Etiket arşivi: suikast

Eşref Paşanın uçağına albay bomba yükledi


Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümüyle ilgili soruşturmada emekli jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz ifade verdi.

Oğuz, uçağa olaydan bir gece önce hangarda bomba konulduğunu söyledi. Kod adı ‘Celil’ olan emekli albay A.Ö.’nün adını veren Oğuz, "A.Ö, JİTEM grup komutanıydı. Bomba uzmanıydı. Patlayıcıları o hazırladı. Paşa, PKK terörünü bitireceği sırada öldürüldü" dedi.

Melik Duvaklı – İSTANBUL – – 1993’te şüpheli bir uçak kazasında şehit düşen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis soruşturmasının seyrini değiştirecek çok kritik bir bilgi resmi kayıtlara girdi. İzmir’de bilgisine başvurulan emekli Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, ifadesinde Bitlis’in uçağına yerleştirilen bir patlayıcıyla düşürüldüğünü iddia etti. Oğuz, patlayıcı ve sabotaj konularında uzman olan Emekli Albay A.Ö.’nün adını verdi. A.Ö.’nün eski JİTEM Grup Komutanlarından olduğunu söyleyen Oğuz, JİTEM’deki kod adının da “Celil” olduğunu belirtti.

Hüseyin Oğuz, kazadan bir gün önce uçağın bulunduğu hangarın önünde nöbet tutan er Tahir Metin’in o gece hangara pilot kıyafetli birinin girdiğini gördüğünü de kaydetti. Er Tahir Metin’in 1993’te askeri savcıya verdiği ifadesindeki bilgilerin Oğuz’u doğruladığı ortaya çıktı. Tahir Metin ifadesinde “Dahili kışlık üniformalı, pilot bereli resmi bir şahıs Havacılık Okulu’na doğru geçiyordu, dur ihtarında bulundum. Parolayı ve işareti doğru bildiği için geçişine izin verdim” dedi.

JİTEM grup komutanlarından ve Eşref Bitlis’e yakınlığı ile bilinen emekli Binbaşı Cem Ersever’in de aynı ekip tarafından öldürüldüğünü belirten Oğuz’a göre Ersever, Eşref Bitlis’e düzenlenen suikastla ilgili önemli bilgilere ulaşmıştı.

17 Şubat 1993 tarihinde içinde Orgeneral Eşref Bitlis’in bulunduğu uçak kısa süre sonra düştü. Bitlis ve beraberindekiler şehit oldu. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin uçağa binmekten son anda vazgeçmişti. Uçak kazasından bir yıl sonra intihar ettiği açıklanan ancak yıllar sonra suikasta kurban gittiği ortaya çıkan Tunceli Jandarma Komutanı Albay Kazım Çillioğlu ise olaydan bir gün önce karayolu ile Diyarbakır’a gittiği için kurtulmuştu.

Olaydan hemen sonra yapılan resmi açıklamalarda ve askeri savcılığın yürüttüğü soruşturmada uçağın buzlanmadan dolayı düştüğü belirtilerek dosya kapatıldı. Bilirkişi raporlarında ise buzlanmanın söz konusu olmadığı belirtiliyordu. Hüseyin Oğuz, “Terörle mücadele adı altında özellikle JİTEM mensuplarınca uyuşturucu ticareti, fidye, haraç her türlü kanunsuzluk yapılıyordu. Eşref Paşa, bunun farkındaydı, eğer öldürülmeseydi bütün bunları ve PKK terörünü bitirecekti” dedi.

Reklamlar

‘Eğer Ergenekon zehirlediyse…’


AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili iddialara, "Umuyorum ve diliyorum ki vadesiyle bir dünya değiştirme gerçekleşmiş olsun. Aksi takdirde, rahmetli Özal’ın 20 yıl önce Türkiye üzerine yaptığı gelişmeler ve ortaya koyduğu tezlerin birilerini aşırı derecede rahatsız ettiği, Türkiye’nin önündeki ufku daraltmak, önündeki aydınlığı karartmak için suikast sonucu hayatına son verildiği, bir şehit haline dönüştürüldüğü görülecek ki Ergenekon ile ilgili işin daha ciddi boyutlara doğru gitmesi gerekir" dedi.

Elitaş, gazetecilerin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın zehirlendiği iddialarıyla ilgili soruları yanıtlarken, ”Bir gazetenin manşetinde rahmetle Cumhurbaşkanımızın cenazesinden alınan numuneler sonucunda Adli Tıp Kurumu sonuçlarına dayandırarak ifade ettiği zehirlendiği iddiası var. Ama Adli Tıp Kurumu Başkanı, böyle bir bulguya rastlamadıklarını ve iddia edildiği gibi bir zehire rastlamadıklarını ifade ettiler. Sonuçları beklemek lazım. Umuyor ve diliyoruz ki, Sayın Cumhurbaşkanımız vadesiyle rahmeti rahmana kavuşmuş olsun” diye konuştu.

Elitaş, ”Ahmet Özal’a, Adli Tıp Kurumu’ndan ifade edildiği kadarıyla, zehirlenme ihtimali yüksek olduğu belirtilmiş” denilmesi üzerine, şöyle konuştu: ”Sayın Özal, televizyonlarda o şekilde söyledi. Keşke o dönemde rahmetli Özal’ın cesedine bir otopsi yapılmasına hayır demeselerdi, tam zamanında bir noktaya ulaşılmış olurdu. 17 Nisan 1993’te rahmetli olan Özal, aradan geçen 20 yılda örnek alınıp tekrar incelemeye tabi tutuluyor. Bu 20 yıl önce gerçekleşmiş olsaydı, daha uygun olurdu. Eğer öyle bir şey varsa; demek ki Türkiye’nin huzur ve refahından rahatsız olan çevrelerin bu iş üzerindeki etkilerinin varolduğunu da araştırmak, daha derin şekilde düşünmek gerekir.”

Elitaş, ”Adli Tıp Kurumu Başkanı açıklamasında, ‘bahsedilen zehre rastlanmadı’ diyor. Buradan başka bir zehirlenme hadisesi olduğu sonucu çıkabilir mi?” sorusuna, ”Yorum yaparsak o şekilde bir sonuç çıkıyor. Başka şeyin olmadığı anlamına gelmez. Sayın Ahmet Özal’ın, Adli Tıp Kurumu’na dayanarak söylediği dikkate değer ifadedir. Ne olduğunu şimdi tartışmak yerine, sonucu bekleyip ona göre değerlendirme yapmak gerekir. Umuyorum ve diliyorum ki vadesiyle bir dünya değiştirme gerçekleşmiş olsun. Aksi takdirde, rahmetli Özal’ın 20 yıl önce Türkiye üzerine yaptığı gelişmeler ve ortaya koyduğu tezlerin birilerini aşırı derecede rahatsız ettiği, Türkiye’nin önündeki ufku daraltmak, önündeki aydınlığı karartmak için suikast sonucu hayatına son verildiği, bir şehit haline dönüştürüldüğü görülecek ki Ergenekon ile ilgili işin daha ciddi boyutlara doğru gitmesi gerekir” karşılığını verdi.”Sizin şüpheniz ne?” sorusuna Elitaş, şüphede bulunması için elinde belge ve verilerin olması gerektiğine işaret ederek, elinde hiçbir belge olmadığını kaydetti.

”Sonuçlara baktıktan sonra değerlendirme yapmak gerekir”

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’ın Adli Tıp Kurumu’nun tartışmalı kararlar verdiği iddialarının sorulması üzerine Elitaş,, ”Onlar hayatları boyunca adliye ve değişik kurumları etki altına aldıkları için AKP iktidarı döneminde böyle bir şeyin olamayacağını düşünmedikleri için…. Çünkü bütün hayatları etkiyle geçmiş. Yargıyı, orduyu, sivil toplum örgütlerini, bütün etkili kurum ve kuruluşları, askeri, sivil bürokrasiyi etkileyerek iktidara gelen bir zihniyet olduğu için böyle düşünmelerini normal karşılıyorum. Yani anormal bir düşünce ancak o şekilde normalleşebilir” karşılığını verdi.

Elitaş, ”Ergenekon ifadesini kullandınız. ‘Zehirlenme varsa Ergenekon ile ilgili araştırmayı daha öteye ötürmek gerekir’ dediniz. Ergenekon‘dan mı şüpheleniyorsunuz?” sorusuna, ”Ergenekon’un ne zaman kurulduğu konusunda ilk iddianamede 1950’lere giden sürecin var olduğunu” gösterdiğini belirterek, ”Orada o süreçte Türkiye ile ilgili çeşitli plan ve projelerin ortaya çıktığı, bunun da en önemli ayaklarından birisi Özal ile ilgili durum… Şimdi sonuçlara baktıktan sonra değerlendirme yapmak gerekir” diye konuştu. Seçimin erkene alınmasıyla ilgili CHP’den yanıt gelip gelmediği sorusuna karşılık Elitaş, CHP’nin kendilerine henüz yanıt vermediğini ifade ederek, ”10 gün önce görüşmüştük. CHP herhalde yetkili kurullarını toplayamadı. Yetkili kurullarında görüştükten sonra bize yanıt verecekler” karşılığını verdi.

”Kritik konulardaki tespitlerine şüpheyle bakıyorum”

Öte yandan, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, düzenlediği basın toplantısında zehirlenme iddiasıyla ilgili soruyu yanıtlarken, iddianın subut bulması halinde ”Türkiye Cumhuriyeti yönetimleri adına o dönemde görev yapan her yetkili için bir utanç” olduğunu ifade etti. Kart, ”Türkiye’de bir karartma ortamı yaşanıyor. o karartma ortamı AKP iktidarlarıyla birlikte uluslararası bir takım boyutlar kazandı. Derin devlet, gerçek anlamda AKP ile kurumsal hale geldi” dedi. Türkiye’nin tüm uzmanlık kurumlarının sıradanlaştırıldığını, uzmanlık özelliklerini kaybettiğini ve parti memuru haline geldiklerini ileri süren Kart, bunların en başında da Adli Tıp Kurumu’nun geldiğini, kritik konularda yapmış olduğu tespitlere hep kuşkuyla baktığını söyledi.

İsrail o suikasti itiraf etti!


İsrail o ismi planlı bir suikastle öldürdüğünü itiraf etti.

İsrail , 1988 yılında Tunus’ta düzenlediği bir baskında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün eski ikinci adamı olan Ebu Cihad’a suikast düzenlediğini itiraf etti.

İsrail medyasından Yediot Aharonot gazetesinde yayınlanan haberde, Mossad’ın planladığı operasyonun özel birlikler tarafından gerçekleştirildiğine yer verildi. Asıl adı Halil el-Vazir olan Ebu Cihad 16 Nisan 1988 günü evinde öldürülmüştü.

Operasyonu düzenleyenin adını Nahum Lev olarak veren gazete, 2000 yılında hayatını kaybeden yetkilinin bu itirafı daha önce bir röportajda yaptığını fakat bunun hiçbir zaman halka açıklanmadığını belirtti. Öte yandan Mossad’dan henüz konuyla ilgili açıklama gelmedi.

Özkök’ten öldürülme iması


Ertuğrul Özkök, Aykırı Sorular canlı yayında çarpıcı açıklamalar yaptı.

CNN Türk’te Enver Aysever’le "Aykırı Sorular" programına konuk olan Hürriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök canlı yayında çarpıcı açıklamalar yaptı.

28 Şubat sürecinden, Ahmet Kaya için atılan hedef gösteren manşetlere kadar ilginç çıkışlar yapan Özkök, Çetin Emeç ve Abdi İpekçi’yi hatırlayınca öldürülmediği için kendini şanslı saydığını dile getirdi ve halen daha risk altında olduğunu ima etti.

ÇETİN EMEÇ’İ HATIRLATTI VE ÖLDÜRÜLEBİLECEĞİNİ İMA ETTİ!

"Hürriyet’in yayın yönetmeni ya da sahibi olduğunuzda kafadan eleştirilmeyi göze alıp oraya oturacaksınız. Daha riskli yanları da vardır Hürriyet’in yayın yönetmenliğinin. Benden önceki öldürüldü. Ben şanslıydım, henüz öldürülmedim. İnşallah olmaz ama Çetin Emeç öldürüldüğünde Hürriyet’in genel yayın yönetmeni değildi, yayın yönetmenliğinden ayrıldığınızda başınızdaki riskler gidiyor diye bir şey yok. Ben şanslıydım iki defa bombadan kurtuldum."

ÖZKÖK, AHMET KAYA İÇİN ATTIĞI MANŞETİ BUGÜN OLSA ATAR MI?

Ahmet Kaya için atılan "Vay şerefesiz" manşetinin yanlış anlaşıldığını savunan Özkök, "şerefsiz lafı Ahmet Kaya’nın çok sevdiği laflaradan biriydi. Şerefsiz fiye seslenirdi insanlara" diyen Özkök aynı haberin Sabah’ta da yayınlandığını hatırlattı.

"Bütün bunları söylemem o manşeti attığım için mutlu olduğum anlamına gelmez. Bugün olsa atmazdım o manşeti. Pişman olsam ne yazar. Pişmanım tabi canım bugün atmazdım o manşeti."

ÖZKÖK HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONLARINDA HATA ETTİK DİYOR MU?

"’Hayata Dönüş’ operasyonları tabi ki insanın içini acıtan olaylar. Bugün geriye baktığınız zaman bunlar çok hoş güzel şeyler değil. Ama bugün de açlık grevleri var. Bakın bugün 40. gününe giren açlık grevleri var. Ama Türk basınında öyle kritik bir şey görmüyorum, suskunluk, görmezden gelme var. Bizim dönemimiz çok çalkantılı bir dönemdi. Bu dönem kolay bir dönem değil. Biz çok bağırdığımız için eleştirildik bugün de çok fazla susulduğu için eleştirilecek."

Sabahattin Önkibar: Özal’ı meğer Semra hanım zehirlemiş! /// CC : @sonkibar


Başlığa bakıp bu da nereden çıktı deme­yin!

Haberin kaynağı ben değilim, çok önemli biri!

Hem de öylesine önemli ki, yüzyılın davası (!) Ergenekon’un gizli tanığı!

Savcıların baş tacı ettiği bu tanığın adı da Selçuk imiş!

İşte o Selçuk önceki gün Silivri’de verdiği ifadede General Levent Ersöz’ün güya bir sözünü mahkemeye şöyle akta­rıyor:

“Biz o kadar güçlüyüz ki gerektiğinde bir Cumhurbaşkanını bile, karısına zehirlettiririz.”

Jandarma istihbarat generali Ersöz bu sözü üstelik 7 kişinin bulunduğu bir or­tamda etmişmiş!

Zehirlenerek öldürüldüğü iddiası Cumhurbaşkanı olarak sadece Turgut Özal adına ileri sürüldüğüne göre kaste­dilen zehirleyici de Semra Özal olmuş oluyor.

Hadisenin trajikomik bir boyutu da yandaş medyanın Semra Özal’ı bu bağ­lamda hedefe oturtmasıdır.

Ne imiş efendim Semra Hanım, Özal öldüğünde cesedine otopsi yapılmasına bunun için karşı çıkmışmış!

Ne imiş efendim yurt dışında bir kasada sakladığı Özal’ın saç telini bundan ötürü teslim etmiyormuş!

Durun bitmedi.

Yandaş Medya’nın Semra Özal’ı he­defe oturtan bu komplocu yaklaşımına bakın AKP’nin sözcüsü olan genel baş­kan yardımcısı Hüseyin Çelik ne karşılık vermiş:

“Savcılık gereğini yapacaktır.”

Bütün bunlardan çıkarılması gereken ne midir?

Çok değil iki hafta önce yazdığımız, AKP’nin Özal’ın na’şından hikâyeler uydurup bunu seçimde kullanacak ifade­mizin doğrulanma sürecinde olmasıdır.

Öyle çünkü Özal’ın mezarı açılıyor ve akabinde Ergenekon davasındaki gizli bir tanık birden Türk Silahlı Kuvvetleri ile Semra Özal’ı hedefe oturtan o sözü ediyor.

Dahası Hüseyin Çelik Semra Özal ya­kıştırmasına, bu ne saçmalık demiyor ve savcıyı göreve çağırıyor.

Hayır, bunlar tesadüf değil.

Belli ki yazılan senaryo yürürlüğe so­kulmuştur.
Cevap ver Erdoğan hani harp malzemesiydi?

Rusya Dışişleri Sözcüsü Aleksandr Lukoşeviç basın toplantısında şunları söylüyor:

“Türkiye önceki tavrını değiştire­rek kargonun silah olmadığını kabul etti. Ankara’nın büyükelçimizle iki yeni görüşmesi oldu. Bu görüşmeler neticesinde Türkiye yükün mühim­mat olduğu iddialarından vazgeçti.”

Evet, Rusya’nın resmi açıklaması budur ve bu açıklamaya Tayyip Er­doğan’ın Başbakanlık Ofisi ile Davutoğlu’nun Dışişleri sekreteryası hayır öyle değil demedi.

Söyleyin tablo bu ise Başkana Er­doğan’ın ısrarla ve defalarca ettiği mühimmat bulundu açıklaması hava­da kalmıyor mu?

Literatürde böyle biri nasıl adlan­dırılır siz söyleyin!

Dahası kim bundan böyle Türkiye Başbakanına inanır ve sözüne itibar eder?

Haberal’dan Tayyip Erdoğan’a yakarma elçileri!

Evet, Mehmet Haberal, Tayyip Erdoğan’a ardı ardına elçiler gönderip şafaat diliyor.

Emin kaynaklardan aldığım bu haberi yazmaya bir türlü elim gitmemişti çünkü Prof. Haberal zaten zordaydı ve üz­mek istemiyordum.

Ancak dün gördüğüm bir ilan kararımı değiştirdi.

İlan Haberal’ın Üniversitesi olan Başkent’in şükran sunu­muydu ve Aydınlık’ın dışında­ki bazı gazetelerde yer alıyor­du.

Evet, Haberal Aydınlık’ı pas geçip mesela ondan düşük ti­raja sahip olan Cumhuriyet ile diğerlerine böyle bir ilanı veri­yordu.

Üstelik bu ilk değil birkaç keredir oluyordu.

Haberal’ın amacı muhte­melen, bakın ben Aydınlık’a ilan bile verdirmiyorum ve on­lardan ayrıyım demektir.

İyi de Aydınlık bu ülkede AKP bölücülüğüne karşı dik durabilen ve meydan okuyan tek milli yayın organı değil mi?

Bu hadisenin gösterdiği bir mutlak hakikat da Ergenekon Örgütü iddialarının fasarya ol­duğunun ispatıdır çünkü Doğu Perinçek’le Mehmet Haberal aynı örgüte mensup olsalardı Haberal, Aydınlık Gazetesin­den öcü misali kaçar mıydı?

İlave birkaç sözüm yine Mehmet Haberal’ın televizyon kanalı ve yayınları için olacak.

AKP’ye zerre muhalefet edilmeyen bu kanalda Ufuk Söylemez ile Hasan Ünal’ın bedava yaptıkları program AKP’yi hedef alıyor diye ya­yından kaldırıldı.

Hülasa benim bu Haberal’a aklım ermemeye başladı!


Enver Ören’den Semra Özal’a çanta dolusu dolar!

Semra Hanımın kocası Turgut Özal’ı zehirlettiği yakıştırmaları bir olayı hatırlamama vesile oldu,

İhlas’ın patronu Enver Ören bir gece rüyasında Turgut Özal’ı üzgün bir şekilde görür .

Ören rüyada sorar:

“Canınızı sıkan nedir Sayın Cumhurbaşkanım.”

“Semra sıkıntıda. Parası yok. Ona üzülüyorum.”

Enver Ören bu rüyayı gör­düğü gecenin ertesinde bir çantaya dolar doldurtur ve Ka­ra Kuvvetleri eski Komutanı Atila Ateş in kardeşi, eski istih­barat Albay’ı olan İhlas’ın tepe yöneticisi Altan Ateş’ten bu çantayı Semra Hanıma ilet­mesini ister.

Bu olayı bana anlatan bizzat Enver Örendi.

Hadiseyi dinledikten sonra aynen şu karşılığı vermiştim:

“Semra Hanım Turgut Bey’in maaşını almıyor mu? Pa­raya nasıl ihtiyacı olur?”

Enver Ören: “Yok parayı alınca Semra Hanım çok zor­da olduğunu söylemiş.”

Gelelim bu rüyanın yorumu­na.

Enver Ören malum muhafazakâr çevrelerce rüyasında ke­ramet olacağı söylenen ve öyle bakılan biridir.

Turgut Özal rüyada Enver Ören’e Semra beni zehirledi demiyor, tersine sıkıntısı var, paraya ihtiyacı var diyor.

Bu durumda Enver Ören’in rüyası mı kof yoksa Özal’ı Semra Hanım zehirledi diyen Ergenekon’un gizli tanığı Sel­çuk mu yalan söylüyor?

Aydınlık

“Cumhurbaşkanını, karısına zehirletebiliriz” /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @ro drikdani


Ergenekon Davası’nda dinlenen ‘Gizli Tanık’ Selçuk, iddialarıyla şaşırttı

Ergenekon Davası’nda dinlenen Gizli Tanık Selçuk, davanın tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük’le ilgili iddialar ortaya attı. Tutuklu sanıklardan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile Ankara’da 6-7 kişinin bulunduğu bir ortamda görüştüklerini anlatan Gizli tanık Selçuk, Ersöz’ün, "Biz çok güçlüyüz. Gerektiğinde bir cumhurbaşkanını bile, karısına zehirletebiliriz" dediğini iddia etti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen Ergenekon Davası’nda dinlenen Gizli Tanık Selçuk ifadesinin ardından mahkeme heyetinin ve savcıların sorularını yanıtladı. Gizli Tanık Selçuk, "6-7 kişinin bulunduğu ortamda Levent Ersöz, ’Biz çok güçlüyüz. Gerektiğinde bir cumhurbaşkanını bile karısına zehirletebiliriz’ dedi" diye konuştu. Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel’in, "Cumhurbaşkanını öldürdüler’ diye bir iddianız oldu" demesi üzerine Gizli tanık, 2003 yılında Levent Ersöz’ün Ankara’da Ümitköy’deki albayların oturduğu Atabilge Sitesi’ndeki yerine gittiklerini anlatarak sözlerine şöyle devam etti:

"Biz Savaş Yarbay, İrfan Yüzbaşı ile gittik. Onun yanında kendi elemanlarından da birkaç kişi vardı. Ersöz, ’Devlet her zaman 18 yaşındadır. Bizlere karşı yapılan herşey karşılığını bulur’ dedi."

"JİTEM KİMLİĞİM VARDI"

Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel’in soruları üzerine gizli tanık Selçuk, "Jandarma istihabartta 7 yıl süreyle haber elemanı olarak çalıştım. Bende JİTEM kimliği vardı. Üzerinde Jandarma İstihbarat yazıyordu. Kimlikte imza ve mühür de vardı. Ben bir albay ve bir binbaşının ulaşamayacağı bilgilere ulaşıp paylaşıyordum. Bu kimlikle Fenerbahçe ve Kalender orduevine rahatlıkla girip çıkıyordum" diye cevap verdi. Haber elemanı olarak çalıştığı dönemde hiçbir operasyona katılmadığını anlatan Gizli Tanık Selçuk, "Dava sanıklarından emekli Albay Arif Doğan ile 5-6 kez görüştüm. Ancak kendisiyle fazla bir samimiyetim yok. Daha sonra bir takım konuşmalarını beğenmediğim için iletişimimi kestim" diye konuştu. Gizli Tanık Selçuk, Ankara, İstanbul Ortaköy ve Bursa’da da JİTEM’e ait ofisler bulunduğunu, buralarda istihbarat alışverişinde bulunulduğunu öne sürdü. Gizli Tanık Selçuk, kendilerine JİTEM kimliğiyle birlikte silah verildiğini de söyleyerek "Tarabya’daki Kalender Orduevi’ne, 1999’a kadar rahatlıkla giriyorduk. Sonra da ben 2005 yılına kadar yanımda kimliği olanlarla girdim" dedi.

"VELİ KÜÇÜK’ÜN TALİMATI"

Savcı Pekgüzel, "2004-2005 yıllarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik, bir otomobile C4 tipi patlayıcı yerleştirilerek suikast planlandığını öne sürdünüz. Bu talimatı kim verdi?" diye sordu. Gizli Tanık Selçuk da "Veli Küçük’ün talimat verdiğini İrfan yüzbaşı söyledi" diye konuştu. Duruşmaya ara verildi.

VELİ KÜÇÜK KIZI FENALAŞTI

Duruşmaya ara verildiğinde tutuklu sanık Veli Küçük’ün kızı aynı zamanda avukatı olan Zeynep Küçük, kafeteryada fenalaştı. Sağlık ekipleri, Zeynep Küçük’ü ambulansa alarak müdahale etti. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel de ambulansın yanına gelerek annesi Necla Küçük’ten Zeynep Küçük’ün durumu hakkında bilgi aldı.

‘Önder Aytaç öldürülecek! /// CC : @onderaytac @MahirKaynak @MKaynakf @MahirKaynakStar


Taraf Gazetesi Yazarı Emre Uslu’dan, dudak uçuklatacak bir yazı: "Vurun emri verildi."

Önder Aytaç Başbakan’ın son altı aydır yoğun bastırması sonucu sonunda Polis Akademisindeki görevinden uzaklaştırıldı.

Aytaç’ın coşkulu üslubunda zaman zaman eleştirilecek oranda aşırılığa kaçtığını ben de kabul ederim. Doğrudan kendisine eleştirilerimi yönelttiğim de çok olur. Hatta farklı düşündüğümüz noktalarda birbirimizi eleştirdiğimiz yazılarımız da mevcut. Ancak Aytaç’ın o meşhur twitinde Erdoğan’a küfür etmediğine kalıbımı basarım. Bu konu mahkemeye düştü burada olmazsa öbür tarafta taraflar hesaplaşacak.

Ancak o küfür iddiasının atına saklanan büyük bir oyun ve operasyon var. Özellikle son altı aydır artarak sürdürülen bu oyun ve operasyonu görmek ve göstermek, Erdoğan’ın yandaş basınına rağmen, vicdanı olan herkesin sorumluluğu.

Özellikle Başbakan’a yakın medya bunu sanki Başbakan’a küfür ettiği için atıldı gibi yansıttı. Bu kesinlikle doğru değil. O twitten çok önce Erdoğan’ın Polis Akademisi ve Emniyet Genel Müdürlüğü yetkililerine bu adamı atacaksınız talimatı verdiği Polis Akademisinde konuşulan herkesin bildiği bir ”sır.” Yani Aytaç’a yönelik tam anlamıyla psikolojik harekat yapılıyor. O twit de 28 şubat yöntemleri gibi bir yöntemle çarpıtılarak hem de 15 gün sonra medyaya yansıtıldı. Yani amaçlanan bir medya linçiydi ve bu yapıldı.

Erdoğan’ın Aytaç ile ilgili yaptıklarına Allah şahit. Ona tetikçilik yapanların da bu dünyadaki mahkemelerde olmazsa Allah’ın mahkemesinde hesabını vereceklerine şüphem yok.

Erdoğan’ın talimatıyla Aytaç’a yönelenlerin mahşerde vereceği hiç bir hesabı yoksa Önder Aytaç üzerinde son altı aydır estirdiği bastırma ve yıldırma siyasetinin hesabını vereceğini söyleyebilirim. Bu dünyada tetikçilerinizi kullanarak, medyadaki etkinliğiniz kullanarak, kapalı kapılar arkasında planlar ve kumpaslar yaparak operasyonlar yapar hesaptan da yırtabilirsiniz. Ama adil olan Allah öbür dünyada Başbakanları ve tetikçilerini ayrı bir mahkemede onların zulmüne maruz kalmış insanları ayrı mahkemede yargılamıyor nasılsa. Hesap kapalı kapılar ardındaysa arşın mahşerde.

İktidar sahipleri tetikçi gazete(ci)leri kullanarak doğruyu yanlış yanlışı doğru göstermede mahir olabilirler. Bu anlamda bu yazacaklarım da onların hay-huyları arasında kaybolup gidebilir de. Ama en azından duyarlı kamuoyunun Başbakan Erdoğan ve adamlarının Önder Aytaç üzerinde son altı ayda uyguladıkları yıldırma siyasetini kayıtlara geçirmek bir aydın sorumluluğu. Anlatayım:

Erdoğan küfür iddiasından Aylarca önce Polis Akademisi yetkilileri ve Emniyet Genel Müdürü’nü yanına çağırıp Önder Aytaç’ı atacaksınız diye talimat verdiği son altı aydır Polis Akademisinde konuşuluyor. Hatta Polis Akademisi Başkanının ben atamam dediği bunun için yasal değişiklik gerekiyor dediği de ifade ediliyor. Bunun karşısında Erdoğan’ın da ”Aytaç’ı okuldan atmak için kanun çıkarılması gerekiyorsa kanun çıkarayım” dediği söyleniyor. Yeniden hatırlatayım. Bu olay yeni bir mesele değil. Kökeni en az altı ay önceye gidiyor.

Aytaç da bunu yazdı. Şimdi vicdanı olan biri çıkıp şu soruyu sorması gerekmiyor mu: Sayın Başbakan sizi son on yıldır desteklemiş bir akademisyen son on ayda eleştirdi diye ekmeğinden etmek için gerekirse kanun çıkarayım bu adamı atın dediğiniz doğru mu? Bunu hangi vicdani duygularla yaptınız?

Önder Aytaç için değişik kanal ve kaynaklara ulaşıp kendisini susturmak için telkinlerde bulundunuz mu? Sonuçta Aytaç konvansiyonel medyada köşesi bile olmayan biri. Onun sadece internet platformunda yazdıkları sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?

Sayın Başbakan, Önder Aytaç’ın peşine MİT veya başka bir istihbarat teşkilatını taktınız mı? Telefonlarını ve tüm irtibatlarını çıkarmak için talimatlar verdiniz mi ve istihbarat kurumları bununla yoğun bir şekilde ilgileniyor mu? Bundan muradınız nedir?

Son altı aydır Aytaç hakkında ipe sapa gelmez konularda onlarca soruşturma açıldı. Bunların sizinle bir ilgisi var mı? Yoksa birileri Usta’dan fazla ustacı mı kesiliyor da bir baskı mekanizması kurulmuş Aytaç’ı çarkları arasında un ufak etmeye kalkıyor?

Özünde bu yapılanlar sizin bizzat başınıza gelen 28 Şubat sürecindeki baskı ve yıldırma sistemlerinden farksız mı? Yoksa sayın Başbakan ”Düşmanınızın silahıyla silahlandığınız” için mu bunları yapıyorsunuz. Ya da bir tür düşmanına aşk sendromu mu bu? Bu nedenle mi düşmanlarınız 28 şubat generallerinin yaptığının benzerlerini siz de başkalarına uygulamaya kalkıyorsunuz?

Sayın Başbakan son 6 aydır Aytaç’ın maruz kaldığı baskı ve yıldırma sürecinin yakından tanığıyım. İnanın 28 şubatı yaşamış biri olarak bunlara yabancı değilim. Tıpkı 28 şubat generalleri gibi siz de yersiz korkularla hareket ettiğinizden dolayı bunları yapıyor olabilirsiniz. Tıpkı 28 şubat generallerin yersiz korkuları ile sizden korkup kendilerini ve sistemi sizden korumak için onlar da sizin Aytaç’a yaptığınızı size yapmıştı. Medya kampanyalarıyla linç edilmiştiniz örneğin. Bu gün Aytaç bunlara maruz kalıyor. Mahkemelere verilip yersiz ve haksız tutuklanmıştınız. Hakkınızda uyduruk müfettişler görevlendirilmiş onlarca dava açılmıştı. Bu gün sizin talimatınızla Aytaç aynısını yaşıyor. Hakkında onlarca soruşturma ve davalar…

Tıpkı generallerin size yönelik boş vehimleriyle hareket edip yanıldıkları gibi siz de Aytaç’a yönelik boş vehimleriniz sayesinde yanılıyorsunuz sayın Başbakan. Tıpkı o süreç sizi bilediği gibi bu süreç de Aytaç’ı ve onu sevenleri biliyor. Yani yıldırmıyor sindirmiyor sindiremiyorsunuz. Oysa aklın yolu bir. Aytaç bu yöntemlerle sinmez sindirilmez. Onu en yakından tanıyan biri olarak söylüyorum.

Aytaç’ın yazdıklarından rahatsızsanız –ki bu anlaşılabilir- yapmanız gereken ona baskı yapmak değil. Bu onda ters teper. Onunla konuşursanız, inanın bam başka bir Aytaç görürsünüz. Bu sorununuzu –her neyse- daha kolaydan çözmenizi sağlar. İnanmıyorsanız Aytaç’ı konuşarak ikna eden Cemil Çiçek’e sorun.

Sayın Başbakan Aytaç ile her ne sorununuz varsa ve her nasıl çözmek istiyorsanız sizin bileceğiniz bir mesele bu. Kendi yöntemlerinizi uygulayacaksınız. Burası beni ilgilendirmiyor. Ama bir dostu olarak Aytaç hakkında yapılan bir uygulamadan dolayı dehşete düşmüş durumdayım. Terör örgütünün öldürülecekler listesinin başındaki bir kişinin korumalarını çektirmişsiniz. Doğrusu bu Aytaç’ın umurunda da değil. Konuştuğumda ne olacak ölürsem şehit olurum diye sorumsuz açıklamalar yapıyor. Bu sorumsuz tutumundan dolayı da ona çok kızıyorum. Bu beni dehşete düşürüyor. Sayın Başbakan her ne yapıyorsanız yapın nasıl kavga ediyorsanız edin. Ama Önder Aytaç’ı PKK terör örgütünün açık hedefi yapmanız size yakışmaz. Bu kavga buralara düşmemeli düşürülmemeli.

Sayın Başbakan belki farkında değilsiniz ama terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın ismini vererek tehdit ettiği ve hedef gösterdi. Siz ise Önder Aytaç’ın korumalarının çektirilmesi için talimat vermiş olmalısınız ki onun korumaları çekildi. Sizin talimatınız olmadan bizzat terör örgütünün hedefindeki bir akademisyen hakkında hem de iki farklı tarihte koruma kararı düzenlenerek korumaları çektirilip hedef haline getirilmez. Bunu güvenlikle uzaktan yakından ilgilenen hemen herkes bilir. Aytaç’ın korumalarını neden çektirdiniz?

Korumalarının çekilmesinin amacı nedir bilemem ama bunun anlamını biliyorum; Önder Aytaç’ı vurun!

Medyadaki tetikçiler Ataç’ın itibarına hemen her gün saldırılar yapıyor. Buna alışkınız ve özellikle Ergenekon sürecinden sonra Aytaç da bu konuda şerbetli. Ancak terör örgütünün en tepe isimleri Abdullah Öcalan, Murat Karayılan ve Cemil Bayık tarafından hem de defalarca hedef gösterilmiş, tehdit edilmiş bir akademisyenin korumalarının geri çekilmesi ”onun vücut bütünlüğünü de bu dünyadan kaldırın” anlamına gelmiyor mu?

Önder Aytaç hakkında verilen bu karar sonucu öldürülürse Moskova’da bizzat Putin’i eleştirdiği için Rus iktidarı tarafından hedef gösterilen ve sonra da öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya dan farkı olmayacak. Evet Anna öldürüldü ama onun ölümü Putin’in diktatörlüğünü bir kez daha tecil etti. Evet Putin iktidarda ama bir zalim olarak.

Ben Erdoğan’ın bunu isteyeceğini sanmıyorum. Usta’dan fazla ustacı olanların bu hezeyanının yine Erdoğan’dan döneceğini düşünüyorum.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: