Etiket arşivi: tayyip erdoğan

Tayyip Türkiye’yi bu hale getirdi /// CC : @vardiyabizde @Balyoz Gercekler @rodrikdani


3 Kasım 2002’de iktidara gelen AKP dün 10. yılını doldurdu. Bu arada bakın neler oldu:

İşte AKP iktidarının 10 yıllık icraatlarından başlıklar…

Halkın kutlamasını yasakladılar
İktidarda güçlendikçe cumhuriyet değerlerini aşındırdılar. Ulusal bayramları yasakladılar. Son olarak 29 Ekim’de yürüyenlere biber gazı ve su sıktırdılar.

Şehitlerimizin kemiklerini sızlattılar
AKP geldiğinde terör neredeyse sıfırdı. 10 yılda 1163 şehit verdik. Terör patladı. PKK ve Apo’yla müzakere yaptılar. PKK’lılar Habur’dan şovla geldi.

Zam üstüne zam yapıp ağlattılar
AKP iktidara geldiğinde dış borcumuz 130 milyar dolardı, şimdi 307 milyar dolar. Benzin, 2002’de 1.64 liraydı, şimdi ise 4.60 lira. Millet “Yandım” diyor.

Sıfır sorun’ dediler, çuvalladılar
Fransa’dan İsrail’e, Suriye’den İran’a pek çok ülkeyle kriz yaşadık. Çok övün-dükleri “Komşularla sıfır sorun” politikası iflas etti… Dünyaya madara olduk.

Ga­ze­te­ci­le­ri ce­za­ev­le­ri­ne tık­tı­lar
Ken­di­le­ri­ni eleş­ti­ren yazarları, pat­ron­la­ra şi­ka­yet edip kov­dur­du­lar. Yan­daş ol­ma­yanlara ak­re­di­tas­yon uy­gu­la­dı­lar. 76 ga­ze­te­ci bu dönemde hapse­dil­di.

4+4+4 dayatmasıyla isyan ettirdiler
Sınavlarda kopya skandalı yaşandı. 4+4+4 eğitim sistemiyle, imam hatiplerin orta bölümlerini açtılar. Cemaat okullarının sayısında patlama yaşandı.

Hak ara­ma­yı suç ha­li­ne ge­tir­di­ler
“İ­le­ri de­mok­ra­si­ye geç­ti­k” de­di­ler an­cak her se­si­ni çı­kar­ta­nı, bi­ber ga­zı ve cop­la sus­tur­du­lar. Pro­tes­to eden­le­ri saç­la­rın­dan yer­ler­de sü­rük­le­yip hap­se at­tı­lar.

Muhalif sanatçıları hedef yaptılar
Atatürk sevdalısı sanatçıları hedef haline getirdiler. Kars’taki İnsanlık Anı-tı’nı “Ucube” deyip yıktırdılar. Tarihe “Heykel yıkan iktidar” olarak geçtiler.

Hukuk sistemini siyasallaştırdılar
“Reform” adı altında yaptıkları, adalete olan güveni sarstı. Ucu kendilerine dokunan davaları soruşturan savcılara el çektirdiler, davaları sonuçlandırmadılar.

AKP iktidarının 10 yıllık icraatları

3 Kasım 2002’de iktidara gelen AKP dün 10. yılını doldurdu. Bu arada bakın neler oldu:

Dış po­li­ti­ka: AKP, ilk yıl­lar “kom­şu­lar­la sı­fır so­ru­n” de­di. An­cak İs­ra­il’­le ya­şa­nan Ma­vi Mar­ma­ra kri­zi, Su­ri­ye­’de­ki iç ka­rı­şık­lık, Ira­k’­la ge­ri­len iliş­ki­ler, İra­n’­la ger­gin­lik Tür­ki­ye­’yi “sı­fır kom­şu­” dü­ze­yi­ne ge­tir­di. Dış po­li­ti­ka, AB­D’­nin is­te­di­ği bi­çim­de şe­kil­len­di.

Ba­sın öz­gür­lü­ğü: Med­ya üze­rin­de­ki bas­kı­lar art­tı. Bir­çok ga­ze­te­ci, ik­ti­da­rı eleş­tir­di­ği için ko­vul­du. Oto­san­sür art­tı. Tür­ki­ye, tu­tuk­lu ga­ze­te­ci­ler sı­ra­la­ma­sın­da dün­ya şam­pi­yo­nu…
Av­ru­pa Bir­li­ği: 2002 yı­lın­da AK­P’­nin ön­ce­lik­li ko­nu­su Av­ru­pa Bir­li­ği­’y­di. Yıl­lar için­de AB ile mü­za­ke­re­ler tı­kan­dı, Tür­ki­ye yü­zü­nü Or­ta­do­ğu­’ya dön­dü.

Yar­gı: 10 yıl­lık AKP ik­ti­da­rın­da yar­gı siyasallaştı. Özel yet­ki­li mah­ke­me­ler ve sav­cı­lar, Er­ge­ne­kon, Bal­yoz gi­bi büyük ka­mu­oyu oluş­tu­ran asrın da­va­la­rına im­za at­tı. Bin­ler­ce ki­şi gö­zal­tı­na alın­dı, tu­tuk­lan­dı. Tu­tuk­lu­luk sü­re­le­ri ade­ta ce­za­ya dö­nüş­tü.

Eko­no­mi: Ca­ri açık art­tı, bü­yü­me azal­dı. Zam üstüne zam yağdı. Mut­fak­ta­ki enf­las­yon al­dı ba­şı­nı git­ti. Vatandaş, ban­ka­la­ra da­ha faz­la borç­lan­dı.

İş­siz­lik: TÜ­İK’­e gö­re 2 mil-yon 323 bin ki­şi iş­siz… An­cak bu­na iş ara­mak­tan umu­du­nu ke­sen­ler ve mev­sim­lik iş­ler­de ça­lı­şan­lar da­hil de­ğil. Ger­çek iş­siz­lik 8 mil­yon ki­şi ci­va­rın­da.

Eği­tim: 4+4+4 eğitim sistemiyle imam ha­tip­ler ye­ni­den açıl­dı. Ata­türk ba­zı ders ki­tap­la­rın­dan ta­ma­men çı­ka­rıl­dı. Sı­nav­lar­da­ki skan­dal­la­rın ar­dı ar­ka­sı ke­sil­me­di. 300 bin öğ­ret­men ata­ma bek­li­yor.

Sağ­lık: Re­form­lar özel has­ta­ne­le­rin işi­ne yar­dı. Tam Gün Ya­sa­sı, dok­tor­la­rı mağ­dur et­ti. Va­tan­da­şa özel sağ­lık ku­rum­la­rın­da te­da­vi yo­lu açıl­dı an­cak Sos­yal Gü­ven­lik Ku­ru­mu­’nun öde­di­ği ile özel has­ta­ne­nin çı­kar­dı­ğı fa­tu­ra ara­sın­da­ki fark va­tan­da­şın ce­bin­den çı­kı­yor.

De­mok­ra­si: “İ­le­ri de­mok­ra­si­” söy­le­mi laf­ta kal­dı. Er­do­ğan da­ha oto­ri­ter bir havaya büründü. Halkın ulusal bayramları kutlamak yasaklandı.

Kaynak: www.sozcu.com.tr

Erdoğan ve Merkel’in Açıklamaları Samimiyet Sözü mü, Sözde Destek mi?


AHMET GENCEHAN BABİŞ

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ekim 2012 tarihinde Almanya’ya düzenlediği ziyarette yine Almanya’daki Türklerin entegrasyonuna ilişkin sorunlar, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri ve terör örgütü PKK’ya karşı verilen desteğinin durdurulması gibi noktalar üzerinde durulmuştur. İki ülke arasında artık kronikleşen bu sorunların yanında bir başka gündem maddesi ise Arap Baharının en fırtınalı yaşandığı ülke olan Suriye olmuştur. Erdoğan’ın Ekim ayı sonundaki Almanya ziyaretinde öne çıkan diğer noktalar ise dünyadaki en büyük büyükelçiliğinin Almanya’nın başkenti Berlin’deki Tiergarten semtinde açılışının yapılması ve başkentin en önemli sembollerinden biri olan Brandenburg Kapısı önünde düzenlenen Erdoğan karşıtı protestodur. Türkiye Almanya Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulması ise bu ziyaretle gündeme gelmiştir.

Almanya’nın Türkiye İkilemi, Kıbrıs Çıkmazı, Terör Sorunu

Avrupa’da “demir leydi (iron lady)” unvanını İngiliz Başbakan Margaret Thatcher’dan devralan Alman Şansölye Angela Merkel’in Almanya’sı Türkiye’nin AB’ye girişine ilişkin genel tavrı Türk tarafı açısından iç açıcı değildir. Buna rağmen Almanya’da da AB’nin tümünde olduğu gibi görüş ayrılıkları söz konusudur. Örneğin, Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, Türkiye ile yapılan müzakerelere hız verilmesini isterken, Alman muhafazakâr partilerin iç politika uzmanı Hans-Peter Uhl, sadece Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmakla kalmamış, Türklere vize serbestisi tanınmasını da şiddetle reddetmiştir.[1] Türk tarafında AB ile ilişkilerin geleceği konusunda, kamuoyu tarihin en karamsar dönemlerinden birini yaşamaktadır. Türkiye’nin AB’ye alınacağına ilişkin inanç son dönemde iyice düşmüştür. Böyle bir ortamda, Erdoğan Almanya’daki basın toplantısında, Türkiye ile AB ilişkilerinin bir bakıma “son kullanma tarihini” 2023 yılı olarak gördüğünü bu tarihe kadar Türkiye’yi almazsa AB’nin kendisinin kaybedeceğini dile getirmiştir.

Basın toplantısında Merkel’in terör örgütünün Avrupa’dan aldığı desteğin bitirilmesi konusundaki sözleri maalesef daha önceden de Alman tarafından belli kesimler tarafından dillendirilmiştir. Ne var ki, Merkel’in sözleri sadece diplomatik nezaket çerçevesinde konuyu öteler niteliktedir. Ortada herhangi somut çözüm önerisine rastlanmamıştır. Tüm bunların ışığında, AB’nin “sözde” desteğini hız kesmeden devam edeceği söylenebilir. Türkiye içerisinde en büyük sorun olan terör ikili ilişkilerdeki sorun özelliğini de sürdürecek gibi görünmektedir.

Erdoğan Almanya’da ne kadar Kıbrıs’ın AB’ye alınmasının bir hata olduğunu vurgulasa da, şu andaki realite Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin “Kıbrıs” adıyla AB içerisinde olduğudur ve uluslararası alanda Kıbrıs konusu Türkiye’nin yalnız olduğu alanların başında gelmektedir. Konu, AB kapsamında değerlendirildiğinde de, söz dönüp dolaşıp çeşitli noktalarda AB’nin meşhur “ikiyüzlülüğüne” gelmektedir.

Türkiye – Suriye – Almanya Üçgeni

Türkiye’nin son dönem Suriye politikası incelendiğinde iki ülke arasındaki gerginlikler ilk olarak Türk savaş uçağının düşürülmesi noktasında gerilmiş, daha sonra Suriye’den atılan top mermileri nedeniyle Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde can kayıpları yaşanmıştır. Son olarak da Moskova-Şam seferini yapan Suriye Havayolları’na ait uçağa, Ankara Esenboğa Havalimanı’na askeri kargo taşıdığı nedeniyle zorunlu olarak iniş yaptırılmıştır. Bu yaşananlardan görüldüğü üzere Türkiye’nin Suriye ile arasında sıcak çatışmaya kadar uzanan gerginliklere rağmen Almanya’nın Arap Baharına son derece mesafeli olduğu anlaşılmaktadır. NATO’nun Libya müdahalesinde çekimser oy kullanan Almanya tarafından yapılan açıklamalara bakıldığında Suriye konusunda da direk müdahale fikrine sıcak bakmadığı görülmektedir.

Haziran ayı içerisinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bir konferansın konuşmacısı olan Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maiziere’nin “Suriye’ye gönderilecek 200 bin askeri nereden bulacaksınız?” şeklindeki demeçleri değerlendirildiğinde Almanya’nın askeri yollarla Suriye’ye girmekteki gönülsüzlüğü anlaşılmıştır. Türkiye ve Almanya, NATO ittifakı altında ortak olarak hareket ediyormuş gibi görünseler de son raddede iki ülkenin bakışı arasında farklılıklara rastlanmaktadır. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politikaları, Erdoğan’ın Almanya’ya yaptığı ziyaret sürecinde Junge Welt gazetesinde Nick Brauns isimli yazıda “Kriegstreiber unerwünscht![2]” (Savaş Kışkırtıcısı Defol!”) denerek ağır şekilde eleştirilmiştir.

Bunların yanında, Türkiye’nin Suriye konusunda, tampon bölge oluşturulmasına ilişkin. Erdoğan, söz konusu durumun BM Güvenlik Konseyi’nin tasarrufunda olduğunu belirtmiştir. Almanya’da Erdoğan’ın bu açıklaması, aslında Türkiye’nin BM nezdindeki çabalarının sonuç vermediğinin de bir işareti olarak görülebilir.

Bir diğer konu ise Türkiye’de sayısı yüz bini aşan mültecilerin durumudur. Almanya tarafından da mültecilerin Türkiye’ye bir yük getirdiği açıklanmıştır. Almanya’nın ise ekonomik olarak bu denli sallantı yaşayan AB’yi bırakıp, Türkiye’deki Suriyeli mültecilere kayda değer bir yardım yapıp yapmayacağı konusundaki samimiyeti ilerleyen günlerde görülecektir.

Türkiye’nin Yeni Paradoksu: AB’ye Girdik mi?

Göçlerinin 51. yılında Almanya’da yaklaşık sayıları 3 milyon civarındaki Türkler, entegrasyon tartışmaları çevresinde iki ülke arasındaki ana gündem maddelerinden birisi olmuştur. Kültürel, sosyal açılardan problemler yaşayan Almanya’daki Türklerin toplumsal alanda Almanya’daki politikalara etki edecek ortak bir irade sergileme konusunda eksiklikler varken Erdoğan’ın bu ziyaretinden sonra siyasi bağlamda da Almanya’daki Türkler ve Türk hükümeti arasındaki koordinasyon eksikliği görülmüştür. Temmuz ayının sonralarında TRT Türk’ün Beringen kentinden canlı yayınlanan ”Avrupa’da Ramazan” isimli iftar programda Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ”Avrupa’da 5,5 milyon insanımızla biz zaten AB’ye girdik”[3] demiştir. Erdoğan’ın ziyareti sırasında ise AB içerisinden bir Türk politikacı, Almanya’daki Yeşiller Partisi’nin Eşbaşkanı Cem Özdemir, Almanya’nın önde gelen basın organlarından Deutsche Welle’ye verdiği röportajında Türkiye’nin şu an için AB’ye girmek için hazır olmadığını belirtmiştir.[4] Almanya’daki Türk politikacıların Türkiye ile koordinasyon içinde çalışmasının iki tarafa da fayda sağlayacağı aşikardır; fakat şu an için ortada işbirliğinden çok bir paradoks bulunmaktadır.

Değerlendirme

Erdoğan ve Merkel arasındaki görüşmelerden sonra “Türkiye, Almanya’dan terörü bitirme noktasında anlaştı, AB ile ilişkilerde samimiyet sözü aldı” gibi sözlerin inandırıcılığı ve doğruluğu gelecek tarafından sınanacaktır. Geçmiş tecrübeler ise maalesef bu heyecanın boşa çıktığı bir süreci göstermektedir. Almanya’nın Der Spiegel dergisi, “Merkel, basın toplantısının sonunda gözlerini kıstı, dudaklarını büzdü. Suratı, bu adam ne diyor der gibiydi”[5] ifadeleriyle pozitif bir havanın olmadığına işaret etmiştir.

Almanya’daki Türk varlığının tek vücut olamaması ise bir diğer olumsuzluğu bizlere bir kez daha göstermiştir. Türkiye, AB’deki Türkler vasıtasıyla pratik olarak birlik içerisinde olduğunu savunurken, AB’deki bir Türk politikacı gereken kriterlerin sağlanmadığı söylemektedir. Türkiye’nin başbakanının protestolarla karşılanması ise ortak bir tutum sergilemekten ne kadar uzakta bulunulduğunu ortaya çıkartmıştır.

Bütün bu gelişmelere bakıldığında, ekonomik olarak Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olan Almanya ile kurulacak olan stratejik işbirliği konseyinin sadece dış politika, güvenlik ve ekonomik konularda değil faaliyet gösterilmemeli, iki ülke arasında sosyo-kültürel konulardaki sorunların çözümüne de eğilmesi gereği görülmektedir.

Erdoğan, Çılgın Türklerin nasırına bastı… /// CC : @ArslanBulut1


Erdoğan, Çılgın Türklerin nasırına bastı…

Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, bir süre önce “Türkiye’nin meselesi, siyasi, ekonomik ve askeri olarak bağımsız olmamasıdır. Biz camide namaz kılıp, kilisede mum yakıyoruz. Bizim durumumuz o. Ben iki yıl önce Hakkari elden çıktı diyordum. Şimdi bakın Hakkari’yi konuşuyoruz.

Bu terör olayları anayasa çalışmalarıyla doruğa çıkacak. Bu hükümeti götürecek olan, büyük sıkıntıya sokacak olan, parçalayacak olan, bu olay olacaktır. Ben şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin çepeçevre sıkıştırıldığını ilk kez görüyorum” demişti.

Tayyip Erdoğan da “Bu nasıl bir zihniyet? Üstelik ordunun içinden gelen bir kişi olarak bunu söyleyeceksin. Utanmadan, sıkılmadan Başbakanı televizyona davet ediyor, kimsin sen, gramın ne çapın ne? General olmuş. General olsan ne yazar” diye cevap vermişti.

Osman Pamukoğluda “Eğer bir şey söyleyeceksen benim karşıma gel ve yüzüme söyle. Öyle mahalle kabadayılığı bize sökmez. Beş yıldızlı otellerde şehit ailelerini toplayıp duygu istismarı yapacağına, Yüksekova ve Şemdinli’ye gidersin, Çukurca’ya gidersin, orada iftar yaparsın ben seni görürüm” diye öneride bulunmuştu.
Erdoğan daha sonra sessiz kalmıştı..

***

Erdoğan, son olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline Türk bayrağı alıp Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmasını eleştirerek, “Ulus’ta Türk bayrağıyla dolaşmak kolay, Hakkari’de niye Türk bayrağıyla dolaşamadın?” dedi. Kılıçdaroğlu ise, “Eğer bu ülkede bir ilde Türk bayrağı dalgalanmıyorsa sen hangi ülkede Başbakanlık yapıyorsun?” diye karşılık verdi..

Okurlarımızdan Çınar, bu tartışmaları hatırlatarak, “Madem Hakkari’de Türk bayrağı dalgalandırılamıyor, o halde Tayyip Erdoğan, Osman Pamukoğlu’nu Hakkari ile ilgili tespitleri dolayısıyla neden eleştirdi?” diye soruyor..

Açıkça ortaya çıkıyor ki Tayyip Erdoğan’ın söylemleri, günü kurtarmak için metin yazarlarının karaladığı mantık oyunlarından ibarettir. Bu türde, birbirine tezat teşkil eden tavırlar almaktan başka çaresi yoktur. Kendi gizli gündemini bu türden polemiklerle gözden uzak tutmaya çalışıyor.

Oysa vatandaş, Cumhuriyetin altının oyulduğunun farkındadır artık. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” derken neyi kastediyorsa Tayyip Erdoğan’ın gerçek gündemi odur. Milliyetçi görünmesi, terör örgütü ile masaya oturur ve tavizler verirken, şimdi terörle mücadeleden bahsetmesi bu sebeplerle kimseye inandırıcı gelmiyor..

***

Önder Manoğlu ise “Ben oradaydım” diyor:

“Bir Türk vatandaşı olarak 29 Ekim’de Ulus Meydanı’ndaydım. Tüm Cumhuriyet mitinglerini görmüş biri olarak tanığım ki, Ulus’ta 10 bin, 100 bin değil, bir milyona yakın vatandaş vardı. Bu insanların amacı basın açıklaması yapmak ve Anıtkabir’i ziyaret etmekten ibaretti. Halk amacına ulaştı.

Ya polis? Ne durdurabildi, ne dağıtabildi? Öyleyse onların amacı neydi ve amaçlarına ulaşabildiler mi?

Şayet Ulus’takiler Başbakan’ın iddia ettiği gibi illegal örgütler olsaydı, 3500 polisin biri bile ayakta kalamazdı.

Yaşlı teyzeler, amcalar, babalar, çocuklar gençler kadar yürekliydi. Hele Anıtkabir… İddiaya giriyorum o gün rekor kırıldı.

İnsan selinin yürüyüşü 4 saat sürdü. Basamakların önüne kadar geldik, içeriye giremedik. İnanılmazdı halkın Ata’sına sevgisi.

Şehir çıkışlarında otobüslere el konulmasaydı, Cumhuriyet tarihinin en kalabalık kutlamasını yaşayacaktı Ankara.

Başbakan, Çılgın Türklerin nasırına bastı bilmeden.”

KİM BU FARUK DEMİR VE NEDEN SUSUYOR?


İddianame, ‘Askerler hazırladı’, tanık, ‘ABD verdi’ diyor

Dönemin Jandarma Genel Komutanlığı Plan ve Prensipler Daire Başkanı, emekli Tuğgeneral Kadir Ali Esener‘in FARUK DEMİR TARAFINDAN ABD’DEN ALINDIĞINI, ardından da emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’e CD içinde verdiğini söylediği Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven gibi planlar için iddianamede ‘bizzat askerler tarafından hazırlandı‘ yazıyordu. Esener, CD’nin Ersöz tarafından da dönemin Jandarma Genel Komutanı, emekli Orgeneral Şener Eruygur’a verildiğini belirtirken, kilit isim Faruk Demir ortalıktan kayboldu.

‘ERDOĞAN’IN İKİ YIL ÖMRÜ KALDI’

Stratfor yazışmalarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iki yıl ömrü kaldığı iddiasıyla kamuoyunda tanınan ve adı (SÖZDE) Ümraniye davasında da gündeme gelen Faruk Demir, hakkındaki “Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz, Eldiven planlarını ABD’den Faruk Demir getirdi” yönündeki iddialar karşısında sessizliğini koruyor.

ERSÖZ’ÜN İFADESİNDE DE YER ALIYOR

Davanın tutuklu sanıklarından Jandarma İstihbarat Daire eski Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün16 Ocak 2009‘da tutuklanması talebiyle çıktığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi yargıcına verdiği ifadede, Faruk Demir’in kendisine dört sayfadan ibaret bir “darbe sunumu” olduğunu iddia ettiği bir belge verdiğini, kendisinin de bu belgeyi dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’a ilettiğini söylemişti.

Zaman Gazetesi‘nin emekli Tuğgeneral Esener‘in tanıklığının ardından yaptığı haberde CD’NİN FARUK DEMİR’E ABD TARAFINDAN VERİLDİĞİ sözlerini atlaması (!) da akıllara ‘planların bir şekilde karargaha sokularak ardından komutanlara mal edilmesi‘ ile başlayan bir tezgah mı sorusunu getirdi.

ASKERHABER / HABER MERKEZİ

Erdoğan, Çılgın Türklerin nasırına bastı /// CC : @ArslanBulut1


Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, bir süre önce Türkiye’nin meselesi, siyasi, ekonomik ve askeri olarak bağımsız olmamasıdır. Biz camide namaz kılıp, kilisede mum yakıyoruz.

Bizim durumumuz o. Ben iki yıl önce Hakkari elden çıktı diyordum. Şimdi bakın Hakkari’yi konuşuyoruz.

Bu terör olayları anayasa çalışmalarıyla doruğa çıkacak. Bu hükümeti götürecek olan, büyük sıkıntıya sokacak olan, parçalayacak olan, bu olay olacaktır. Ben şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin çepeçevre sıkıştırıldığını ilk kez görüyorum” demişti.

Tayyip Erdoğan da “Bu nasıl bir zihniyet? Üstelik ordunun içinden gelen bir kişi olarak bunu söyleyeceksin. Utanmadan, sıkılmadan Başbakanı televizyona davet ediyor, kimsin sen, gramın ne çapın ne? General olmuş. General olsan ne yazar” diye cevap vermişti.

Osman Pamukoğluda “Eğer bir şey söyleyeceksen benim karşıma gel ve yüzüme söyle. Öyle mahalle kabadayılığı bize sökmez. Beş yıldızlı otellerde şehit ailelerini toplayıp duygu istismarı yapacağına, Yüksekova ve Şemdinli’ye gidersin, Çukurca’ya gidersin, orada iftar yaparsın ben seni görürüm” diye öneride bulunmuştu.

Erdoğan daha sonra sessiz kalmıştı..

***

Erdoğan, son olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline Türk bayrağı alıp Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmasını eleştirerek, “Ulus’ta Türk bayrağıyla dolaşmak kolay, Hakkari’de niye Türk bayrağıyla dolaşamadın?” dedi. Kılıçdaroğlu ise, “Eğer bu ülkede bir ilde Türk bayrağı dalgalanmıyorsa sen hangi ülkede Başbakanlık yapıyorsun?” diye karşılık verdi..

Okurlarımızdan Çınar, bu tartışmaları hatırlatarak, “Madem Hakkari’de Türk bayrağı dalgalandırılamıyor, o halde Tayyip Erdoğan, Osman Pamukoğlu’nu Hakkari ile ilgili tespitleri dolayısıyla neden eleştirdi?” diye soruyor..

Açıkça ortaya çıkıyor ki Tayyip Erdoğan’ın söylemleri, günü kurtarmak için metin yazarlarının karaladığı mantık oyunlarından ibarettir. Bu türde, birbirine tezat teşkil eden tavırlar almaktan başka çaresi yoktur. Kendi gizli gündemini bu türden polemiklerle gözden uzak tutmaya çalışıyor. Oysa vatandaş, Cumhuriyetin altının oyulduğunun farkındadır artık.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu bulunduğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” derken neyi kastediyorsa Tayyip Erdoğan’ın gerçek gündemi odur. Milliyetçi görünmesi, terör örgütü ile masaya oturur ve tavizler verirken, şimdi terörle mücadeleden bahsetmesi bu sebeplerle kimseye inandırıcı gelmiyor..

***

Önder Manoğlu ise “Ben oradaydım” diyor:

“Bir Türk vatandaşı olarak 29 Ekim’de Ulus Meydanı’ndaydım. Tüm Cumhuriyet mitinglerini görmüş biri olarak tanığım ki, Ulus’ta 10 bin, 100 bin değil, bir milyona yakın vatandaş vardı. Bu insanların amacı basın açıklaması yapmak ve Anıtkabir’i ziyaret etmekten ibaretti. Halk amacına ulaştı.

Ya polis? Ne durdurabildi, ne dağıtabildi? Öyleyse onların amacı neydi ve amaçlarına ulaşabildiler mi?

Şayet Ulus’takiler Başbakan’ın iddia ettiği gibi illegal örgütler olsaydı, 3500 polisin biri bile ayakta kalamazdı.

Yaşlı teyzeler, amcalar, babalar, çocuklar gençler kadar yürekliydi. Hele Anıtkabir… İddiaya giriyorum o gün rekor kırıldı.

İnsan selinin yürüyüşü 4 saat sürdü. Basamakların önüne kadar geldik, içeriye giremedik. İnanılmazdı halkın Ata’sına sevgisi.

Şehir çıkışlarında otobüslere el konulmasaydı, Cumhuriyet tarihinin en kalabalık kutlamasını yaşayacaktı Ankara.

Başbakan, Çılgın Türklerin nasırına bastı bilmeden.”

VİDEO : Tayyip Erdoğanın Gerçek Görevi Ne? İzleyin Görün !!!


Saygı Öztürk: Başbakan’ın talimatı: Daha sert davranın


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yapacağını yaptı ve 37 legal kuruluşu “yasadışı terör örgütü” olarak niteledi. Aslında o günün bilinmeyen bazı gerçekleri de var. Kutlamayı düzenleyenler polis tarafından alınıp götürülebileceklerini, nezarette tutulacaklarını dikkate almış; rahatsızlıkları olanlar yanlarına ilaçlarını, giyeceklerini de almışlardı.

Muğla’dan Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Kadir Ay, bayram sabahı saat 05.00’te binlerce polisi görevlendirmişti. Ulus’tan Anıtkabir’e yürümek isteyenleri tazyikli su ve biber gazıyla durdurmak isteyen polisin barikatı yıkıldı.

Yürüyüş başlayınca “Başbakan barikatların kaldırılmasına izin verdi” iddiası ortaya atıldı. Başbakan’ın “Barikatı kaldırın” emri kesinlikle olmadı. Cumhurbaşkanı’nın da “Barikatı kaldırın” emri olamaz. Olan, halkın barikatları yıkmasından başka bir şey değildi.

Bayrakla Anıtkabir’e gitmeyi engellemek ne kadar üzücü bir durumsa, aralarında Emniyet Müdür Yardımcısı Mahmut Azmaz’ın da bulunduğu 10 polisin ve bazı vatandaşlarımızın yaralanması da o kadar üzücüydü.

“Yasaklanan yürüyüş” Başbakan’a rağmen yapılınca, ilin asayiş ve güvenliğinden sorumlu Ankara Valisi Alaattin Yüksel ve Emniyet Müdürü Kadir Ay’ın zor durumda kaldığı Başbakan’ın “Polis görevini yapmamıştır, yapamamıştır” sözleriyle ortadadır. Başbakan’ın sözleri, bundan böyle polisin daha sert davranacağının da işareti oldu.

Gaz yiyenler, Köşk’te

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetine önce “unutulan” sonra ilave edilenler arasında Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Masum Türker ve Genel Sekreter Hasan Erçelebi de vardı. Onları, Ulus’ta görmüştüm. Masum Bey, “Çok gaz yedim ama fazla etkilenmedim” diyor ve bunun sırrını da “Biber gazı sıkılınca yüzünüzü yıkamanın yanında en çok yapmanız gereken sık sık burnunuzu silmek olmalıdır” sözleriyle açıklıyor.

Masum Türker bunları anlatırken hemen önümüzde “Asrın bağış yolsuzluğu”ndan yargılamasına başlanacak kişinin, Cumhurbaşkanı’nın eşinin elini sıkmadan geçişine, o kişinin eşinin de Cumhurbaşkanı’nın elini sıkmadan, sadece Bayan Gül’ün elini sıkıp yürüdüğüne tanık oluyoruz.

“Toplum Yararına Çalışma Programı” kapsamında Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ve Suruç ilçelerinde işe alımların kur’a ile değil AKP il ve ilçe teşkilatının onayladığı listelerdeki kişiler olduğunu bu köşede açıklamıştık. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’i görünce sordum. Bakan, “Suruç ve Ceylanpınar’da işe alımları iptal ettim. Valiye, iş başvurusunda bulunanlardan kur’a ile alımların yapılması talimatını verdim” dedi. Dileriz, benzer haksızlıklar devletin başka kurumlarında da yapılmaz.

Adalet Bakanı: Niyet önemli

66 cezaevinde 667 PKK’lı tutuklu ve hükümlünün açlık grevi devam ediyor. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in tek başına açlık grevini bitirmesi mümkün değil. Çünkü, açlık grevlerinin nedeni cezaevi koşulları değil PKK’lıların siyasi taleplerinden kaynaklanıyor.

Açlık grevlerinin bitirilmesi konusunda Bakan Ergin, “Karşı tarafın niyeti önemli. Niyet iyi olursa çözülmesi de kolay olur” görüşünde. Şu anda, açlık grevlerine müdahale pek düşünülmüyor. AKP Milletvekili Nabi Avcı’ya göre “müdahale hakkı” doğdu. Avcı, sohbetimizde açlık grevinde bulunanların “canlı kalkan” olarak kullanıldığına dikkat çekiyor.

Başbakan “Ne açlık grevi, onlar yiyip-içiyorlar” diyor. Cumhurbaşkanı, “Grev ciddi konu, bir an önce sonuçlanmalıdır” diyor. Yani, Cumhurbaşkanı ile Başbakan yine farklı düşünüyor, farklı konuşuyorlar.

Köşk davetine katılanlar arasında Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Milletvekilleri Sırrı Sakık, Ahmet Türk, Hasip Kaplan da bulunuyordu. Resepsiyonda garsonlar Gölbaşı Otelcilik Okulu öğrencileriydi. Onların ikram ettikleri leziz yiyecekler, tatlılar eşliğinde açlık grevleri konuşuluyordu. Ortak kanı: İstenilenlerin yerine getirilmesi ise çok zor hatta imkansız…

Bahçeli: İyi gözükmüyor

CHP milletvekillerinin katılmadığı Köşk davetine, MHP’liler büyük ilgi gösterdi. Genel Başkan Devlet Bahçeli, milletvekilleri Mehmet Şandır, Faruk Bal, Lütfü Türkkan, Oktay Öztürk, Ruhsar Demirel, İsmet Büyükataman ve Haluk Ayan da, Bahçeli’yi yalnız bırakmadılar.

Bahçeli’ye, “Türkiye’nin gidişatı nasıl?” diye sorduğumda “İyi gözükmüyor. Her gündemi kaosa, krize dönüştürme çabası var” diyor. Söz kutlamalara geldiğinde şunları söylüyor:

“Köşk davetine CHP Genel Başkanı da katılmalıydı. Cumhuriyet, hepimizin cumhuriyetidir. Törenlere gölge düşürülmemeliydi. Anıtkabir yürüyüşünü yakından takip etmedik. Ancak yürüyüş yapmak isteyenlere karşı hoşgörülü olunmalıydı.”

4 Kasım’da MHP kongresi var. Çok adaylı MHP cephesinin hayli hareketli olduğunu belirtelim. Adayların birbirlerini “cemaatçilikle”, “AKP ile işbirliği yapmakla” suçlaması da artık olağan hale geldi.

Evet, Cumhuriyet’in 89. Yıldönümü’nde AKP açısından “ilk”ler yaşandı. Bakalım 90. yılında neler göreceğiz…

SÖZCÜ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: