Etiket arşivi: tanık

Ergenekon Davasında Tanık Tuncer


Ergenekon davasının Dünkü duruşmasında tanık İsmet Tuncer dinlendi. Emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un yasadışı bir beyanına şahit olmadığını belirten tuncer, "konferanslardaki konuşmaları da Türkiye’nin stratejik durumuyla ilgiliydi. Tolon siyaset bilmezdi " dedi.

Ergenekon davasının dün yapılan duruşmasında emekli orgeneral Hurşit Tolon’un talebiyle tanık olarak İsmet Tuncer dinlendi.

Tolon’un avukatı ilkay Sezer’in "müvekkilimin cebir şiddet kullanarak hükumeti yıkmaya teşebbüs gibi bır beyanına şahit oldunuz mu?" sorusuna tanık tuncer, şu yanıtı verdi:
"Tolon, bütün konferanslarda Türkiye’nin stratejik durumuna yönelik konuşmuştur. Böyle bir beyanatı olmadı. Milliyetçi, muhafazakar, cumhuriyet ilkelerine saygılı, hukukun üstünlüğüne inancı nedeniyle büyük saygımız vardı. Zaten bu ilkelerin dışında hareket eden kişi derhal o guruptan ayrılırdı."

Tuncer’e avukat Dilek Helvacı da soru yöneltti.. Helvacï ,iddianamede parti kurma çalısmalarının, halkı hükumete karşı isyana teşvik olarak değerlendirildiğini hatırlattı ve Tolon’un da katıldığı bu çalışmaların amacını sordu.

Tanık İsmet tuncer, amacın siyasi birlikteliği sağlayıp siyaset yapmak olduğunu söyledi ve ekledi "onun dışında bir amaç olamaz"

Tolon’un konferanslardaki ya da bireysel konuşmalarında halkı silahlı isyana teşvik etmeye yönelik beyanına şahit olup olmadığını sorusuna da, Tuncer’in yanıtı "hayır " oldu.

Tuncer sözlerini" 2005 -2008 yıllarında konferanslarda gezilerde beraber olduk. Allah şahidimdir böyle bır hareket icinde babamin oğlu olsa onu tanımazdım" diye noktaladı.

Devecioğlu Ergenekon davasında dinlendi


“Ergenekon” davasında tanık olarak dinlenilen Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, Başbakan Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının içeriğini, yasa dışı dinleme olduğu kanaatine vardığı için yayınlamadığını söyledi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, İşçi Partili bazı sanıkların, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘a ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının, basın toplantısıyla açıklanarak Aydınlık Dergisi’nde haber yapılmasına ilişkin” dinlenilmesini talep ettiği Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu hazır bulundu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin Vatan Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni olduğu dönemde gazeteye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ve diğer siyasilerle ilgili ses kaydı gelip gelmediğine ilişkin sorusu üzerine Devecioğlu, şunları anlattı:

“26 Mart 2009 yılında Vatan Gazetesi’nin Ankara Bürosu’na ses kayıtlarını içeren mailler gönderilmiş. Kim tarafından gönderildiği belli olamayacak şekilde gece mail atmışlar. Benim ertesi gün haberim oldu. Bu ses kayıtları sadece gazetelere değil bazı kişilere de gönderilmiş. Ankara büro, ses kayıtlarını İstanbul’a gönderdi. 8-10 ses kaydı vardı. 2-3 tanesini dinledim. Yasa dışı dinleme olduğu kanaatine vardım. Bir miktarda özel hayatla ilgiliydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, bir televizyon kanalında ‘beni de dinliyor olabilirler, konuşmalarıma dikkat ediyorum’ diye bir beyanı oldu. Bunun üzerine Başbakan’ın bu beyanıyla birlikte Başbakan’a ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının internette dolaştığına ilişkin, 28 Mart 2009’da ses kayıtlarının içeriğini yayınlamadan, ‘Erdoğan’ın ses kaydı mı var?’ başlıklı bir haber yaptık. 13 yıldır gazetelerde yöneticilik yapıyorum. Yasa dışı, illegal ses kayıtlarının içeriğini prensip gereği haberleştirmedim.”
Başkan Özese’nin “Dinlediniz mi, kayıtlar kimlere aitti” sorusu üzerine Devecioğlu, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, işadamı Cüneyt Zapsu’ya ait olduğu iddia edilen ses kayıtları vardı” diye yanıtladı.

Duruşmada söz alan tutuklu sanık Mehmet Bedri Gültekin de, tutuklanmadan önce İşçi Partisi Genel Başkan Vekili olduğunu belirterek, “Vatan Gazetesi’ndeki haberden 7 ay sonra, bu ses kayıtlarını basın toplantısıyla açıkladığım için tutuklandım. Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım, bu basın toplantısını haber yaptığı için tutuklandı” diye konuştu.

Dinleme kayıtlarının sadece gazetelere değil siyasi partilere de gönderildiğini ifade eden Gültekin, “Ses kayıtları sadece Aydınlık Dergisi’ne gitmemiştir. Siyasi parti temsilcisiyim. Ben kamu yararı gördüğüm için bunları açıkladım” şeklinde konuştu.
Duruşma, yarına ertelendi.

O pankartı göremedim çünkü boyum kısa! /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Ergenekon Davası’nda tanık olarak dinlenen Dokuz Eylül Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, ünlü ‘Ordu Göreve’ pankartını boyu kısa olduğu için göremediğini söyledi. Alıcı "Hilafetin Kaldırılması" yemeğine ise arabası bozulunca gitmiş…

İSTANBULErgenekon Davası’nda tanık olarak dinlenen Dokuz Eylül Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, 25 Ekim 2003’te cübbeleriyle Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında yer aldığını söyledi. Yürüyüş sırasında açılan ’Ordu Göreve’ pankartını boyunun kısa olması nedeniyle göremediğini söyleyen Alıcı, "Yanımdaki rektörler ’Ordu Göreve’ pankartının açıldığını söylediler. Ön tarafa gidip bakmak istedim ancak çok kalabalıktı. ’Ordu göreve’ pankartı bizim düşüncemizi yansıtmadığı için rektörler olarak hepimiz tepki gösterdik" dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ’nde görülen Ergenekon Davası’nda tutuklu sanık Fatih Hilmioğlu’nun savunma tanığı olarak gösterdiği Dokuz Eylül Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı tanık olarak dinlendi. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Hilmioğlu’nun mahkemeye sunduğu dilekçesinde "19 Eylül 2003’te Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde rektörlerin katıldığı iddia edilen yemekli toplantıda, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin rektörünün de katıldığının iddia edildiğini" belirterek, Alıcı’ya bu toplantıdan haberi olup olmadığı soruldu. Tanık Alıcı ise, "Böyle bir toplantıya katılmadım. Bu bilgi gerçeği yansıtmıyor. Askeri zevatla kapalı bir toplantıya katılmadım" diye cevap verdi.

"O PANKARTA TEPKİ GÖSTERDİK"

Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, "25 Ekim 2003’te cübbeleriyle Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında var mıydınız?" diye sordu. Anıktabir yürüyüşüne katıldığını belirten Alıcı şöyle devam etti, "Evet ben bu yürüyüşe katıldım. Diğer üniversitelerin rektörleri de var. Yürüyüşte kaç kişi olduğunu bilmiyorum. Mitingde ’Ordu göreve’ diye pankart açıldı. Bizim düşüncemizi yansıtmadığı için rektörler olarak hepimiz tepki gösterdik. Organizasyonu yapan Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, platforma çıkıp mikrofonu eline alıp, ’O pankartı kaldırın ve miting alanını terk edin’ dedi. Çünkü mitingin amacı bu değildi. Bu tür toplantılarda bir grup çıkıp beklenmedik şeyler yapabiliyor, provakasyonlar olabiliyor. Daha sonra bu tür provokasyonlara karşı çok dikkatli olunması, gerekirse toplantı yapılmamasını aramızda konuştuk. Bu olay hepimizin tepkisini çekti."
Sorular üzerine tanık Alıcı, "Ben o pankartı boyum kısa olduğu için göremedim ancak yanımdaki rektörler pankart açıldığını söylediler. Ön tarafa gidip bakmak istedim ancak çok kalabalıktı. Şu an tam olarak miting alanın yerini söyleyemem, Ankara’yı pek bilmiyorum" diye konuştu.

"O YEMEĞE RASTLANTISAL OLARAK GİTTİK"

Savcı Pekgüzel, Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) 2004’te Hilafetin Kaldırılması’nın yıldönümü nedeniyle düzenlenen toplantının ardından bir yemek verildiğini anımsatarak, " Mustafa Balbay , İlhan Selçuk da katılmış. Bu yemeği hatırlıyor musunuz?" diye sordu. Tanık Alıcı, "Evet hatırlıyorum. Benim arabam bozulmuştu. Havaalanına gitmem gerekiyordu. Bir rektör arkadaşımdan rica ettim beni havaalanına bırakacaktı. Ancak diğer rektör arkadaşlar, ‘Uçağın kalkmasına daha çok var yemek yiyelim’ dediler. Otelin en üst katına çıktık. Sağ taraftaki masaya oturduk. Aramızda bulunan rektörlerden biri Mustafa Balbay’ın da olduğu masaya gidip konuştu. Ben masanın en sonunda oturuyordum. O yemekte İlhan Selçuk ve Balbay vardı. Biz o yemeğe rastlantısal olarak gittik. Daha sonra masalar birleştirildi, bir arada yemek yemeye başladık. Yemeğin sonunda herkes kendi cebinden parasını ödedi" diye cevap verdi. Savcı Pekgüzel’in, "Yemekte ne konuşuldu?" sorusu üzerine de Tanık Alıcı, "İlhan Selçuk, Cumhuriyet gazetesinin trajlarının arttığını, iyi bir noktaya geldiğini söylüyordu. Onun dışında ne konuşulduğunu hatırlamıyorum. Çünkü yanımdaki rektör arkadaşımla başka bir konuda konuşuyorduk" dedi.

"DEMOKRASİYİ SAVUNAN BİR İNSANIM"

Savcı Pekgüzel, Balbay’a ait olduğu iddia edilen günlüklerde ATO’daki toplantıya ilişkin bölümleri okuyarak sorular yöneltti. Tutuklu sanıklar Mehmet Haberal ve Hurşit Tolon’un avukatı Dilek Helvacı savcının sorusuna itiraz ederek, savcının yönlendirme soru sorduğunu savundu. Avukat Helvacı, Balbay’ın 16 oturum duruşmalara katılmaktan men cezası aldığı için duruşmalara katılamadığını belirterek, "Balbay bu günlükleri zaten reddediyor. Bunun da gözönünde bulundurulması gerekir" dedi. Tanık Alıcı, "Ben o gün telaş içindeydim. Arabam bozulmuştu. Gazeteci olan Balbay gibi olaylara bakmam mümkün değil" diyerek sözlerini şöyle sürdürdü, "İktidara gelmek emektir. İktidar, kanunlar çerçevesinde elde edilir. Ben demokrasiye inanan ve bunu savunan bir insanım." Tutuklu sanık emekli Orgeneral Hurşit Tolon’u tanıdığını söyleyen Alıcı, Tolon’un Ege Ordu Komutanı olduğu dönemde kendisinin de rektörlük yaptığını ifade ederek, "Tolon’un organizatörlüğünde bütün ünüversitelerden 10- 20 öğrenci askeri bir gemiyle Çanakkale ’ye götürüldü, öğrencilere şehitlik gezdirildi" dedi. (Serpil

Kırkeser / DHA)

O hoca tövbeliymiş


Ergenekon davası tanıklarından eski KATÜ rektörü çarpıcı açıklamalar yaptı.

"Ergenekon" davasında tanık olarak dinlenilen eski Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Türkay Tüdeş, rektörlerin 2003’teki Anıtkabir yürüyüşünde olmadığını belirterek, "Ben o tür şeylere tövbeliyim. Hep uzak durdum. 1984 yılında bu gibi toplantılara katılmamak için tövbe ettim" dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuklu sanıklardan eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun tanığı olarak çağrılan eski Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Türkay Tüdeş dinlenildi.

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Hilmioğlu’nun dilekçesinde, "19 Eylül 2003’te Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde rektörlerin katıldığı iddia edilen yemekli toplantıya, Karadeniz Teknik Üniversitesi rektörünün de katıldığı iddialarına yer verdiğini" belirterek, Tüdeş’e bu toplantıda nelerin konuşulduğunu sordu.

"Böyle bir toplantıya katılmadım. Haberim yok. Jandarma Genel Komutanlığı’nın da nerede olduğunu bilmem" diyen Tüdeş’e Özese, "YÖK Yasa Tasarısı’na rektörlerin karşı olduğu belirtiliyor. Tasarıyla ilgili kimlerle görüşüldü. Hükümet yetkilileriyle, komutanlarla görüşüldü mü?" diye sordu.

AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra YÖK Kanunu’nu değiştirme istediğinde olduğunu belirten Tüdeş, şunları anlattı:

"Üniversitelerarası kurulda hükümet bir şey hazırlayacağına, biz tasarı hazırlayarak hükümete verelim, biz teklif edelim denildi. Hatta bunun için bir komisyon da kuruldu. Hazırlanan taslağı üniversitelerarası kurulda görüşelim, sonra YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’e verelim fikri oluştu. 2004 yılının başında bir toplantı yapıldı. Teziç, taslağı görüşmeden Başbakan’a iletmiş. Bunun üzerine büyük gürültü koptu. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki bu toplantıda en arka sırada oturdum. Hiç söz almadım. Rektörlüğümün bitmesine 6 ay vardı. Arkadaşlarımız YÖK Başkanı Teziç’e, ‘kurulda görüşülmeden neden Başbakan’a verdi’ diye çok ağır ithamlarda bulundular, çok ağır sözler söylendi. Teziç, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüşmüş. Sezer, tasarıyı Başbakan’a da sunabilirsiniz demiş."

Bu toplantından bir kaç ay sonra da ODTÜ’de başka bir toplantı olduğunu ifade eden Tüdeş, "Trabzon uçağı geciktiği için toplantıya yarım saat geç girdim. Topa tutan, ağır ithamlarda bulunan rektörlerin çoğu YÖK Başkanı’na yağ yapıyorlardı. Seçimler yaklaşıyordu. Ben de ‘önceki toplantıda ağzınıza geleni söylediniz, şimdi yağ yapıyorsunuz bu ne biçim iş’ dedim. Toplantının ardından bazı arkadaşlarımız sözlerimden dolayı beni takdir etti" diye konuştu.

"Bu tür toplantılara iştirak etmedim"

Özese’nin "YÖK Yasa Tasarısı’yla ilgili komutanlarla görüştünüz mü?" sorusuna Tüdeş, "Biz Anadolu üniversitelerindeki rektörleriz. Sabah uçakla koştura koştura Ankara’ya gidip, akşam da koştura koştura geri döneriz. Bu tür toplantılara iştirak etmedim" diye yanıt verdi. Tüdeş, savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in soruları üzerine de, 1996-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde rektörlük taptığını, davanın tutuklu sanıklarından emekli Orgeneral Şener Eruygur’u ise tanımadığını söyledi.

Pekgüzel "19 Eylül 2003’teki Jandarma Genel Komutanlığı’nın yemekli toplantısına siz katılmadığınızı söylüyorsunuz ama, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde yapılan aramada ele geçirilen Jandarma Genel Komutanlığı’nda hazırlanan gizli belgede, bu toplantıya katılan üniversite rektörleri arasında Trabzon Üniversitesi’nin de yazıldığı görülüyor" diyerek, kendisinin yerine üniversiteden başka birinin katılmış olup olmayacağını sordu. Bu konuda bir bilgisi olmadığını, komutanlarla ilgili 1996’da Genelkurmay karargahında 50-60 rektörün bulunduğu bir toplantıya katıldığını ifade eden Tüdeş, "Yeni seçilen rektörlere Türkiye’deki aşırı sağ ve aşırı sol hareketlerin anlatıldığı bir brifing verildi. 14 tane paşa vardı. ‘Ben burada paşa enflasyonu var, bizim orada bir tane’ diyerek espri yaptım. 12 Eylül Darbesi’nden sonrada böyle bir toplantıya katıldım" dedi.

25 Ekim 2002 yılında rektörlerin katıldığı Anıtkabir yürüyüşünde olup olmadığı sorulan Tüdeş, "Ben o tür şeylere tövbeliyim. Hep uzak durdum. 1984 yılında bu gibi toplantılara katılmamak için tövbe ettim" şeklinde yanıt verdi. "Sağcı" olduğu için birçok zorluk çektiğini anlatan Tüdeş, şunları söyledi:

"Eşim 1984’te 34 yaşındayken hayatını kaybetti. O günden sonra tüm olaylardan uzak durmak için tövbe ettim. Karım ölünce 12 ve 5 yaşındaki çocuklarımla kalakaldım. Biz karımla çok mücadeleler verdik, çok kavgalar ettik. Bizi çok ezmeye çalıştılar. Sağcı olmanın zorluklarını çektik. 12 Eylül’de en güvendiğimiz ordu biz sağcıları silindir gibi ezdi. Rütbelilerden uzak durdum."

Savcı Pekgüzel’in, Fatih Hilmioğlu 19 Eylül 2003’teki yemekli toplantı nedeniyle Tüdeş’i tanık olarak çağırdığını belirterek, "Katılmadığınızı söylediniz. Aranızda husumet mi var. Niye tanık olarak gösterdi sizi" dedi. "Bilmiyorum. Tanımıyorum kendisini" diyen Tüdeş, "Fatih beyle üniversitelerarası kurulun dışında çay bile içmişliğimiz yok. Meşreplerimiz farklıdır" diye konuştu.

Tutuklu sanıklardan CHP Milletvekili Mehmet Haberal’ı, "Hilmioğlu kadar bile" tanımadığını ifade eden Tüdeş, davanın tutuksuz sanıklarından eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç ile de bir tayinle ilgili ricası üzerine görüştüğünü anlattı.

Tüdeş, yine tutuksuz yargılanan eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün, rektör olduğu dönemde kendisini aradığını belirterek, şöyle devam etti:

"Kemal Gürüz, ‘Tuncer Paşa’nın bir tayinle ilgili ricası var, mümkün mü’ dedi. Tülay Bakır’ın profesör olarak üniversiteye dönmek istediğini söyledi. Ben de ‘bakalım’ dedim. Daha sonra Gürüz’e olamayacağını söyledim. ‘Siz arkadaşsanız eğer, müsaade edin ben MGK binasına gidip, söyleyeyim’ dedim. Gittim. ‘Ben oraya yeni iki tane doçent atadım. Önünüzü tıkamayacağım, diye onlara söz verdim. Bu hanım üniversiteden ayrılmış. Doçent olarak istiyorsa, alalım’ dedim. O da telefonla bir yerleri aradı. Tülay hanım kabul etmiyormuş dedi. Teşekkür etti. Sonra benim almadığım arkadaş Samsun’daki 19 Mayıs Üniversitesi’ne girdi. AK Parti’den de milletvekili oldu."

CNN Türk

Kaynak : http://www.haber3.com/o-hoca-tovbeliymis-1553104h.htm#ixzz2916mjjao

İlker Başbuğ’u yakacak ifade


Ergenekon’un tutuklu sanıklarından emekli Korgeneral Mehmet Eröz, İlker Başbuğ’un internet andıcından haberi olmadığı şeklindeki beyanların doğru olmadığını söyledi.

"Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından emekli Korgeneral Mehmet Eröz, "Sayın İlker Başbuğ’un internet andıcından haberi olmadığı şeklindeki beyanlar doğru değildir. Sayın İlker Başbuğ’a andıçla ilgili olarak defalarca bilgi verilmiştir" dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan mülakat sırasında İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde tahkikattan sorumlu müdür yardımcısı olan polis başmüfettişi Kemal Karademir tanık olarak dinlenildi.

Karademir’e Güney ile yapılan 2001 yılındaki mülakattan bazı bölümler izletilerek, sorular yöneltildi.

Mülakatın kendi odasında yapıldığını ve baş sorgucunun Ahmet İhtiyaroğlu olduğunu ifade eden Karademir, Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüzeyin Özese’nin "işkence" iddialarını hatırlatması üzerine de, Güney’e kesinlikle işkence yapılmadığını, ifadeyi kendisinin istekli şekilde verdiğini, hatta Güney’in çok istekli olmasının kendilerini şaşırttığını anlattı.

Duruşmada, Karademir’e MİT’ten gelen CD’ler arasında yer alan Tuncay Güney’e işkence yapıldığı değerlendirilen seslerin yer aldığı ses CD’leri de dinletildi.

Karademir’in tanık olarak dinlenilmesine ara veren mahkeme heyeti, duruşmayı yarına erteledi.

MEHMET ERÖZ’ÜN DİLEKÇESİ

Bu arada tutuklu sanıklardan emekli Korgeneral Mehmet Eröz, mahkemeye tahliye talebine ilişkin yazılı bir dilekçe sundu.

Eröz, Genelkurmay Başkanı’nın (İlker Başbuğ) internet andıcından haberi olup olmadığı konusunda bazı tereddütlerin olduğunu ve konunun hala yeterince açıklığa kavuşmadığını belirterek, davanın tutuklu sanıklarından eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un da mahkemede savunma yapmadığını, hiçbir soruya yanıt vermediğini kaydetti.

Eröz, bu nedenle kendisinin ve sanıkların "andıçla" ilgili konuyu aydınlatma olanağı bulamadıklarını ifade ederek, dava konusu internet andıcının hazırlandığı tarihte Genelkurmay Harekat Başkanı olduğunu hatırlattı.

Genelkurmay Başkanı’nın andıçtan haberinin olmadığı, zaten imzalamadığı, konunun kendi bilgisi dışında geliştiği gibi bir görünümün ortaya çıkabileceğini vurgulayan Eröz, dilekçesinde "Bu durumda sanki Harekat Başkanı olarak ben andıcı Hasan Iğsız’ın emrine rağmen Başbuğ’a arz etmemişim ve andıçta imza ya da parafı bulunan kişilerle birlikte kendi başımıza iş yapıyormuşuz gibi bir yanlış anlam çıkabilir. Oysa gerçek bu değildir. Sayın İlker Başbuğ’un internet andıcından haberi olmadığı şeklindeki beyanlar doğru değildir. Sayın İlker Başbuğ’a andıçla ilgili olarak defalarca bilgi verilmiştir" ifadelerini kullandı.

Dilekçesinde andıcın hazırlama sürecine ilişkin bilgi veren Eröz, çalışmalara dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız’ın emri üzerine 5 Şubat 2009 tarihinde başladıklarını ve 16 Şubat 2009 tarihinde Iğsız’a arz ettiklerini anlattı.

Üzerinde ‘Sn. K’a arz" yazan andıcın Genelkurmay 2. Başkanı’nın imza tarihinin 1 Nisan 2009 olduğunu belirten Eröz, aradan geçen 1.5 aylık süreci de "Genelkurmay 2. Başkanı andıcı bu kadar bekletmek durumunda kalmıştır. İnternet sitelerinin basında yer aldığı 4 Şubat 2009 tarihinde biz Genelkurmay Başkanımız göreve başladığında Bilgi Destek Dairesi hakkında verdiği emir doğrultusunda çalışmaktaydık" şeklinde açıkladı.

Eröz, dilekçesinde şunları kaydetti: "İnternet andıcı konusunda yaptığımız çalışmaları Genelkurmay 2. Başkanımız Hasan Iğsız’ın kendisi Genelkurmay Başkanımıza birkaç defa arz etti ve aldığı direktifler kapsamında da bize emirler verdi. Sayın Hasan Iğsız, Genelkurmay Başkanı’na arza giderken, bizden aldığı andıcı ve takdim için hazırlamış olduğumuz bilgi kartlarını, beraberinde götürüyordu. Biz bu arzlarda yer almadık. En sonunda yanılmıyorsam 1 Nisan 2009’da Hasan Iğsız’ın emri ile sayın Genelkurmay Başkanımıza internet siteleri dahil, üzerinde çalıştığımız üç konuda (internet andıcı) brifing vererek, karar ve emirlerini aldık."

"ANDICI ZARFLA İMZAYA GÖNDERDİK"

Başbuğ’un andıcın eklerinde yer alan izlenen internet sitelerinin bir kısmını dinlediğini, "Ekler teferruattır. Bana arz etmeyin" dediğini, brifing sonrası iki haftaya yakın Başbuğ’a imzaya çıkamadıklarını savunan Eröz, andıcı zarf içine koyarak, Başbuğ’un sekreterine verdiklerini kaydetti.

Eröz dilekçesinde, "Hasan Iğsız’a bilgi verip bu şekilde andıcı zarfın içine koyarak, imzaya gönderdik. İmzadan döndüğünde de Hasan Iğsız’a bilgi verdik. Sonuç olarak söylemek istediğim şudur: internet andıcı ve yeni sitelerin kurulması Sayın Genelkurmay Başkanımızdan habersiz yapılan işler değildir" ifadelerine yer verdi.

Başbuğ’un internet andıcı ve yeni sitelerin kurulmasından haberi olmaması durumunda, 4 Kasım 2009’da ikinci ihbar mektubu ekinde yer alan internet andıcını gördüğünde kendileri hakkında işlem yapması gerektiğini belirten Eröz, bugüne kadar sadece içinde bulunduğu rütbe ve görevle ilişkili olarak emir aldığını ve emir verdiğini ifade ederek, tahliyesini istedi.

“Ergenekon” davasında 2005-2007 yılları arasında Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı yapan emekli Albay Ali Ergülmez tanık olarak dinlenildi


İSTANBUL "Ergenekon" davasında, 2005-2007 yılları arasında Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı yapan emekli Albay Ali Ergülmez tanık olarak dinlenildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, Şile’de yapılan kazılara ilişkin dosyanın tutuklu sanıklarından Ulaş Özel’in talebi üzerine Ergülmez’in tanıklığına başvuruldu.

2003-2005 yılları arasında İstanbul İl Jandarma Alay Komutanı olarak görev yapan Ergülmez, dosya sanıklarından terör örgütü itirafçıları Özel ile Okan İşgör ve Hüseyin Yanç’ı tanımadığını söyledi.

Ergülmez, savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in "İtirafçılara cep telefonları verilmiş. Bilginiz var mı-" sorusuna, "Hayır. Ben hiçbir zaman itirafçılara telefon alın diye bir emir vermedim. Meslek hayatım boyunca hiçbir itirafçıyla operasyona katılmadım" yanıtını verdi.

Ulaş Özel de, itirafçı olduktan sonra 2004 yılında Jandarma Genel Komutanlığı’nca er olarak askeri işlemlerinin yapılacağının söylendiğini, ardından da Elazığ İl Jandarma Komutanlığı’na gittiğini, ancak kendisinin Kovancılar’da görev yaptığını anlattı.

Ameliyat olması nedeniyle 1 ay istirahat aldığını ifade eden Özel, "Deşifre olmuştum. Terör örgütleri evimin önündeki aracı molotofkokteyli ile yaktı. Bildiri koyarak, beni tehdit ettiler. Deşifre olmam nedeniyle de bölge komutanlığındaki komutanlar beni Elazığ İl Jandarma Komutanlığı’na gönderdiler. Komutanımızla (Ali Ergülmez) görüştüm. Bana İstanbul’a gitmemi, bana yardımcı olacaklarını söyledi. Benden önce de Hüseyin Yanç’ı göndermişler. Ben İstanbul’a geldikten sonra da Elazığ’daki komutanlarımla telefon görüşmelerim devam etti" diye konuştu.

Ergülmez de, hatırlamadığını belirterek, "Ben huzurunuzda namusum üzerime bildiklerimi anlatacağım diyerek, yenim ettim. Hatırlamış olsam, doğrudur derdim. Benim emrimde 5 bin kişi çalışıyordu. Elazığ’da hem jandarma taburu, hem de özel harekat taburu var. Bölgede operasyon faaliyeti yapan iki birlik. Ben Ulaş Özel’e "Okan İşgör’e git. Sana iş bulacak’ demedim. Ben itirafçılarla hiç bir şekilde bu tip diyaloglara girmezdim. Bana iki tane itirafçı geldi. Biri bayandı. Başına bir iş gelmesin diye eşime teslim etmiştim" şeklinde konuştu.

Duruşmada, Ulaş Özel Ergülmez’e bölgede yaşadığı bir çok şeyi anlatarak, hatırlatmaya çalıştı.

Ergülmez de, bazı olayları anımsarken, ancak Özel’i hatırlamadığını tekrarladı. Ergülmez, "İl jandarma alay komutanı olarak binlerce insanla görüşürüm. Alayın alt yapısında kuruluşlar vardır. Ben onların sorumlularıyla muhatap olurum. Aşırı sağ, sol istihbarat faaliyeti çok gizlidir. Deşifre olmaması için, görevli rütbelilere şahıslar sorulmaz" dedi.

Ergülmez, Okan İşgör’ün "Bizim, devletin resmi görevlilerinin yönlendirmesiyle bir araya geldiğimiz iddia ediliyor. ‘Ergenekon’ örgütü adına faaliyet göstermek için yönlendirmeniz oldu mu-" sorusuna, "Tanımıyorum ki zaten" yanıtını verdi.

-JİTEM’e rastlamadım-

Ulaş Özel de, Elazığ’a bağlı görev yaparken "Çağdaş" adını kullandığını, Ergülmez’i iki defa gördüğünü anlattı.

Ergülmez, tutuklu sanıklardan emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün avukatı olan kızı Zeynep Küçük’ün sorusu üzerine, Veli Küçük’ü tanımadığını belirterek, "Veli Küçük’ü aksine üst rütbeli komutanlardan cesur, vatanperver, teröre karşı acımasızca mücadele eden bir olarak duydum" diye konuştu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin "JİTEM’i duydunuz mu-" sorusu üzerine Ergülmez, şu açıklamayı yaptı:

"Jandarmada istihbarat faaliyeti, Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü’nce yürütülür. İstihbarat Şube Müdürlüğü olarak bilirim. Hep söylenen JİTEM adında özel bir kuruluş, bir JİTEM teşkilatı görmedim, rastlamadım da. Benim emrimdeki İstihbarat Şube Müdürlüğü legaldir. Meslek hayatım boyunca hiç öyle faili meçhuller içine girmedim. Dağa gittim. Kurşunu yedim. Kafama 35 dikiş de aldım."

Duruşmaya ara verildi.

Muhabir: Hanife Sevinç

Yayıncı: Sabri Çelebioğlu

Anadolu Ajansı

Kaynak : http://www.haber3.com/ergenekon-davasi-durusmada,-2005-2007-yillari-arasinda-elazig-il-jandarma-alay-k-1547374h.htm#ixzz28o8zUbxP

‘Tehdit Ediliyorum’ Diyen Tanık, Gizli Tanık Oldu


Ergenekon davasında savunma tanığı olarak dinlenmek üzere duruşma salonuna alınan Mustafa Nemli, ölümle tehdit edildiği için gizli tanık olmak istediğini söyledi.

Ergenekon davasında savunma tanığı olarak dinlenmek üzere duruşma salonuna alınan Mustafa Nemli, ölümle tehdit edildiği için gizli tanık olmak istediğini söyledi. Dava sanıklarından Ulaş Özel’in üvey oğlu olduğunu belirten Nemli, eve getirdiği silah ve mühimmat nedeniyle Özel’in annesi olan eşi Selaha Özel ve kız kardeşi ile tartıştığını, ölüm ile tehdit edildiğini söyledi. Mahkeme, Nemli’nin gizli tanık odasına alınarak görüntüsü ve sesinin duruşma salonuna aktarılması ile ifadesinin alınacağını karar verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasının 241. duruşmasında Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve Susurluk davasının da hükümlüsü olan emekli emniyet müdürü İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu 36 tutuklu sanık hazır bulundu. Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay ile Levent Ersöz’ün de aralarında bulunduğu 29 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı. Tutuksuz sanıklardan Adil Serdar Saçan ve Ümit Oğuztan ile önceki duruşmada tanık sıfatıyla ifadesi alındıktan sonra bugün hazır bulunması istenen Ahmet İhtiyaroğlu’nun da duruşmaya geldiği gözlendi.

Duruşmanın başlaması ve kimlik yoklamasının tamamlanmasının ardından Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuksuz sanıklardan Adil Serdar Saçan’ın savunma tanığı Kemal Karademir ile tutuklu sanık Okan İşgör’ün savunma tanığı Mustafa Nemli’nin duruşma salonunun arka bölümünde hazır olduklarını söyledi. Başkan Özese, önce tanıklardan Nemli’nin ifadesi ile duruşmaya başlayacaklarını açıkladı. Kimlik tespiti sırasında Nemli, davanın tutuklu sanıklarından Ulaş Özel’in annesi ile evlendiğini, Ulaş’ın da üvey oğlu olduğunu söyledi. Başkan Özese, "Mahkemeye, Ulaş Özel tarafından tehdit edildiğinizi ve ifade vermek istemediğinizi söylemişsiniz." hatırlatmasını yaparak tanıklık yapmak isteyip istemediğini sordu. Nemli’nin duruşma salonuna çıkmış olmasına rağmen gizli tanık olmak istediğini söylemesi dikkat çekti. Bu sırada sanık Ulaş Özel’in oturduğu yerden kalkarak, "Sayın başkan, böyle bir tehdit durumu yok. Kim tarafından tehdit edildiğini açık olarak söylesin." dedi. Nemli, bu isteğine ise Ulaş Özel’in de annesi olan eşi Selaha ile üvey kızı tarafından aldığı ölüm tehditleri olduğunu söyledi.

Başkan Özese, tanık Nemli’ye isterse tüm sanıkları salondan çıkararak kapalı oturum yapabileceklerini veya gizli tanık odasından ifadesini verebileceğini söyledi. Tanık Nemli ise gizli tanık odasından ifade vermek istediğini söyledi. Duruşmaya kısa bir ara verildikten sonra Özese, Nemli’nin gizli tanık odasına alındığını, sesi ve görüntüsünün orjinal olarak bozulmadan duruşma salonuna aktarılarak ifadesinin alınacağı açıklamasını yaptı.

Buruşmada Başkan Özese, tanık Nemli’ye "Evinizde Kaleşnikof silah, bu silaha ait iki şarjör, 3 el bombası ve aydınlatma bombası gibi gibi silah ve mühimmat bulunmuş." hatırlatmasını yaptı. Nemli ise bu malzemeleri sonradan gördüğünü, eve kimin getirdiğini görmediğini ancak eşi Selaha ile konuştuğunda kendisinin üvey oğlu olan Ulaş Özel tarafından getirildiğini anladığını söyledi. Eşine bu malzemeleri evinde istemediğini söylediğinde ise ‘Oğlumdur, getirecek tabii’ cevabı ile karşılaştığını belirten Nemli, "Eşim Selaha ile kızı beni ölümle tehdit ettiler. Evime tanımadığım insanlar da gelip gittiği için Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne giderek şikayette bulundum." ifadesini kullandı. Daha sonra da Nemli’nin savcılıkta verdiği ifadesi okundu.

Tanık Mustafa Nemli, savcılıkta verdiği ifadesinde eşi Seleha Nemli tarafından kendisine silahları Ulaş Özel’in getirdiğini ve Okan İşgör’e ait olduğunu söylediğini anlatmıştı. Davanın tutuklu sanığı olan TİKKO itirafçısı Ulaş Özel ise duruşmadaki savunması sırasında silahları kendisine Hizbullah itirafçısı olan tutuklu sanık Okan İşgör’ün getirdiğini ve bu silahların devlete ait olduğunu, kısa sürede de alacağını söylediğini anlatmıştı. CİHAN

Kaynak: http://www.haberimport.com/haber/tehdit-ediliyorum-diyen-tanik,-gizli-tanik-oldu-139195.htm#ixzz28iOxdMbu

‘Katıldığımı hatırlamıyorum’ /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Eski Rektör Ergenekon’da dinlendi…

Ergenekon’da Eski Rektör Sütbeyaz Tanık Olarak Dinlendi
Rektör Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, YÖK yasa tasarısıyla ilgili Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’la bir görüşme yapmadığını belirtti.

Ergenekon Davası’nda tanık olarak dinlenen Atatürk Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, Yök yasa tasarısıyla ilgili rektörlerle birlikte dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’la bir görüşme yapmadığını belirtti. Savcı Pekgüzel’in, "25 Ekim 2003’te cübbeleriyle birlikte Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında var mıydınız?" şeklindeki sorusuna tanık Sütbeyaz, "Vallahi hatırlamıyorum" diye cevap verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen 65’i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon Davası’nın 239. duruşması başladı. Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan küçük salonda yapılan duruşmada İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu 35 tutuklu hazır bulundu. 16 celse men edilen CHP İzmir Milletvekilli Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan ile eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın da aralarında bulunduğu 30 tutuklu sanık duruşmaya katılmadı. Adil Serdar Saçan’ında aralarında bulunduğu 3 tutuksuz sanık da hazır bulundu.

YAŞAR SÜTBEYAZ TANIK OLARAK DİNLENDİ

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuklu sanık Fatih Hilmioğlu’nun savunma tanığı olarak gösterdiği Atatürk Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz’ın dinleneceğini belirti. Yeminli olarak ifadesi alınan tanık Sütbeyaz, 2000-2008 yılları arasında Erzurum’da bulunan Atatürk Üniversitesi’nde rektör olarak görev yaptığını ve hala aynı üniversitenin Fen- Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştığını söyledi. Mahkeme Başkanı Özese, Hilmioğlu’nun avukatı tarafından verilen dilekçede 19 Eylül 2003 günü Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde düzenlenen yemeğe katılan rektörler arasında Sütbeyaz’ın da yer aldığını belirttiğini söyledi. Özese, dilekçede davanın sanıklarından olan dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Yök Yasa Tasarısı’yla ilgili görüşüldüğü iddialarını hatırlattı. Mahkeme Başkanı Özese, 2003 yılında Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent tesisilerinde düzenlendiği iddia edilen toplantıyla ilgili ne biliyorsunuz?" diye sordu.

"O TOPLANTIYA KATILDIĞIMI HATIRLAMIYORUM"

Sütbeyaz, "Bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyorum. O toplantıya katıldığımı hatırlamıyorum. O toplantı basında da çıktı. Ben o tarihte bir heyetle ABD’de görevliydim. Sütçü İmam Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi’nden bir heyetle New York’daki üniversiteler birliğine davetli olarak Amerika’ya gittik. 13 Eylül’de hareket ettik. 21 Eylül’de de Türkiye’ye döndüm. ABD’de kaldığım oteller, uçak biletim dahi devlet tarafından karşılandı. Bunu da ispatlayabilirim. Ben Amerika’ya gittiğimde yerime rektör yardımcımı bıraktım. O dönemde 3 rektör yardımcım vardı. Şu an hangisini yerime baktığını hatırlamıyorum. Ayrıca ben Bilkent’teki jandarma tesisilerinin kapısını bile bilmem" dedi.

"ERUYGUR ÜNİVERSİTEMİZİ ZİYARET ETMİŞTİ"

Davanın tutuksuz sanıklarından eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’u tanıdığını söyleyen tanık Yaşar Sütbeyaz şunları anlattı:

"Şener Eruygur Erzurum’a geldiğinde ünivesitemizi de ziyaret etmişti. Eruygur, ‘Erzurumlu olduğunu, Atatürk Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığını ancak diplomasını alamadığını’ söyledi. Ben de ‘Diplomanızı hazırlatırım’ dedim. Daha sonra iadeyi ziyaret amaçlı odasına gittim. Şener Eruygur’a diplomasını takdim ettim. Şener Eruygur’a diplomasını ne zaman takdim ettiğimi şu an hatırlamıyorum."

Sorular üzerine Yaşar Sütbeyaz, İstanbul, Ankara ve Atatürk üniversitelerinin rektörlerden oluşan 23 kişilik heyet ile Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı ile Yök tasarısının hazırlanmasıyla ilgili görüştüklerini söyledi. Dava sanıklarından Başkent Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı tanığını da söyleyen Sütbeyaz, "Mehmet Haberal Üniversilerarası Kurul ve Rektörler Konseyi’nden tanırım. Bunlarla ilgili toplantıların çay molalarında rektörlerin birbirleriyle sohbet eder. Zaten her rektör birbirini tanır. Selamlaşır ve konuşur. Genel de isim olarak tanır" diye konuştu. "Haberal ile Hilmioğlu arasındaki ilişki nasıldı?" sorusuna tanık Sütbeyaz, "Ben ne söyleyebilirim. Ben nasıl görüşüyorsam herhalde Hilmioğlu da Mehmet Bey’le o şekilde görüşmüştür. İlerisini bilemem" dedi.

"VALLAHİ HATIRLAMIYORUM"

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in soruları üzerine Yaşar Sütbeyaz, "Atatürk Üniversite’sine Erzurum Üniversitesi de denir" diye cevap verdi. Savcı Pekgüzel, "Jandarma Genel Komutanlığı’nın Bilkent’teki sosyal tesislerinde düzenlendiği iddia edilen toplantıya katılmadığınızı söylediniz. Acaba dekanlarınızdan biri katılmış olabilir mi?" sorusuna tanık Sütbeyaz, "Öyle bir ihtimal vermiyorum. Ama kesin de bilmiyorum. Ama olsaydı haberim olurdu" diye cevap verdi.

Savcı Pekgüzel’in, "25 Ekim 2003’te cübbeleriyle birlikte Anıtkabir’e yürüyen rektörler arasında var mıydınız?" sorusuna Sütbeyaz, "Vallahi hatırlamıyorum" dedi. Duruşmaya öğle arası verildi.

Ergenekon tanığı: O yıl birileri düğmeye bastı


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, İstanbul eski Organize Suçlar Şube Müdür Yardımcısı olarak çalışan Ahmet İhtiyaroğlu, tanık olarak dinlenildi.

”Ergenekon” davasında tanık olarak dinlenilen eski emniyet amiri Ahmet İhtiyaroğlu, ”2000 yılının sonunda birileri düğmeye bastı. Sedat Peker hakkında iddialar anlatılmaya başlandı. Peker’in işlediği eylemlerin Veli Küçük tarafından korunduğu iddiası vardı. Ama bunu delillendiremiyorduk” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, İstanbul eski Organize Suçlar Şube Müdür Yardımcısı olarak çalışan Ahmet İhtiyaroğlu, tanık olarak dinlenildi.

İhtiyaroğlu, mahkeme heyetine başkanlık yapan hakim Hüsnü Çalmuk’un, bu dava kapsamında hakkında açılan bir dava olup olmadığı şeklindeki sorusu üzerine, ”Ergenekon” kapsamında savcılık tarafından hakkında inceleme başlatıldığını, ancak takipsizlik kararı verildiğini söyledi.

Ahmet İhtiyaroğlu, 1982’de polis kolejine girdiğini, 1990’da mezun olduğunu, 1998’de de İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nü kuran ekip içinde yer aldığını anlattı.

Bu birimde 2003’e kadar çeşitli rütbelerde çalıştığını belirten İhtiyaroğlu, alanının Sedat Peker, çalışma grubunun da Sedat Peker olduğunu söyledi.

Organize şubede görev yaptığı dönemde kendilerine sayısız ihbarlar geldiğini belirten İhtiyaroğlu, ”Veli Küçük ile Sedat Peker arasındaki ilişki biliniyor ama ispatlanamıyordu” dedi.

Hakim Çalmuk’un ”Nasıl bir bağ, sevgi bağı mı?” sorusu üzerine ”Örgütsel bir bağ” diyen İhtiyaroğlu, ”2000 yılının sonun da birileri düğmeye bastı. Sedat Peker hakkında iddialar anlatılmaya başlandı. Peker’in Veli Küçük tarafından korunduğu yönünde çok çalışma yaptık. Peker, ilişkilerinin dostluktan olduğunu söylerdi. Ama yer altındaki, üçüncü şahısların telefon konuşmalarına yansıyanlara göre Peker’in korunduğu şeklindedir. Peker’in işlediği eylemlerin Veli Küçük tarafından korunduğu iddiası vardı. Ama bunu delillendiremiyorduk. Hatta o dönemde Peker’in kardeşi Atilla’nın kümesini bile kazdık. Onun kanatlı hayvan merakı vardı. Peker’in silahları olduğuna inanıyorduk. Silahlarını aradık” diye konuştu.

İhtiyaroğlu, 5 yıla yakın örgütlü suçlar alanında çalıştığını belirterek, ”Modern polisliği biz getirdik. Bu şekildeki fezlekeleri, ilk biz kullandık” dedi.

-”Haluk Kırcı, Çatlı’nın cesedini görmüş”-

Ahmet İhtiyaroğlu, sorgu ve tahkikatta iyi olduğunun söylendiğini ifade ederek, ”Hafızam çok iyidir. Allah vergisi bir sorgulama yeteneğim var” diye konuştu. İhtiyaroğu, 2001 yılında Tuncay Güney’in çenç oto kapsamında gözaltına alınmasının ardından gelişen süreci şöyle anlattı:

”2001 yılında il dışında görevdeyken o dönemin şube müdürü Adil abi (Adil Serdar Saçan) beni arayarak merkeze çağırdı. Tuncay Güney Asayiş Şube’de, gözaltındaymış, Veli Küçük’ün adından söz etmiş. ‘Siz beni gözaltına alamazsınız, o araba Veli Küçük’e gidecekti’ diyordu. Ergenekon’dan söz etmiş, ‘Ergenekon’un lideri Veli Küçük, beni buradan alır. O araba Veli Küçük’e gidecekti’ şeklinde konuşuyormuş. O dönemde İstihbarat Şube’de bu konularla ilgili çalışıyormuş. İstihbaratın adamları asayişin nezaretinde Güney ile yatmışlar. Operasyon yanabilir mantığıyla Güney’i nezarette susturmuşlar. İstihbarattan Hakan Ünsal Yalçın, 1 yıldır Güney’i takip ettiklerini söyledi. Güney pasif gaydı. Onun ilişki görüntüleri dahi yapılan aramalarda ele geçirilmişti. İstihbaratın operasyon yetkisi yoktur. Bu nedenle dosya organize şubeye verildi. Saçan, Güney’in sorgusuna benim girmemi istedi. Güney’e, kafasında bir kurgu varsa, dağıtması, rahatlaması için önce hayat hikayesini anlattırdım. Güney ‘Ergenekon’dan söz etti.

Soyadı Ergenekon olan bir albayın kurduğunu, kendi soyadını verdiğini, Veli Küçük’ün de buna bağlı olduğunu söyledi. Konteynerlarla Irak’a silah getirdiğini, Barzani’ye, Talabani’ye ve PKK’ya verdiğini, silahların ‘Ergenekon’a ait olduğunu söyledi. Susurluk kazasını Veli Küçük’ün yaptırdığını, Sabancı cinayetini anlattı. Güney her şeyi ve kendisini de anlatıyordu. Bu suçlu psikolojisine aykırıydı. Sabancı cinayetiyle ilgili anlattıkları dikkatimi çekti. Doğru söylemediği anlaşıldı. Abdullah Çatlı’dan söz etmişti. Ben Haluk Kırcı’nın sorgusunu yaptım. Kırcı’ya açık bir şekilde ‘Çatlı yaşıyor mu’ diye sordum. ‘Öldü ağabey’ dedi. Cesedini gören kimse yok deyince, ‘Ben gördüm’ dedi. Çatlı’nın kafası arabanın tavanına çarpmış.”

İfadesinde istihbarat şubenin çalışma şeklini de anlatan İhtiyaroğlu, ”İstihbarat, telefon konuşmalarında duyduğu şeyleri olmuş kabul eder. Suç olmuş mu, olmamış mı bakmaz. Soruşturma yapma yetkileri yoktur” dedi.

Duruşmaya öğle arası verildi.

Ergenekon örgütü iddiası çöktü /// CC : @Ulusal_Kanal @halilnebiler @AydinlikGazete


Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesini Doğu Perinçek’e kendisinin verdiğini açıkladı. Savcılar, Ergenekon davasının temel belgelerinden olan bu belgeyi Doğu Perinçek’in örgüt yöneticliğinin kanıtı olarak değerlendiyor. Ancak Aydıntaşbaş’ın ifadesiyle Doğu Perinçek’in Ergenekonun yöneticisi olduğu iddiası çürümüş oldu.

"Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma" belgesini Doğu Perinçek’e ben verdim." Bu sözler Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında tanık olarak dinlenen gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’a ait.

Aydıntaşbaş, İşçi Partisi’ndeki aramalarda bulunan “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesini 2006 yılında Doğu Perinçek’e kendisinin verdiğini açıkladı.

Savcılar bu belgeyi Doğu Perinçek’in yazdığını iddia ediyor ve buna dayanarak Perinçek’in Ergenekon yöneticisi olduğunu ileri sürüyor. Aydıntaşbaş’ın ifadesiyle Ergenekon’un yöneticisi olduğu iddia edilen Doğu Perinçek’in, örgütün en temel belgesini ilk kez bir gazeteciden aldığı ortaya çıktı. Böylece Doğu Perinçek’in Ergenekonun yöneticisi olduğu iddiası çürümüş oldu.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in talebi üzerine tanık olarak dinlenen Aslı Aydıntaşbaş, Sabah Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi olduğu dönemde “Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma” belgesinin zarf içinde kendisine gönderildiğini, belgeyle ilgili kendisinin Perinçek’le röportaj yaptığını anlattı.

Aslı Aydıntaşbaş röportajı 1 Haziran 2006 tarihinde Sabah Gazetesi’ndeki “Doğu Perinçek ne diyor?” başlıklı köşe yazısında yazdığını kaydetti.

“Danıştay cinayetinden sonra Ergenekon her yerde tartışılıyordu. Ergenekon Analiz ve Yeniden Yapılanma belgesi zarf içinde bana gönderildi. Bu belgeyi Doğu Perinçek’in yazdığı söyleniyordu. Perinçek ile konuşmanın iyi bir gazetecilik olduğunu düşündüm. Perinçek’e belgeyi incelemesi için verdim. 1 kaç dakika inceledikten sonra bu belgeyi kendisinin yazmadığını ve belgede istihbarat dilinin kullanıldığını söyledi.”

Belge üzerindeki rakamların ve ünlem işaretinin kendisinde ait olduğunu söyleyen Aslı Aydıntaşbaş’la savcı Mehmet Ali Pekgüzel arasında ilginç diyaloglar yaşandı.

Savcı: O belgeyi nereden buldunuz?

Aydıntaşbaş: Zarfla bana geldi. Zarfta herhangi bir isim yoktu.

Savcı: Yazıyı işaretlediniz mi?

Aydıntaşbaş:Ünlem işaretleri bana ait.

Savcı: Sağ üstte "ERGENEKON" yazısı size mi ait?

Aydıntaşbaş: Ergenekon yazısı bana ait

Savcı: Doğu Perinçek’in el yazısına benzettim.

Aydıntaşbaş: Hayır, benim yazım.

Doğu Perinçek savunmasında bu iddiayı çürütmüştü. Belgenin Doğu Perinçek tarafından yazıldığı ifadesi davanın başlamasında temel oluşturan Tuncay Güney’in mülakatında da yer almıyor. (ulusalkanal.com.tr)

Odatv.com

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: