Etiket arşivi: TERÖR

MİLLETVEKİLİ ÜLKESİNE TERÖR İHRAÇ EDEN İRAN’A SERT ÇIKTI


İRAN ANALİZ / El-Irakiyye grubundan milletvekili Ahmed el-Alvani yaptığı açıklamasında sözde terörle mücadele konferansına katılmak için Bağdat’a gelecek olan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecat’ın ziyaretine sert bir dille karşı çıktı. Tahran’ı Irak’a ölüm, silah, bomba ve uyuşturucu ihraç etmekle suçlayan milletvekili Necat’ın ziyaretini “alaycı çığırtkanlık” adımı şeklinde değerlendirdi.

Allavi liderliğindeki el-Irakiyye grubundan milletvekili olan Ahmet el-Alvani yaptığı konuşmasında sözde terörle mücadele konulu konferansa katılmak üzere Bağdat’a gelecek Ahmedinecat’ın ziyaretini protesto eden milyonlarca Iraklının duygularına tercüman oldu.

Konuşmasında milletvekili Alvani: “Terörle suçlanan İran’ın katılacağı bir konferans düzenlemek yerine gelecek terörle mücadele konferansını İran’da düzenleyin.” diyerek “Yani Irak’a ölüm ihraç eden, susturucu silahları, patlayıcı bombaları ve ekstazi uyuşturucularını gönderen bir İran’ın terörle mücadele konferansına katılması akıl işi mi?” şeklinde bir soru sordu.

İran’ın ülkesindeki karanlık ve çetrefilli komplolarını, plan ve projelerini ifşa edip üzerine giden bir milletvekili olarak öne çıkan Alvani konuşmasını sürdürerek: “İran, bölgeyi tahakkümü altına alma girişimi olarak bu konferansı planlamaktadır. Yine bu konferans aracılığıyla civar ülkelerden bazılarıyla irtibat içinde liderliğindeki mezhepçi yapıları tesis etmek istemektedir.” şeklinde konuştu.

İran’ın planlayıcısı veya destek verdiği diğer birçok konferansta olduğu gibi bunun da yine kendisine hizmet edecek şekilde tasarlandığını ortaya çıkartan Alvani: “Konferansta örneğin Irak meselesiyle alakası olmayan Pakistan ve Afganistan gibi ülkeler bulunuyor.” diyerek bunun arkaplanını gözler önüne serdi.

Öte yandan konuyla ilgili konuşan fanatik Şii siyasi Baha el-Araci sözde terörle mücadele konferansı düzenlemenin zaruri olduğunu öne sürdü. Gözlemciler ise Mukteda Sadr grubunun önde gelen isimlerinden el-Araci’nin temsilcisi olduğu Mehdi Ordusu ve diğer Şii milis yapılanmalarının ülkedeki terörist faaliyetlerin merkezinde yer aldığına dikkat çekiyor. Sünni kökenli milyonlarca Iraklının tehcir ettirilmesi ve on binlercesinin öldürülmesinde inanılmaz terörist eylemler düzenleyen bu örgütlerin temsilcileri şimdi Maliki liderliğinde Irak hükümetinin çoğunluğunu oluşturuyor.

Mezkur konferansın ilkine 2011 Temmuz ayında Tahran ev sahipliği yapmış, iddialara göre 60′tan fazla ülke ve kuruluştan temsilci katılmıştı.

PKK SEMPATİZANI SİTE SEROKATİ’DEN TERÖR ÜZERİNE BİR YAZI


‘Mesele Esir Düşmekte değil Teslim Olmamakta Bütün Mesele

Veysi SARISÖZEN

Esir edildiği ve HPG’li olduğu iddia edilen bir resim AKP medyasında yayınlandı. Elleri arkadan bağlanmış esire, üniformalı bir adam, “yemek” değil, bir lokma ekmek uzatmış.

Belli ki, o kişi silahsızlandırılmış. Etrafında yığınla asker. Savaş esirlerinin haklarını düzenleyen Cenevre Konvansiyonu, esirlerin aç bırakılamayacağını hükme bağlamış. Aynı zamanda esire işkence yapmayı da yasaklamış. Demek ki, aç bırakılan bir esirin ellerini arkasından kelepçelemek ve onun ağzına ekmek tıkıştırmak Cenevre Konvansiyonu’na göre esiri aşağılamak ve ona, maddi, manevi işkence yapmak anlamına geliyor.

HPG, bugüne kadar pek çok askeri esir aldı. Aralarında rütbeliler de vardı. Bunlardan hiçbirine, onları aşağılayacak, manen ve maddeten acı verecek hiçbir muamele yapılmadığı bizzat bu esirler tarafından dile getirildi. Şimdiye kadar hiçbirinin yukarda sözü edilene benzer bir görüntüsü HPG tarafından yayınlanmadı.

Resim bize yabancı değil. İkinci Dünya Savaşı’nda bildiğiniz gibi, ordular karşılıklı olarak birbirlerinden yüzbinleri aşan sayılarda esir aldılar. O esirler onbinlik gruplar halinde karşılıklı olarak görüntülendi. O görüntülerde hem Sovyet esir askerlerinin, hem de Nazi esir askerlerinin feci durumları, savaşın yarattığı çöküntü dile geldi. Ancak, Hitler Almanyası bu görüntülerle yetinmedi. O dönemin tarihini inceleyenler, tel örgülerle çevrilmiş esir kampında, Alman SS askerlerinin esir Sovyet askerlerine tel örgülerin gerisinden ekmek attıklarını gösteren propaganda filmlerini iyi bilirler. Aç bırakılan Sovyet askerleri bu ekmekleri alabilmek için birbirlerini çiğnemektedirler. Naziler böylece, iradesi kırılmış, açlıkla insanlığı kaybettirilmiş Kızılordu askerlerini akılları sıra aşağıladıklarını sandılar. Ama ben size bir öykü anlatayım. Yaşanmış bir öykü:

Olay Buchenwald Toplama Kampı’nda geçer. Kampta Sovyet esirlerinin yanı sıra, diğer milletlerden anti faşistler ve Yahudiler toplanmıştır. Aralarında Almanya Komünist Partisi Genel Sekreteri Ernst Thelmann da vardır. İşte bu kampa günün birinde bir Yahudi esir, tahta bavul içinde gizlice bir çocuk getirir. Olaylar bu çocuğun etrafında gelişir. Kampın enternasyonal direniş komitesi çocuğu Nazilerden ve ajanlardan saklamak için her şeyi yapar. O arada Ernst Thelmann kurşuna dizilir. Ve uluslararası direniş komitesi kampta biner, biner yapılan kitlesel katliamlara karşı ayaklanma kararı alır. Ve Buchenwald kampı 1945 yılının baharında ayaklanır. Kendi kendini kurtarır. O kampta Nazileri dize getirenler, işte ilk esir düştüklerinde Nazilerin attığı ekmekleri kapabilmek için birbirini çiğneyen açlıktan benliğini yitirmiş Kızılordu askerleridir.

Nazi propagandası insanın “en zayıf anlarını” görselleştirerek, toplumu terörize etmeyi en etkili yöntem saymıştır. Örneğin, sözünü ettiğimiz toplama kamplarının gaz odalarında insanlık dışı deneylerle “tabii seleksiyonun” Nazi tarzı “kanıtlama” seansları düzenlemişlerdir. Gaz odasına, genç ve güçlü kadın ve erkeklerin yanı sıra, yaşlıları ve çocukları bir arada koymuşlar ve gaz verilirken onları izlemişlerdir: Yukardan fışkırtılan, ancak havadan ağır olan gaz aşağıdan yukarıya doğru yükselirken, can havliyle nasıl en altta çocukların kaldığını, onları yaşlıların, sonra kadınların izlediğini, nefes alabilmek için erkeklerin nasıl herkesi ezip en üste çıktığını, bunun da “güçlü olan ayakta kalır” faşist tezinin ispatı gibi propaganda edildiğini anlatan sayısız belge vardır.

AKP medyası işte bu Nazi propaganda yöntemini benimsemiştir. En iğrenç yalanlar ortaya atan da bu medyadır. Geçtiğimiz gün, AKP yanlısı bir medya “Esed askrerleri esir mulahifleri kurşuna dizdi” diye resimli bir haber yayınladı. Dün ise Radikal gazetesi bu resimde kurşuna dizenlerin Türkiye tarafından desteklenen “muhalifler” olduğunu, kurşuna dizilenlerin ise Esad hükümetine bağlı askerler olduğunu Batı medyasına dayanarak gösterdi.

İnsanlık dışı propaganda, yıllardan beri AKP’yi desteklemek için atmadığı takla kalmayan medya mensupları tarafından bile artık tiksintiyle karşılanıyor. Örneğin, AKP hükümetinin “tetikçisi” Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz dünkü yazısında, yukarda sözünü ettiğim resimle ilgili şöyle yazdı:

“İhlas Haber Ajansı’nın servis ettiği, dün bazı gazetelerde yer alan fotoğraf olayı… Bence ‘cinsel olmayan müstehcene’ verilecek iyi bir örnektir.”

Ancak görüntüyü medyaya dağıtmak… Medyanın da bunu ‘İnsanlık dersi’ ya da ‘İşte vicdan’ gibi başlıklarla okurlarına sunması müstehcen bir davranış değildir de nedir?

Buradaki ahlaki sorunu anlayamayanlar; tersini düşünsün. Ya esir alınıp beslenen bir Mehmetçik olsaydı?”

Evet! AKP hükümetinin “tetikçisi” gazetenin köşe yazarı bile AKP medyasının Nazilerden ödünç aldığı bu insanlık dışı propagandaya isyan etmiş…

“Ya esir alınıp beslenen bir Mehmetçik olsaydı” diye soruyor.

Olmazdı. Ne İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler ve Müttefikler Nazi ordusu mensuplarını böyle aşağıladılar; ne de otuz yıldır süren TSK-HPG savaşında Kürtler böyle bir yol izlediler.

Resimde görüntülenen kimdir bilmiyorum. Ama şu anda o “esir” düşenler, Nazım’ın dizelerini haklı çıkaran insanüstü bir “irade” savaşı içindeler. O esirler, kendilerine uzatılan ekmeğe “teslim” olmadıklarını, otuz günü aşan bir “ölümüne açlık greviyle” Nazi taslaklarına gösteriyorlar. Evet, “esir düşmek” değil, “teslim olmamak bütün mesele”…

DOSYA / ESED’İN LÜBNAN TERÖR STRATEJİSİNE CİDDİ DARBE


miselsimahe.jpg?w=128&h=91

İRAN ANALİZ / Bu dosya şiddetli patlayıcılar, bombalar ve Sünni bölgelerini hedef alacak terör eylemleriyle suçüstü yakalanan Lübnanlı eski bakan Hristiyan Mişel Simahe’nin tutuklanması özelinde Lübnan’daki Esed ile müttefiklerinin terör eylemleri, mezhepçi kartı ve yürüttükleri siyasetin boyutlarını ele almaktadır. Esed rejiminin varlığını sürdürmesinde dominant bir rol oynayan Hizbullah ve çeşitli müttefik oluşumlarıyla Lübnan’ın ne denli önemli bir kart olduğu bu dosyada irdelenmektedir. Çok uzun süre iç savaşlarla boğuşan ülkede bombalı saldırılar, suikastlar, cinayetler ve iç karışıklığın önemli bir etmeni olan Esed iktidarı ilk defa bu kadar açık bir şekilde suçüstü yakalandı. General Ali Memlük’ün de karıştığı bombalı terör eyleminin arka planı, aktörleri, Hizbin rolü ve Lübnan sahasında yansımaları geniş kapsamlı olarak bu dosyada okuyucularla paylaşılmaktadır.

ESED REJİMİ: BÖLGEYE VE DÜNYAYA TERÖR İHRACI TEHDİDİ

30 Ekim 2011 tarihinde Beşşar Esed İngiliz Sunday Telegraph gazetesine konuşmuş, Ortadoğu’nun tamamının yakılacağı bir depremle karşı karşıya kalacağı yönünde tehditlerde bulunmuştu. Eğer Suriye’ye yönelik bir müdahale veya saldırı olursa bu yönde bir tehdit savuran Esed rejiminin müftüsü Ahmet Hassun da Avrupanın başkentlerinde canlı bombalarla intihar saldırıları yaşanacağı yönünde tehditler savurmuştu. Bunu bombalı saldırılarla Suriye içinde, sonrasında PKK ile Türkiye’de ve son olarak Lübnan’da tüm dünya gördü. En son olarak sıkı bir Esed müttefiki olan Lübnanlı eski bakan Mişal Simahe tonlarca bombayla, terör eylem planlarıyla suçüstü yakalandı. Olayın arkasında Esed rejiminin, Hizbullah ve uzantılarının yer alması durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.

eseddailytelegraf.jpg?w=540

Türkiye’nin devrimle birlikte Esed rejiminin mezhepçi-ideolojik ittifak halkalarını halen anlamadığı; olayı çok basit bir şekilde değerlendirdiği ve mezhep kartını hafife alarak yürüttüğü ciddi stratejik hatasını halen sürdürdüğü görülmektedir. Bu dosya tam da bu noktada Suriye devriminin özellikle Şii mezhepçi yapının mahiyetini, güçler dengesini, ittifak halkalarını, stratejik ilişkiler ağını ve konjonktürel dalgalanmalardan etkilenmeyen sabitelerini nasıl ortaya çıkardığını; gerçekte Türkiye başta olmak üzere İslam dünyası için nasıl ciddi bir tehdit unsuru olduğunu ortaya koymaktadır.

Ortadoğu’yu ateşe vereceği tehdidini savuran Esed rejiminin böylesi bir gücü olmadığı, bunun reelde İran ile gerçek bir anlam taşıdığı gelinen aşamada açıkça anlaşılmaktadır. Zira başkentini dahi koruyamayan, her gün generalleri, üst düzey komutanları ve yetkilileri ayrılan, ülke genelinde hakimiyetini kaybetmiş ve tamamen halkını karşısına almış bir Esed diktasının böylesi bir büyük tehdidi realize etmesinin imkanı olmadığı bilinmektedir. Peki bölgeyi Esed nasıl ateşe verecektir? İşte bu sorunun cevabı yukarıda işaret edilen Şii mezhepçi ittifak halkaları ve Tahran merkezli Safavi-Şii stratejik aklında gizli.

Lübnan’da Hizbullah ve diğer oluşumlar, Irak’ta Maliki hükümeti ve on binlerce teröristten müteşekkil Şii milis örgütler, Türkiye’de PKK ve aşırı örgütler ve Ortadoğu’da el-Kaide dahil çeşitli örgütler gibi İran rejiminin direk-dolaylı destek verdiği oluşumlar dikkate alınmaksızın Esed rejiminin tehditlerinin ne anlama geldiği anlaşılamaz.

LÜBNAN’DA ESED İŞGALİ: İÇ SAVAŞ, YIKIM, TERÖR VE SUİKASTLAR

Lübnan; Esed rejimi için stratejik bir derinlik ve nüfuz alanı olmasının yanı sıra 1975’ten 2005 yılına kadar bölgenin istikrarsızlaştırılmasında, diğer ülkelerle ilişkilerinde önemli bir bir tehdit unsuru / pazarlık aracı olarak kullanılmasında en ciddi kozlardan bir tanesiydi. Ancak Refik Hariri suikastı ile birlikte olayın işleniş tarzı, kullanılan malzeme, konjonktür ve Esed rejiminin karakteri faillerin Suriye’de olduğunu işaret etmekteydi. Şiddetli baskılar nedeniyle 30 yıl boyunca işgalci konumunda bulunduğu Lübnan’dan Esed güçleri çekilmek zorunda kaldı. Yine de uzun bir süre yer aldığı ülkede kendisine bağlı Alevi para-militer güçler, sosyalist-Baasçı bazı oluşumlar, istihbarat unsurlarının kontrolündeki çeşitli terör hücreleri ve Hizbullah gibi yapılar Lübnan’da Esed rejiminin varlığını bir şekilde devam ettirdi. Tam 30 yıl boyunca ülkedeki mezhep, ırk ve din temelli çatışmaların en büyük tetikleyici, çatışmaların derinleşmesinde başat rol oynaması hasebiyle Esed’in gidişi Lübnan’a ciddi bir nefes aldırdı. Aynı zamanda yüzbinlerce Filistinlinin yaşadığı Lübnan’daki Filistin mülteci kamplarına yönelik çok sayıda katliama direk veya dolaylı olarak müdahil olan Esed rejimi on binlerce Filistinlinin ölümünden sorumlu tutulmaktaydı.

lubnandasuriyeaskeri.jpg?w=540

Foto: Lübnandaki Suriye işgal askeri

Tüm bunlara meşhur Dürzi lider Kemal Canbolat’ın öldürülmesi gibi çeşitli kesimlere ait yüzlerce önde gelen siyasi, din adamı, gazeteci, aktivist, yazar, alim, direnişçi ve düşünürün öldürüldüğü suikastları da eklemek gerekiyor. Canbolat’ın da öldürülen yüzlerce kişinin de Lübnan’ın iç karışıklığının devam etmesinde önemli farklı etnik, dini ve mezhebi grupları temsil edenler olduğu gerçeğini en iyi muhaberat bilmekteydi.

kemalcanbolatolu.jpg?w=540

Foto: Suikastla öldürülen Dürzi lider Canbolat ve arkadaşların cenazesi.

2 Eylül 2004 tarihli 1559 rakamlı kararı mucibince Suriye’nin ülkedeki tüm silahlı unsurlarını çıkarması ve Hizbullah gibi milis örgütlerin dağıtılması istenmişti. Ancak iç savaşın en önemli amillerinden birisi olan Esed işgali uzatmalı olarak bir yıl daha sürdü, ülkenin başbakanı Hariri eşi benzeri nerdeyse görülmemiş şiddette patlayıcının kullanıldığı bir suikastla öldürüldü.

refikharirisuikast.jpg?w=540

Foto: Refik Hariri Suikastı

Saldırının akabinde Hizbullah ve müttefikleri hemen Siyonistleri ve dış güçleri suçlarken, Haririnin oğlu, akrabaları ve siyasi grupları fail olarak Esed rejimini gösterdi. İyice köşeye sıkışan rejim, işgalin resmen son erdiği 2005 yılına kadar tıpkı Hariri gibi Lübnan’da öne çıkan muhalif olarak addedilen tüm aktörlere yönelik suikast, bombalı saldırılar, şiddetli patlamalar, kaçırmalar, baskınlar ve terör hücreleri gibi gelişmelerin büyük çoğunluğunun arkasında olmakla suçlandı.

Darbe ile iktidara geldiği 1970’den 2012 yılı Ağustos ayına kadar Esed rejimin teröre başvurarak kanlı bir şekilde yürüttüğü anlayış hız kesmeksizin sürüyor. Rejim 1982 Hama katliamındaki argümanların ve 70’lerin retoriğini hiç değiştirmeden demode olsa bilse kullanmaktadır. Bir yandan Sünni, Vahhabi, Tekfirci, İhvancı diyerek şeytanlaştırıp hedef aldığı Suriyeliler başta İslam alemi ile mücadele eden, katliamları sürdüren Nusayri-Baas rejimi öte yandan batı dünyasına da zeytin dalı uzatarak ortak noktaları bulunduğu, düşmanın aynı olduğu mesajını vermektedir. Yine sözde Suriye’deki Hristiyanlar gibi azınlıkların da hamisi olduğunu iddia etmekte; rejimin düşmesi durumunda bunların tehlikede olacağı gibi Batı’nın pek de yutmadığı bir iddiayı dile getirmektedir. Aynı iddianın 82 yılı dahil şimdi İran rejimi, uzantısı Hizbullah ve Türkiye’deki İran&Şii lobisi tarafından çeşnilendirilerek kullandığı da gözlerden kaçmamaktadır.

ESED REJİMİNE DESTEK HALKASININ İLK ZİNCİRİ: LÜBNAN

Yukarıda işaret edilen karakteriyle temeyyüz eden Esed rejiminin Lübnan’daki sabıkalı geçmişi Suriye devrimi ile yeniden hortladı. İçeride çok ciddi kan kaybına uğrayan Esed diktasının savunulması, rejim retoriğinin İslam alemi ve dünya kamuoyuna pompalanması, gelişmelerin çarpıtılması için imdada İran’ın yanı sıra en yoğun ve ciddi şekilde Lübnan yetişti. Lübnan; yani Hizb ile Esed rejiminin uzantısı, fonladığı oluşumlar, gazeteciler, siyasiler ve kişiler. Buna en iyi örnek el Cezire, BBC, El Arabiye gibi çok izlenen uluslararası kanallarda Suriye ile ilgili herhangi bir programda Esed’i savunanların nerdeyse tamamının Lübnanlı mezkur kesimlerden olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Çünkü rejimi savunacak, yüzü eskimemiş ve açıkça taraf olmayan çok fazla eleman kalmadı! Medyaya çıkanların sıfatının gazeteci, yazar, araştırmacı, analist gibi tamlamalar kullanması ve Lübnanlı olması Esed rejimini açıkça desteklemelerine rağmen kamuoyunda farklı imaj oluşturmaya matuf bir taktik olarak kullanıldı/kullanılıyor.

Esed destek hattının yüzde yüz Hizbullah ve İran ile işbirliği içinde hareket ettiği, Sünni Dünyasını ve en başta Türkiye’yi hedef aldıkları gerçeğini vurgulayarak altını çizmek gerekiyor. Örneğin Tevhid Partisi lideri Dürzi Viam Vahhab bu anlamda en öne çıkan isimlerden birisi. El Cedid kanalına çıkıp yaptığı konuşmasında Recep Tayyip Erdoğan’a ve Türkiye’ye inanılmaz hakaret ve tehditler savurmuştu. Eğer bir karış bile Suriye toprakları işgal edilirse Tahran-Beyrut ve Şam ekseninde kararın verildiğini ve 100.000 füzenin fırlatılmaya hazır olduğunu söylemekteydi. Video için .

Türkiye’yi tehdit eden bu şahsın sıradan biri olmadığını, İran-Hizb-Esed hattında çalıştığını küçük bir araştırma ortaya koymaktadır. Tıpkı diğer unsurlarda olduğu gibi Viam Vahhab da yoğun bir şekilde çalışmaktadır.

viamvehhabmenar.jpg?w=540

Sürekli Sünnilere, Türkiye’ye ve Suriye direnişine/devrimine hakaretler edilen, kara propapaganda kanalı el-Menar kanalında.

viamvehhabkasimi.jpg?w=540

Bu fotoda Viam Vehhab Hizb Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasimi ile görüşüyor.

gazanferrukunabadivehhab.jpg?w=540

Foto: Dürzi Viam Vehhab, İran Büyükelçisi Gazanfer Rukunabadi ile birlikte.

viamvebessaresed1.jpg?w=540

Foto: Türkiye karşıtlığının ve İran-Hizb-Esed ittifakının en bariz örneği. Devrimin patlak verip katliamların en yoğun yaşandığı bir zaman diliminde Viam Vehhab, gayrimeşru rejimin başı Beşşar Esed tarafından Şam’da sarayında ağırlandı!

Medyadaki uzantılarını kullanmasının yanı sıra Esed rejimi kendisini zayıflatacak tüm etki alanlarını baskı altına almak için kendisine bağlı/bağımlı siyasileri, din adamlarını ve oluşumları da kullanıyor. Lübnan bu anlamda bir nefes borusu işlevi görüyor.

KİM BU MİŞEL FUAD SİMAHE ADLI ŞAHIS?

1948 doğumlu Mişel Fuad Simahe aynı zamanda Kanada vatandaşı. 1964 yılında talebe iken Hizbul Ketaib (Tugaylar Partisi yani Maruni Lübnan Falanjistleri) adlı Suriye rejim müttefiki oluşuma dahil oldu. Burada öğrencilerden sorumlu önemli vazifeler alan Simahe örgütüyle Suriye rejimi arasındaki irtibatı sağlayan kişi oldu. 1984 yılında partisinden ayrılıp Semir Ca’ca ve İyli Habike ile hareket etmeye başladı.

1992 yılında Enformasyon ve Turizm Bakanı olarak atandı. Hariri’nin ilk hükümetinde de Enformasyon Bakanı oldu. 1996-2000 seçiminde hezimete uğradı. 2003 yılında bir kez daha bakanlık koltuğuna oturdu ve 2004 yılında görevi bitti.

2007 yılında Amerika hükümeti ülkede istikrasızlığı beslemek, kargaşa oluşturmak, teröre yardım ve yataklık yapmak, Lübnan’da Suriye etkisini tesis etmek gibi gerekçelerle girişi yasaklananlar arasına Mişel Simahe’yi de kattı. Bilindiği gibi Maruni Falanjistler Esed rejiminin müttefiki olarak Lübnan’daki Filistinlilerin katliamında çok büyük roller oynamıştı. 2000’li yıllarla birlikte partide bölüşmeler ve fikri ayrışmalar olduğu, 14 Mart Cephesinde yer aldıkları biliniyor.

Beşşar Esed’in danışmanlığı yaptığı söylenen Simahe’nin aynı zamanda geçtiğimiz yıl Der’ada patlak veren devrimin akabinde Suriye meclisindeki Esed’in ilk konuşmasının esas temelini oluşturduğu kaydedilmektedir. Her halükarda geçmişinden bu güne kadar Esed adına çalıştığı sadık bir müttefik olduğu biliniyor. Öyle ki Simahe konuşmasında: “Suriye rejimi bölgedeki azınlıkları korumaktadır. İslamcı fanatiklere karşı durmaktadır.” diyerek halen İran-Şii lobisinin tedavülden kaldırmadığı Selefi, Vahhabi, Kaide diye Sünni Müslümanları hedef aldığı mezhepçi-dogmatik retoriği kullanmaktaydı. Bu söylediklerini Lübnanlı ve Lübnan dışındaki medya kuruluşlarında da dile getirmekteydi.

“Suriye’de azınlıkların hamisi ve aşırılara karşı mücadele eden bir Esed rejimi” retoriği hemen tedavüle konuldu. Esed-İran-Şii-Hizbullah medyasının yanı sıra Türkiye’deki İslam-mukaddesat-Sünnilik-cihad-direniş-İhvanul Müslimin-devrim-Ak Parti Hükümeti gibi farklı farklı yelpazelere karşı düşmanlığı olan tüm oluşumlar, sol kesimler, derin yapılanmalar, bir kısım Nusayriler, Selahaddin Özgündüz başkanlığındaki İran destekli bir kısım Caferi azınlık ve unsurlar da bu retoriği bolca kullandı. Siyonist medya ile aşırı Hristiyan, İslamofobyayı savunan batılı unsurlar da bunu kullandı. İran Dışişleri Bakanı Salihi’nin Ağustos 2012 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde manşetten verilen demeci de aynı zihniyet dünyasını ve retoriğin izdüşümünün göstergesiydi.

Mişel Simahe bununla da yetinmemekteydi. Devrim başladığında o da tıpkı Esed rejimi gibi kara propagandaya başvurdu. Twitter ve Facebook gibi paylaşım sitelerinde İran-Şii lobisinin aslı astarı olmadan yaydığı meşhur yalanı o da dile getirmekteydi. Buna göre “Vahid, Vahid, Vahid eş-Şa’bis Suri Vahid: Tektir, tektir, tektir, Suriye halkı tektir” diye yeri göğü inletip kurşunları göğsüne siper ederek öldürülen milyonlarca Suriyeli yoktu. Aksine tekbirlerle, birlik ve dirlik sloganlarıyla sokakları dolduran devrimciler yerine para alan, el Cezire stüdyolarında kurgulanmış, birkaç kişiden oluşan, silahlı çeteler ve teröristler vardı. Bunlar da “Hristiyan Beyrut’a, Alevi Tabuta, Sünni Evine vs” gibi akıllara ziyan bir slogan atıldığı öne sürülmekteydi! Aynı şeyi Türkiye’deki İran&Şii lobisinin de sürekli kullandığı gözden kaçmamalı.

simahekarikatur.jpg?w=540

Suriye devrimi başarı kazanıp halka halka yayıldıkça tıpkı Esed rejimi gibi müttefikleri de, Mişel Simahe de ciddi şekilde saldırganlaştı. Esed rejiminin savunduğu medyatik argümanlar çok bilindik idi: Suriye’de yaşanan devrim değildi, direniş eksenin hedef alan bölgesel ve küresel bir komplo vardı; komplonun en önemli bileşenleri Türkiye-Katar ve Suudi Arabistan idi! Simahe o kadar ileri gitmekteydi ki 27.12.2011 tarihinde NBN TV kanalındaki propagandasında Katar Emirini “Hayim bin Casim” diye nitelendirerek aklınca Siyonistlerle kıyaslamakta idi. Yine başbakan Saad Harire’ye ise “Hakiki bir Siyonist” diye saldırmaktaydı.

10 Mart 2012 tarihinde Hizbullah kanalı Menar’a doğal olarak çıkan Simahe burada Amerikan elçisiyle ilgili bir soruya: “ya bırakın başına yıkalım elçiliğini de orası kabri olsun.” Demekteydi.

İmad Casim adlı el Cedid kanalının kameramanı Ali Şabanı öldürmekle ilgili olarak suriye rejimi olayın arkasında bulunmasına rağmen OTV 14 Nisan 2012 tarihinde Simahe’yi çağırmakta ve bu adamı “tüm analizciler arasında nevi şahsına münhasır biri” olarak tavsif etmekten geri durmamaktaydı.

cedidkameraman.jpg?w=540

Öldürülen Cedid Kanalı Kameramanı

Siyasi muhaliflerini çirkin şekilde isimlerle hedef gösterip Esed rejimini savunarak medyada kendisine verilen görevi yerine getiren Simahe bununla da yetinmemekteydi. Medyada Esedi şiddetle savunanların bunu fiiliyatta da yerine getirdiğinin en bariz örneği Simahe olmaktaydı. Tıpkı İran rejimi, tıpkı Maliki ve tıpkı Hizbullah da ve tıpkı Türkiye’deki bir grup Şii-Nusayri azınlığında olduğu gibi…Medyada sıkı şebbiha olarak hizmet verenler, sahada da Suriyelilerin katledilmesinde ellerinde silahlarıyla hazır bulunmaktaydı. Hristiyan Mişel Simahe de aynısını yapacaktı…

Esed’in ed-Dünya kanalı, İran’ın el Alem kanalı ve vazgeçilmez olan Hizbin el-Menar kanalı Mişel’in gece gündüz yıllardan beri çıkıp propaganda yaptığı kanallar arasında yer almaktaydı. Aşağıda farklı tarihlerde bu kanallara çıkan Mişel’in video fotoları yer almaktadır.

miselsimahemenar.jpg?w=540

Hizbin Menar kanalı, tarih 9 Temmuz 2012, konu elbette Suriye

miselyinemenar.jpg?w=540

Yine Hizb Menar Kanalı. Tarih 23 Nisan 2012. Konu: Bilindik mevzular

miseldunyakanali.jpg?w=540

Yalanlarla ünlü Esedin Dünya Kanalında konuk Mişel Simahe. Tarih: 13 Ocak 2012…

ajanmiseldunya.jpg?w=540

Yine Esed’in Dünya Kanalı ve yine Simahe. Tarih: 13 Kasım 2011.

miselelaem.jpg?w=540

İran’ın karapropaganda kanalı el-Alemin onur konuğu 13 Ekim 2010 tarihinde Simahe!

mart12miselmenar.jpg?w=540

9 Mart 2012 tarihinde Menar kanalında Mr. Simahe konuşuyor!

CUNTACILIK, İSPİYONCULUK VE MUHBİRLİKLE ÖRÜLÜ BİR HAYAT

27 Temmuz 2012 tarihinde öğle vakti” Resulu Azamın Askerleri” adlı ismi duyulmayan örgüt isimli 1 numaralı belge Seyyide Gassale adlı ülkenin doğusundaki bir kilisede bulunacaktı. Sözde belgeye göre eğer Müslüman olmazlar ise Hristiyanlar öldürülecekti! Hadise her nedense tam da Maruni Patriği Beşşare er-Rai’nin Akkar’a gelmeyi planladığı ziyaret ile aynı tarihe rast getirildi. Doğal olarak bölge sakinleri ve Lübnanlı taraflar hadisenin arkasında “şube”nin yer aldığını, özellikle de Mişel Simahe gibi şahsiyetlerin rol oynadığını tahmin edecek kadar olayları bilmekteydi.

Simahe’nin yakalanmasıyla ilgili olarak 14 Mart Cephesinin baskısı üzerine hükümet ses kayıtlarını açıklamak, terör planlamasında yer alan Simahe’nin bazı yardımcılarını tutuklamak ve “şube” kuvvetleriyle evi basmak zorunda kalacaktı! Simahe’nin iki evine şok baskın gerçekleştirildi ve fitne ortamı hazırlamak amacıyla kuzeyde patlatılması planlanan her biri 2 kilogram ağırlığında 25 patlayıcı ele geçirildi. Sonrasında Simahe’nin koruması ve sekreteri serbest bırakıldı. Elbette yardımcısı da tutuklanmasına yeterli derecedeki video, ses kaydı, görüntü ve el konulan bombaların yanı sıra itiraflarda bulundu. Deliller, matbuatlar, 170.000 Amerikan doları, patlayıcılar, terör eylemini yürütecekler ile Simahe arasındaki görüşmenin kayıtları vs…En önemlisi Simahe’nin itirafları…

Esed’in Ortadoğu’yu cehenneme çeviririz tehdidi bunun salt sözden ibaret olmadığını göstermekteydi. Esedi sözle savunanların gerektiğinde Mişel Simahe örneğinde olduğu gibi fiilen terörist eylemlerle bunu pekiştireceği görülmekteydi. Video intihar saldırganları tüm Avrupa başkentlerinde buraları cehenneme çevirir tehdidi savunan Esedin has adamı Ahmed Hassun ile Lübnan’daki has adamı Mişel’i gösteriyor.

hassunmisel.jpg?w=540

Tıpkı fotoğraflarını boy boy gösterip Esed safında savaşan Türkiye vatandaşı terörist Mihraç Ural vb azınlık çetelerde olduğu gibi. Aşırı solcu ve din düşmanı olan bu adam fanatik Veliyyi Fakihçi bir Şii olan Hizbullah terör örgütü komutanlarından İmad Muğniye’ye methiyeler düzmektedir. Suriye devrimini bastırmak için şu an Nusayri-Şii ittifakı çerçevesinde Esed safında savaşmaktadır! Aynı şahsın Acilciler adıyla bilinen terör örgütünün içerisinde yer aldığı; ancak Suriye muhaberatı adına çalıştığı dahası MİT’e de bir şeyler uçurduğu, ispiyonluk yaptığı gibi önemli bilgileri eski dava arkadaşları kamuoyu ile paylaşmaktadır.

teroristmihracural.jpg?w=540

Esed rejiminin Lübnan içinde işlediği cinayetler, suikastlar ve kara defteri ilk defa bu kadar açık ve net bir şekilde ortaya çıkartılabildi. Dr. Semir Ca’ca ile milletvekili Batris Harb’e yönelik suikast girişimlerinde de böylesi bir yapı bulunmaktaydı.

Simahe terörist eylem öncesinde yakalandığı son ana kadar Esed’in danışmanlığını yapmakta, destekçisi olarak medyada boy göstermekteydi. Bombalı terör saldırılarını el-Kaide’ye nispet eden muhaberatın Irak’ta bizzat kendi eliyle onlarca bomba yüklü aracı gönderdiği bilinmekteydi. Öyle ki İran’a son derece sadık iki rejim de birbirine düşecekti. Maliki yüzlerce insanın öldüğü bombalı saldırılardan açıkça Esed rejimini suçlayacak, BM’ye şikayet edip gerekli adımlar atacağı yönünde tehditler savuracaktı. Ancak İran istemeyince olay bıçak gibi kesilecek, şimdi her ikisi de ortak düşmana karşı savaşacaktı.

Tutuklanıp itiraflarda bulunan Mişel Simahe’nin yetkililere teşekkür ettiği, böylece masumların kanına girecek bir eylemi yapmadan yakalandığından mutlu olduğunu aktardığı yazıldı. İlişki içinde olup emir aldığı, bombaların teslim alındığı adres ise Esedin Generali Ali Memlük’ü göstermekteydi.

Onca açık delil, belge, istihbarat takibatı, videolar ve ses kaydına rağmen Hizbullah liderliğindeki 8 Mart Cephesi tıpkı Suriye devrimini görmezlikten geldikleri gibi bu hadiseyi de geçiştirmeye çalıştı. Buna karşın devlet aklının galip gelmesi, çeşitli kurumlara sızmasına rağmen Hizbin ve Esed müttefiklerinin girişimlerini başarısızlığa uğrattı. Sünniler ile Aleviler arasında fitne oluşturmak için nasıl terörist eylemler planlandığı da gözler önüne serildi.

alcakuclu.jpg?w=540

Bu fotoğraf aslında ilişkiler ağının en güzel örneği. Terörist eylem yapma hazırlığında iken suç üstü yakalanan Simahe ile soykırım mimarı Esed ve müttefiki Nasrallah!….Yazıda: Muhterem direnişçi bakan…İşbirlikçilerine aldırma, Allah ve Allah’ın Aslanları ve Nasrallah Seninle! deniyor!

ESED REJİMİ NEDEN SİMAHE’Yİ SEÇTİ?

Asıl sorulan soru Hizb gibi devlet içinde devlet konumundaki sadık bir Esed müttefiki var iken neden Simahe’nin seçildiği meselesi? Gözlemciler ve kaynaklar bunun da Hizbin bir taktiği olduğuna işaret ediyor. Militanlarını göndererek Suriye halkına karşı şebbihaların safında savaşan Hizb, bu açık ve net konumunun bilindiğinin farkında. Dahası gerek Lübnanlılar gerekse çeşitli aktörler ülkenin istihbarat faaliyetleri, terörist eylemler için açık alan olduğunu biliyor.Elbette terörist Simahe ile Hasan Nasrallah’ın aynı eksende olduğu, görüşüp ortak hareket ettikleri gerçeği unutulmamalı!

nasrallahsimahe.png?w=540

Herkes tutuklanma hadisesiyle patlak veren hadisenin içeriğini, yapılacakları tahmin etmekteydi. 2005 yılındaki Refik Hariri suikastında parmağı olan Esed güçleri de Hizbullah unsurları da olayın hemen akabinde firar etmişti. 75’ten 2005 yılına kadar yüzlerce insan Esed muhaberatı ve paravan örgütlerce öldürülmüştü. Örneğin Dürzi lider Kemal Canbolat 1978 yılında öldürülmüştü. Oğlu Velid Canbolat şimdi Esed-Hizb karşıtı cephede yer alıyor ve yaşananları açıklıkla kamuoyuna paylaşıyor. Şam’da Özgür Suriye Ordusunun başarılı operasyonu ile ortadan kaldırılan üst düzey yetkililerden birisi İstihbarat Başkanı General Hişam Bahtiyar idi.

Simahe’nin suçüstü yakalanması açık ve net bir şekilde Lübnan topraklarında Suriye rejiminin yıllardır yürütmüş olduğu terör faaliyetlerini gözler önüne seriyor. General Ali Memlük gibi Esedin üst düzey yetkililerinden en alt seviyedeki muhaberat unsuruna kadar devlet terörünün nasıl yürütüldüğü ortaya çıkıyor. Olayın yankıları ise ülkede şiddetli bir şekilde artarak devam ediyor. Siyasiler ve dini hareketler Suriye ile ilişkilerin acilen gözden geçirilmesi, sözde stratejik anlaşmalar ve ortak grupların kaldırılması talebinde bulunuyor.

miselsimahenasrallah.jpg?w=540

Esed müttefiki Hizb Genel Sekreteri ve terör eylemi yapmadan yakalanan karşısında Mişel Simahe

Yine Simahe’nin yakalanması hadisesi Hizbullah’ın silah zoruyla kurulan azınlık iktidarın neden siyasi meşruiyet sorunu yaşadığını gösterdi. Suriye devriminin başlamasından bu yana onlarca kez Lübnan sınırını ihlal eden, sınır köylerini bombalayan, terörist faaliyetlerde bulunan Esed güçlerine yönelik Hizb Hükümeti somut hiçbir adım atmadı. Egemenliğin açık ihlali olan bu ve benzeri birçok hadise karşısında Lübnan hükümetinin Esed-İran müttefiki olduğunu net şekilde ortaya koyması Lübnanlılar nezdinde rahatsızlığı daha da artırdı. Simahe hadisesine hükümetin yaklaşımı bir kez daha bu rahatsızlığın haklılığını ortaya koydu; çünkü hükümet nerdeyse mahkemeyi ve suçüstü yapan istihbarat oluşumlarını suçlayacaktı!

HİZBULLAH VE ESED’İN ÇARESİZLİĞİ

Hizbullah’ın patlayıcıları alıp Hristiyan topluluğu Sünnilere karşı kışkırtacak ve iç savaşı tetikleyecek böylesi bir terör eyleminde özellikle taktiksek olarak yer almadığına dikkat çekiliyor. Zira her anlamda Hizb, Esed rejiminin yanında yer alıyor ve bu herkes tarafından biliniyor. Peki arkasında onu sahiplenecek ciddi bir kamuoyu, siyasi bir kitlesi bulunmayan Simahe’nin seçilmesinin hedefi ne olabilirdi? Bunu gözlemciler Esed rejiminin artık gün geçtikçe kan kaybettiği, destekçilerini yitirdiği ve çaresiz kalarak onu seçmek zorunda kaldığı şeklinde yorumluyor.

Yine Hizbin de çok yoğun bir şekilde militanlarıyla birlikte Suriye içinde bulunduğu, Lübnan’la fazla ilgilenmediği yönünde belirtiler mevcut. Önceliği Suriye’deki Esed rejimini ayakta tutmak olan Hizb, Esed rejiminin düşmesinin direk olarak varlığının tehdid altına girmesi olduğunu biliyor. Bu nedenle tüm önceliklerini Suriye’ye veriyor. İşte bu meşguliyeti nedeniyle de Esed muhaberatı Simahe’yi seçti şeklinde yorumlar yapılıyor. Esed’in zaten çantada keklik olarak gördüğü Hizbin dışında elindeki tüm imkanları, uzantıları aracılığıyla gerçekleştirmek için son bir hamle olarak bunu denediği söyleniyor. Böylesi önemli bir kozun da daha kullanılmadan Lübnan devletince suçüstü yakalanması, Esed ve müttefiklerini tam olarak ifşa edip ortaya çıkarması ise Esedin sonunun artık açıkça Lübnan tarafından da görüldüğü şeklinde değerlendiriliyor.

SONUÇ:

Lübnan istihbaratına gelen bir telefonla gelişmeler başladı. Kendisine ve ailesine koruma temin ederlerse çok önemli bir bilgi vereceğini söyleyen tanığın itirafı ve yardımlarıyla Mişel Simahe uzun süre takip edildi. Suriyeli istihbarat yetkilileri ve Lübnanlı çeşitli taraflarla görüşen Simahe’nin işi yaptıracağı kişi ise tüm bunları Lübnan istihbaratının verdiği kalem kamera ile görüntü/ses tüm kayıtları sağladı. Bütün bilgiler Lübnanlı yetkililerin eline geçti. En son harekete geçileceği karar verildiğinde, Lübnan özel kuvvetleri baskın yaptı. Bombalar patlayıcılar, 170.000 Amerikan doları ve planlarla Simahe’nin iki evine yapılan baskın Lübnan’ı ayağa kaldırdı. Simahe’nin itirafları, “çok sağolun, beni masumların kanını akıtacak bir eylemi yapmaktan baskınla alıkoydunuz, kurtuldum” sözleri ve olayın arkasında direk Suriyeli General Ali Memlük ve istihbaratını göstermesi gündeme bomba gibi düştü.

Olaylar üzerine Dürzi Lider Velid Canbolat’ın cumhurbaşkanı Mişel Süleyman ve istihbarat yetkilileri ile görüştüğü, kendisine yönelik 1983 yılındaki bombalı suikast girişimi dahil diğer terör saldırıyla ilgili olarak da Mişel Simahe davasının genişletilmesini istediği yazıldı. Simahe’nin davet ettiği bir lokantada yemek çıkışı konvoyu saldırıya uğrayan Canbolat, olayın arkasında Simahe’nin bulunduğundan şüpheleniyor.

Uluslararası Hukuk Uzmanı Antuvan Saad da Simahe hadisesiyle ilgili olarak George Havi, Semir Kusayr, Mey Şediyag ile diğer kişilerin öldürüldüğü bombalı terör saldırısında kullanılan patlayıcılar ile Simahe’de geçirilen patlayıcıların karşılaştırılmasını talep ediliyor. Eğer bombalar aynı çıkarsa hadisenin çok daha genişleyeceği ve hatta Refik Hariri suikastı için de önemli ipuçları vereceğine işaret ediliyor.

1983velidcanbolatsuikast.png?w=540

Foto: 1983 yılında Velid Canbolat’a yönelik bombalı terör saldısı

Bu olayın patlak vermesiyle Hizbin kontrol alanında güpegündüz silahlarla biri Türk, diğeri Suudlu olmak üzere Suriyeli mültecileri kaçıran âl Mikdad aşiretinin devreye sürüldüğü görüldü. Bir aşiret, kendisine bağlı “Meclis el-Askeri / Askeri Meclis” kurduğunu ilan edip bunları sokaklara sürerek onlarca mülteciyi tutuklamakta, sahaya beşinci kuvvet olarak girdiklerini söyleyip tehditler savurmaktaydı. İddialar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasımi’nin yanında çalışan ve Suriye topraklarında keskin nişancı olarak halkı katlederken esir edilen Hasan Mikdad adlı teröristin serbest bırakılması için bu rehinelerin alındığı yönünde. Buna karşılık Lübnan’ı iyi takip edenler, İsrail işgal devletine karşı bir füze fırlatmaya hazırlanan dört-beş kişilik direnişçilerin dahi Hizbullah tarafından engellenip Lübnanlı makamlara teslim edildiği gerçeğine dikkat çekiyor. Yine Esedin yanında savaşan Hizbin, sınır bölgelerinde tekbir silahın ve kurşunun Suriyeli devrimcilere geçmemesi için yaptığı çalışmaları hatırlatıyor. Böylesi bir durumda bir aşiretin silahlı güçleriyle Hizbin izni, denetimi ve göz yumması olmaksızın güpegündüz onlarca masum Suriyeliyi rehine olarak almasının imkanı olmadığına işaret ediliyor.

Şimdi tüm gözler Lübnan’da Sünni karşıtlığı ile öne çıkan, sözde el-Kaide, Selefi vs gibi grupları sürekli kamuoyuna servis edip ülkede Esed-İran lehine propaganda yapıp, mezhep çatışması çıkarmaya çalışan Mişel Simahe gibi önemli bir adamın suç üstü yakalandığı, karartılması mümkün olmayacak delillerin bulunduğu böylesi önemli bir hadisenin nasıl seyredeceği yönünde.

KURTULUŞ İÇİN TERÖRE; “SIKIYÖNETİM”, DIŞ DESTEĞE “NOTA”, MUHALEFETE “OY”


Değerli dostlarım, bu çalışmamda, İktidarın sadece Terörle İlgili Yanlışlarını ve terörün bitirilmesi için, İktidarın, Halkımızın, Demokratik Kitle Örgütleri’nin ve Partilerin neler yapmaları gerektiğini araştırdım.

Mümkün olduğu kadar kısa tutarak aşağıdaki başlıklar altında sunuyorum:

TERÖR ve İKTİDAR, BDP, PKK İLİŞKİLERİ

BUYAZIMIZDA;

Hep Aynı TERANE! Laf, Laf, Laf, LAF ÇOK İCRAAT YOK!

TERÖR ve ORDU

Hani! “TÜRK MİLLETİ ASKER MİLLETTİ!” …… RAĞMAN NEDEN AKP?

GENELKURMAY BAŞKANI’NI OLSAYDIM ŞÖYLE BİR AÇIKLAMA YAPARDIM:

OHAL ya da SIKIYÖNETİM ŞART

ASKERİN ELİ KOLU BAĞLIDIR! GEREKİRSE SIKIYÖNETİM ya da OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN EDİLMELİDİR!

ABD’ye AB’ye BARZANİ’ye “NOTA ” verilmeli

TERÖRve “HALKIMIZ”, “YETMEZ AMA EVET”ÇİLER, “DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ”, ve “PARTİLER” NE YAPMALILAR?

İKTİDARDAN ŞİKÂYETÇİ OLAN BİREYLER, GRUPLAR ve PARTİLER İKTİDAR OLMAK İÇİN NELER YAPMALILAR?

PARTİLERİMİZ NE YAPIYORLAR?

LAİK CUMHURİYET’TEN YANA PARTİLERİN TEMSİLCİLERİ ANLAŞSINLAR

HEP AYNI TERANE! LAF, LAF, LAF, LAF ÇOK İCRAAT YOK!

Her PKK saldırısından sonra ülkemizin dört bir yanında yine şehit cenazeleri kalkacak. Koca koca adamlar bir yelere gelip nutuk atacaklar, hatta içlerinden bazıları aynen Fetullah gibi ağlayıp sızlayacak.

Yine her zaman olduğu gibi, Zirve üzerine zirve yapacaklar,

Başbakanlıkta zirve, Genelkurmay’da zirve, MIT’de zirve, Hepsi bilinen laflar, Hep aynı terane!

AKP hükümetleri bu konuda sessiz, pısırık. Gösterebildikleri bir tek tepki var, o da demeçler:

“Geniş çaplı operasyonlar başlatılmıştır,”

“Terörle kararlılıkla mücadele edilecektir!”,

“Şehitlerin kanları yerde kalmayacaktır!”,

“PKK son çırpınışlarını yapıyor!”,

“Bütün imkânlar seferber edilecek, terör kökünden bitirilecek!”

Analar ağlıyor, Hükümet duyarsız. Ama her baskından sonra hepsi sıraya girip demeçler veriyor: Birleştikleri tek nokta; "Ölenlere Rahmet, Yaşayanlara Sabır!" temennisi!

(Ey Halkım; Bunlardan, “şehitler için bir kere de siz ağlayın” diye ricada bulunmak sonuç vermiyor. Bunlar, ricadan, sızlanmadan, şikayetten kınamadan değil, sadece “OY”dan anlarlar!

Ey Halkım, bütün bu söylenenlere yine kanacak ve ‘OY’unu bunlara vermeye devam edecek misin?

Biz, hala, bu masalları koyun gibi dinlemeye devam mı edeceğiz? Yoksa;

En demokratik hakkımız olan ‘OY’larımızı bu masalcılara vermekten vazgeçecek miyiz? Tabiî ki ikincisi!..

***

TERÖR ve ORDU

Irak sınırında Türk istihbaratına izin verilmiyor. PKK istediği gibi saldırıyor, TSK’nın eli kolu bağlı.

Gazetelerin yazdığına göre;

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yöneten Genelkurmay Başkanı’ Şehitlerin başında Ağlamış,

Şehit EŞİ, şehit ANASI;

Ağlamayacağım, Teröristleri Sevindirmeyeceğim” derken Komutan gözyaşlarını silmeye başlarsa bu bir “Acizlik” ifadesi olarak değerlendirilebilir!..

Hain eşkıya, “Paşa’yı da Ağlattık” diye güler, keyiflenir! sevinir!.. Zaten teröründe esas amacı budur; Güvenlik Güçlerini ve Hükümeti aşağılık duruma düşürmek!..

Genelkurmay Başkanı Özel Paşa ağladı Ama gözyaşı çözüm değil. Sabırlar tükendi. Millet iktidardan; Teröre karşı kararlı mücadele bekliyor.

Genelkurmay Başkanı tabutların başında ağlayacağına, Kuzey Irak’a girmek için hükümetten izin istesin bakalım, alabilecek mi?

*Türk Silahlı Kuvvetlerine, “Terör Örgütü” dediler,

*Eski Genelkurmay Başkanı’nızı, sizin komutanınızı, “Silahlı Terör Örgütü” kurmak ve liderliğini yapmaktan hapse attılar,

-Siz; bu komutan, Hükümetimizin emrinde 7 yıl görev yapmıştır. Ben ona kefilim demediniz, oysa siz kara para aklayan bir Arap’a kefil olmuştunuz!

*Türk Silahlı Kuvvetlerinin eski-yeni, emekli-muvazzaf komuta heyetinin yarıdan fazlasını düzmece, sahte dijital delil bozuntuları ile hapse attılar,

-Siz, “Bu deliller üzerinde şüpheler var, belgeleri ben de inceleteceğim. Belgelerin asılları burada, Kim bu tuzağı kurduysa, yakalatıp adalete teslim edeceğim” diyemediniz…

*Sizin Hükümetinizin emrinde görev yapmış “Ölüm riski” altında oldukları doktor raporları ile belirlenmesine rağmen, cezaevinde tutup işkence etmeye devam ediyorlar,

-Siz, “Kaçması mümkün olmayan yaşlı-hasta insanların “tutuksuz yargılanması” esastır” diye tek kelime etmediniz…

*Türk Ordusunda görev yapan rütbelileri, sokak ortasında kafalarından tek kurşunla infaz ettiler,-Siz, bu konuda tek söz söylemediniz…

*Askeri kışlalar, garnizon binaları silahlı saldırıya uğradı, uğruyor, -Siz, yine sustunuz…

“AKP ile anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik”

“Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesini hiç istemedik!”

Bu itiraflar, ABD, Utah Üniversitesi’nde 26 Mart’ta 2003’te konferans veren CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’e aittir,

4 Temmuz 2003’te de K.Irak’ta Türk askerlerinin başına çuval geçirildi. Bunun üzerine Size, “NOTA” vermeyecek misiniz” diye soran gazeteciye;

Ne Notası Kardeşim, Müzik Notası Mı” dediniz!

Yetmedi;

*Kuzey Irak’ta Türk Askerinin kafasına çuval geçiren Amerikalı Komutanı, bando-mızıka ile karşıladınız.

Libya’da Kaddafi’den ödül aldığınız için olsa gerek, önce “Türkiye’nin Libya’da ne işi var dediniz”, sonra ABD’den talimat alınca, NATO’nun işgal kuvvetlerine, hava kuvvetlerinizi gönderdiniz, muhaliflere milyonlarca dolar para yardımı yaptınız

10 Temmuz 2012

***

CEMİL DENK, (E. Albay)

Atatürk’ün, Din’e, Laiklik’e ve Kadına Bakışı” konusunda Araştırmacı Yazar

0 532 217 88 11 E-Mail: denk.cemil

HEP AYNI TERANE! LAF LAF, LAF, LAF ÇOK İCRAAT YOK!

IRAK VE PKK TERÖR ÖRGÜTÜ BAĞLAMINDA TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ


IRAK VE PKK TERR RGT BALAMINDA TRKYE-ABD LKLER.pdf

TERÖR NEDİR ?


TERR NEDR.ppt

The Nation and its Fragments


The Nation and its Fragments.ppt

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: