Etiket arşivi: suriye

RUHAT MENGİ : Suriye ve İran’la savaşa doğru! /// CC : @RuhatMengi @RuhatMengiVatan @ruhat_mengi_


Suriye ve İran’la savaşa doğru!

Suriye’den atılan roketatar Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesine düştü, 1’i asker olmak üzere 3 vatandaşımız yaralandı. Esad’ın askerleriyle “Türkiye’nin himayesinde” tutulan “Özgür Suriye Ordusu” isimli muhalif takım (ki aralarında dünyanın terörist saydığı ve gerçekte de azılı bir terör grubu olan El Kaide de var) bizim sınırlara o kadar yakın çarpışıyor ki adeta biz de savaşın içinde gibi olduk. Sınır illerimizde yedirilen-içirilen-yatırılan-her türlü destek sağlanan muhalifler tabii ki sınıra yakın yerlerde “Esad askerleri ve onunla birlikte olan PKK ile” çarpışıyorlar.

Bundan önce de kaç kez ilçelerimize toplar, mermiler düştü, yaralanan hatta ölen vatandaşlarımız oldu (Akçakale’de 5 kişi ), ders almadık. Sanki dünyada sadece bizim derdimizmiş gibi “muhalif” adı altında “bir ordu”yu korumaya devam ettik. Onları korumamız nedeniyle Esad PKK’yı Kuzey Suriye’de iyice güçlendirdi, onunla işbirliği yaptı, PKK Güneydoğu’da saldırılarını arttırdı bu da bizi uyarmaya yetmedi.

Ceylanpınar Belediye Başkanı “Suriye jetlerinin sınırdaki bazı bölgeleri bombaladığını, atılan bombaların, seken kurşunların Türkiye’yi de etkilediğini, yaralananlar olduğunu, ambulansların aralıksız yaralı taşıdığını” söylüyor. Şarapnel parçaları evlerin bahçelerine düşmüş ve “tesadüfen” yaralanan olmamış. “Başımıza da düşebilirdi, bir dahaki sefere ne olur bilmiyoruz” diyor Başkan.. Kendi yaralılarımız yetmiyor gibi bir de sınır boyunda yaralanan Suriyelileri bizim sınıra taşıyorlar, bizim hastaneler bakıyor. Yani hiç şüphe yok orada bulunanlar tam bir savaş ortamının içinde yaşamaktalar.

Daha önce Suriye’yi “vatandaşlarımızın hayatı tehlikeye girerse sessiz kalmayız” diye tehdit ettik, oysa Ceylanpınar’da okullar bile tatil edildi, halk panik halinde.. Ve bu ilçemiz de Suriyeli kaynıyor..

Eğer bu da değilse “yanlış dış politika” neye denir bilinmez, umalım da bu nedenle kısa süre içinde Suriye ve İran’la savaşın içine düşmeyelim. Gidiş o gidiş zira!

*****

Ve Suriye’ye nota!

Bu kaçıncı nota ama yine Ceylanpınar olayından sonra “Suriye’ye bir nota daha verdiğimizi” Dışişleri Bakanı Davutoğlu açıkladı.. Bakan “Suriye’ye bir nota daha verdik. BM Güvenlik Konseyi ve NATO’ya durumu rapor ettik. Uluslar arası kamuoyunun sessiz kalması vicdanları zedeliyor” demiş.

Duruma bakılırsa zedelenen vicdanlar yalnızca bize ait, diğer ülkelerde böyle bir zedelenme olsa bir hareket de olurdu ama Davutoğlu’nun da dediği gibi hiç hareket yok. NATO Genel Sekreteri alçak perdeden hatta fısıltıyla “gerekirse Türkiye’ye destek veririz” diyor ama bugüne kadarki kayıtsızlıklarına bakınca o bile pek inandırıcı görünmüyor.

ORTADOĞU KAYNIYOR

Ayrıca o “gerekirse” lafı “savaşa girerse”yi kastetmekte.. Bir kere savaşa girildi mi Türkiye “Doğu’dan, Kuzey’den, Güney’den, Güneybatı’dan o kadar çok yönlü bir ateş hattına” itilmiş olacak ki destek filan kurtarmayacak.. ABD önce Türkiye’yi gazlayarak Suriye iç savaşına müdahil etti, şimdi İsrail’i de kullanarak savaşı bölgeye yayacak ve sonunda aklınca Ortadoğu’ya yıllardır planladığı şekli verecek.

YA BİZİM SORUMLULUĞUMUZ?

İsrail Golan tepelerine düşen top mermisinden sonra Suriye topraklarını bombalamaya başladı.. Savaş bölgesel hale geliyor ve biz rahatlıkla bunun dışında kalabilirdik ama (neye güveniyorsak) yapmadık. Şimdi kavgalı olduğumuz İsrail’le müttefik halinde Esad’a mı saldıracağız, belli değil.. Davutoğlu “yaşananların birinci sorumlusu Esad, 2’nci sorumlusu BM Güvenlik Konseyi’nin ataleti” demiş. Ya üçüncü sorumlu; bizim sorumluluğumuz?

Bütün Batı ülkeleri, BM uzak dururken ve kendi terör sorunumuz yeterliyken bizim öne atılmaktaki sorumluluğumuzu unutacak mıyız? Hükümet bu savaştan uzak durmak için elinden geleni yapmalıdır, başka çaremiz kalmadı!

*****

10 yılda ne oldu?

Başbakan Erdoğan terör konusunda muhalefet partilerini kastederek “30 yıldır süren davayı hükümet meselesi görenler var” diyerek bunun “Hükümeti zora sokma gayreti” olduğunu ifade etti. Doğrudur, PKK terörü 30 yıldır sürüyor ama 2000 öncesinde tamamen durdurulduğunu da unutmayalım.

AKP bu 30 yılın 10 yılında iktidardaydı ve o yıllar içinde, özellikle “örgüte silah bıraktırmadan başlatılan açılım” sonrasında örgütle yapılan görüşmeler, verilen vaatlerle beklentileri arttıktan sonra terör de arttı. Suriye konusunda atılan hatalı adımlarla daha da arttı. Ve böyle bir durumda hangi parti iktidarda olursa olsun sorumluluğun doğal olarak “hükümete ait” görüleceği şüphesizdir.

Yani şimdi orada örneğin “Çiller, Yılmaz Hükümeti” gibi bir hükümet olsa o sorumlu gösterilmeyecek miydi? Hükümetler her dönemde yalnız “başarıları veya istedikleri konular” ile değil, “hataları ve eksikleriyle” de sorumlu tutulurlar. Bunu kişiselleştirmek ayrı bir siyasi hata olur.

Reklamlar

Suriye’deki Çatışmalar ve Çerkes Diasporası*


2011 yılının Mart ayının ortasında Suriye’de başlayan siyasi çatışmaların boyutu gittikçe artmaktadır. Suriye’deki gelişmeler, komşu ülkeleri de etkilemiş ve küresel güçlerin yanı sıra Türkiye, İran ve İsrail gibi bölgesel aktörlerin bölgeye yönelik siyasetlerini daha aktif hâle getirmelerine neden olmuştur.

Suriye Arap Cumhuriyeti nüfusunun bir kısmı, Devlet Başkanı Beşir Esed rejimine karşı çıkmakta, onun istifasını ve reformların yapılmasını talep etmektedir. Şam da dâhil olmak üzere Suriye’nin birçok şehrinde gerçekleşmekte olan hükümet karşıtı gösteriler, ordu ve özel hareket güçleri tarafından bastırılmaktadır. Hüküm süren rejimin siyasetinden memnun olmayan askerler, ordudan ayrılmış ve Bağımsız Suriye Ordusu’nu kurarak hükümet birliklerine saldırmaya başlamışlardır. BM istatistiklerine göre, daha Mart ayının ortalarında ölenlerin sayısı 8 bine ulaşmış, birçok kişi de kaybolmuştur.(1)

Suriye’deki gelişmeler, hiç şüphesiz ülke içerisindeki neredeyse bütün dinî ve etnik grupları da doğrudan etkilemiştir. Ülke içerisindeki Çerkes diasporası da bu bağlamda istisna teşkil etmemektedir.

Çerkesler, Adıgeleri ifade etmek için diğer halkların kullandığı bir terimdir. Adıge ise Çerkeslerin kendilerini adlandırdıkları etnik terimdir. Adıgeler, Kabardalar, Çerkesler (Rusya ve Rusya dışında yaşayanlar), Çerkes (Adıge) olarak adlandırılmaktadır. Yaşadıkları yere bakılmaksızın Çerkesler, köken ve kültürü ortak, dilleri de birbirine yakın olan halktır.

Çerkesler, Kafkasya’nın yerli halkıdır. Sovyet hâkimiyeti tesis edildikten ve Kuzey Kafkasya’da iç savaş sona erdikten sonra dört Çerkes özerk bölgesi kurulmuştur: Çerkes (1928’den itibaren Adıge), Kabardey (1922’den itibaren Kabardey-Balkar), Çerkes (1957’den itibaren Karaçay-Çerkes), Şapsıg ilçesi (1924–1925). Tek bir halkın bölünmüş grupları Adıge, Kabarda ve Çerkes olarak adlandırılmıştır. 1990’lı yılların başında Kuzey Kafkasya’nın özerk cumhuriyetleri ve illeri, Rusya Federasyonu içerisinde yeniden yapılandırılmıştır.

2010 nüfus sayımı sonuçlarına göre Rusya’da 700 binden fazla Çerkes yaşamaktadır. Dünyadaki Çerkeslerin toplam nüfusu, 4 milyon civarındadır. Çerkeslerin başlıca yaşadıkları ülkeler şunlardır: Türkiye -3,5. milyon, Suriye – yaklaşık 100 bin, Ürdün – yaklaşık 70 bin, Almanya – yaklaşık 40 bin.(2)

Çerkesler ve Suriye’deki Çatışmalar

Suriye’de yaklaşık 100 bin Çerkes yaşamaktadır. Bu nüfusun yarısından fazlası, Şam ve çevresinde ikamet ediyor. Ülke içerisindeki Çerkeslerin geriye kalan kısmı da Halep, Minbec, Rakka, Humus, Hama, Yeni Kuneytra ve diğer şehirlerde nüfusa kayıtlıdırlar. XIX. yüzyılın ikinci yarısı – XX. yüzyılın başında Çerkesler, Osmanlı Hükümeti tarafından askerî koloni sakini olarak günümüz Suriye, Ürdün ve Filistin topraklarına yerleştirilmişlerdir. Bunların büyük bir kısmı (50 binden fazla), Balkanlardan göçürülmüş kimseler olup, buralara 1877–1878 Rus-Türk Savaşı’ndan sonra iskân edilmişlerdir. Daha küçük gruplar hâlinde Çerkeslerin bölgeye yerleştirilmesi, 1920’li yılların başına kadar devam etmiştir. Yine II. Dünya Savaşı sonrasında da bir grup Çerkes, buraya gelip yerleşmiştir.(3)
Suriye Çerkeslerine göre, Suriye’deki durum çok ağır olup, sağ kalmak da gittikçe zorlaşmaktadır. Askerî hareketler ve füze saldırıları neticesinde Humus ve diğer şehirlerdeki çok sayıda aile, evsiz kalmıştır. Ülkede ekonomik krizin boyutu da artmaktadır. Köylerde devamlı elektrik ve su kesintisi yapılmaktadır. Sanayi müesseseleri, üretimlerini durdurmuş, çalışanlarını işten çıkarmışlardır. Ülke para birimi, değer kaybetmekte, enflasyon oranı artmaktadır.

Çerkes diasporası çok zor bir durumda kalmıştır. Çerkes kökenli askerler, idarî görevliler, Baas Partisi üyeleri, Çerkes Hayırsever Cemiyeti temsilcileri vs. Devlet Başkanı Beşir Esed’in tarafında yer aldıklarını ileri sürmektedirler. Aynı zamanda Çerkeslerin büyük bir kısmı, muhalifleri destekliyor ve muhaliflerin gerçekleştirdiği gösterilere katılıyorlar. Ancak yine de bunlar, isyancıların taleplerine rağmen askerî hareketlere katılmıyorlar. Bununla birlikte diaspora temsilcilerinin ifadesine göre, Çerkeslerin büyük bir kısmı, tarafsızlık siyaseti izlemektedirler.

Onlarca yıl boyunca Suriye’nin rejime en fazla bağlı etnik grup olarak sayılan Çerkeslerin tarafsız tutumları, her iki tarafı da rahatsız etmektedir. “Bizimle olmayan, bize karşıdır” prensibine uyan Bağımsız Suriye Ordusu’nun savaşçıları, Çerkeslerden kendilerini desteklemelerini talep etmekte ve iktidara geldikleri takdirde bir gün içerisinde kendilerini tamamen yok etmekle tehdit etmektedirler. Sözlerindeki ciddiyeti göstermek için askerler, Çerkes köy ve şehir mahallelerine saldırıp onların ev ve mülklerini paylaşıyor, iktidara geldikleri takdirde de bunlara el koymayı hedefliyorlar. Çerkeslerin evlerine Suriye’yi terk etme taleplerinin yazıldığı notlar bırakıyorlar. Sonu olmayan bu tür tehditler karşısında Çerkes mahalle ve köylerinin sakinleri, savunma amaçlı birlikler oluşturmaya başlamışlardır.(4)

Çerkesler Suriye’yi terk etmeye çalışıyorlar

Aralık 2011-Ocak 2012’de Suriye’deki Çerkes diasporasının temsilcileri Rusya Federasyonu yetkililerine ve Rusya’nın bölgesel yönetimlerine (Adıge Cumhuriyeti, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti) başvurarak tarihî vatanlarına dönüş konusunda yardım istemişlerdir. 25 Aralık 2011’de 115 kişi, 28 Aralık 2011’de 57 kişi, 3 Ocak 2012’de de 76 kişinin imzasını taşıyan dilekçeler gerek dönemin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitriy Medevedev’e gerekse de adı geçen cumhuriyetlerin devlet başkanlarına sunulmuştur. Ocak ayının sonlarında Suriye’deki Çerkes diasporasının temsilcileri, Adıge, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinin devlet başkanları tarafından kabul edilmiştir. Diaspora temsilcileri, Suriye’deki 1000 Çerkes’in adına söz alarak kendilerine vatanlarına dönüş konusunda yardım talep etmişlerdir.(5) Avrupa Çerkes Federasyonu (29 Aralık 2011), Avustralya Çerkes Cemiyeti (7 Ocak 2012), Kaliforniya Çerkes Cemiyeti (10 Ocak 2012) de Rusya Federasyonu yetkililerine başvurarak Rusya’dan Suriye’deki Çerkeslere yardım etmesini istemişlerdir.(6)

Çerkeslerin tarafsızlığı ve Suriye’yi terk etme isteğini birkaç hususla açıklamak mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren buralara yerleştirilen Çerkesler, kendi göçlerini geçici olarak kabul ediyor ve en kısa zamanda vatanlarına dönmeyi ümit ediyorlardı. Çerkesler, bu ümitlerini günümüzde de sürdürüyorlar. Yurtdışındaki Çerkesler için bu husus yanı zamanda onların birlik olup kendi etnik kültürlerini korumalarını da sağlamıştır. Günümüzde dahi yurtdışında yaşayan bütün Çerkesler, vatan olarak yaşadıkları ülkeleri değil de Kafkasya’yı kabul ediyorlar.

Değişen bütün rejimler (Osmanlı, Fransa, Bağımsız Suriye) boyunca Çerkesler, mevcut iktidarları desteklemişlerdir. Arap vilayetlerine (illerine) yerleştirilmelerinden itibaren en önemli uğraşları, askerî hizmet olmuştur. Osmanlı hâkimiyeti döneminde Arap vilayetlerinde özel Çerkes süvari birlikleri oluşturulmuştur. Fransa mandası sırasında Fransa’nın Orta Doğu ordusu bünyesinde Çerkes alayları da yer almıştır. Suriye’nin bağımsızlığının ilk yıllarında ordu, polis ve istihbaratta görev alan Çerkeslerin sayısı az değildi. Çerkes kökenli yüzlerce albay ve subay, 1948, 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarına katılmış, onlarcası devlet nişanıyla ödüllendirilmiştir.

Son dönemde Suriye askerî çevrelerle devlet organlarındaki rekabet artmıştır. Daha doğrusu rejimin işine yaramayan subaylar görevlerinden alınmıştır. Çerkeslerin bir kısmı da gerek askerî gerekse de devlet müesseselerindeki önemli görevlerden uzaklaştırılmıştır. XX. yüzyılın sonunda ordu, polis ve özel hareket birliklerinde 30’dan fazla Çerkes kökenli general hizmet ederken, günümüzde bu rakam sıfıra kadar inmiştir. Çerkes askerlere, artık albay rütbesinden daha yüksek rütbeler verilmiyor. Diğer bir deyişle Suriye Arap Cumhuriyeti’nde Çerkesler, ayrımcılığa uğramışlardır.

Çerkes gençlerin çoğu, artık meslek olarak askeriyeyi seçmiyorlar, çünkü bu alanda yükselme imkânları yoktur. Bu husus Çerkes kökenli gençlerin memnuniyetsizliğine ve Suriye’den ayrılmalarına neden olmuştur. Bunların büyük bir kısmı, ABD, Kanada, Batı Avrupa, Birleşik Arap Emirlikleri’ne göç etmişlerdir. Vatansever hisseleri olan gençler ise tarihî vatanlarına dönmeyi hedeflemektedirler.

Çerkeslerin çoğu, ülkenin diğer etnik ve dinî grupları ile dostluk münasebetleri geliştirdiklerini ve tarihî tecrübelerini de göz önünde bulundurarak iç savaşa katılmak istemediklerini ileri sürüyorlar. Savaşa her katılımdan sonra Çerkesler, toplu göçe tâbi tutulmuşlardır: Kafkasya’dan Osmanlı’ya; 1878’de Balkanlar’dan (buraya 1860-1870’li yıllarda Osmanlı Hükümeti tarafından yerleştirilmişlerdir) Osmanlı’nın Asya bölgelerine; 1967 Arap-İsrail Savaşı neticesinde Golan Tepeleri’nden Suriye ve ABD’ye. Bundan dolayı Suriye’deki Çerkeslerin çoğuna göre, tek doğru karar, sonucu belli olmayan başkasının savaşına katılmak değil de vatana dönmektir.

Suriye Çerkesleri, söz konusu zor durumdan kurtulmak için başka bir çözüm yolu daha bulmuşlardır. Ocak 2012’de isteyen herkese Türkiye, ABD ve Kanada’ya göç etme teklifi yapılmıştır.(7) Buna benzer bir durum 1967 yazında da oluşmuştu. Bu tarihte İsrail birlikleri tarafından Golan Tepeleri’ndeki yerlerinden çıkartılan Çerkeslerin bir kısmı ABD yönetiminin teklifi ile bu ülkeye göç etmiştir. Günümüzde Suriye’de yaşanan çatışma sırasında da Çerkeslerin bir kısmı Birleşik Arap Emirlikleri ile Ürdün’e göç etmiştir. Ancak yine de çoğu, Kuzey Kafkasya’ya dönme konusunda ümit beslediklerini ileri sürmektedirler.

Kuzey Kafkasya ve Suriye Çerkesleri

Suriye’deki Çerkeslerin başvurularından sonra Adıge, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerindeki Çerkes cemiyetleri, olağanüstü toplantılar gerçekleştirmiş ve Rusya Federasyonu ve yukarıda adı geçen cumhuriyetlerin yöneticilerine başvurarak onlardan vatanlarına dönmek isteyen Çerkeslere yardım etmelerini isteme kararı almışlardır.

13 Aralık 2011’de Nalçik’te Uluslararası Çerkes Derneği ile Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ndeki Adıge Dernekleri Birliği ortak bir toplantı gerçekleştirmişlerdir. Toplantı neticesinde Suriye’deki Çerkeslere yardım programının hazırlanması kararlaştırılmıştır. 19 Aralık 2011’de Uluslararası Çerkes Derneği, Kabardey-Balkar Hükümeti bünyesindeki Yurtdışındaki Yurttaşlar Komisyonu’na meselenin çözümü ile ilgili önerilerde bulunmuştur.

29 Aralık 2011’de Çerkesk şehrinde Rusya Federasyonu Çerkes Dernekleri Birliği’nin Suriye’deki Çerkeslerle ilgili yaptığı toplantı sonrasında Rusya Federasyonu ve cumhuriyetlerin yöneticilerine başvurmayı ve Rusya’dan yardım talebini öngören bir deklarasyon yayımlanmıştır. Bu belgede Rusya Federasyonu’ndan en üst düzeyde Suriye’deki Çerkesleri koruma ve himaye altına alma ile ilgili karar alması istenilmektedir. Yine yurtdışındaki Çerkeslerin Rusya Federasyonu’na dönüşlerinin sağlanması konusunda da Rus yetkililerinden yardım talep edilmiştir.(8) Aynı gün Adıge Cumhuriyeti’ndeki Çerkes Kongresi de benzer içerikli bir mektup Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’na göndermiştir. 20 Ocak 2012’de Uluslararası Çerkes Birliği, 11 Şubat 2012’de Maykop’taki Adıge Hase – Çerkes Parlamentosu, 15 Şubat 2012’de Rusya Federasyonu Kafkasya Halkları Kongresi, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’na başvuruda bulunmuşlardır.(9)

Adıge, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinin devlet başkanları ve yönetim organları da Suriye’deki Çerkesleri destekler mahiyette açıklamalarda bulunmuşlardır. Adıge Devlet Başkanı A. Thakuşinov’un açıklaması şöyleydi: “Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı ile birlikte Çerkeslerin dönüşü ile ilgili meseleleri görüşüyoruz. Kaç kişinin dönmek istediğini belirlemeye çalışıyoruz. Ancak bütün bu meseleleri Kosova’daki Çerkeslerin dönüşü sırasında cumhuriyetin elde ettiği tecrübeden istifade etmeliyiz.”(10)

Kabardey-Balkar Devlet Başkanı A. Kanokov ise aşağıdaki açıklamada bulunmuştur: “Suriye’de yaşayan Çerkeslerin, yaşadıkları ülkedeki durum göz önünde bulundurularak tarihî vatanlarına dönüş sürecini kolaylaştırmalıyız… Birçok kimse kardeşlerimizin dönüşüne karşı çıkmakta ve “Büyük Çerkesya” ile ilgili klişeler uydurmaktadırlar. Kaldı ki muntazam büyüklükteki Rusya’nın nüfusu ancak 140 milyondur. Yakında çalışacak kimseyi bulamayacağız ve Vietnam ile Çin’den işçi davet ediyoruz. Rusya yanlısı olan, çalışkan, kendi dil ve geleneklerini koruyan kardeşlerimizin dönüşünden korkmaya gerek yoktur.”(11)

16-18 Mart 2012’de Rusya Federasyonu Parlamentosu’nun Üst Kanadı temsilcileri Şam’ı ziyaret ederek buradaki Çerkes Hayırsever Cemiyeti üyeleri, Suriyeli bakanlar, Çerkes diasporasının temsilcileri ile görüşmüş ve Çerkeslerin çoğunun Kuzey Kafkasya’ya dönmek istedikleri sonucuna varmışlardır.(12)

Suriyeli Çerkesler 150 yıllık Çerkes diaspora tarihinde ilk kez resmî bir Rus heyetinin kendilerini ziyaret ederek Çerkeslerin meseleleriyle ilgilendiğini belirtmişlerdir. Suriyeli Çerkeslere göre bu ziyaret, büyük bir ses getirmiştir. Bu ziyaret, savaşan her iki tarafın da Rusya’yı, Çerkes diasporasının hamisi olarak algılamasını sağlamıştır.

Suriye’den Çıkış: Büyük Bir Sorun

Suriye Çerkeslerinin vatanlarına dönüş süreci, birçok sorun dolayısıyla zorlaşmaktadır. Çerkeslerin çoğu, çatışmaların gerçekleştiği şehirlerde yaşıyorlar. Savaş dolayısıyla da pasaport veren devlet daireleri kapanmıştır. Vatandaşlar ancak Şam’da pasaport çıkarabiliyorlar. Pasaport başvurusunda bulunmak için de ikamet yerlerinden evrak getirmeleri gerekmektedir. Bu da yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı mümkün değildir. Kaldı ki Şam’a ulaşım çok zor sağlanmakta, ülkenin birçok yerinde yolculuk yapmak tehlikelidir. Şam’a ulaşmayı başaran, ancak evraklarında eksik olanlardan ise ekstra ücret talep edilmektedir.
Suriye’den vatanına dönüş yapan ve günümüzde Nalçik’de yaşayan “Perıt” adlı derneğin başkanı Ahmed Staş, Çerkeslerin vatanlarına dönüş sürecindeki zorlukları şöyle anlatmaktadır: “Davetiyelerin hazırlanması ve Rusya vizesinin çıkması, uzun zaman almaktadır.

Göçmen Şubesi’nde Suriye vatandaşı için davetiyenin hazırlanması bir ay sürmektedir. Davetiyeyi alan Suriye vatandaşı olan Çerkesler, Suriye’deki Rusya Federasyonu konsolosluklarına başvurarak 7000 lira ödemek ve iki hafta daha beklemek zorunda kalıyorlar. Rusya’ya geldiklerinde de Çerkeslerin oturma izni almaları için Rusçaya tercüme edilmiş ve Suriye’deki Rusya Federasyonu konsolosluklarında tasdik edilmiş 2-3 tane resmî evrakı teslim etmeleri gerekmektedir. Bu süreç yavaş işlediği gibi, bütün işlemler de çok masraflıdır. Tercümelerde yapılan hatalar, her şeyin baştan başlamasına neden olmaktadır. Neticede bir ailenin Suriye’den Rusya’ya gitmesi ve burada oturma izni almasının masrafı, 2000 Doların üzerindedir. Ekonomik kriz ile karşı karşıya kalan Suriye Çerkesleri için bu miktar, az değildir. Suriye’yi terk etmek isteyenleri kaygılandıran bir başka mesele de evlerini satamamalarıdır. Evlerini satamadıkları için de göç edecekleri yerlerde kendilerine daire alamıyorlar.”

Suriye Çerkeslerine göre, onların ana vatanlarına dönme isteğinden haberdar olan savaşan taraflar, kendilerine engeller çıkarmaya başlamışlardır. Rejim yanlıları, Çerkeslerden meşru iktidarı desteklemelerini ve onların tarafında savaşmalarını istiyorlar. Ülkeyi terk etmeyi düşünenler ve bu konuda başkalarını da teşvik edenler, “hain” ilan edilmektedir.

İsyancılar ise Çerkeslerin ana vatanlarına dönebileceklerini, ancak ülkeyi terk etmeden önce Suriye’ye olan borçlarını ödemek zorunda olduklarını ileri sürüyorlar. Borçtan kasıt da Çerkeslerin isyancıların tarafında savaşmalarıdır. Mart ayının ortalarına kadar bütün engelleri aşarak Adıge ve Kabardey-Balkar cumhuriyetlerine göç eden Suriyeli Çerkeslerinin sayısı yalnızca 70 idi.

Suriye’deki Çerkeslerin durumu, bundan sonraki gelişmelere bağlı olacaktır. Ülke içerisindeki çatışma sona erse de Çerkesler arasında ana vatanlarına dönmek isteyenlerin sayısı her geçen gün artacaktır. Suriyeli Çerkeslerin büyük bir kısmının siyasi ve ekonomik açılardan istikrarlı bölgelere değil de nispeten sorunlu olan Rusya’nın Kuzey Kafkasya bölgesine göç etmek (vatanlarına dönmek) istemeleri, Çerkeslerin bu adımlarının “vatansever” bir hareket olduğunu göstermektedir.

* Orijinal adı “Konflikt v Sirii i Çerkesskaya Diaspora” olan bu makale Aziya i Afrika (No. 7, 2012) adlı dergide yayımlanmıştır. Makale, Türkçeye Rusçadan ORSAM Danışmanı Doç. Dr. İlyas Kemaloğlu (Kamalov) tarafından tercüme edilmiştir.

(1) http://www.business-politika.net7siriya_php; http://oko-planet.su

(2) Adıgskaya (Çerkesskaya Entsiklopediya, Moskova 2006, s. 55-312.
(3) A. V. Kuşhabiev, Oçerki İstorii Zarubejnoy Çerkesskoy Diasporı, Nalçik 2007, s. 64-71.
(4) http://www.elot.ru/main/index.php

(5) http://intercircass.org; http://elot.ru/main/index.php

(6) http://intercircass.org; http://elot.ru/main/index.php

(7)http://www.elot.ru/main/index.php

(8) http://intercircass.org

(9)http://www.elot.ru/main/index.php

(10) http://www.elot.ru/main/index.php

(11) http://intercircass.org

(12) http://www.elot.ru/main/index.php; http://intercircass.org

DOSYA / SURİYE’DE AHRARUŞ ŞAM TUGAYLARI


İRAN ANALİZ / Beşşar Esed rejimine bağlı ordu birlikleri, Nusayri Şebbihalar, İran Devrim Muhafızları, Kudüs Güçleri, Hizbullah, İskenderun Livası Güçleri gibi sair terör güçlerinin saldırılarına karşı silahlı direniş hareketi yürüten Suriyeli oluşumları tanıtmaya yönelik dosyada Ahraruş Şam Tugayları ele alınmaktadır. Dosya, Suriye ile ilgilenen herkesin ismini çok sıkça duyduğu son derece organize, profesyonel ve kurumsal bir yapısı bulunan, sahada operasyonel gücü olup; bunu ülke genelinde Esed rejimine şiddetli darbeler vurarak ispat eden Ahraruş Şam Tugayları (Özgür Şamlılar) adlı yerel Sünni hareketin genel yapısı, hedefleri ve bünyesindeki askeri alt birimlere dair bilgileri ele almaktadır.

Ahraruş Şam Tugayları barışçıl devrimin başladığı ilk an örgütlenen ve çalışmalarına başlayan bir oluşum olarak öne çıkıyor. Silahlı kanadın kurulması ve operasyonlara başlaması ise süreçle birlikte devreye sokuldu.

Hedeflerinin mücrim Esed çetesini, tüm isimleriyle, sembolleriyle birlikte yıkmak, İslami, adil ve raşid bir sistem kurmak olduğunu kaydetmektedir. Bunu meşru ve stratejik bir plan dahilinde, Suriye’deki halkın durumunu göz önüne alarak gerçekleştirecekleri belirtilmektedirler.

EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT AKİDESİ ESAS

Ahraruş Şam Tugayları temelinin Ehli Sünnet vel Cemaat akidesi olduğunu kaydetmekte; Allah’ın kitabı, Resulunun sahih sünnetine tabi olan Rabbani Alimlerin yolunu takip ettiklerini vurgulamaktadır. Şeriat-ı Garreye bağlı olduklarını, Şer’i siyasi kriterlere, mefasit ve mekasıd dengesine göre hareket ettiklerini söylemektedirler. Yine hareket açıklamasında tekfir meselesinde de Ehli Sünnet vel Cemaat anlayışının gereklerini uyguladıklarını, bu çerçevede dört hak mezhep imamlarından İmam Ebu Hanife (ra), İmam Şafi (ra), İmam Ahmed bin Hanbel ve Ahmed İbni Teymiyye ile diğerlerinin belirttiklerine itibar ettiklerini kaydetmektedir. Müslümanlara merhamet ile muamele ettiklerini de belirtmektedirler.

KİMLERE KARŞI SAVAŞIYOR?

Suriye halkına karşı barışçıl olan herkese barışçıl olacağını söyleyen tugaylar sabırlı halka karşı savaş açan rejime yardım eden, meşru hedefleri olan mübarek devrimi sert yöntemlerle bastırmaya çalışanları hedef aldığını belirtmektedir. Savaştıkları veya karşı çıktıklarının fikri veya itikadi arkaplanlarından ötürü olmayıp mevcut düşmanlıkta oynadıkları role göre yaşandığını söylemektedir. Şebbihalar, istihbarat unsurları ve askerlerinin hangi mezhep veya etnisiteden veya ırktan olursa olsun meşru hedef olduğunu vurgulamaktadır.

Asıl hedeflerinin rejimi düşürmek ve bir İslami sistem kurmak olduğunu kaydeden hareketin ilk silahlı direniş hareketlerinden birisi olduğu belirtilmektedir. Oluşumun beyanına göre devrimin başladığı ilk anda kurulan hareket en fazla yayılan ve en düzenli örgütlenen bir yapı.

Ahraruş Şam Tugayları ülkenin hemen her tarafında örgütlenmiş durumda. İdlib çevresinden Şam çevresine, Der’a’dan diğer bölgelere kadar yayılıyor.

MASUMLARIN KANI MUKADDES

Tüm diğer İslami hareketlerde olduğu gibi Ahraruş Şam Tugaylarında masumun kanı mukaddes. Çoluk-çocuk demeksizin katleden Esed rejiminin, beraberindeki İran Devrim Muhafızları, Hizbullah, Mehdi Ordusu gibi Şii terör örgütlerinin tam aksine masumların canı, malı, namusu ve kanı korunuyor. Tugayların resmi internet sayfasında bu kısma uzun bir yer ayrılmış. Herhangi bir masumun, bir sivil vatandaşın hayatının tehlikede olması, operasyon bölgesinde yer alıp tehlikeye uğraması ihtimali dahilinde dahi operasyon iptal ediliyor. Irak’taki diğer nerdeyse tüm Sünni direniş hareketlerinin yaptığı gibi Suriyeli direniş hareketleri de varlık sebebleri olan halkın korunması ilkesine azami ölçüde riayet ediyor. İşgalcilere ve Esed gibi eli kanlı terör unsurlarına karşı korumakla mükellef oldukları sivil halkı hedef almayan direniş hareketlerinin adını kullanıp direnişi kötülemeye çalışan karapropaganda araçlarını bu iddiası da cevaplandırılmış oluyor.

Yine resmi sitelerinde gayrimüslim vatandaşlardan kendilerine karşı savaşmayanlara kesinlikle karışmayacakları, bunlara saldırıda bulunmayacaklarını belirtiyorlar. Kiliselere, camilere ve masumlara saldıran Esed işgal çetelerine karşı bunları koruyanların Özgür Suriye Ordusu ve Suriye direnişi olduğu gerçeği de bu cümleden meşruiyetini ortaya koymuş oluyor.

AHRARUŞ ŞAM TUGAYLARINA BAĞLI BİRİMLER

Yapı birçok alanda çalışmalar yürütmektedir. Genel ofisleri, şer’i ofisleri, davet, basın, insani yardım ve diğer birimleri de bulunmaktadır. Bunlar içinden işgalci saldırgan Esed-İran-Hizbullah ve diğer terörist güçlere karşı Suriye halkının canını, malını, ırz ve namusunu korumak için silahlı grupları daha fazla ön plana çıkmaktadır.

ASKERİ TUGAYLARI

Gelişmiş patlayıcılar, kendi ürettiği yerel yapım füzeler ve profesyonel direnişçiler ile Esed rejimine en şiddetli darbeyi vuran cihad hareketleri arasında yer alan Ahraruş Şam Tugaylarına bağlı askeri yapılar şunlar:

ŞAM VE ÇEVRESİ

Cundul Dimeşki Tugayı / Şam

Fecrul Sakib Tugayı / Şam Çevresi – Medaya

Huzeyfe bin Yeman Tugayı / Şam Çevresi – Batı Gavta

Zeyd bin Sabit Tugayı / Şam Çevresi – Doğu Gavta

Abdullah bin Selam Tugayı / Şam Çevresi – Doğu Gavta

Muhammed bin Muslime Tugayı / Şam Çevresi

***** ****** ***** *****

LAZKİYE VE ÇEVRESİ

Sahil Şahinleri Tugayı / Lazkiye

Ubade bin Samit Tugayı / Lazkiye ve çevresi

Nusretul Mazlum (Mazlumun Zaferi) Tugayı / Lazkiye ve çevresi

***** ****** ***** *****

HALEP VE ÇEVRESİ

eş-Şehba Tugayı / Halep

Ensar Humus Tugayı / Halep çevresi

Tel Rifat Tugayı / Halep çevresi – Tel Rifat

Hasan bin Sabit Tugayı / Halep çevresi – Daret İzzeh

***** ****** ***** *****

HAMA VE ÇEVRESİ

Ebil Feda Tugayı / Hama

Selahaddin Tugayı / Hama

Ebu Ubeyde Amir bin Cerrah Tugayı / Hama

Nureddin Zengi Tugayı / Hama

Fatihin Tugayı / Hama

el-Ka’ke Tugayı / Savran

el-İslam Tugayı / Hama

Furkan Tugayı / Hama

Hz. Ayşe (ra) Tugayı / Hama çevresi – el-Hebit

Osman bin Afvan Tugayı / Hama çevresi

Ali bin Ebi Talib Tugayı / Hama çevresi

Ömer bin Hattab Tugayı / Hama çevresi

Ebubekiri Sıddık Tugayı / Hama çevresi – Kuzey el-Gab

***** ****** ***** *****

HUMUS VE ÇEVRESİ

Rahmanın Askerleri Tugayı / Humus çevresi – el Hula

el-Hamra Tugayı / Humus çevresi – Telkelh

Ensarus Sünne vel Şeriah Tugayı / Humus çevresi – Telbise

İbadullah Tugayı / Humus

***** ****** ***** *****

DER’A VE ÇEVRESİ

Yermük Tugayı / Dera

***** ****** ***** *****

DEYR EZ-ZOR VE ÇEVRESİ

Mikdad bin Esved Tugayı / Deyr ez-Zor

***** ****** ***** *****

HASEKE

Ahrarul Cezire Tugayı / Haseke – Re’s el-Ayn

Tel Hamis Tugayı / Haseke – Tel Hamis

Ali bin Ebi Talibin Torunları Tugayı / Kamışlı

***** ****** ***** *****

RAKKA

Kadisiye Tugayı / Rakka

***** ****** ***** *****

İDLİB VE ÇEVRESİ

İbadurrahman Tugayı / İdlib -Eriha

Ricalullah Tugayı / Eriha

Ebu Dücane Tugayı / İdlib – el Bare

Aksa Tugayı / İdlib – el Temanie

el-Hadra Tugayı / İdlib

Saad bin Muaz Tugayı / İdlib – Beneş

Ali bin Ebi Talip Torunları Tugayı / İdlib – Teftanaz

Sariyetul Cebel Tugayı / İdlib – Cebel Zaviye

Abdullah bin Ömer Tugayı / İdlib – Cercanaz

Ensarul Hak Tugayı / İdlib – Han Şeyhun

Şehitleri Kafilesi Tugayı / İdlib – Han Şeyhun

İbnil Hattab Tugayı / İdlib – Ram Hamdan

Ensar Tugayı / İdlib – Ebu Zuhur

Furkan Tugayı / İdlib – Serakib

Ahvaz Tugayı / İdlib – Serakib çevresi

Şeyma Tugayı / İdlib – Serakip – Maar Debsi

Ebu Talha el Ensari Tugayı / İdlib – Selkin

el Ka’ke Tugayı / İdlib – Savran

Ecnaduş Şam Tugayı / İdlib – Taum

Hüseyn Tugayı / İdlib – Aynus Sevde

İman Tugayı / İdlib – Kefertaharim

Cabir bin Abdullah Tugayı / İdlib – Maar Temserin

Mücahidin Tugayı / İdlib – Maretun Numan

Tevhid vel İman Tugayı / İdlib – Maretun Numan

BARIŞ DOSTER: Libya’da Ne Oldu? Suriye’de Ne Oluyor?


Emperyalizm gerçek yüzünü Libyalılara göstermeye başladı. Ülkenin bölünme tehlikesi yaşadığını, bizzat yöneticileri söylüyor. Şurası muhakkak, Libya petrolünü batılı şirketler çıkarıp pazarladığı sürece, Libya’daki iktidarı güdecekler. Libya halkı gün yüzü görmeyecek. Hem Bosna’da Müslümanları katleden Sırplara ucuz petrol veren, hem Libya’daki Türk inşaat firmalarına ihale veren, hem de Bosna’daki olayları siyasi malzeme olarak kullanan Türk başbakanı Necmettin Erbakan’a çadırında ayar veren Kaddafi’yi belli ki Libyalılar çok arayacaklar.

Libya’da yaşanan gelişmelerde, sahip olduğu petrol kaynaklarının büyük payı vardı. Ülke bombalanırken “barış, demokrasi, özgürlük, insan hakları” lafları tedavüldeydi. ABD, Libya’nın işgali için BM’yi, NATO’yu devreye soktu. 1951’de bağımsızlığını ilan eden, yüzde 95’i çöl olan, petrol ve doğalgaz açısından zengin kaynakları bulunan, 6.5 milyon nüfuslu bu ülke şimdi talan ediliyor. Yaklaşık yüzde 20’lerde seyreden işsizliği düşürme yönünde umut yok. 1986’da ABD uçaklarınca çadırı bombalanan, Libya’nın düşürdüğü öne sürülen Lockarbie uçağı nedeniyle batıya yüklü bir kan parası ödeyen Kaddafi’nin kurduğu düzenden de eser kalmadı.

Gelelim Türkiye’ye. Ülkemiz, Libya’dan sonra Suriye’de de emperyalistlerin yanında yer aldı, kuryeliğine soyundu. Düştüğümüz durum ortada. Maalesef Türkiye, ABD’nin zayıflamasından en olumlu etkilenecek ülkeler arasında olduğunu kavrayamadı. ABD’nin etkisi azalırsa, Afganistan, Irak ve Suriye örneklerinde görüldüğü gibi, kriz bölgelerine müdahale gücü olmaktan kurtulacağımızı maalesef göremedi. Batının dilindeki “güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten ülke” pozisyonundan sıyrılacağını anlayamadı. Daha açık söylemek gerekirse, George Soros’un dediği gibi, “en iyi ihraç malı Türk ordusu olan” ülke görünümünden çıkacağını saptayamadı.

Oysa şurası çok açık: Türkiye emperyalizmin boyunduruğundan kurtulursa, Mehmetçiğin kanını satmaz. Şimdiki halde ise vatan toprakları yasayla satışa çıktığından, parayla satıldığından, bir süre sonra uğrunda ölecek toprak, yani vatan kalmayacak. O zaman da emperyalistler için ölmek kaçınılmaz hale gelecek. Zira Türkiye’nin bu görevini tamamlayan bir diğer görevi daha var. O da bölgesel bir güç olan, Avrasya jeopolitiğinde ABD’nin en amansız muhalifi olarak öne çıkan İran’ı dengelemek. ABD’nin isteğiyle Suriye’de rejimi değiştirmeye soyunan Türkiye, İslam aleminde de İran’ı dengelemek, onun önünü kesmek için çabalıyor. Ilımlı, uyumlu, ABD destekli İslam’ı bölgeye model olarak sunmaya çalışıyor. Bunların hepsi, Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki görevin gerekleri olarak öne çıkıyor.

Türkiye, bu görevini layıkıyla yapabilsin diye İsrail’le danışıklı dövüş oynadı. Davos’taki “one minute” çıkışından bu yana ABD gözetim ve denetiminde iyi polis – kötü polis oyunu sahnelendi. Mısır başta olmak üzere Arap dünyası, özellikle de Körfez ülkeleri bu konuda Türkiye’ye bir süre için yardımcı da oldular. Dışa bağımlı Türk ekonomisine Körfez ülkelerinden sıcak para gelmesinin nedenlerinden biri de buydu. Çünkü Arapların Türkiye’ye büyük miktarda sıcak para getirmesi, sadece iktidarla olan düşünsel yakınlıklarıyla veya “hızla büyüyen istikrarlı ekonomi” olduğumuz masallarıyla açıklanamaz. Türkiye, ABD tarafından içi boş bir kavramla, “model ortak” olarak tanımlanırken, İran’ın Şii hilali oluşturma çabalarına karşı Sünni blok oluşturma görevini de üstlenmişti.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Komşularla sıfır sorun politikası çöktü. Suriye’de Esad karşıtlığı politikası iflas etti. İran’a karşı füze kalkanına topraklarımızı açmak, ülkemizi zor durumda bıraktı. Bölgesel politikaları ve ülkesinin bütünlüğünü savunan Irak başbakanı Maliki’yle zıtlaşmak ülkemizi daha da yalnızlaştırdı. İran ve Rusya, Malatya Kürecik’e yerleştirilen füze kalkanı radarını tehdit olarak gördüklerini defalarca açıkladılar. Irak, Türkiye’nin düşmanca davrandığını, Suriye emperyalizmin taşeronluğunu yaptığını ilan etti. Batının cephe ülkesi Türkiye ile Doğunun cephe ülkesi İran’ı savaştırmak isteyen emperyalizmin gerçek yüzünü göremedi Türkiye. Suriye’de Sünni – Şii çatışmasını körükleyenlere destek verdi. Sözde İsrail ile gerginlik yaşarken, petrol ve silah lobileriyle yakından iş tuttu. İktidar partisinin kongresinde onur konuğu olan ve “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye selamlanan Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri Barzani, bağımsız Kürt devleti konusunda ABD’den izin aldı. PKK – BDP, yeni anayasa, özerklik, federasyon konularında ABD’den gerekli talimatları aldılar. BDP yöneticilerinin deyimiyle ABD’den rol istediler. İktidarla da bu konularda büyük ölçüde uzlaştılar.

Arap Baharı’nın yaşandığı ve yaşanmakta olduğu ülkelerin hiçbirine demokrasi, insan hakları, özgürlükler, hukuk devleti, sivil toplum, istikrar, şeffaf bir piyasa ekonomisi gelmedi. Kısa vadede geleceği de yok. Ama kan geldi, acı geldi, bölünme geldi. Kaynakları Batı tarafından eskisine oranla daha çok yağmalanır oldu. Bunun somut örneği olan Libya’da Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil, siyasi kavgaların ve aşiretçiliğin ülkeyi böldüğünü, ülkeyi üçe bölecek bir federal sistemden endişe ettiğini söyledi. Kaddafi’yi deviren güçlerin siyasi parti kurmasına da karşı çıktı. Petrolde dünya zengini olan Suudi Arabistan üzerindeki ABD etkisi Arap Baharı ile birlikte daha da arttı. Suudi Arabistan’ın ABD’nin istemediği bir petrol sevki yapmasın olanaksız olduğu bir kez daha görüldü.

Hüsnü Mübarek devrildikten sonra Mısır’a giden eş başkan, burada karşı olduğu laikliği orada övünce, Müslüman Kardeşler’den anında tepki geldi: “Mısır’ın içişlerine karışmayın, herkes kendi işine baksın, her ülkenin koşulları farklıdır”. Arap sokaklarının sesini dinleyerek dış politikayı yönlendirdiğini söyleyen hariciye vekili, Libya’ya petrol olarak bakanların Yemen için kıllarını bile kıpırdatmadıklarını göremedi. Sünni Mısır’ın kendisini kendisini Arap dünyasının lideri ve Akdeniz İslamı’nın merkezi olarak gördüğünü de, Şii İran’ın da kendisini Asya İslamı’nın merkezi ve Fars kültürünün lideri olarak konumlandırdığını da bilemedi. Bahreyn’de Şii halk ayaklandığında, Suudi tanklar müdahale ederken, insan hakları odaklı dış politika yürüttüğünü söyleyen Türkiye hiç sesini çıkarmadı.

Şunu yapabilirdi Türkiye: Karşılıklı olarak içişlerine saygı esasıyla, bölge merkezli politikalara öncülük edebilirdi. Yakın zamana kadar Suriye ile yaptığı gibi işbirliğini öne çıkararak, İran’la enerji başta olmak üzere ekonomik ilişkileri geliştirerek, Orta Asya’da, Kafkasya’da, Ortadoğu’da saygı duyulan, muteber bir bölge gücü olabilirdi. Bundan sadece siyasi olarak değil iktisadi olarak da büyük yarar sağlardı. Tarihsel olarak rekabet içinde olduğumuz İran’la, bölge ülkelerini içine alan bir yakınlaşmaya öncülük etmek, hızla yakınlaşmakta olan Rusya ve Çin gibi Avrasya’nın büyük ülkelerinden de destek bulurdu. Türkiye’nin karşılıklı saygı ve ortak çıkar zemininde bir bölgesel işbirliğine öncülük etmesi, sadece bölgede değil dünyada siyasetinde de elimizi güçlendirir, Batıda masaya daha güçlü oturmamızı sağlardı.

Türkiye bunların hiçbirini yapmadı. Bakalım bundan sonra yapacak mı?

İLK KURŞUN

NATO’NUN SURİYE FÜZESİNİN UCU GÖZÜKTÜ


Gerisi de yakında gelecek gibi

Türkiye’nin Suriye sınırına, Patriot füzeleri yerleştirileceği iddiası bugün gündem oluşturdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Türkiye’ye Patriot sistemi kurmak için NATO’dan herhangi bir talep almadıklarını söyledi. Ancak Nuland "Türkiye’nin başka nasıl savunma desteklerine ihtiyacı olabileceği konusunda Ankara ve NATO’yla aylardır görüştüklerini" belirtti.

DAVUTOĞLU’NDAN AÇIKLAMA

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Brüksel’de Suriye sınırına NATO’nun Patriot savunma sistemlerinin yerleştirilip yerleştirilmeyeceği konusunda bir açıklama yaptı. Bakan, “İhtimal planlamaları çerçevesinde NATO’da her şey konuşulur. Patriot kelimesi sihirli bir kelime mi? Sonuçta bu bir hava savuma sistemi” sözleriyle füze meselesinin gündemdeki seçeneklerden biri olduğu izlenimini verdi.

ERDOĞAN: HABERİM YOK

Endonezya ‘da bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan konuyla ilgili olarak, "NATO’dan sınıra füze talebimiz olmadı, iddialar asılsız. Bu füzeyi alma konusunda karar verecek merci biziz. Benim böyle bir şeyden haberim yok. Bu Dışişleri kim. Böyle bir şeyden haberimiz yok. Sağır duymaz uydurur cinsinden Reuters böyle bir haber yapıyor. Bizim böyle bir talebimiz olmamıştır" diye konuştu.

İDDİALER NEYDİ?

Reuters‘a konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise bugün öğle saatlerinde yaptığı açıklamada, Ankara’nın füzelerin konuşlandırılması için kısa süre içinde NATO’ya resmi teklif sunacağını iddia etti.

Associated Press Haber Bildirgeci ise bir Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin, Suriye sınırına Patriot füzesi yerleştirilmesi konusunun Suriye’deki rejim güçlerinin muhalefet ve siviller üzerine gerçekleştirdiği saldırıları durdurmak için ele alınan senaryolardan biri olduğunu söylediğini duyurdu. Türk yetkili, söz konusu planının ABD’deki seçimler yüzünden askıya alındığını ancak Barack Obama’nın tekrar başkanlığa seçilmesinin ardından yeniden gündeme gelmesinin muhtemel olduğunu öne sürdü. İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan Türk yetkili, füzelerin sınıra yerleştirilmesi durumunda, bunun "NATO şemsiyesi" altında yapılacağını belirtti.

AA: KONU GÜNDEME GELDİ

Yabancı bildirgeçlerde çıkan haberler hakkında Anadolu Ajansı‘na bilgi veren diplomatik kaynaklar ise Patriot füzeleri konusunun ülkenin güvenliği ve olasılık planlamaları çerçevesinde ele alındığını belirtti.

AA’ya konuşan diplomatik kaynak, "Türkiye’nin güvenliği ve NATO sınırlarının güvenliği bağlamında NATO çerçevesinde yapılmakta olan çalışmalar ve ihtimaliyet planlamalarında bu konu da gündeme gelmektedir" ifadesini kullandı.

RASMUSSEN DE DEĞİNMİŞTİ

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen hafta başında Brüksel’de düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, Türkiye-Suriye sınırına Patriot füze rampaları yerleştirilmesi konusunda Ankara’dan bir talep gelmesi halinde, ittifaka üye ülkelerin bunu değerlendirmek zorunda olduğunu söylemişti.

ASKERHABER / DIŞ HABERLER

Atlantik Suriye’de Bölündü /// CC : @MaliGuller


ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, Türkiye merkezli Suriye Ulusal Konseyi SUK’u “artık muhalefetin lideri görmediğini” ilan etmesi büyük bir kırılmadır. Washington ayrıca Suriye muhalefetinin merkezini Türkiye’den Katar’a taşıyacağını da açıklamıştır.

ŞAM CEPHESİ’NİN BAŞARISI

Clinton’un neden SUK’un muhalefetin lideri olamayacağını açıklarken kullandığı “muhalefet 40 yıldır Suriye’de bulunmayan kişiler tarafından temsil edilemez” argümanı göstermeliktir.

ABD bu açıklamayla 20 aylık başarısızlığı perdelemeye çalışmakta ve sorumluluğu Türkiye ile SUK’a havale etmektedir.

Oysa Atlantik cephesinde bir kırılmaya yol açan bu gelişmenin esas nedeni Rusya-Çin-İran destekli Şam cephesinin direnişi ve politik manevralarla karşı cepheyi daraltmasıdır. Süreç Türkiye’yi bile Suriye sahnesinden çekilme arayışlarına itmiştir. Erdoğan ile Putin’in Bakü’de mutabık kaldıkları “üçlü müzakere” sistemi ile Türkiye, Moskova-Tahran-Kahire eksenli bir çözüme yönelmiştir.

SURİYE’DE KÜRT KIRILMASI

Ankara’yı bu sürece zorlayan en önemli gelişme ise bölgesel Kürt meselesidir.

Suriye meselesinin esasını oluşturan “Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak” hedefi, Ankara’da AKP’nin dış politikasına yönelik çoklu bir iç ve dış baskıya dönüştü. Bakü görüşmesi öncesinde Ankara-Moskova ve Ankara-Tahran hattında yaşanan ikili temaslar oldukça önemlidir.

Bu konunun Erdoğan ile Davutoğlu arasında bir kırılma yarattığı da iddialar arasındadır.

Ancak daha önemlisi dün Radikal’den Fehim Taştekin’in de üzerinde durduğu gibi Kürt meselesinin ABD ile SUK arasında büyük probleme dönüşmesidir. SUK’un Suriye’nin üniter yapısında ısrar ederek Kürtlere özerklik garantisi vermeye yanaşmaması hem Kahire’deki 4 Temmuz toplantısında ABD’li yetkili Robert Ford’la SUK kavgasına neden olmuş hem de Kürtler ile Arapların aynı çatıda birleştirilmesini engellemiştir.

DAVUTOĞLU FEDA MI EDİLECEK?

4 Temmuz toplantısından sonra neler olduğuna bir bakalım:

1) Washington, Türkiye’nin Suriye faaliyetlerini açığa düşüren pek çok haberi Washington Post ve New York Times üzerinden servis etti.

2) Barzani’nin girişimiyle 11 Temmuz’da Erbil mutabakatına varıldı ve Suriyeli Kürt gruplar Kürt Yüksek Konseyi çatısında birleştirildi. Bu operasyonda Barzani ile Davutoğlu ortak hareket etti. Hatta KDP’ye yakın Aknews ajansı, Barzani ile Davutoğlu’nun anlaşmanın imzalanacağı toplantıya katılacağını bile duyurdu.

3) Barzani’nin Dışişleri Sorumlusu Sefin Dızai, Davutoğlu Erbil yolundayken “Türkiye PYD ile görüşmeli” açıklaması yaptı.

4) Kürdistan’ın mimarı olan Henri Barkey, Türkiye’yi Suriye’deki Kürdistan’a alışmaya çağırdı.

5) ABD, Washington Büyükelçisi Francis Ricciardone üzerinden operasyonel açıklamalar yaptı. Örneğin son olarak Ricciardone’nin çıkıp “PKK, herkesten fazla Kürt öldürüyor” demesi anlamlıdır.

6) Halep’te ÖSO ile PYD çatıştı.

7) Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapmak isteyen, Bağdat’ı aşarak Erbil’le anlaşmalar imzalayan Başbakan Erdoğan, Almanya dönüşü uçakta dikkat çeken bir açıklama yaptı: “Suriye’nin Irak gibi olacağına ihtimal vermiyorum, biz de burada böyle bir senaryonun oynanmasına müsaade edemeyiz. Bunu Barzani’ye de söyledik, bunu bilmesini istedik. Barzani ise öyle bir şey olmadığını, olamayacağını, hatta PYD’nin PKK olmadığını anlatmaya çalıştı bize. Böyle bir şey olması halinde tavrımız Irak gibi olmaz dedik.”

8) Suriye KDP’si, Kürt Yüksek Konseyi’nden çekildi.

9) Erdoğan’a yakın Yeni Şafak gazetesi, ilginçtir, dün Hürriyet’i, PKK-İsrail ve PKK-ABD ilişkisini gizlemekle suçladı!

10) Tüm bu gelişmeler yaşanırken F4 uçağımız Suriye’de “NATO yemi” yapıldı, Akçakale’ye faili meçhul top düştü ve Moskova-Şam uçağı CIA istihbaratıyla zorla Ankara’ya indirildi!

Bakalım Erdoğan nasıl çıkış arayacak? Örneğin Davutoğlu’nu feda edecek mi?

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi

Alevileri boğazlamaya geldik


Suriye’deki El Kaidecilerden Alevilere şarkılı tehdit: ’Buraya sizi boğazlamaya geldik’

Suriyeli teroristler arasında El Kaideci çeteler Alevi düşmanlıklarını bu kez bir şarkıyla dile getirdiler. Bin Ladin’e övgülerin de yer aldığı şarkıda, Alevilere “buraya sizi boğazlamaya geldik” deniyor.

Suriyeli muhaliflerin Batı ve işbirlikçileri tarafından "özgürlük ve demokrasi savaşçıları" olarak çizilen portresi, şimdiye kadar birçok olayla yıprandı. Vahşice işlenen çok sayıda cinayetin sorumlusu olarak öne çıkan gruplar arasında El Kaide bağlantılı silahlı çeteler başı çekiyor. Özgür Suriye Ordusu ile birlikte savaşan bu çetelerin rolü, ya hasır altı edilerek ya da etkinlikleri önemsizleştirilerek saklanmaya çalışılıyor.

Buna karşın, El Kaide bağlantılı çetelerin hedefinin Suriye’de "özgürlük ve demokrasiyi" sağlamak değil, koyu bir şeriat düzeni tesis etmek olduğunu gösteren haberler, Batı basınının bütün çabalarına rağmen kamuoyundan gizlenemiyor. Daha önce de kamuoyuna yansımış olan Nusayri-Alevi düşmanlığı ise, ÖSO ve El Kaide bağlantılı çetelerin en iyi bilinen özelliklerinden.

27 Ekim 2012 tarihinde Suriye’de İdlib’e bağlı olan Banaş’ta düzenledikleri bir kutlamada hep beraber şarkılar söyleyen El Nusra Cephesi adlı El Kaideci grup, Nusayrilere yönelik düşmanca duygularını bir kez daha dile getirdi. El Nusra Cephesi üyelerinin söyledikleri şarkının sözlerinde Bin Ladin’e övgüler düzülürken, Nusayrilere yönelik olarak da “buraya sizi boğazlamaya geldik” deniyor.

Suriye’ye demokrasi, özgürlük ve modernlik getirecekleri söylenen ve Suudi Arabistan, Katar, Türkiye gibi ülkelerce desteklenen bu silahlı çetelerin, Usame Bin Ladin’i liderleri olarak selamladıkları, 11 Eylül saldırılarını kutladıkları ve Nusayri-Alevi vatandaşları tehdit ettikleri şarkı, aşağıdaki videodan izlenebilir.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: