan Beşşar oldukça memnun olacaktır. “Arapları korumaya çalışan mazlum lider” rolünü deneyebilecektir. İlk önce Saddam Hüseyin’i, sonra Ahmedinejad’ı ve en son Erdoğan’ı kahraman olarak benimsemiş olan Arap sokakları muhtemel savaş içinde Mursi’yi kahramanlaştırabilecektir. Mursi’nin kahramanlaştırılması Mursi’nin hoşuna gider mi gitmez mi bilmiyorum. Ama, Mısır’ın, Arap dünyasının ve sonbahara dönüşen Arap Baharı’nda bir çözüm arayan Batı’nın çok hoşuna gidebilir.

Ancak Ankara, Suriye’de siyasi ve sosyal bir bataklığın oluşmasını engellemek için yapılması gereken ne varsa vakit kaybetmeden yapmak da zorundadır. Çünkü, dağlık bir yapıya sahip Türkiye-Irak sınırını saymazsak, Türkiye’nin güney sınırlarının tamamına yakınını (910 km) oluşturan ve istikrarsızlığı çevreye yaymaya başlayan bir ülkeden, yani Suriye’den bahsediyoruz. Türkiye’nin Ortadoğu ile olan karayolu ticaretinin tamamına yakını da Suriye üzerindendi. Örneğin bugün, Türkiye (Mersin) ile Mısır (İskenderiye ve Port Said) arasında ro-ro seferleri ile haftada ortalama 500 TIR sevkedilirken, sadece Hatay-Cilvegözü sınır kapısından günde ortalama 500 TIR giriş-çıkış yapıyordu.

Ayrıca Suriye, Türkiye’nin yakın akrabalık ve kültürel ilişki içinde olduğu bir ülkedir. Onun için Ankara artık “Suriye’nin iç işlerine karışmayalım. Suriye’den gelenleri almayalım” şeklinde bir lükse sahip değildir. İlk başta farklı bir politika benimseyebilirdi. Ama, bu aşamadan sonra geri dönüşü olmayan bir yoldadır. Artık, Suriye’deki savaş nasıl bir an önce biter ve Suriye nasıl istikrara kavuşur konuları üstünde daha fazla çalışmalıdır. Bunun için ilk aşamada muhaliflere daha fazla destek vermek ve muhaliflere ağır silahlar vererek fiili güvenli bölge oluşumuna yönelmek daha mantıklı olacaktır.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: