Etiket arşivi: tayyip erdoğan

Sen misin Başbakan’ı eleştiren!


ZONGULDAK’ta, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet aleyhinde basında yer alan haber ve karikatürleri, Facebook’taki sayfasında paylaştığı gerekçesiyle açılan idari soruşturmada ’maaş kesintisi’ ve ’kademe ilerlememe’ cezası ile cezalandırılan PTT memuru 42 yaşındaki İbrahim Damatoğlu’na yargıdan da ceza geldi. Damatoğlu, ’Kamu görevlisine hakaret’ suçundan 6 bin 80 lira adli para cezasına çaptırılırken, mahkeme hükmün açıklanmasını geri bıraktı.

Ankara PTT Maşmüdürlüğü Teftiş Kurulu, Başbakan Erdoğan ve hükümet aleyhinde gazetelerde ve dergilerde yer alan haberlerin yanında, bazı köşe yazarlarının yazılarını ve karikatürleri Facebook’taki sayfasında paylaşan 22 yıllık PTT memuru İbrahim Damatoğlu hakkında geçen yıl Eylül ayında idari soruşturma başlattı. Soruşturma sonunda evli ve 1 çocuk babası Damatoğlu’na, ’Siyasi ve ideolojik içerikli haber paylaşmında bulunmak, Başbakan’ı ve partisini hedef alan paylaşımlarda bulunmak, kamuoyunu hükümet ve Başbakan aleyhine olumsuz yönlendirmeye dönük onur kırıcı ibarelerin kullanıldığı ifade ve paylaşımları yaymak’ suçlarından ’maaş kesintisi’ ve ’kademe ilerlememe’ cezası verildi.

2 YIL HAPİS İSTEMİ

Aynı soruşturma kapsamında önce Ordu, sonra da Bartın’a tayini çıkarılan Damatoğlu hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulunuldu. Savcılığın soruşturması sonunda Damatoğlu hakkında, ’Kamu görevlisine hakaret’ suçundan alt sınırı 1 yıldan az olmamak kaydıyla 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

’İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BİR SINIRI VAR’

Savcı Ali İrfan Yılmaz’ın hazırladığı iddianamede, ifade özgürlüğünün bir sınırının olduğu belirtilerek şöyle denildi:

"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere kamu güvenliği, kamu düzeni, genel ahlakın ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması için ifade özgürlüğü sınırlandırılabilmektedir. İfade özgürlüğü, insanlara başkalarının şereflerine, saygınlıklarına müdahale hakkı vermez. Kişilerin özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde son bulur."

’MUHALİF BASINDA ÇIKANLARI PAYLAŞTIM’

Zonguldak 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Damatoğlu, bugün görülen karar duruşmasında hakim karşısına çıktı. Damatoğlu savunmasında şunları söyledi:

"Facebook sayfamdaki Hitler benzetmesi başka bir gazetenin fotoğrafı olup, benim gazete haberinde beğendiğim bir şeydir. Benim ürettiğim bir şey değildir. Ulusal basında çıkan haberlerdir. ’Katillerin ve hırsızların Başbakanı’ bölümü ise Fidel Castro’nun sözüdür. Benim ürettiğim bir şey değildir. Hakaret ve kötü söz paylaşımım yoktur. 22 yıllık devlet memuruyum. Devlet büyüklerine kötü bir şey yazmadım. Sadece muhalif basında çıkan yazıları paylaştım."

PARA CEZASI

Mahkeme heyeti, ’Kamu görevlisine hakaret’ suçunu işlediği kanaatine vardığı sanık Damatoğlu’na, 6 bin 80 lira adli para cezası verdi. Sanığın geçmişini ve sabıkasız olmasını göz önüne alan mahkeme, bir daha suç işlemeyeceği yönünde heyet üzerinde oluşan kanaat nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.

Duruşmanın ardından açıklama yapan İbrahim Damatoğlu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle temyiz haklarının bulunmadığını, ancak bir üst mahkemeye başvurarak karara itiraz edeceklerini söyledi. Damatoğlu, olay nedeniyle sicilinin bozulduğunu kaydetti.

DÜŞMAN ACI SÖYLER ….. /// CC : @TVHaberturk @wwwradikalcomtr @bejanmatur @cigdemmater @Cengi zCandar


Sevgili Emin Çölaşan Bey,

Ben vaktinizi almadan doğrudan konuya gireceğim. Bu ay Samos adasına gittim. 4-5 gün kaldım. orada Yunanlı arkadaşlarım oldu, bunlardan birisi de Costas idi. Onunla çok iyi dost olduk. Kültürlü, saygılı, adam gibi bir adam. İngilizcesi oldukça iyi.

Döneceğim gün öğlen yemeğine ısrarla davet etti. Yemek de konu politikadan açıldı. Bana kendi liderleri dahil en sevdiği ve saygı duyduğu liderin Erdoğan olduğunu söyledi, ben şaka yapıyor diye güldüm. Çok ciddiyim dedi.

Sebebini sordum. Bak dostum dedi, bütün ömrüm Türkiye’nin ülkemize olan tehdidi ile geçti. Şimdi Erdoğan’ın sayesinde çok rahatız.

1- Atatürk’e tarihten gelen bir nefretimiz var, Erdoğan Atatürk’ü bitirdi.

2- Dünyanın en güçlü ordularından birine sahiptiniz, onu da darmadağın etti, komutanları hapse attı. Bu ordu bir daha toparlanamaz.

Siz 80 milyonsunuz, biz 10 milyon, ne kadar ürkütücü değil mi? Erdoğan tüm azılıkları kendi devletlerini kuracağı yolu açtı. Yakında 5-6 yeni devlet kurulur ve nüfuslarımız eşitlenir. Daha ne yapsın, 80 yıldır bizim politikacılarımız Erdoğan’ın yaptıklarının onda birini yapamadılar. İşte saygım ve sevgim bu yüzden.

Ben buz kesildim. Farkında değilim gözümden yaşlar akıyor, tıkandım lokmayı yutamıyorum. Costas fırladı peçete ile yüzümü sildi, bir yandan özür diliyor fakat teselli edecek kelimeler bulamıyordu.

Bir daha oralara gitmem gerçeği tokat gibi vuruyorlar suratımıza. Burada oturur yandaş gazete okur koyun gibi yaşarım, taa ki kesim gününe kadar.

Saygılarımla,

Sürüdeki koyunlardan biri

Şahin Erkenez

ARSLAN BULUT : Atatürk’ün asıl evini ne yaptın Tayyip Bey? /// CC : @ArslanBulut1


Tayyip Erdoğan, bir taraftan açlık grevi konusunda BDP’ye sert eleştiriler yöneltirken, diğer taraftan PKK ve BDP’nin taleplerini Meclis’ten bir bir çıkarıyor.

Büyükşehirleri devlet içinde devlet haline getirmek gibi.. Yine ana dilde savunma yapmayı yasalaştırmak gibi..

Erdoğan, “Siz benim bağırıp çağırmama aldırmayın bakın bütün taleplerinizi yerine getiriyorum” dese yeridir..

***
Biz konuyu, “Danışıklı dövüş” diye nitelendirmiş ve “PKK’nın Oslo sürecindeki ‘demokratik özerklik’ taleplerinin hatta öteden beri savundukları Abdullah Öcalan’ın ‘demokratik konfederalizm’ önerisinin bütün gerekleri yerine getiriliyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi alt yapısı, hukuk düzeni değiştirilmek suretiyle eyalet sistemine doğru götürülüyor. Büyükşehir yasası ile şehir devletleri dönemine dönüş yaşanıyor” diye izah etmiştik.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, “Başbakan’ı artık iyi tanıyoruz. Ne zaman BDP’yi sert ifadelerle eleştirip yüklenirse, o zaman başka kanalların devreye girdiğini biliyoruz. Ben Başbakan’ın bu tavır değişikliği ile İmralı’da görüşmelerin yeniden başladığını tahmin ediyorum” demişti de kendi genel başkanı Selahattin Demirtaş tarafından azarlanmıştı. Demirtaş da “Niye açık ediyorsun” der gibiydi..

CHP Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner de BDP ile AKP’nin zaman zaman kavga eder görünüyor olmalarına rağmen bazı konularda anlaştıklarını söylüyor.. Öner, “Gizli görüştüklerini inkar ediyorlar, açığa çıktığında ise ’elbette görüşeceğiz’ diyebiliyorlar. Başbakan idamın kaldırılmasına onay veren kişi olduğu halde iç politikada belirli çevrelere mesaj vermek içinde elinde iple dolaşmaya başladı” dedi.

***

AKP’nin “Yeni Anayasa” konusunda da BDP ile işbirliği yapacağı anlaşılıyor. Bu konudaki ipuçlarını Kızılcahamam kampında verdiler.

Refika Karabacak’ın haberine göre Kızılcahamam’da Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyeleri Ahmet İyimaya, Mehmet Ali Şahin ve Mustafa Şentop ile görüşen, Tayyip Erdoğan, referanduma gitme düşüncesini tartışmaya açtı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, “Eğer 4 partinin mutabakatıyla bir çalışma ortaya çıkarsa referanduma gerek kalmaz. Ama farklı bir durum olursa, uzlaşma bir partiyle olduğu takdirde referanduma gidilir” dedi.

Bu “bir parti” BDP değil mi?

Diğer taraftan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ege ve Akdeniz’de bazı Türk adalarının Yunanistan tarafından işgal edildiğini itiraf etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın soru önergesini cevaplayan Davutoğlu, Ege Denizi’nde Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kololimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık, Akdeniz’de ise Gavdos, Dhia, Dionisades ve Koufonisi adalarının elden çıkmasını “Ege’de bazı adacık ve kayalıkların aidiyeti ve bununla bağlantılı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’nde geçerli bir uluslararası anlaşmayla tespit edilmiş deniz sınırlarının korunması dahil, iki ülke arasında Ege’de birbirleriyle bağlantılı bir dizi sorun bulunmaktadır” sözleriyle açıkladı.

***
Tayyip Erdoğan ise Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin yaşadığı ev ile Makedonya’da Manastır Askeri İdadisi binasında yapılan çalışmaları göstererek, “Biz nutuk atanlardan olmadık. Başta CHP’liler olmak üzere Atatürk istismarcılarına bu iki hatıra evi ithaf ediyorum” dedi.

Erdoğan’a sormak gerekir:

-Atatürk’ün babasının evinde ve Atatürk’ün okuduğu okulda bazı olumlu çalışmalar yaptın da Atatürk’ün asıl evi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni ne hale getirdin?

-Türk adalarını Yunanlıların işgal etmesine neden seyirci kaldın?

-Bugün Bursa’dan, Muğla’dan “toplumsal çatışma” haberleri geliyor. Türkiye’yi bu noktaya kim getirdi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bazı kentlerden bugüne kadar görmediğimiz ağırlıkta sinyaller alıyoruz.. Toplumsal çatışma süreci başlarsa sorumlusu hükümettir. Cin şişeden çıktı. Hükümet hâlâ cinin şişeden çıktığının farkında değil. AKP hükümeti, hem içeride hem dışarıda ‘bela arayan Hükümet’ oldu.. Böyle bir Hükümet, Cumhuriyet tarihi boyunca görülmedi” diyor.

Kısacası, Atatürk’ün evi olan Türkiye Cumhuriyeti, AKP iktidarı tarafından sona erdirilmek üzeredir..

Erdal Sarızeybek: TAYYİP KİMİ İDAM EDECEK Kİ. /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


İdam cezasının geri gelmesi konusunda Başbakan Recep Tayyip’in açıklamaları var, hem de peş peşe yaptığı açıklamalar. Şimdiden ekranlar tartışmaya başladı bile, nerdeyse her gün bu konu konuşulur oldu. Başbakan’ın bu açıklamalarını “milliyetçi oylara göz dikti” diye yorumlayanlar var, “Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor, siyasi manevra yapıyor” diyenler var, “Öcalan’ın idamını gündeme taşıyıp BDP’yi tehdit ediyor” şeklinde düşünen ve yorumlayanlar da var. Ama bizim düşüncemiz farklı, neden farklı, anlatalım…

Her şeyden önce milliyetçi oylarına Başbakan Erdoğan’ın göz dikmesi için sebep yok, çünkü zaten milliyetçi oyları alıyor, bakınız, MHP’nin oyları sürekli AKP’ye kayıyor. Başbakan’ın Cumhurbaşkanlığı için de bir derdi yok, bu MHP ve bu CHP’nin zayıf muhalefeti karşısında zaten meydanı boş buldu Başbakan, AKP’nin oyları yüzde kırkbeş, ellilerde seyrediyor. BDP’ye gözdağı meselesine gelince, Erdoğan BDP’ye neden gözdağı versin ki, zaten PKK siyasetiyle Atbaşı yürüyor bu AKP, niye itdalaşına girsin ki… Bu BDP’ye gözdağı değil, olsa olsa AKP-PKK işbirliğinin farkına milletiniz varmasın için bir siyasi dümen olabilir, bu idam meselesi ama özü bu olmaz.

Yine de bize sorarsanız bunların hiçbiri değil. Başbakan Erdoğan’ın idam meselesini gündeme taşıyarak vermek istediği mesaj ne seçime, ne BDP’yedir, doğrudan doğruya Türk Ordusu’nadır bu mesaj. Evet, düşüncemiz budur; Recep Tayyip Erdoğan’ın bu idam mesajı, kod adı Ergenekon, kod adı Balyoz ve bundan sonra yeni kod adlarıyla çıkacak olan operasyonlarda gözaltına alınması ve yargılanması planlanmış asker kişileredir, yani Türk Ordusu’na.
AKP siyaseti ve hukukunun bugüne kadar askerimize yönelik haksız ve hukuksuz saldırıları artık son bulmadı mı, diye sorabilirsiniz. Hayır bulmadı, çünkü daha çözülmemiş işleri var AKP siyasetinin, bunların başında da Barzani ve Kıbrıs geliyor. Barzani’ye kurulan kürt devletinin henüz bir ordusu yok, ona bir ordu lazım. Rumlara AKP’nin resmen verdiği Kıbrıs’ta da Türk Ordusu var, onun da çekilmesi lazım. Peşinden Suriye geliyor, yakın gelecekte Türk Ordusu’nun birkaç kilometre de olsa Suriye’ye girmesi ve bu yolla Esad rejiminin devrilmesi var, film böyle bitmeli ki Erdoğan çıkıp “ben yaptım” diyebilsin.

Barzani’ye askeri ordu kurulmasına Türk Ordusu karşı, askerimiz hala Barzani’yi tanımış değil. Kıbrıs’tan asker çekilmesine de öteden beri karşı ordumuz. Hele ki Suriye’ye müdahale, ne ordumuzun ne de halkımızın aklından geçiyor. Bu durumda ordumuzun AKP siyasetine karşı direncinin tamamen yok edilmesi gerek ki kapıkulu haline dönüştürülüp AKP’ siyasetinin her istediğini yapar duruma düşürülebilsin.

Kod adı Ergenekon gibi, kod adı Balyoz gibi davalarda, yeni çıkartılacak bir idam cezasının uygulanması mümkün değil gibi, yeni cezalar sanıkların lehine ise uygulanmakta, yoksa eskisi geçerli. Erdoğan siyasetinin son yılda yaptıklarını bir bir yan yana getirir isek eğer, bu durumda, önce idam cezasının geri getirilmesi ve hemen ardından askerlerimize yönelik olası bir operasyon söz konusu olabilir. Daha önceden adı geçmiş olup da hakkında soruşturma ya da yargılama yapılmamış olan askerlerimiz gündeme taşınabilir. Bizce bu idam mesajı doğrudan doğruya Türk Ordusu’nadır.

Peki Erdoğan kimi idam edecek? Yine bize sorarsanız, kimseyi idam edemeyecek, bu sayılanların hiçbirisi olmayacak ama Erdoğan bu idam tehdidi ile Türk Ordusu’na bugüne kadar uygulamış olduğu baskıyı artırarak sürdürecektir. Bu baskı ve tehditten AKP’nin beklediği sonuç ise Barzani’ye askeri ordu kurulması, Kıbrıs’tan asker çekilmesi ve Suriye’ye askeri müdahale ile Esad rejiminin devrilmesi olacaktır.

PKK’ya ve partisi BDP’ye gelince, AKP’nin desteği ile daha da siyasallaşacak, Habur’da verilmiş olan halk desteği AKP eliyle arttırılarak sürdürülecektir. Son noktada ise Erdoğan “yeni anayasa”, beyaz sayfa”, “af”, diyerek yeniden kürsüye çıkacaktır, bir kurtarıcı gibi, ardından da Cumhurbaşkanlığına…

Siyasetin ihanet demek olduğunu bilmezdik hiç, düşünmemiştik hiç, ama ne yazık ki bizim ülkemizde siyaset son on yıldır ihanete doğru ilerliyor. Bu ihaneti durduracak tek güç ise milletimizdir, gün gelir de bir gün, “egemenlik benimdir” diyerek Türk Milleti TBMM’ne doğru yürümeye başlarsa ki bu hakkı anayasa veriyor, bu durum hiç de şaşırtıcı olmayacaktır…


Erdal Sarızeybek

İLK KURŞUN

Erdoğan’ın ABD’ye verdiği söz /// CC : @ArslanBulut1


Hani ozanlar birbirine söylenecek türkünün ayağını verir ya, bu defa siyasette, ayağı Halil Şıvgın verdi.

Şıvgın, Akşam gazetesinden Şenay Yıldız’a yaptığı açıklamada, “Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı’yla Başbakan arasında çatışma olur. Çatışma yaşamamak için ’Başkanlık sistemi’ne geçmeliyiz. Bu da ABD modeli değil; Türkiye’ye has bir model olmalı” dedi.

Şıvgın, 1984 seçimlerinden sonra, Turgut Özal’a “Milletvekilliğini dar bölge yapalım, sistemi de Başkanlık sistemine geçirelim. Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin, yüzde 50’nin üstünü alan Köşk’e çıksın” önerisinde bulunduğunu, ancak Özal’ın konuyu beklettiğini de söyledi.

***

10 Kasım törenlerine katılmamak için Endonezya’daki gezisini uzatan Tayyip Erdoğan da dönüş yolculuğunda, konuyu gündemde tutmak için “Ben illa ABD sistemi olsun demiyorum. Öyle çalışalım ki başkanlık Türk sistemi olsun” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da aynı yönde konuştu ve “Türkiye’nin kendi özelliklerini, tarihi tecrübesini ve ihtiyaçlarını dikkate alarak kendimize özgü yapabiliriz ve bunun adı da ’Türkiye modeli başkanlık sistemi’olur” dedi.

Bozdağ, kamuoyunu kazanmak için de “Biz üniter yapıyı bozmadan başkanlık sistemine geçmeyi öneriyoruz” diye konuştu. Hatta Bozdağ, sanki Türkiye başkanlık sistemine mecburmuş gibi sözler de sarf etti ve “İnanıyorum ki Türkiye mutlaka bir gün başkanlık sistemine geçecektir. 10 sene sonra, 20 sene sonra bu sisteme geçeceğimize, gelin vaktinde geçelim, gecikmeden geçelim” diye konuştu.

***

Bu arada, 29 bölgeli bir devlet yapısı oluşturan Büyükşehir yasa tasarısı için Meclis’te mücadele sürüyor. Tayyip Erdoğan, Trabzon’da “Biliyorsunuz şu anda Meclis’te Trabzon’un da içinde olduğu Büyükşehir Yasası tartışılıyor. Bundan kimlerin, ne için rahatsız olduğunu herhalde anlıyorsunuz.

Çünkü bunlar bu ülkenin büyümesini istemiyorlar. Bu ülkenin küçülmesini istiyorlar. Biz bu işi de başaracağız ve Parlamento’nun içinde kavga gürültüye pabuç bırakmayacağız. Çünkü hak haklınındır, verilmezse alınır. Ve inşallah hakkı da sahipleri alacaktır. Bu hakkın da yegane sahibi bu aziz millettir. Hiç endişeniz olmasın. Hayırlısıyla birkaç gün içinde onu da yoluna koyacağız” dedi.

Erdoğan, kendisi için istediği bir sistemi, milletin hakkı gibi gösterirken bir taraftan da karşı çıkanları ülkenin küçülmesini istemekle suçluyor. Oysa Büyükşehirler yasası ile ülkeyi 29 özerk parçaya ayırmaya çalışan kendisi..

***

Erdoğan, ülkeyi parçalara ayırmayı çok istediği için mi yapıyor? Hayır, AKP’nin kuruluşu sırasında Erdoğan’ın ABD tarafından desteklenmesinin birinci şartı, yerel yönetimlere özerklik vermesidir.

Bir defa daha hatırlatayım..

2 Temmuz 2001’de bir lobi şirketi vasıtasıyla AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a Amerika’dan iletilen CFR kaynaklı memorandumda “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” deniliyordu. Erdoğan, tamamı üç buçuk sayfa olan bu belgeyi AKP’nin programı haline getirmiştir.

İşte Erdoğan, verdiği sözü tutuyor ve Büyükşehirler adı altında ülkede özerk bölgeler oluşturuyor. PKK’nın da son talebi budur.

***

2001 yılının Ağustos ayında “Veneto’dan Batı Karadeniz’e bisiklet gezisi” organizasyonunda katılımcılara verilen haritada Türkiye, Roma dönemine göre eyaletlere ayrılmıştı.

Paflagonia projesinde şöyle deniliyordu:

“Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan, politik şekilli, Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor.

Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin, birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünülmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine çoklu kimlik (çok kimlilik) araştırması olarak dönüşüyor, yani tüm insanların tek, aynı büyük genetik kökten geldiği orijinde, bir çeşit uluana ve ulubaba isminde birleşiyor; Adem ve Havva; ya da Homosapiens, ya da Austrolopitecus.”

İşte, AKP’nin Atatürk’e, milli kimliğe ve milli bayramlara saldırmasının sebebi budur.

Erdoğan kendini Halife sanıyor


Esad ikinci kısmı yayınlanan röportajında "Bölgede laikliğin son kalesiyiz" dedi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Russia Today’e verdiği röportajında “Erdoğan kendisini Osmanlı’nın yeni sultanı sanıyor. Halife olduğuna yürekten inanıyor” dedi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Russia Today televizyonuna uzun bir röportaj verdi. Ülkedeki durum, yönetimin izlediği politikalar, bölge ülkeleri ve Batı’yla ilişkiler gibi pek çok soruya yanıt veren Esad, Suriye’nin bir iç savaş yaşamadığını, terörizmle mücadele ettiğini ifade etti. Türkiye’ye ve Başbakan Erdoğan’a ilişkin de çarpıcı değerlendirmeler yapan Esad’ın Russia Today’de yayınlanan röportajının geniş özeti şu şekilde:

“Bu bir iç savaş değil, terörizmle savaşıyoruz”

Russia Today (RT): Bundan bir yıl önce bu kadar süre dayanamayacağınızı düşünen çok insan vardı. Şimdi sizinle tadilattan geçmiş başkanlık sarayında oturmuş, bu röportajı kaydediyoruz. Şu anda düşmanının tam olarak kim?

Beşar Esad (BE): Benim düşmanın terörizm ve Suriye’deki istikrarsızlık. Suriye’deki düşmanımız bu. Bu halkla ya da kişilerle ilgili bir şey değil. Mesele benim gitmem ya da kalmam da değil. Mesele ülkenin güvende olup olmadığı… Suriye’de savaştığımız düşman işte bu.

RT: Sanırım kastettiğiniz artık sizin hedef olmadığınız, Suriye’nin hedef olduğu…

BE: Hiçbir zaman ben hedef ya da sorun olmadım. Batı düşmanlar yaratıyor. Geçmişte bu komünizmdi, sonra İslam oldu ya da başka bir nedenle Saddam Hüseyin oldu. Şimdi Beşar’da temsil edilen yeni bir düşman yaratmak istiyorlar. Bu nedenle sorunun Başkan olduğunu, gitmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu nedenle gerçek soruna odaklanmamız, ne dediklerini dinlemekle vakit kaybetmememiz gerekiyor.

“Ben Süpermen değilim ki herkes bana karşıyken ayakta kalayım”

Beşar Esad dünyanın ve Suriye halkının çoğunluğunun kendisine karşı olduğu iddialarına ise şöyle yanıt verdi:

“Eğer bütün dünya ya da diyelim ki kendi halkınız da dahil dünyanın büyük bir kısmı size karşı. Peki siz Süpermen misiniz? Siz sadece bir insansınız. Bu mantıklı bile değil. Mesele halkla barışmak değil; mesele Suriyelilerin kendi arasında barışması da değil. Bu bir iç savaş değil çünkü. Mevzu terörizmle ve Suriye’yi istikrarsızlaştıran teröristlere yurtdışından gelen destekle ilgili. Bizim savaşımız bu.”

“Teröristlere yurtdışından görülmemiş bir destek veriliyor”

RT: Yıllardır güçlü Suriye ordusu, önemli ve kuvvetli Suriye istihbarat teşkilatı hakkında hikayeler dinledik, ama sonra gördük ki devlet güçleri halkın beklediği gibi düşmanı yenemiyor. Terör saldırılarının neredeyse her gün Şam’ın göbeğinde bile gerçekleştiğini de gördük. Suriye ordusu ve Suriye istihbarat teşkilatının gücü hakkında söylenenlerin hepsi birer efsane miydi?

BE: Genellikle, normal şartlar altında ordunuz ve istihbarat teşkilatlarınız dış düşmana odaklanır, ama biz terörizm gibi bir iç düşmanla savaşıyoruz, çünkü toplum en azından teröristlere yataklık etmemek konusunda bize yardımcı oluyor. Bu durumda, bu yeni tip bir savaş; Suriyeli ya da yabancı taşeronlar eliyle sürdürülen terörizm… Bu yeni türde bir savaş ve ilk kez bununla karşılaşıyoruz. Geleneksel ya da düzenli ordu için bu daha zor. İkincisi bu teröristlere yurtdışından her açıdan, silah, para ve siyasi olarak, görülmemiş bir destek veriliyor. Bunun çetin bir savaş olacağını beklemek durumundasınız. Suriye gibi küçük bir ülkenin bizimle taşeronları eliyle savaşan onca ülkeyi birkaç gün ya da hafta içinde yenmesini bekleyemezsiniz.

“Dışarıdan gelen destek kesildiği takdirde savaşı birkaç haftada bitiririz”

RT: Altyapı ve ekonomi mahvolmuş durumda. Sanki Suriye çok kısa bir süre içinde çökecek gibi görünüyor ve zaman aleyhinize çalışıyor. Size göre düşmanı yenilgiye uğratmak için ne kadar vakte ihtiyacınız var?

BE: Bu soruya yanıt verilemez çünkü hiç kimse dünyanın farklı yerlerinden, özellikle de Ortadoğu’dan ve İslam dünyasından gelen yabancı savaşçıların ülkeye sokulmasının durdurulacağını söyleyemez. Hiç kimse ne zaman bu teröristlere silah yollamaktan vazgeçeceklerini de söyleyemez. Eğer bunlardan vazgeçerlerse o zaman size yanıt verebilirim; birkaç hafta içinde her şeyi bitirebiliriz. Bu büyük bir sorun değil. Ancak teröristlerin, silahların, lojistik desteğin ve diğer her şeyin ülkeye yollanmasına devam edildiği sürece bu uzun dönemli bir savaş olacaktır.

“Terörislerin ve silahların ülkeye sokulmasını en çok Türkiye destekliyor”

RT: 4 bin kilometrelik gevşek biçimde denetlenebilen sınırlarınız düşünüldüğünde düşmanınızın her zaman Ürdün ya da Türkiye’den sınırı geçebileceğini, yeniden silahlandırılabileceğini, tıbbi yardım alıp geri gelebileceğini de söyleyebiliriz!

BE: Dünyada hiçbir ülke sınırlarını tamamen kapatamaz. Bazen bundan bahsediyorlar ki bu doğru değil; ABD bile örneğin Meksika’yla olan sınırını tamamen kontrol edemiyor. Aynısı büyük bir ülke olan Rusya için de söylenebilir. Yani hiçbir ülke sınırına mühür vuramaz. Komşularınızla daha iyi ilişkileriniz olduğu sürece durumu daha iyi kontrol edebilirsiniz ve bu şu anda en azın Türkiye’yle bizim aramızda olmayan bir şey. Türkiye teröristlerin ve silahların ülkeye sokulmasına diğer tüm ülkelerden fazla destek oluyor.

“Çatışma halklar arasında değil, çatışma Türk hükümetiyle”

RT: Bir şey söyleyebilir miyim? Kısa süre önce Türkiye’deydim ve oradaki insanlar gerçekten Suriye’yle Türkiye arasında bir savaş çıkmasından endişeli. Türkiye’yle bir savaşın gerçekçi bir senaryo olduğunu düşünüyor musunuz?

BE: Mantıken, iki nedenle, hayır… Savaş kamuoyu desteği gerektirir ve Türk halkının çoğunluğu böyle bir savaş istemiyor. Bu nedenle aklı başında hiçbir yöneticinin halkının iradesine karşı gelmeyi düşüneceğini sanmıyorum. Aynısı Suriye için de geçerli. Çatışma ya da farklılık Türk halkıyla Suriye halkı arasında değil, bu hükümetle ve yetkililerle ilgili; bizim siyasetçilerimizle onların siyasetçileri arasında bir farklılık var. Bu nedenle Türkiye ile Suriye arasında ufukta bir savaş görmüyorum.

RT: Erdoğan’la en son ne zaman konuştunuz ve bu konuşma nasıl sonuçlandı?

BE: Mayıs 2011’de, seçimleri kazandıktan sonra.

RT: Yani sadece onu tebrik ettiniz ve bu sondu.

BE: Evet ve bu son görüşmemizdi.

"Türkiye’yi kimin bombaladığını anlamak için araştırmak gerekir, ama Türkiye buna yanaşmıyor"

RT: Türkiye’yi kim bombalıyor? Devlet güçleri mi, isyancılar mı?

BE: Buna yanıt verebilmek için iki ordu arasında ortak bir komite oluşturmanız ve sınırda kimin kimi bombaladığını araştırmanız gerekir. Zira sınırda havan toplarına sahip bir sürü terörist var ve onlar da bunu yapabilirler. Oraya gitmeniz ve bombayı orada incelemeniz gerekir ki bu yapılmadı. Biz Türk hükümetine böyle bir komite oluşturulması çağrısı yaptık, ancak onlar bizi reddetti. Dolayısıyla soruya bir yanıtımız yok. Ancak bu teröristler sınırlarınızda olduğu sürece onları bu tür işler yapmaktan men edemezsiniz. Suriye ordusuna Türk topraklarını bombalamak gibi bir emir kesinlikle verilmemiştir, çünkü bizim bunda hiçbir çıkarımız yok ve Türkiye halkına karşı bir düşmanlığımız da yok. Biz onları kardeş olarak görüyoruz, neden böyle bir şey yapalım? Tabi bu yanlışlıkla yapılmadıysa… Ama bunu öğrenmek için de araştırmak gerekir.

RT: Bombalamanın yanlışlıkla ordu tarafından yapılmış olabileceğini kabul ediyor musunuz?

BE: Bu olabilir. Bu bir ihtimaldir ve her savaşta hatalar olur. Afganistan’da sürekli olarak dost ateşiyle öldürülen askerlerden söz edildiğini biliyorsunuz. Bu her savaşta olabilir. Ancak bu soruya “evet” yanıtı veremeyiz.

“Erdoğan kendisini Osmanlı sultanı yerine koyuyor”

RT: Dost bir ülke olarak adlandırdığınız Türkiye neden muhalefetin köprübaşı haline geldi?

BE: Doğrusunu söylemek gerekirse bu duruma gelen Türkiye değil, Erdoğan’ın hükümeti. Türk halkının Suriye halkıyla iyi ilişkileri var. Erdoğan, bölgede ve özellikle de Suriye’de Müslüman Kardeşler iktidarı alırsa kendi siyasi geleceğini garanti altına alacağını düşünüyor. Bu bir neden… Diğer neden, onun kişisel olarak kendisini Osmanlı’nın yeni sultanı sanması ve bölgeyi Osmanlı İmparatorluğu zamanında olduğu gibi kontrol edebileceğini düşünmesi. O, halife olduğuna yürekten inanıyor. Politikalarını sıfır sorundan sıfır dosta doğru değiştirmesinin iki temel sebebi bunlar.

“Hayır dememiz gerektiğinde hayır diyebildiğimiz için hedefteyiz”

RT: Suudi Arabistan ve Katar neden sizin istifanız konusunda bu kadar istekli ve istikrarsız bir Ortadoğu bu gündemin neresinde duruyor?

BE: Dürüst olmak gerekirse ben onlar adına buna bir cevap veremem. Bu soruyu onların cevaplaması gerekir, ama Suriye ile Arap dünyasındaki, bölgedeki ya da Batı’daki diğer pek çok ülke arasındaki esas sorunun bizim hayır dememiz gerektiğinde hayır diyebilmemiz olduğunu söyleyebilirim. Bazı ülkeler Suriye’yi emirle, parayla, petrodolarla denetleyebileceklerini sanıyorlar, ama bu imkansız. İşte sorun bu… Belki de bir rol üstlenmek istiyorlar. Bizim bir rol oynamalarıyla, bunu hak edip etmedikleriyle, bir derdimiz olmaz. İstedikleri rolü oynayabilirler, ama bu bizim çıkarlarımız hilafına olamaz.

“İstikrar istediğimiz için İran’la iyi ilişkileri sürdürmeye ihtiyacımız var”

RT: Yakın bir müttefikiniz olan İran da ekonomik yaptırımlarla ve askeri işgal tehdidiyle yüz yüze. İran’la ilişkilerinizi kesmek karşılığında ülkenizde barış sağlama seçeneği size sunulsa, bunu yapar mısınız?

BE: Bunun gibi seçeneklerle karşı karşıya değiliz, çünkü 1979’dan bugüne İran’la iyi ilişkilerimiz oldu ve ilişkilerimiz her geçen gün daha da iyiye gidiyor. Ancak aynı zamanda barışa doğru da yol alıyoruz. Bir barış süreci ve barış müzakereleri yürütülüyor. İran barışa karşı bir faktör olmadı. Dolayısıyla eğer barış istiyorsak İran’la iyi ilişkiler kurmamamız gerektiği görüşü Batı tarafından ortaya atılan bir aldatmaca. Bu ikisi arasında hiçbir ilişki yok; bunlar tamamen ayrı konular. İran Suriye’yi destekledi, bizim davamızı destekledi; işgal altındaki toprakların davasını destekledi ve biz de onların davasını destekledik. Bu gayet basit. İran bölgede çok önemli bir ülke… Eğer istikrar arıyorsak, İran’la iyi ilişkiler kurmamız gerekir. Hem istikrardan bahsedip hem de İran’la, Türkiye’yle ve komşularınızla vesaire kötü ilişkiler içinde olamazsınız. Bu kadar açık.

“Batı istihbaratı muhaliflere bölgedeki taşeronları üzerinden destek veriyor”

RT: Batılı istihbarat teşkilatlarının Suriye’deki isyancılara finansman sağladığı konusunda bir bilginiz var mı?

BE: Hayır, şu ana kadar teröristlere, büyük ölçüde Türkiye ve bazen de Lübnan üzerinden yapabilme desteği sağladıklarını biliyoruz. Ancak Batılı değil, bölgesel istihbarat teşkilatlarının çok aktif, Batılılardan daha aktif olduğunu biliyoruz. Onlar ise Batılı istihbarat teşkilatlarının yönlendirmesiyle çalışıyorlar.

"El Kaide İslam Emirliği peşinde"

RT: Suriye’de El Kaide’nin şu ana kadar oynadığı rol nedir? İsyancıların koalisyon güçlerini onlar mı kontrol ediyor?

BE: Hayır, böyle bir denetimin peşinde olduklarını sanmıyorum. Onlar bombalı eylemlerle, suikastlerle, intihar saldırılarıyla ve bunun gibi halkı umutsuzluğa itecek ve onları bir gerçeklik olarak kabul etmelerine neden olacak eylemlerle kendi krallıklarını, onların deyişiyle emirliklerini, yaratmanın peşinde. Adım adım nihai amaçlarına, yani kendi ideolojilerini dünyaya pazarlayabilecekleri Suriye İslam Emirliği’ne doğru ilerlemeye çalışıyorlar.

“Ben kukla değilim. Suriye’de doğdum, Suriye’de yaşadım, Suriye’de öleceğim”

RT: (…) Eğer ayrılmak zorunda kalırsanız, nereye gidersiniz?

BE: Suriye’ye… Suriye’den Suriye’ye giderim. Bizim yaşayabileceğimiz tek yer burası. Ben bir kukla değilim. Ben Batı’nın ürünü değilim; Batı’ya ya da başka bir ülkeye gitmem için beni onlar var etmedi. Ben bir Suriyeliyim. Burada var oldum, burada yaşamak zorundayım ve burada öleceğim.

“İşgal girişimi bütün dünyada dengeleri yerinden oynatır”

RT: Bir yabancı işgalinin elinin kulağında düşünüyor musunuz?

BE: Eğer gerçekleşirse böyle bir işgalin bedeli dünyanın kaldırabileceğinden çok fazla olur, çünkü Suriye’de bir sorun varsa, ki biz bölgede laiklik, istikrar ve bir arada yaşamanın son kalesiyiz, bu Atlantik’ten Pasifik’e kadar yansımaları olacak bir domino etkisini tetikler. Batı’nın bu yönde gideceğini sanmıyorum. Ama giderlerse hiç kimse bir sonraki gelişmenin ne olacağını bilemez

Sözcü Tokmak: Tayyip Bey’den inciler!


Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kelime haznesi, argo sözler ve deyimler bakımından maşallah çok zengin!

İnsanlarımız ondan her gün yeni bir şeyler öğreniyor ama ne yazık ki bunların çoğu kaba ve düşük seviyeli!

Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu için kullandığı “Bahtsız Bedevî” tabiri bunun son örneğidir. Malûm “Bahtsız Bedevî, çölde Kutup Ayısı ile karşılaşıp tecavüze uğrarmış!”

Ne kaliteli, ne seviyeli, ne zarif (!) bir ifade değil mi?

Tayyip Bey’in incileri o kadar çoktur ki, hepsini sıralamaya sütunumuz yetmez! Aklımıza gelenlerden bazıları şöyle:

Alçak… Hain… Şerefsiz… Yalaka… Geri zekâlı! (Muhalif gazeteci ve yazarlara)

Terbiyesizlik yapma, artistlik yapma lan!

Askerlik yan gelip yatma yeri değildir! Tıksırana kadar içiyorlar…

Kız mıdır, kadın mıdır, bilemem. Öcalan aldığı kellelerin hesabını veriyor! (Şehitleri kastediyor)

Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok!

Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim! I…lan bana anayasayı öğretme!

Tayyip Bey’in incileri saymakla bitmez! Bir Başbakanın görevlerinden biri de, insanlarımıza dertlerini küfür ve hakarete başvurmadan, zarafet içinde anlatmaya örnek olmaktır.

Tayyip Bey iyi örnek oluyor doğrusu!

SÖZCÜ

Tayyip Türkiye’yi bu hale getirdi /// CC : @vardiyabizde @Balyoz Gercekler @rodrikdani


3 Kasım 2002’de iktidara gelen AKP dün 10. yılını doldurdu. Bu arada bakın neler oldu:

İşte AKP iktidarının 10 yıllık icraatlarından başlıklar…

Halkın kutlamasını yasakladılar
İktidarda güçlendikçe cumhuriyet değerlerini aşındırdılar. Ulusal bayramları yasakladılar. Son olarak 29 Ekim’de yürüyenlere biber gazı ve su sıktırdılar.

Şehitlerimizin kemiklerini sızlattılar
AKP geldiğinde terör neredeyse sıfırdı. 10 yılda 1163 şehit verdik. Terör patladı. PKK ve Apo’yla müzakere yaptılar. PKK’lılar Habur’dan şovla geldi.

Zam üstüne zam yapıp ağlattılar
AKP iktidara geldiğinde dış borcumuz 130 milyar dolardı, şimdi 307 milyar dolar. Benzin, 2002’de 1.64 liraydı, şimdi ise 4.60 lira. Millet “Yandım” diyor.

Sıfır sorun’ dediler, çuvalladılar
Fransa’dan İsrail’e, Suriye’den İran’a pek çok ülkeyle kriz yaşadık. Çok övün-dükleri “Komşularla sıfır sorun” politikası iflas etti… Dünyaya madara olduk.

Ga­ze­te­ci­le­ri ce­za­ev­le­ri­ne tık­tı­lar
Ken­di­le­ri­ni eleş­ti­ren yazarları, pat­ron­la­ra şi­ka­yet edip kov­dur­du­lar. Yan­daş ol­ma­yanlara ak­re­di­tas­yon uy­gu­la­dı­lar. 76 ga­ze­te­ci bu dönemde hapse­dil­di.

4+4+4 dayatmasıyla isyan ettirdiler
Sınavlarda kopya skandalı yaşandı. 4+4+4 eğitim sistemiyle, imam hatiplerin orta bölümlerini açtılar. Cemaat okullarının sayısında patlama yaşandı.

Hak ara­ma­yı suç ha­li­ne ge­tir­di­ler
“İ­le­ri de­mok­ra­si­ye geç­ti­k” de­di­ler an­cak her se­si­ni çı­kar­ta­nı, bi­ber ga­zı ve cop­la sus­tur­du­lar. Pro­tes­to eden­le­ri saç­la­rın­dan yer­ler­de sü­rük­le­yip hap­se at­tı­lar.

Muhalif sanatçıları hedef yaptılar
Atatürk sevdalısı sanatçıları hedef haline getirdiler. Kars’taki İnsanlık Anı-tı’nı “Ucube” deyip yıktırdılar. Tarihe “Heykel yıkan iktidar” olarak geçtiler.

Hukuk sistemini siyasallaştırdılar
“Reform” adı altında yaptıkları, adalete olan güveni sarstı. Ucu kendilerine dokunan davaları soruşturan savcılara el çektirdiler, davaları sonuçlandırmadılar.

AKP iktidarının 10 yıllık icraatları

3 Kasım 2002’de iktidara gelen AKP dün 10. yılını doldurdu. Bu arada bakın neler oldu:

Dış po­li­ti­ka: AKP, ilk yıl­lar “kom­şu­lar­la sı­fır so­ru­n” de­di. An­cak İs­ra­il’­le ya­şa­nan Ma­vi Mar­ma­ra kri­zi, Su­ri­ye­’de­ki iç ka­rı­şık­lık, Ira­k’­la ge­ri­len iliş­ki­ler, İra­n’­la ger­gin­lik Tür­ki­ye­’yi “sı­fır kom­şu­” dü­ze­yi­ne ge­tir­di. Dış po­li­ti­ka, AB­D’­nin is­te­di­ği bi­çim­de şe­kil­len­di.

Ba­sın öz­gür­lü­ğü: Med­ya üze­rin­de­ki bas­kı­lar art­tı. Bir­çok ga­ze­te­ci, ik­ti­da­rı eleş­tir­di­ği için ko­vul­du. Oto­san­sür art­tı. Tür­ki­ye, tu­tuk­lu ga­ze­te­ci­ler sı­ra­la­ma­sın­da dün­ya şam­pi­yo­nu…
Av­ru­pa Bir­li­ği: 2002 yı­lın­da AK­P’­nin ön­ce­lik­li ko­nu­su Av­ru­pa Bir­li­ği­’y­di. Yıl­lar için­de AB ile mü­za­ke­re­ler tı­kan­dı, Tür­ki­ye yü­zü­nü Or­ta­do­ğu­’ya dön­dü.

Yar­gı: 10 yıl­lık AKP ik­ti­da­rın­da yar­gı siyasallaştı. Özel yet­ki­li mah­ke­me­ler ve sav­cı­lar, Er­ge­ne­kon, Bal­yoz gi­bi büyük ka­mu­oyu oluş­tu­ran asrın da­va­la­rına im­za at­tı. Bin­ler­ce ki­şi gö­zal­tı­na alın­dı, tu­tuk­lan­dı. Tu­tuk­lu­luk sü­re­le­ri ade­ta ce­za­ya dö­nüş­tü.

Eko­no­mi: Ca­ri açık art­tı, bü­yü­me azal­dı. Zam üstüne zam yağdı. Mut­fak­ta­ki enf­las­yon al­dı ba­şı­nı git­ti. Vatandaş, ban­ka­la­ra da­ha faz­la borç­lan­dı.

İş­siz­lik: TÜ­İK’­e gö­re 2 mil-yon 323 bin ki­şi iş­siz… An­cak bu­na iş ara­mak­tan umu­du­nu ke­sen­ler ve mev­sim­lik iş­ler­de ça­lı­şan­lar da­hil de­ğil. Ger­çek iş­siz­lik 8 mil­yon ki­şi ci­va­rın­da.

Eği­tim: 4+4+4 eğitim sistemiyle imam ha­tip­ler ye­ni­den açıl­dı. Ata­türk ba­zı ders ki­tap­la­rın­dan ta­ma­men çı­ka­rıl­dı. Sı­nav­lar­da­ki skan­dal­la­rın ar­dı ar­ka­sı ke­sil­me­di. 300 bin öğ­ret­men ata­ma bek­li­yor.

Sağ­lık: Re­form­lar özel has­ta­ne­le­rin işi­ne yar­dı. Tam Gün Ya­sa­sı, dok­tor­la­rı mağ­dur et­ti. Va­tan­da­şa özel sağ­lık ku­rum­la­rın­da te­da­vi yo­lu açıl­dı an­cak Sos­yal Gü­ven­lik Ku­ru­mu­’nun öde­di­ği ile özel has­ta­ne­nin çı­kar­dı­ğı fa­tu­ra ara­sın­da­ki fark va­tan­da­şın ce­bin­den çı­kı­yor.

De­mok­ra­si: “İ­le­ri de­mok­ra­si­” söy­le­mi laf­ta kal­dı. Er­do­ğan da­ha oto­ri­ter bir havaya büründü. Halkın ulusal bayramları kutlamak yasaklandı.

Kaynak: www.sozcu.com.tr

Erdoğan ve Merkel’in Açıklamaları Samimiyet Sözü mü, Sözde Destek mi?


AHMET GENCEHAN BABİŞ

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ekim 2012 tarihinde Almanya’ya düzenlediği ziyarette yine Almanya’daki Türklerin entegrasyonuna ilişkin sorunlar, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri ve terör örgütü PKK’ya karşı verilen desteğinin durdurulması gibi noktalar üzerinde durulmuştur. İki ülke arasında artık kronikleşen bu sorunların yanında bir başka gündem maddesi ise Arap Baharının en fırtınalı yaşandığı ülke olan Suriye olmuştur. Erdoğan’ın Ekim ayı sonundaki Almanya ziyaretinde öne çıkan diğer noktalar ise dünyadaki en büyük büyükelçiliğinin Almanya’nın başkenti Berlin’deki Tiergarten semtinde açılışının yapılması ve başkentin en önemli sembollerinden biri olan Brandenburg Kapısı önünde düzenlenen Erdoğan karşıtı protestodur. Türkiye Almanya Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulması ise bu ziyaretle gündeme gelmiştir.

Almanya’nın Türkiye İkilemi, Kıbrıs Çıkmazı, Terör Sorunu

Avrupa’da “demir leydi (iron lady)” unvanını İngiliz Başbakan Margaret Thatcher’dan devralan Alman Şansölye Angela Merkel’in Almanya’sı Türkiye’nin AB’ye girişine ilişkin genel tavrı Türk tarafı açısından iç açıcı değildir. Buna rağmen Almanya’da da AB’nin tümünde olduğu gibi görüş ayrılıkları söz konusudur. Örneğin, Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, Türkiye ile yapılan müzakerelere hız verilmesini isterken, Alman muhafazakâr partilerin iç politika uzmanı Hans-Peter Uhl, sadece Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmakla kalmamış, Türklere vize serbestisi tanınmasını da şiddetle reddetmiştir.[1] Türk tarafında AB ile ilişkilerin geleceği konusunda, kamuoyu tarihin en karamsar dönemlerinden birini yaşamaktadır. Türkiye’nin AB’ye alınacağına ilişkin inanç son dönemde iyice düşmüştür. Böyle bir ortamda, Erdoğan Almanya’daki basın toplantısında, Türkiye ile AB ilişkilerinin bir bakıma “son kullanma tarihini” 2023 yılı olarak gördüğünü bu tarihe kadar Türkiye’yi almazsa AB’nin kendisinin kaybedeceğini dile getirmiştir.

Basın toplantısında Merkel’in terör örgütünün Avrupa’dan aldığı desteğin bitirilmesi konusundaki sözleri maalesef daha önceden de Alman tarafından belli kesimler tarafından dillendirilmiştir. Ne var ki, Merkel’in sözleri sadece diplomatik nezaket çerçevesinde konuyu öteler niteliktedir. Ortada herhangi somut çözüm önerisine rastlanmamıştır. Tüm bunların ışığında, AB’nin “sözde” desteğini hız kesmeden devam edeceği söylenebilir. Türkiye içerisinde en büyük sorun olan terör ikili ilişkilerdeki sorun özelliğini de sürdürecek gibi görünmektedir.

Erdoğan Almanya’da ne kadar Kıbrıs’ın AB’ye alınmasının bir hata olduğunu vurgulasa da, şu andaki realite Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin “Kıbrıs” adıyla AB içerisinde olduğudur ve uluslararası alanda Kıbrıs konusu Türkiye’nin yalnız olduğu alanların başında gelmektedir. Konu, AB kapsamında değerlendirildiğinde de, söz dönüp dolaşıp çeşitli noktalarda AB’nin meşhur “ikiyüzlülüğüne” gelmektedir.

Türkiye – Suriye – Almanya Üçgeni

Türkiye’nin son dönem Suriye politikası incelendiğinde iki ülke arasındaki gerginlikler ilk olarak Türk savaş uçağının düşürülmesi noktasında gerilmiş, daha sonra Suriye’den atılan top mermileri nedeniyle Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde can kayıpları yaşanmıştır. Son olarak da Moskova-Şam seferini yapan Suriye Havayolları’na ait uçağa, Ankara Esenboğa Havalimanı’na askeri kargo taşıdığı nedeniyle zorunlu olarak iniş yaptırılmıştır. Bu yaşananlardan görüldüğü üzere Türkiye’nin Suriye ile arasında sıcak çatışmaya kadar uzanan gerginliklere rağmen Almanya’nın Arap Baharına son derece mesafeli olduğu anlaşılmaktadır. NATO’nun Libya müdahalesinde çekimser oy kullanan Almanya tarafından yapılan açıklamalara bakıldığında Suriye konusunda da direk müdahale fikrine sıcak bakmadığı görülmektedir.

Haziran ayı içerisinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bir konferansın konuşmacısı olan Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maiziere’nin “Suriye’ye gönderilecek 200 bin askeri nereden bulacaksınız?” şeklindeki demeçleri değerlendirildiğinde Almanya’nın askeri yollarla Suriye’ye girmekteki gönülsüzlüğü anlaşılmıştır. Türkiye ve Almanya, NATO ittifakı altında ortak olarak hareket ediyormuş gibi görünseler de son raddede iki ülkenin bakışı arasında farklılıklara rastlanmaktadır. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politikaları, Erdoğan’ın Almanya’ya yaptığı ziyaret sürecinde Junge Welt gazetesinde Nick Brauns isimli yazıda “Kriegstreiber unerwünscht![2]” (Savaş Kışkırtıcısı Defol!”) denerek ağır şekilde eleştirilmiştir.

Bunların yanında, Türkiye’nin Suriye konusunda, tampon bölge oluşturulmasına ilişkin. Erdoğan, söz konusu durumun BM Güvenlik Konseyi’nin tasarrufunda olduğunu belirtmiştir. Almanya’da Erdoğan’ın bu açıklaması, aslında Türkiye’nin BM nezdindeki çabalarının sonuç vermediğinin de bir işareti olarak görülebilir.

Bir diğer konu ise Türkiye’de sayısı yüz bini aşan mültecilerin durumudur. Almanya tarafından da mültecilerin Türkiye’ye bir yük getirdiği açıklanmıştır. Almanya’nın ise ekonomik olarak bu denli sallantı yaşayan AB’yi bırakıp, Türkiye’deki Suriyeli mültecilere kayda değer bir yardım yapıp yapmayacağı konusundaki samimiyeti ilerleyen günlerde görülecektir.

Türkiye’nin Yeni Paradoksu: AB’ye Girdik mi?

Göçlerinin 51. yılında Almanya’da yaklaşık sayıları 3 milyon civarındaki Türkler, entegrasyon tartışmaları çevresinde iki ülke arasındaki ana gündem maddelerinden birisi olmuştur. Kültürel, sosyal açılardan problemler yaşayan Almanya’daki Türklerin toplumsal alanda Almanya’daki politikalara etki edecek ortak bir irade sergileme konusunda eksiklikler varken Erdoğan’ın bu ziyaretinden sonra siyasi bağlamda da Almanya’daki Türkler ve Türk hükümeti arasındaki koordinasyon eksikliği görülmüştür. Temmuz ayının sonralarında TRT Türk’ün Beringen kentinden canlı yayınlanan ”Avrupa’da Ramazan” isimli iftar programda Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ”Avrupa’da 5,5 milyon insanımızla biz zaten AB’ye girdik”[3] demiştir. Erdoğan’ın ziyareti sırasında ise AB içerisinden bir Türk politikacı, Almanya’daki Yeşiller Partisi’nin Eşbaşkanı Cem Özdemir, Almanya’nın önde gelen basın organlarından Deutsche Welle’ye verdiği röportajında Türkiye’nin şu an için AB’ye girmek için hazır olmadığını belirtmiştir.[4] Almanya’daki Türk politikacıların Türkiye ile koordinasyon içinde çalışmasının iki tarafa da fayda sağlayacağı aşikardır; fakat şu an için ortada işbirliğinden çok bir paradoks bulunmaktadır.

Değerlendirme

Erdoğan ve Merkel arasındaki görüşmelerden sonra “Türkiye, Almanya’dan terörü bitirme noktasında anlaştı, AB ile ilişkilerde samimiyet sözü aldı” gibi sözlerin inandırıcılığı ve doğruluğu gelecek tarafından sınanacaktır. Geçmiş tecrübeler ise maalesef bu heyecanın boşa çıktığı bir süreci göstermektedir. Almanya’nın Der Spiegel dergisi, “Merkel, basın toplantısının sonunda gözlerini kıstı, dudaklarını büzdü. Suratı, bu adam ne diyor der gibiydi”[5] ifadeleriyle pozitif bir havanın olmadığına işaret etmiştir.

Almanya’daki Türk varlığının tek vücut olamaması ise bir diğer olumsuzluğu bizlere bir kez daha göstermiştir. Türkiye, AB’deki Türkler vasıtasıyla pratik olarak birlik içerisinde olduğunu savunurken, AB’deki bir Türk politikacı gereken kriterlerin sağlanmadığı söylemektedir. Türkiye’nin başbakanının protestolarla karşılanması ise ortak bir tutum sergilemekten ne kadar uzakta bulunulduğunu ortaya çıkartmıştır.

Bütün bu gelişmelere bakıldığında, ekonomik olarak Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olan Almanya ile kurulacak olan stratejik işbirliği konseyinin sadece dış politika, güvenlik ve ekonomik konularda değil faaliyet gösterilmemeli, iki ülke arasında sosyo-kültürel konulardaki sorunların çözümüne de eğilmesi gereği görülmektedir.

Erdoğan, Çılgın Türklerin nasırına bastı… /// CC : @ArslanBulut1


Erdoğan, Çılgın Türklerin nasırına bastı…

Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, bir süre önce “Türkiye’nin meselesi, siyasi, ekonomik ve askeri olarak bağımsız olmamasıdır. Biz camide namaz kılıp, kilisede mum yakıyoruz. Bizim durumumuz o. Ben iki yıl önce Hakkari elden çıktı diyordum. Şimdi bakın Hakkari’yi konuşuyoruz.

Bu terör olayları anayasa çalışmalarıyla doruğa çıkacak. Bu hükümeti götürecek olan, büyük sıkıntıya sokacak olan, parçalayacak olan, bu olay olacaktır. Ben şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin çepeçevre sıkıştırıldığını ilk kez görüyorum” demişti.

Tayyip Erdoğan da “Bu nasıl bir zihniyet? Üstelik ordunun içinden gelen bir kişi olarak bunu söyleyeceksin. Utanmadan, sıkılmadan Başbakanı televizyona davet ediyor, kimsin sen, gramın ne çapın ne? General olmuş. General olsan ne yazar” diye cevap vermişti.

Osman Pamukoğluda “Eğer bir şey söyleyeceksen benim karşıma gel ve yüzüme söyle. Öyle mahalle kabadayılığı bize sökmez. Beş yıldızlı otellerde şehit ailelerini toplayıp duygu istismarı yapacağına, Yüksekova ve Şemdinli’ye gidersin, Çukurca’ya gidersin, orada iftar yaparsın ben seni görürüm” diye öneride bulunmuştu.
Erdoğan daha sonra sessiz kalmıştı..

***

Erdoğan, son olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline Türk bayrağı alıp Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmasını eleştirerek, “Ulus’ta Türk bayrağıyla dolaşmak kolay, Hakkari’de niye Türk bayrağıyla dolaşamadın?” dedi. Kılıçdaroğlu ise, “Eğer bu ülkede bir ilde Türk bayrağı dalgalanmıyorsa sen hangi ülkede Başbakanlık yapıyorsun?” diye karşılık verdi..

Okurlarımızdan Çınar, bu tartışmaları hatırlatarak, “Madem Hakkari’de Türk bayrağı dalgalandırılamıyor, o halde Tayyip Erdoğan, Osman Pamukoğlu’nu Hakkari ile ilgili tespitleri dolayısıyla neden eleştirdi?” diye soruyor..

Açıkça ortaya çıkıyor ki Tayyip Erdoğan’ın söylemleri, günü kurtarmak için metin yazarlarının karaladığı mantık oyunlarından ibarettir. Bu türde, birbirine tezat teşkil eden tavırlar almaktan başka çaresi yoktur. Kendi gizli gündemini bu türden polemiklerle gözden uzak tutmaya çalışıyor.

Oysa vatandaş, Cumhuriyetin altının oyulduğunun farkındadır artık. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” derken neyi kastediyorsa Tayyip Erdoğan’ın gerçek gündemi odur. Milliyetçi görünmesi, terör örgütü ile masaya oturur ve tavizler verirken, şimdi terörle mücadeleden bahsetmesi bu sebeplerle kimseye inandırıcı gelmiyor..

***

Önder Manoğlu ise “Ben oradaydım” diyor:

“Bir Türk vatandaşı olarak 29 Ekim’de Ulus Meydanı’ndaydım. Tüm Cumhuriyet mitinglerini görmüş biri olarak tanığım ki, Ulus’ta 10 bin, 100 bin değil, bir milyona yakın vatandaş vardı. Bu insanların amacı basın açıklaması yapmak ve Anıtkabir’i ziyaret etmekten ibaretti. Halk amacına ulaştı.

Ya polis? Ne durdurabildi, ne dağıtabildi? Öyleyse onların amacı neydi ve amaçlarına ulaşabildiler mi?

Şayet Ulus’takiler Başbakan’ın iddia ettiği gibi illegal örgütler olsaydı, 3500 polisin biri bile ayakta kalamazdı.

Yaşlı teyzeler, amcalar, babalar, çocuklar gençler kadar yürekliydi. Hele Anıtkabir… İddiaya giriyorum o gün rekor kırıldı.

İnsan selinin yürüyüşü 4 saat sürdü. Basamakların önüne kadar geldik, içeriye giremedik. İnanılmazdı halkın Ata’sına sevgisi.

Şehir çıkışlarında otobüslere el konulmasaydı, Cumhuriyet tarihinin en kalabalık kutlamasını yaşayacaktı Ankara.

Başbakan, Çılgın Türklerin nasırına bastı bilmeden.”

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: