Etiket arşivi: telegram

SIR PERDESİ ARALANDI : TELEGRAM-Zihin Kontrolü- /// AKADEMYA.ORG’DAN ZİHİN KONTROLÜ TARİFİ


Gülçin Şenel

Bir Sual: Zihin Dışarıdan Yönlendirelebilir mi?

Bu sual, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu"nun 1998"in Aralık ayında Metris Cezaevinde başlayan zindan hayatının, Kartal Cephesinde, kendisine uygulanan "Telegram işkenceleri"nin "intihar teşebbüsü" vesilesiyle kamuoyuna malolması sonrasında gündeme geldi. Bir gazetede çıkan NSA"nın zihin yönlendirme çalışmaları yaptığını anlatan haberin ardından, bütün gazete ve televizyonlarda, "nasıl yapılır?", "kim yapar?" etrafında açıkoturumlar, ropörtajlar yayınlanmaya başladı. Neticede hadise, "ceviz kabuğunu" doldurmayan geyik muhabbetine döndürülürken bu esnada yığınla çeviri-derleme kitab da yayınlandı. Tabii, Kartal Cezaevi"nde "özel hücre"sinde, "zihin kontrolü" uygulanan Mütefekkir Mirzabeyoğlu"nun isminin mümkün olduğunca geçmemesine ve hadisenin onunla gündeme gelmiş olmasını gözlerden kaçırmaya dikkat ederek yapıldı tüm bu tv, gazete ve kitab yayınları. "Olmaz canım", ama "olursa da şöyle olabilir" şeklinde ABD merkezli komplo teorileri etrafında yapılan yayınlar, "Türkiye"de böyle birşeyin olması imkansız" yollu devam ededursun, kimi farmakolog-eczacı, kimi psikolog, kimi gazeteci "uzmanlar"(!) da, çok meraklı oldukları bu mevzuda her nedense, "Telegram" hadisesini ifşa eden Mütefekkir Mirzabeyoğlu"ndan hiç bahsedemediler. Hele "uzman"ım diye ortalıkta dolaşan Prof. Ümit Sayın"ın mazereti bir hayli komik: "Bilmiyordum!" Yani onların zihinleri bu hususta çoktan yönlendirilmişti ve bir "his ibtali" içinde gevezelik etmekle görevliydiler sanki. İş gele gele dezenformosyona varacaktı ki, bu gevezeliklere son verecek olan, Salih Mirzabeyoğlu"nun beklenen eseri yayınlandı: Telegram-Zihin Kontrolü.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan eser, epey bir maceradan sonra elimizde. Macera mı? Hadise şu: Geçtiğimiz ay (13 Ağustos 2003) bir haber geçti ajanslara: Salih Mirzabeyoğlu güya Adli Tıp"a başvurmuş ve zihin kontrolüne maruz kaldığını bildirerek incelenmeyi taleb etmiş. Hem de "ne yaptıysam onlar yaptırdı" şeklinde bir açıklamayla! Külliyen yalan elbette. Haberlerde kaynak olarak gösterilen Adli tıpta görevli Prof. Dr. Ümit Sayın, hadiseden sonra, noter tasdikli bir tekzib hazırlayarak, bu oyuna alet edilmek istemediğini beyan ediverince, Mütefekkir"in kitabı çıkmadan ortalığı bulandırmaya çalışan bu komplo da suya düştü. Ümit Sayın"la yapılan ropörtaj ve hadisenin teferruatı "Beklenen Nizam" Dergisi"nin 6. sayısında. (bkz. www.yeninizam.cjb.net )

İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu"nun zindanda kaleme aldığı eseri Telegram-Zihin Kontrolü, bu hususta bir ilk. Hem "Telegram" uygulanan, bu işi tecrübe eden müşahid, hem de yüzyılımızın fikir ve aksiyon mütefekkiri sıfatıyla kaleme aldığı eser, kendisine bu saldırıları düzenleyenlerin "kimliklerinin tesbiti ve ifşaını" ve Telegram"ın "altyapısını", dayanak noktalarını gösterici bir genişlikte. Bu yüzden sahasında ilk ve tek. Kendi ifadesiyle:

"Şair Bodler"in simyadan mülhem, sevgilisine "sen bana çamur verdin, ben ondan altun yaptım!" demesi gibi, bize zehir yedirdiler, biz onu panzehir ve bağışıklık aşısı yolunda kullandık. Bir bakıma Türkiye"de pratiği -teorisi de!- benimle meşhur olan bu iş, "ilim sınır tanımaz" tesellisiyle, Lût kavmine parmak ısırtır melânete ve yardımcı unsurlarla insanı robotlaştırmaya davranmışken, diğer yönüyle "dünyada" da kıstırılmış fertler üzerindeki tecrübelerin sınırını aşamamıştır. Bu ikazdan sonra bildireyim ki, gerek yaşamış kobay ve gerekse mevzuu alâkadar eder buudları işaretlemek bakımından, galiba dünyada ilk örneğim!"(1)

İşte biz, "zehiri bile şifaya çeviren bünyenin" Mimarı"nın, "Telegram" hadisesini de, (aylarca yaşadığı "tarif edilemez" işkencelerin ve saldırıların ardından), altyapısını tahlil ederek, davasına delil kılıcı "hakim" ve "hakim" tavrına, "kahraman" edasına hayranız:

"Bu bir din mi, ilim mi çekişmesidir!" diyen Telegramcılar"ın, meseleyi ortaya yanlış koymaları ve sahtekârlıkları bir yana, sadece "iç şekil" bahsinde vurgulananlar bile, ruhun, "beynin irtisamları" olmadığını göstermeye yeter. Tıpkı gözün, görme sıfatının organı-âleti olması gibi, beyin de düşüncenin organı. Beyni ne kadar teshir edersen et, -edebildiniz mi?-, sizi "yücelerinizle" beraber "sin kaf" eden yanım ve "acı" duygum bile, benim uğrunda idam cezası aldığım dava tezimi delillendiriyor: Önce ruhçuluk, ardından "ruhçuluğun hakikati ne?" davası!" (2)

Ve Mütefekkir"den bir ihtar:

"Mevzu bilinmeli; tedbirin yarısı bundan geçer… Ve abartılmamalı; bu yoldan kendisine lüzum kalmadan tesirin kat ve kat arttırılmasına fırsat verilmemeli!" (3)

Peki İBDA Mimarı"na "Telegram işkencesini" uygulayanlar kimlerdi? Eserin "Perde Arkası" başlıklı Levhası"nda, kimlikler ifşa ediliyor. Bizzat İBDA Mimarı"na bu saldırıyı "yapanlar", yani "Dost Tarikatı" zümresi ve onların elebaşı, çete lideri İ.G., kendi ifadeleriyle eserde konuşturuluyor. Üzerinde çok konuşulacak olan bu ilginç Levha"dan sadece şu iktibas bile yeter:

"Telegram"da, JİTEM"den Binbaşı K."nin sesiyle, "ilah"tan "peygamber" olmaya kadar "yücelik"lerini ilan eden serseri, kendini Mustafa Kemal"in yarattığını ilân ettiği demlerde, elbette Mehdî"liği ıskalayamazdı:

-"Ben Mustafa Kemal"in yarattığı, Türk Ordusu"nun en şerefli subayıyım. Bütün insanlık, Mustafa Kemal tarafından yaratıldı; ondan geldik, ona dönüyoruz! Ben Mehdi’yim ulan, Mustafa Kemal’in Mehdi’siyim!" (4)

Bu adam kim? Eserden "Şah Mat" başlığı altında, bu adamın ve zümresinin fotoğrafı:

"80 yaşlarında parkinson hastası bir manyak; ama öyle alelâde soydan değil de, kitabi yönü zengin zannedilen, muhteşem bir manyak. Üstadım"ın Şeyh Bedreddin hakkında dediği gibi, "ilmi nisbetinde cahil, cehli nisbetinde cesur", tehlikeli bir zır deli. Ama bütün örgütüyle "“belki de!- talihsiliği, belâsını bulmak üzere bana çatmış olması. Belkisi de olmayan bir kat"iyetle söyleyeyim, benim şahsımda "bizimkilere" de uzanan o aşağıların aşağısı dili, "gösterileri", animasyonları. Bizimkiler; "kirli dedeler, pis şeyhler, zavallılar", vesaire, vesaire.

Sefillerin en sefili ve adilerin en rezili olan bu adam, bana uygulanan Telegram işkencesinin mânâda ve belki de fiili olarak başı ve insan ruhunu tahrib ederek teslim alma işinde zümresiyle beraber akla hayâle gelmedik cinsi sapıklıkların şâhıdır. Onları zümre ve metodlarıyla birlikte çökerten, Allah"ın izniyle benim; veya vesile olan benim." (5)

Eserde bazı "meşhur"larla karşılaşmak, bu "meşhurlar"ın kirli yüzlerini görmek işten bile değil. Teferruatını merak edenleri esere havale ediyoruz. Ve hemen söylemeliyiz: Bu eserle ilgili intibalarımızı kaleme almak bize iki yönlü hissi bir yoğunlaşma yaşattı. Birincisi, öfkemiz ve kinimiz, ikincisi hayranlığımız ve gururumuz; öfkemiz ve kinimiz başta Mütefekkir"e bu işi yapan fertlerin tek tek hepsine! "Ya Müntakim Allah!" duası ile açılan ellerimiz, hedefini biliyor artık. Hayranlığımız ve gururumuz, Mütefekkir Mirzabeyoğlu"na. Aylarca "Telegram Saldırıları"na maruz kalmış bir "kobay" olarak tek başına verdiği bu mücadelede, insan nasıl olurmuş, müslüman nasıl olurmuş, dava adamı nasıl olurmuş, lider nasıl olurmuş, "kahraman" kimmiş dosta düşmana gösterdi. Ve bununla da kalmadı, eseriyle zamanın kaydını tuttu ve mührü bastı. Bu dönem kapandı dostlar, İBDA Mimarı çağın en büyük gizli silahlarından biri olarak takdim edilen ve etrafında yoğun bir alâka uyanan "telegram"ın pratiğini de teorisini de; altyapısını da üstyapısını da tahlil ederek davasına delil kıldı! Hem de tek başına verdiği destansı mücadelesinin hemen ertesinde! Mütefekkir konuşsun:

"Rezillerin en rezili insanların, aşağılığın en bayağısı tertiblerle ve benzerleri arasında da gerçekten sefillerin en sefili düşünceleri-aşureleri adına beni yok etmek veya "mankurt adam yapmak" istemeleri, aslında benim şahsımda davama duyulan korkudan, -1999 Metris ve Bandırma destanlarındaki gerçeklemelerden-, ve söylemeliyim; lisân-ı hâl ile tersinden gösterdikleri hayranlıktandır. Necib Fazıl"la beraber Efendi Hazretlerini de tanıdıklarını sanan ve kendi rezilliklerine uygun şekilde Telegram yoluyla onları bana kötülemeye çalışan bu salaklar ordusu, bana niye ille de Atatürk hakkında kitab yazdırmak istesinler ve DGM"de ille de "Atatürkçüyüm!" demem için çalışsınlar? Hikayesi B-7 Koğuşu"nda." (6)

TELEGRAM"IN ALTYAPISI

Eserin çok mühim iki özelliği var bizce. Birincisi, Telegram"ın Türkiye ayağını ifşa etmesi; Dost tarikatı ve elebaşının kendi kitabları ve sözlerini tahlil ederek bu zümrenin "altyapısı"nı kendi ifadesiyle "değerinden fazla değer vererek" anlatması. Ki bu, İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu"nun fikir adamı hüviyetinin gereği. Diğeri ise Telegram"ın dayandırıldığı mistik inanışlar, şamanizm çeşitleri, cin-büyü, teknolojik alt yapı, psikolojik veriler, felsefe ve ayrıca edebiyat sahalarında takib edilmesi. İBDA Mimarı işaretliyor:

"Telegram" bahsinde, benim daha en başta aldığım notlarda, bunu "bir tür modern büyücülük" diye niteleyişim vardı; henüz bu meselenin Türkiye"de bilinmediği kırık dökük birkaç tercümenin de illüzyonvari bir gözle bakılması yüzünden geniş bir alaka zemininde yer bulmadığı bir zamanda, şimdi de olduğu gibi bizzat yaşayanın ağzından anlatılmadığını da hatırlatarak, sözkonusu nitelemenin bana ait ve ağızdan ağıza geçerken hileli bir şekilde bir ölmüşe atfen kullanıldığını belirteyim. Ayrıca henüz ortada hiçbir veri yokken, benim elime geçmemişken, bunun Şamanist kültürlerden devşirilen bir iş olduğu; nitekim, bu çerçevede benim Bakırköy Akıl Hastahanesi"nden dönüşümden, yani başlangıcın üzerinden 6-8 ay geçtikten sonra elime ulaştırılan eserlerle, tesbitim tamı tamına isbata kavuştu." (7)

"Büyü" bahsi önemli. Hatırlayacaksınız, İBDA Mimarı"nın bundan birkaç ay evvel yayınlanan "Sefine" isimli eserinde vurguladığı üzere, Kuantum Fiziği"nin vardığı "bütüncü-külli anlayış"a dayanak olarak kullanılan "mistik-metafizik görüşler ve inanışlar", "İslâm olmasın da varsın Budizm olsun, Taoizm olsun, Şamanizm olsun" şeklindeki tavrın "siyasi" buudunu işaretlemekteydi. Kuantum dünyasında "olmaz" dediğimiz şeylerin "olabilir"liğine kapı açılması, yani bir nevi "sırra-bilinmeze" karşı "ihtimaller aleminde herşey mümkündür" yaklaşımı sebebiyle, Şamanizm gibi büyücülükle meşhur inanışların "kuantum araştırmacıları" için bulunmaz bir kaynak olduğu açık. Eserinde bu hususa da değinen İBDA Mimarı, Telegram"ı "modern büyücülük" olarak tasvir ettikten sonra "hologram" bahsinde bir misal verirken, yaşadıkları açısından her ihtimali değerlendirmeye aldığını vurguluyor:

"Bir not: Bedenin holografik ve maddi olmayan yapısının altını bir kere daha çizen başka bir hâdise de, İndiridi İndirason adındaki İzlândalı bir medyumun oluşturduğu fenomendir. 1905"de İzlânda"nın önde gelen birkaç ilim adamı "paranormal" hâdiseleri incelemeye karar vermiş ve İndirason"u da tecrübe için seçmişlerdi. Sözkonusu kişi o sıralar psişik yeteneklerinden haberli olmayan sıradan bir kasaba serserisiydi; ama ne kadar hünerli olduğu çarçabuk anlaşıldı. Kolayca "trans-istiğrak"a girebiliyor ve bazen çok garib birşey oluyordu; bedeninin bazı bölümleri tamamen görünmez hâle gelebiliyor, ilim adamlarının şaşkın bakışları altında bir kol veya el yavaşça gözden silinip, uyanmasından az önce yeniden beliriyordu.

Bir not: Kartal Cezaevi… Ayağında uzun konçlu postalı, pantolu, dizinden üstü görünmez asker… Dizinden üstü görünmez gardiyan… Tehditlere uygun şekilde, uyurken üzerime saldıran ve uyanık gözle gördüğüm dokunma duyusu olarak algıladığım, 15-20 gardiyan eli; dirseklere kadar çıplak ve gerisi görünmeyen adamlar… Uyanıklıkta bir buud farkı gibi yaşanan ve uyanıklıktan uyanıklığa geçişte "“tabii hal dediğimiz durumda da, hâdisenin devamı olarak, gülerek kapıdan uzaklaşan bir sürü… Yaşadığım bu ve benzeri olaylarda, her türlü ihtimâli gözönüne almakta oluşumu göstermek üzere, hologram tedâisi içinde veriyorum. Şu veya bu surete bürünebilme istidadı olan cin bahsini ve "resim gönderme" büyü veya teknolojisini de hatırlatarak." (

"Şuur Süzgeci"nin Kurgulanması

Mütefekkir, "Kültür Davamız" isimli eserinde üzerinde hassasiyetle durduğu "şuur süzgeci" meselesini, burada vesilesiyle işaretlerken uyarıyor:

"Dikkat: Bütün hayat, ferdin iç"e ve dış"a doğru olan faaliyetleri içinde, hadiseye yanaşan ve etkilenen bir süreçle "şuur süzgeci"nin kurgulanması işidir; neler geçer, neler kalır, nasıl geçer, niçin kalır vesaire. Bu, "yaşama kültürü" genel ifadesinden eğitime, telkin, propaganda ve reklam işlerinden, psikoloji, psikolojik savaş ve diğer ilim dallarına kadar herşeyi kapsar bir davadır. Biz telegram bahsi içinde bunu sözkonusu ettiğimize göre, alâkaları istikametini göstermiş, bellibaşlı birkaç temel hususu da aşağıda işaretlemiş bulunuyoruz. Ayrıca dikkati çekmek istediğim mesele bir misal çerçevesinde şudur: Birkaç binyıllık akupunktur tedavisi malum. Aynı şey, bugün Batı tıbbında gümüş iğneler kullanma yerine, onunla erişilen ve tesir edilen bölgeye lazer ışınıyla erişme ve etki biçiminde olmaktadır ki, çoğu kimse bu tedavinin o eski uygulamanın değişik tatbiki olduğunu bilmez. Telegram için de aynı şey. Zihin silme, yeni şahsiyet tipi meydana getirme, kontrole alma vesaire, çok eski devirlerden beri bilinenlerin günün verileri içinde yeni şekillerle tazelenmesidir. Çok önemli bir mesele olsa da, hudut taşırılmamalı ve propagandası araçtan fazla sindirici bir duruma yol açmamalıdır. Dimdik ayakta duruşum, bu mutlak(!) kudrete yenilmeyişim bir misal. Hem de tek başıma kıstırıldığım bir mekânda teslim olmayışım! İntihar teşebbüsüme gelince, o da buna dair bir kahramanlık tavrıdır. Hikayesi "B-7 Koğuşu"nda." (9)

Ve İntihar

"Kahramanlık tavrı" demişken, eserden, "İntihar" başlıklı Levha"dan yorumu içinde bir iktibas:

"Sıcak bir yaz gününde buzlu bir şerbeti içer gibi davası uğrunda ölüme atılan-atılacak olana "intihar komandosu-intihar eylemcisi" demek, sadece bir ağız alışkanlığıdır; hangi davaya mensub olursa olsun, bu böyle!

İslâmi yönden bakıldığında, bu eyleme "fedai eylemi-şehadet eylemi" denilmesi tabiidir; o hâlde, işin içinde aldanışlar olsa da, netice itibariyle benim bilek ve kolumu kesmem, yahut kendimi asmaya teşebbüs etmem, bir şehadet eylemidir!"(10)

Son olarak; İBDA Mimarı, Telegram"da sık sık atıf yaptığı bir eserin de müjdesini veriyor:

"Bir not: İfademe, "ben Atatürkçüyüm!" diye başlamam ve onların dikte edeceği şekilde konuşmam için… Yahut hiç konuşmamam için… Daha sonra, Mahkeme"deki ifademi değiştirmem için… Ve basın önünde vücudumu robot gibi çöktürüp ağlamam ve basından özür dilemem için… Baba tarafı meçhul olanların yapıp ettiklerinin basınla ilgili kısmını, bu küçük notlarla uyarırken, aslını "B-7 Koğuşu" isimli eserde anlatacağımı bildireyim."(11)

Bu eser, önümüzdeki günlerde hem çok konuşulacak, hem de kimi çevrelerde epey bir panik yaratacak gibi görünüyor. Daha eser çıkmadan hazırlanan "komplo"lara bakınca, önümüzdeki günlerin çok ilginç hadiselere gebe olduğunu söylemek zor değil.

Dipnotlar:

1- Salih Mirzabeyoğlu, Telegram-Zihin Kontrolü-, İBDA Yay., İstanbul 2003, s. 9
2- A.g.e., s. 9
3- A.g.e., s. 9
4- A.g.e., s. 21
5- A.g.e., s. 13
6- A.g.e., s. 24
7- A.g.e., s. 81
8- A.g.e., s. 283
9- A.g.e., s. 124
10- A.g.e., 333
11- A.g.e., s. 75

İsteme Adresi: Çatalçeşme Sk. Üretmen Han No: 29 Kat: 3 / 316 Cağaloğlu-İstanbul

Tel: 0212- 528 33 07

www.akademyayadogru.org

TELEGRAM — (Milat Gazetesi Özel Dosya) /// CC : @merEmreAkcebe


Ömer Emre Akcebe

Telegram kelimesi, bilindiği üzere Salih Mirzabeyoğlu ile maruf. Literatüre bu kelimenin girişi de, 2003 senesinde Salih Mirzabeyoğlu tarafından kaleme alınan "Telegram" adlı esere dayanıyor.

Telegram, kabaca tarif etmek gerekirse, İngilizce literatürde “öldürücü olmayan elektromanyetik silâhlar” (non-lethal electromagnetic weapons) arasında gösterilmekle beraber, yol açtığı tesirler bakımından insan öldürebilme potansiyeli taşıyan bir cihaz.

Son günlerde adının sıkça anıldığı ancak, konuyla alâkadar olan devlet görevlileri, araştırmacılar ve ilgilenenler haricinde, umumî mânâda ne olduğu pek de bilinmeyen Telegram mefhumunu sizler için araştırdık.

Telegram kelimesi, bilindiği üzere Salih Mirzabeyoğlu ile maruf. Literatüre bu kelimenin girişi de, 2003 senesinde Salih Mirzabeyoğlu tarafında kaleme alınan "Telegram" adlı esere dayanıyor. Kelimenin nasıl ortaya çıktığından da kısaca bahsedecek olursak; Kartal F-Tipi Cezaevinde kaldığı hücresinde, kendisiyle uzaktan ve aracısız bir teknikle irtibat kuran Telegramcıların, yaptıkları işi isimlendirirken belki dalga geçme amaçlı, belki de boş bulunarak ağızlarından kaçırarak kullandıkları bir kelime “Telegram”. Salih Mirzabeyoğlu, içinde bulunduğu işkence ortamında bu kelimeyi hemen “yakalayıp” verimlendirir ve “Zihin Kontrolü” genel başlığı altında sıralan teknikler arasında –özellikle İngilizcede- muhtelif tâbirlerle anılagelen bu “operasyon”u deşifre ve teşhir eder. Bir diğer ifadeyle, Telegramı, diğerlerinden ayıran kendisine has özellikleriyle belirtici ve bu temel üzerinde derinliğine ve genişliğine işleyeceği bir kavram olarak literatüre kazandırır.

Yazımızın ilerleyen bölümlerinde imkân ölçüsünde detaylandırmak üzere, kısaca Telegram; ferdin hür iradesine tahakküm etmek için kullanılan, başarılı olsa da olmasa da müzmin bir işkence hâlinde devam eden bir Zihin-Beden Kontrolü ve Yönlendirmesi metodudur.

ÖLÜM ODASI B-YEDİ HÜCRESİ

28 Şubat döneminde, Müslüman Anadolu İnsanı`nın “ruh kökü”yle olan bütün bağlarını kopartmak maksadıyla, "Balyoz Darbe Planı"na rahmet okutacak cinsten bir Müslüman kıyımı tezgâhlanmaktaydı. Böyle bir ortamda Salih Mirzabeyoğlu`nun "1999 Kurtuluş Yılı" çıkışı, Müslüman Anadolu İnsanı`na dikilen kem gözleri kamaştırmaya kâfi gelmişti. Bu İslâm ve müslüman düşmanı kumpasın aslını-faslını ve burada Mirzabeyoğlu’nun oynadığı “önleyici” rolün mahiyetini merak edenler, bugünün Cumhurbaşkanına mikrofon uzatabilirler.

Kıyımı gerçekleştiremediler, fakat İslâm`a ve Müslüman`a dair her şeye olan kinlerinin hedefine bu sefer Salih Mirzabeyoğlu`nu aldılar. Başarısızlıkları da, kinlerini arttıran diğer bir faktör olarak arsızlıklarını kat be kat arttırdı. Öncelikle, bugün her kesimin safsata dahi olamayacak çapta sefaletinde ittifak ettiği bir iddianame tertibleterek, kendisinin tutuklu olarak yargılandığı Metris Cezaevine, 25 Ocak 2000 tarihinde “Noel Baba” operasyonunu gerçekleştirdiler. Bu operasyonun sebebi, yalnızca İslâm`a karşı güttükleri, kendilerine boyun eğmeyen bir Müslüman’a karşı besledikleri kin ve nefretleriydi. Bir devlet düşünün ki cezaevindeki mahpusuna 12 saat boyunca envaî çeşit kimyevî gaz bombası ve G-3 başta türlü silahıyla taarruz etsin… 12 saat süren operasyonda 15 tutuklu ateşli silahlardan çıkan mermilerle yaralandı, içlerinden birisi ise Hakkın rahmetine kavuştu. 12 saatin nihayetinde, kullanılan gaz bombalarının “muhteviyatının” iyice değişmeye başlaması ve devlet görevlileriyle askerî yetkililerin tutuklulara namus ve asker sözü vermesi, kimseye işkence edilmeyeceği yemini üzerine tutuklular teslim oldu. Ne var ki, verilen devlet, namus ve şeref sözleri unutularak, elleri arkadan bağlanan Salih Mirzabeyoğlu, iki sıra hâlinde dizilen askerlerden müteşekkil bir ölüm koridoruna ve bilâhare özel bir işkence hücresine alınarak, linç edilircesine darba maruz bırakıldı. Mirzabeyoğlu’na “üst makamlarda” kesilen “müebbet işkence” cezasının henüz yalnızca “fizikî” safhasıydı bu.

Konumuz Noel Baba operasyonu olmadığı için daha fazla teferruatına girmeden devam edelim. Yapılan akıl almaz fizikî işkencelerin ardından, Salih Mirzabeyoğlu Kartal F-Tipi cezaevine nakledildi. Telegram, tam da bu zamanda, kaldığı hücrede başladı; idam ile yargılanmak üzere DGM`ye gidip geldiği demlerde… Maksat Salih Mirzabeyoğlu`nun tövbe(!) edip, mahkemede Atatürkçülüğünü ilan etmesini sağlamak ve hatta Atatürkçülüğün bugüne kadar olmayan diyalektiğini hazırlamasıydı. Hadisenin neden kaynaklandığı başlarda anlaşılamadı. Duyulan sesler, görüntüler ve hücre içerisinde yaşanan sıradışı hadiselerin mahiyetinin anlaşılması belli bir zaman aldı. Bu süreç içerisinde, hakikati cana minnet bilen Mirzabeyoğlu, cihazın kumandasının başındakileri çıldırtacak bir inanç ile direndi. Bu esnada, yabancı basından yansıyan bazı haberler ve yabancı kaynaklarda yapılan bir araştırma ile hadisenin ne olduğu açıklığı kavuşturuldu. Yapılan, cihazlı uzaktan zihin kontrolüydü. Türkiye kamuoyunda hakkında pek malûmat olmamasına rağmen, yurtdışında konu hakkında sayısız bilgi, belge, kaynak ve akademik araştırma bir yana, mahkeme kararları dahi mevcuttu.

Telegram`a ve başarısızlığına dönecek olursak, insanı cesetten müteşekkil sanan “mekanistik” zihniyetin elinde şekillenen cihaz, ruhî bir varlık olan insanı “ele geçirmekte” başarısız oldu. Telegramcıların bu dönemde Salih Mirzabeyoğlu`na sarfettikleri şu çerçevedeki ifade, son derece dikkat çekicidir; "Allah belanı versin, milyon dolarlık projeyi batırdın!". Telegramcıları bürümüş kin ve nefret duygusu körelmek bir yana, bu başarısızlıkla birlikte hepten bilenmiş olarak devam etti. İradesine tahakküm etmek hususunda mağlubiyete uğramış olmaları da onları yollarından çevirmedi ve ellerindeki Telegram cihazını, bu sefer akıl almaz bir ruhî, zihnî, bedenî işkence metodu olarak Salih Mirzabeyoğlu`na tatbik etmeye başladılar. 2000 senesinde Kartal F-Tipi Cezaevinde başlayan bu süreç, bugün 2012 senesinde, Bolu F-Tipi cezaevinde de ayniyle devam ediyor.

CİHAZIN MAHİYETİ VE MARİFETİ

Telegram, “rutin dışı” yâni hukuk dışı bir “devlet terörü” hâlinde, kesintisiz 12 yıl boyunca bir hücrede maruz bırakıldığı korkunç iradî, zihnî, hissî, bedenî saldırı ve işkenceye karşı verdiği efsanevî mücadele sürecinde, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun dünya “zihin kontrolü” literatürüne kazandırdığı bir kavram…

Şöyle ki, geçmişte veya bugün uygulanan bildik maddî-manevî işkence türlerinden tamamen farklı ve ahlâksızlıkta hepsini katlayan Telegram, dünyada ve ülkemizde öncelikle “zihin kontrolü” olarak isimlendiriliyor. Ne var ki “zihin kontrolü” kavramı, içine propaganda, basın, hipnoz, şuuraltı mesajları, eğitim, siyaset, reklamlar, NLP, şartlandırma, ilaç ve uyuşturucu gibi birbirinden çok farklı “kontrol ve yönlendirme” araç ve metodlarının da sokulabileceği çok geniş bir alana da işaret edebiliyor. Hattâ, “insan şuuru”nun sözkonusu olduğu insanlar arası hemen her münasebet, bilgi paylaşımı veya belli bir sahadaki bilgi bütününün dahi “zihin kontrol ve yönlendirmesi”ne bakan bir yönü bulunuyor. Buysa, Telegram’la kastedilen ve “devlet sırrı” kapsamında olduğu için niteliği henüz tam olarak deşifre edilememiş, elbette akademik literatüre de yeterince aksettirilmemiş ileri bir teknolojinin eseri olan bir “cihaz” veya “cihazlar bütünü” marifetiyle uygulanan bu “özel” zihin kontrol ve yönlendirmesini anlaşılmaz kılıyor, herşey birbirine karışıyor veya karıştırılıyor. Kaldı ki Telegram, sadece irade, zihin, hassasiyet ve duyuları hedeflemekten ibaret kalmayan, “bedenî işkence”ye paralel olarak tatbik edilen bir süreç.

Bildik ve çoğu yönü deşifre olmuş zihin kontrol tekniklerinde, meselâ, LSD gibi kimyevî maddeler hedef kimseye verilmelidir, hipnoz için hipnozcunun fiilî olarak hedef ile irtibata geçmesi icab eder, telkin için ise sesli konuşma icab eder. Telegram`da ise, hedef ile Telegramcı, suskun olarak “bile” konuşabilirler.

Şiddetle ve ısrarla altını çizmekte fayda var ki Telegram, kimi örneklerini sıraladığımız zihin kontrol teknikleri arasında “müstakil” bir tekniktir. Salih Mirzabeyoğlu`nun haftalık olarak yayınlanan Baran Dergisi`nde kaleme aldığı "Ölüm Odası B-Yedi" adlı eserinde yer alan aşağıdaki ifade, bu hususun anlaşılması adına bizce son derece kıymetlidir:

– "Bizim TELEGRAM diye nitelediğimiz zihin kontrolünün, elektronik terapi, yahud hipnoz, veya farmakoloji (zihni etkileyen ilâç tedavisi veya ard niyetli uygulama) ile bir alâkası yok; onlar, ister karşılıklı konuşma, isterse kendi kendine konuşmayı sağlayıcı olsun, netice suskun kişinin düşüncesini alabilici bir usul değildir. TELEGRAM’la aralarında kurulan benzerlikler, ayniyete yorumlan(ma)sın."

Telegram teorisinden ilk defa söz eden kişi Tesla`dır. İdrakin duyu organları olmaksızın DA gerçekleşebileceğini ve manipüle edilebileceğini ortaya atmıştır. İnsan beyninin duyu organlarıyla olan alışverişi elektrikî dalgalar vesilesiyle gerçekleşmektedir. Sinir sistemi tıpkı kablolar gibi bu alışverişi sağlar. Elde edilen veri, hiss-i müşterek olarak adlandırılan ve mahalli beyinde olan noktaya gelir. Dışarıdan beynin ilgili odağı olan hiss-i müşterek mahalline yapılacak olan "baskın" yayın ile, sinirlerden gelen veri üzerine yeni veri veyahut sinirlerden gelen veriden tamamen farklı veriler DOĞRUDAN beyne iletilebilir.

Telegram cihazı tam da bu görevi –belki daha karmaşık bir yolla ve ilâve unsurlarla- ifa etmektedir. Varlığı ve tatbiki devletler arasında yapılan gizlilik anlaşmalarına tâbi olan bu cihazın, bugün teknolojinin vardığı noktada nasıl bir mekanizmayla çalıştığını anlamak oldukça güçtür. Neticede “devlet sırrı”dır ve “devletin özel birimleri” dışında umuma açık değildir. 1960`lı yıllardaki Telegram teknolojisinin ilk hâliyle alâkalı olarak yapılan açıklamalardan ve bu uygulamanın hedefi olan Salih Mirzabeyoğlu`nun ifade ettiklerinden yola çıkarak, bu cihazın kabaca tarihine bir bakalım.

CIA`İN KARA PROJELERİ

Bu bölümde, meselenin tarihî gelişimini hikâye etmeye devam çerçevesinde, çok kısa da olsa CIA`in zihin kontrolüyle alâkalı çalışmalarını sizlerle paylaşalım. Bugün internet ortamında küçük bir araştırma yapan herkesin temel muhtevasına ulaşabileceği ve hakkında asgarî 1,5 milyon adet rapor ve iç yazışma bulunan bu projeler, zihin kontrolü çalışmalarının tarihinden bellibaşlı ipuçları ihtiva ediyor.

Dünyanın hemen her köşesinde bellibaşlı ülkeler tarafından “zihin kontrolü” araştırma, deney ve uygulamaları yapılıyor olsa dahi, Türkiye’nin de üyesi olması hasebiyle bizi öncelikle NATO ülkelerindeki tatbikat ilgilendiriyor. Bugün Türkiye’deki tatbikatı anlamaksa, NATO’nun patronu ABD’de hayata geçirilen “zihin kontrolü” projelerini –kabaca da olsa- bilmekten geçiyor.

a) BLUEBIRD: CIA`in insan davranışlarını “kontrol” programlarının başlıca ateşleyicisi, Sovyetler, Çin ve Kuzey Kore`nin zihin kontrol teknikleriyle ilgili geliştirdikleri usûllerdi. CIA bu konudaki ilk programını 1950`de Roscoe Hillenkeether`in talimatıyla gerçekleştirerek, programa BLUEBIRD adını verdi. Daha sonra programa İngiltere ve Kanada`nın da katılımıyla, bu programın adı ARTICHOKE olarak değiştirildi.

b) MKULTRA: ARTICHOKE projesinin alt kolu olarak yürütülmüştür. Bu projeye muhtemelen 1966 yılında son verilmiştir. Bu programda, sorgulama tekniklerinin ötesine geçilerek, insan davranışlarının kontrol edilmesi amaçlanmış ve bu istikamette çalışmalar yapılmıştır. İstihbaratta Beyin Yıkama adıyla Türkçeye çevrilen Mind Controllers kitabının yazarı Dr. Armen Victorian`a CIA`den gönderilen mektublardan birinde, aynen şöyle denmektedir:

– “Teşkilatımızda, MKULTRA ve ilgili bazı diğer projeler altında, başta LSD olmak üzere hipnotizma ve uyuşturucu ilaç kullanımı gibi tekniklerle, davranış kontrolü alanında 1963`ten önce yapılan ve insanların kobay olarak kullanıldığı bir takım araştırmaların CIA tarafından desteklendiğini delilleriyle gösteren belgeler mevcuttur. Meselâ MKDELTA`nın görevi, MKULTRA materyallerinin ülke dışında kullanılmasıyla alâkalı hazırlanmış özel prosedürce belirlenmişti.”

MKULTRA projesi; altında 149 alt proje bulunan ve bunların da altında 33 alt proje daha bulunan bir üst başlıktı. Uyuşturucu ilaçlar, duyumda azaltma oluşturulması, dinî cemaatlerin yönlendirilmesi, elektromanyetik dalga deneyleri, psikolojik şartlandırma, psiko-cerrahi, beyin nakli ve daha başka pek çok araştırma alanı da MKULTRA çatısı altında toplanmıştı.

Yukarıda saydıklarımız, bugüne bugüne kadar ifşâ edilmiş birkaç önemli CIA projesinden sadece birkaçı. Mesele, “zihin kontrolü” tekniklerinin son dönemdeki zirvesi TELEGRAM’a gelip dayandığında, işin içine elektromanyetik silahlar, cihazlar ve bilgisayarlar da girecektir. Yalnız, eldeki teknoloji geliştikçe, bir kaç nesil eski olanın ifşa edildiği göz önünde bulundurulacak olursa, bugünkü imkânlarının ne olduğu ancak istihbarat servisleri tarafından bilinebilir.

EN TEMEL HAKKIN İHLÂLİ

İnsanın en temel hakkı “düşünmek”tir. Üstad Necib Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü isimli eserinde, “Genç adam, düşün! Evvelâ insanoğlunun düşünmekten büyük haysiyeti olmadığını düşün” dediği insan hayatında, “düşünme”ye müdahale edilmesi nasıl bir vahşettir, takdir ediniz. Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu 12 senedir tam da böyle bir işkencenin muhatabıdır.

28 Şubatçıların Müslüman Anadolu İnsanına karşı girişecekleri büyük kıyımı engelleyen, Batı`nın empoze ettiği hayat tarzına karşı İslâmî alternatifi, içtimaîyattan hukuka, müsbet ilimlerden sanata, edebiyattan hukuka kadar, zamanı İslâm`a değil, İslâm`ı zamana tatbik ederek örgüleştiren, Üstad Necib Fazıl tarafından "500 senedir beklenen mütefekkir namzedi" iltifatına mazhar olan ve hayatını bu iltifata layık olabilmekten başka hiçbir gaye tanımaksızın yaşayan Salih Mirzabeyoğlu`na yapılan Telegram işkencesinin arkasında kimler olduğunu herhâlde takdir edersiniz…

Son sözümüze gelince; bu işkence, bilinsin, bilenler bilmeyenlere bildirsin ve insanlık tarihinin en aşağılık işkence çeşidi olan Telegrama artık bir son verilsin. Devlete bağlı çeşitli kurum, kuruluş ve kişilerin iştiraki olmaksızın gerçekleştirilmesi mümkün olmayan Telegramın, bitirilmesini sağlayacak olan da yine devlettir. İsimlerinin bu aşağılık işkenceyle beraber anılarak tarihe geçmesini istemeyenlerin, bu meseleyi derhâl çözmeleri, işkenceyi ve işkenceciyi de teşhir etmeleri icab etmektedir. Telegram işkencesini yapan kadar susan da suçludur ve yapılan zulme ayniyle ortaktır.

NOT: Bahsimizi teferruatıyla ele almaya maalesef sayfa imkânları müsaade etmediğinden, Telegramla ilgili daha geniş bilgiye ulaşmak isteyen okuyucularımız şu internet sayfasını ziyaret edebilir:

http://yeniakademya.org/aktuel-76-telegram.html

Salih Mirzabeyoğlu’na Uygulanan Telegram İşkencesi’nde LSD Etkisi


TRT’de yayınlanan Büyük Takip Programı “istihbarat örgütleri’nin Zihin Kontrol Yöntemleri” konusunu irdelenmişti.

LSD ile halüsinasyon yaptırılarak işkencenin verimliliğinin arttığı tesbitinin yapıldığı programın videosuyla, zeytin’e sürülen halüsinojen madde ile ‘zeytin yedikten sonra’ görünen halüsinasyon’u yaşayanın KALEMİNDEN birlikte sunuyoruz…

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’na halüsinojenle birlikte yoğunlaştırılarak uygulanan TELEGRAM işkencesi Ölüm Odası’nda şöyle geçiyor:

.
“ELEKTROMANYETİK HAVUZ” DEDİĞİM*
.
Son gördüğüm halüsinasyon da, kantinden aldığım ve epeydir açık zeytinleri yedikten sonra olmuştu. Deneme yapmaya karar verdim ve buzdolabını açıp, plastik ambalajı içindeki zeytinlere uzanıyordum ki, açık kısmının bir bölümünde matlaşmış olmalarına mukabil, diğer kısımda zeytinlerin yağ dökülmüş gibi ve pırıl pırıl olduklarını gördüm. Evet; yine ben yokken koğuşa girmişlerdi. Bir parça ekmekle 5-6 zeytin tanesini ağzıma attım; ve yutmamdan, 5-6 metre ötedeki bahçe kapısına gidene kadar, tesiri hissettim. Bahçeye çıkmaksızın bir sigara yaktım ve o ânda karşı duvarda, açık arabalara binmiş geçen silâhlı askerleri silüet hâlinde gördüm. Sonra, deforme insan suratları falan filân. Duvarda, başkasının alelâde olarak göreceği tabiî veya kasden atılmış çizgilere, hayâlim kolayından suret giydiriyordu; ama benim irade ve isteğimle değil. Şuurlu bir şekilde, etkilenmeden öyle seyrettim. Birkaç dakika sürdü.

Bahçeye adım atmıştım ki, şöyle bir durum: Yarı belinize kadar denize girdiğinizi düşünün. Dalganın gelişi ve çekilişi boyunca, siz de ritmik bir şekilde öne arkaya salıncaklanıyorsunuz. Gözünüzü yumun. Gözünüz yumulu da olsa, denizde olduğunuzu yaşıyorsunuz ve tahayyülden fazla, denizi görüyorsunuz. Şu ânda oturduğunuz yerde gözünüzü yumun; çevreden sizde ne var? İşte öyle. Fakat benim anlatmak istediğim, bu hâlden fazla ve şuur kaybı olmadığı için gerçekten eksik bir görüş. Evet; bahçeye adımımı atar atmaz, dalgalı bir suya girdim. Suyun geliş gidiş ritmi içinde, bir-iki adım öne, bir-iki adım geriye, salınıyorum. Burası, bahçe olduğunu bildiğim için havuz diyorum, ama yaşadığım, deniz… Bu sırada yan bahçeden, yanımda konuşan birinin ses tonunda, –tabiî ve çıplak ses–, orada oturan birinin yanına, koğuşa dışarıdan yeni girmiş gibi biri:

— “Ooo! Merhaba. Ne yapıyorsun yahu sen burada!”
— “İyilik yahu, ne olsun! Balık tutacağım. Balığı havuza çekmeye çalışıyorum!”
— “Daha girmedi mi?”
— “Biraz önce başladım; girdi ama, çabuk çıkıyor!”

Ben, müthiş bir şaşkınlıkla, havuzdan koğuşa çıkmıştım; yani o balık benim! İrademin ellerine geçtiğini, iyice oyuncak olmaya başladığımı düşünüyorum. En fenası, korku ki, Gayya kuyusuna gittiniz demektir. Belki onların zihne aşılaması, bilmem, –zaten bütün sıkıntı, bunu kestirememek!–, merak ve endişe karışımı içinde, yeniden havuza giriyorum… İkinci gelen:

— “Girdi!”
— “Mücadele etmeye kararlı…”

Beni dolmuşa getirmek için, ufaktan pohpohluyor. Yaklaşık bir dakika kadar, yükselince göğsüme, çekilince belime gelen o dalgalı havuzda, neyin ne olduğunu anlamak için kalıyorum. Fakat beni istilâ etmeye başlayan ürküntü ve büsbütün teslim alınıyorum hissi ile, şuurlu bir muvazene ve telâşsızlık içinde, kıyıya çıkıyorum. Kıyı? Koğuş kapısından içeri!

— “Bu kaçtı yahu! Yuh ulan sana!”
— “Tüh, Allah kahretsin! O kadar uğraştık, boşa gitti!”
.
*Salih Mirzabeyoğlu, Ölüm Odası B-Yedi.

http://www.furkanhaber.com/elektromanyetik-havuz-dedigim/

AKADEMYA GRUBUNDAN TELEGRAM MAĞDURU SALİH MİRZABEYOĞLU’NUN TRAJİK HİKAYESİ


AKADEMYA GRUBUNDAN TELEGRAM MADURU SALH MRZABEYOLU’NUN TRAJK HKAYES.pdf

Telegram Bir “Komplo Teorisi” Değildir!


Gülçin Şenel

Telegram kavramıyla daha yeni tanışan yahud Telegramı daha yeni araştırmaya başlayanlarda, kendilerinin henüz bilmediğini sanki tüm devlet görevlileri, tüm hükümet yetkilileri, tüm akademisyenler yahud tüm araştırmacıların da bilmediği tarzında bir "vehim" doğduğuna şâhid oluyoruz bazen. En ufak bir araştırmaya yanaşmadan ve bu konudaki literatürün üçbeş sayfasını bile çevirmeden ahkâm kesenleri ise zaten dikkate ve ciddiye almıyoruz.

Sonuçta, böyle bir "Telegramdan habersizlik", İLGİLİ kişi ve kurumlar arasında YOKTUR. Telegram bahsi yahud istihbaratta dünden bugüne kullanılan psikolojik, farmakolojik, narkotik, hipnotik, elektromanyetik ve benzeri zihin-beden kontrolü ve yönlendirmesi hâdisesi, "istihbarat" teknik ve teknolojileriyle ilgilenen HERKES için neredeyse alelâde bir bilgidir ve devlet sırrı veya millî güvenlik örtüsü altında saklanmaya çalışılsa da, dünyada 50 yıldır oldukça iyi bilinen bir konudur.

Problem daha çok, birçok ülkede "bilenler"in devlet sırrı veya devletçe mimlenme kaygısıyla konuşmaktan ürkmesi, sorulunca lafı dolandırma ve çok eski bilgileri veya demode uygulamaları paylaşma zorunluluğu hissetmesi, maalesef kimilerinin de milleti aptal yerine koyucu bir tarzda "yok böyle bir şey!" manipülasyonunu tercih etmesidir.

Oysa Türkçede bile bu konuya temas eden yayınlanmış birçok kitab vardır ki, bunların bellibaşlı 20’sine, BARAN dergisinde geçen hafta ve önceki hafta yayınlanan ve aşağıda –önemine binâen- tekrar listelediğimiz "Türkçedeki Zihin Kontrolü ve Telegram Kitabları" yazımızda yer vermiştik.

İngilizce bilenlerin ulaştığı yahud ulaşabileceği İngilizce kaynaklara gelince; gerek bilgi, gerek belge, gerek belgesel, gerek video, gerek sesli materyal, gerek şâhidlik ve gerekse makale veya kitab olarak, yüzbinlerce sayfadan ve yüzlerce saatten fazladır bunlar. Amerikan ve Rus “zihin kontrolü projeleri” üzerine resmî devlet belgelerinden bu konudaki akademik makalelere, askerî literatürdeki “yönlendirilen enerji silâhları” yahud “öldürücü olmayan(!) elektromanyetik silâhlar”ın özelliklerinden bu mevcud silâhların tanıtım videolarına kadar, saymakla bitmez verinin bulunduğu bir sahadır Telegram. Bir diğer ifâdeyle Telegram, mevcudiyeti anlamında ne “kimsenin bilmediği” bir sır, ne “kesinlikle anlatılamaz” bir muamma, ne “yalnızca üçbeş istihbaratçının bildiği” bir teknik ve teknoloji, ne de akıllarının almadığına “komplo teorisi” damgası vuran avam taifesinin zannettiği gibi “uçuk” bir bilimkurgu masalıdır. Sözün özü, Telegram’dan haberi olmayanlar, devlet veya ilgili birimleri, aynı şekilde istihbarat görevlileri veya araştırmacıları değil, maalesef ve özellikle BİZLERİZ!

“Türkçede” gördüklerimiz ve okuduklarımız ise, İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun –başta “ÖLÜM ODASI – B-YEDİ” olmak üzere- eserlerinin dünya çapındaki biricikliğini saymazsak, "ummandan bir katre"den ibarettir ve bu anlamda "bir fikir verme" ve elden geldiğince kamuoyunu aydınlatma amacına matuf sayılmalıdır. Ne var ki listelediğimiz eserler de çoğu bilinmiyor yahud okunmuyor ve kültür emperyalizminin kitlelerde pekiştirdiği “okuma ve araştırma tembelliği” bu bahiste de karşımıza çıkıyor. Bunun tabiî neticesi olarak, Telegram’ın tümden cahili olmaktan belki çok da aşağı kalmayacak biçimde birkaç zayıf cümleden ibaret bir Telegram âşinâlığı ile yetinmek dolayısıyla, bu hayatî meseleyi kamuoyuna gereğince aksettirememe tehlikesi gündeme geliyor. Şu hâlde en büyük vazife, Telegram’ı üstünkörü bilmekle yetinemeyeceklere, yâni bilmeyenlere bildirme borcunda olan BİZLERE düşüyor.

Bilvesile, inşallah Batıda çok sayıda örneği bulunan "zihin kontrolü" araştırma grubları, kurumları ve enformasyon siteleri, Türkiye`de de çok kısa zamanda faaliyete geçer; bundan sonraki savaşların merkezî silâhı olacağı otoritelerce öne çıkarılan "Telegram" teknik ve teknolojisi üzerinde çok daha fazla sayıda araştırmacı, akademisyen ve gazeteci ciddiyetle durur.

Bundan sonraki yazılarımızda da Telegram’ın muhtelif yön ve özelliklerini tanıtıcı olmaya çalışacağız. Elbette gücümüz yettiği ve dilimiz döndüğünce. Ama bitirmeden önce, Jacques Bergier’in “Gizli Parapsikoloji Savaşı” adlı eserini de ilâve etmiş olarak, listemizi bir bütün olarak tekrar paylaşalım:

1) ÖLÜM ODASI “B-Yedi”, Salih Mirzabeyoğlu.

2) TELEGRAM "Zihin Kontrolü", Salih Mirzabeyoğlu, İBDA Yayınları, İstanbul 2003.

3) BENİ YAVAŞÇA ÖLDÜREN İŞKENCE “Telegram” (Zihin Kontrolü Kurbanı Bir Devlet Adamının Tüyler Ürpertici Hikâyesi), Tek Nath Rizal, Trc: Yusuf Pazar, Tahkim Yayınları, İstanbul 2012.

4) İNSAN ZİHNİNİ KONTROL ETMEK “Duygular ve Davranışlar Kontrol Edilebilir mi?”, Dr. Nick Begich, Yakamoz Yayınları, Trc: Merve Duygun, İstanbul 2011.

5) PARAPSİKOLOJİK SAVAŞ, Sheila Ostrander – Lynn Schroeder, Q Matris Yayınları, Trc: Mustafa Başkaya, İstanbul 2003.

6) İSTİHBARAT OYUNLARI “Entrikaların Karanlık Orduları”, Gültekin Avcı, Birey Yayınları, İstanbul 2007.

7) ZİHİN KONTROLÜ “İnsan Beynini Kontrol Altına Alma Yöntemleri”, Ömer Özkaya, Paradoks Yayınları, İstanbul 2011.

8) İSTİHBARATTA BEYİN YIKAMA “Beyin Kontrolü”, Dr. Armen Victorian, Timaş Yayınları, Trc: Mustafa Mencütekin, İstanbul 2001.

9) BAYKUŞ İMPARATORLUĞU “Bir CIA Zihin Kontrolü Kölesinin Gerçek Yaşam Öyküsü”, Mark Philips – Cathy O`Brien, Aykırı Yayınları, Trc: Uğur Alkapar, İstanbul 2002.

10) PSİKOLOJİK SAVAŞ “Gri Propaganda”, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Timaş Yayınları, İstanbul 2012.

11) AMERİKAN DERİN DEVLETİ VE BEYİN YIKAMA OPERASYONLARI, Jim Keith, Trc: Sibel San, Nokta Yayınları, İstanbul 2006.

12) CIA`DEN MEDYA`YA KİTLELERİN KONTROLÜ, Jim Keith, Trc: Sibel San, Nokta Yayınları, İstanbul 2005.

13) İSTİHBARAT SERVİSLERİNDE BEYİN YIKAMA OPERASYONLARI, Erdal Şimşek, Kum Saati Yayınları, İstanbul 2005.

14) ELEKTRONİK HARP VE SİNYAL SAVAŞLARI, Bülent Keskin, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2008.

15) 13 ŞEYTANİ KAN BAĞI "İlluminati Hanedanlığı", Robin De Ruiter, Selis Yayınları, Trc: Naime Erkovan, İstanbul 2005.

16) CEP TEHLİKESİ, Prof. Dr. Selim Şeker, Hayy Kitap, İstanbul 2010.

17) KÜRESEL SERMAYENİN TAPINAĞI BOHEMİAN CLUB, Talat Turhan – Faik Kurtulan, İleri Yayınları, İstanbul 2006.

18) İSTİHBARAT VE İSTİHBARATÇI, Prof. Dr. Nurullah Aydın, Paraf Yayınları, İstanbul 2011.

19) İŞGAL ÖRGÜTLERİ “CIA, NATO, AB”, Erol Bilbilik, 2 Basım, Asya Şafak Yayınları, İstanbul 2008.

20) GİZLİ PARAPSİKOLOJİ SAVAŞI, Jacques Bergier, Trc: Ergün Arıkdal, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1981.

21) AKADEMYA KİTAB-DERGİ, II. Dönem, 1, 2 ve 3. sayılar.

Salih Mirzabeyoğlu’na Zihin Kontrolü Seanslarında LSD-HALÜSİNOJEN uygulaması


Adalet Bakanı neden susuyor


Mirzabeyoglu Telegram

İBDA-C lideri olduğu gerekçesiyle hüküm giyen ve 14 yıldır cezaevinde bulunan Salih Mirzabeyoğlu, 12 yıldır işkence altında tutulduğunu iddia ediyor. "Telegram" adını verdiği zihin kontrol operasyonuna maruz akaldığını söyleyen Mirzabeyoğlu, kendisine işkence yapanların bu yolla zihnine girdiğini söylüyor.

Yeni Şafak gazetesine namaz kılarken bile kulağına küfürlü sözlerin geldiğini söyleyen Mirzabeyoğlu "Kur’an okurken özellikle bazı harfler üzerine geldiğimde adeta şok uyguluyorlar" dedi. Halen Bolu F tipi Cezaevi’nde bulunan Mirzabeyoğlu, işkencenin burada da devam ettiğini gazeteye söyledi.

İşkencenin bir insanlık suçu olduğu tartışılmaz. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, işkence iddiaları konusunda sessiz. Salih Mirzabeyoğlu’na zihin kontrolü yöntemiyle

işkence ediliyor mu? Kamuoyu bu sorunun yanıtını bekliyor.

Odatv.com

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: