Etiket arşivi: terörist

TERÖRİST IRAK HİZBULLAHI SORUMLUSUNDAN TEHDİTLER


İRAN ANALİZ / Şii Irak Hizbullah Tugayları terör örgütü sorumlusu Vasik el-Bettat eş-Şarkiyye kanalında Irak hükümetini ve Nuri Maliki’yi şiddetli bir şekilde tehdit etti. Veliyyi Fakih Hamaney’in emrinde 278 binden fazla savaşçı olduğunu, bunların Beşşar Esed rejiminden sonra mezhep savaşında yer alacaklarını söyledi. Konuşmasında el-Bettat fesat, ahlaki yozlaşmışlıkla ilgili meclisteki tüm grupların başkanlarının ve milletvekillerinin belgelerinin de elinde olduğunu ileri sürdü. Aynı zamanda mahkum bulunan kardeşi serbest bırakılmaz ise sorumluların ailelerini hedef alacağı tehdidinde bulundu.

Şiddetli bir şekilde hedef alıp tehdit ettiği Maliki, sözde Irak Hükümeti ve yetkililerden ise bu saldırılar karşısında sessizlikten başka bir cevap çıkmadı. Oysa başta Türkiye olmak üzere diğer tüm komşu ülkelere sert şekilde sürekli tehditler savuran Nuri Maliki ve Hükümeti içeride Sünni kökenli onlarca masumu toplu şekilde infaz etmeye, binlerce insanı tutuklamaya ve muhaliflerini tasfiye etmeye devam ediyor.

Irak Hizbullah Tugayları adlı terör örgütünün önde gelen isimlerinden birisi olan Vasik’in kardeşi Vaik el Battat Zi-kar bölgesinde polis tarafından yapılan baskınla tutuklanmıştı. Hizb milislerinden sorumlu Vaik el-Bettat Kuveyt Mübarek limanına füze fırlatmakla suçlanmaktaydı. Kuveytli makamlar Irak ile arasındaki durumu düzeltmek için Maliki’ye kendilerine füze saldırısı yapanları bulmasını şart koşmuştu.

Hükümet adli makamları da görgü tanıkları, deliller ve zanlıların itirafları üzerine olaya karışanlar hakkında ceza kararı çıkarmıştı. Olayın yürütücüsü olan polis güçleri Vasik el-Betat’ın evine baskın düzenlemiş, kendisini burada bulamayınca kardeşini tutuklamıştı. Kardeşinin serbest bırakılması ve dosyanın kapatılması yönünde Vasik’in hükümete gönderdiği aracılar ise kabul görmemişti.

Tüm bu gelişmeler üzerine terörist örgütün başı Vasik el-Bettat eş-Şarkiyye adlı uydu kanalına çıkarak sözde “bağımsız ve egemen” Maliki’ye, Kanun Devletine ve hükümetine tehditler savurdu. Yürütme ve yargıyı açıkça tehdit eden, milislere sorumluların ailelerini hedef almaları için meşru gerekçeler verdiklerini söyleyen el-Battat cevabının son derece sert olacağı, kimsenin bundan istisna olmayacağını ve 24 saat kendilerine mühlet verdiğini, sonrasının savaş olacağını söyledi.

Televizyon kanalını ve youtube’den yayımlanan görüntüleri izleyen tüm Iraklıların ve dünya kamuoyunun gözleri önünde cereyan eden bu tehdite karşın Maliki hükümetinden hiçbir açıklama gelmedi. Daha öncesinde de benzer tehditler ve şiddetli sözler sergilediğine işaret edilen Şii Irak Hizbullah’ı adlı terör örgütü sorumlusunun kardeşi bunun üzerine serbest bırakıldı ve dosya da kapatıldı.

Uydu kanalları üzerinden, makaleler, internet siteleri, gazeteler ve açıklamalar üzerinden açıkça fanatik mezhepçi Şii retoriği kullanan bu şahsın ve örgütün geçmişi son derece karanlık. Nuri Maliki ve diğer Şii gruplarla temelde müttefik olan yapı da direk İran Veliyyi Fakih makamınca destekleniyor.

Hamaney’in ve rejimin tam destek verdiği Irak Hizbullah örgütünün Maliki’yi böylesine açık ve net bir şekilde tehdit etmesi farklı şekillerde yorumlanıyor. Buna göre İran;

İlk olarak; desteklediği bir diğer Şii örgüt aracılığıyla Irak’taki diğer Şiilere bir kez daha mesaj vererek ülkenin tek hakiminin kendisi olduğunu söylüyor.

İkinci olarak; 2003 sonrası Irak’a soktuğu veya burada örgütlediği terörist Şii milis örgütlerinin ipinin kendi elinde olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İstediği an, istediği bir örgüte, istediği mesajı, istediği kişiye söylettirebilecek patron olduğunu gösteriyor.

Üçüncü olarak; Amerika ile tam ittifak içinde olan 2003 yılından bu yana masada elinde bir koz olarak bulundurmak amacıyla yine müttefiki Amerika’ya yönelik çeşitli eylemler düzenlettiği örgütü, istediği an bu sefer kendisinin seçtirdiği Şii hükümete karşı da kullanılabileceği tehdidinde bulunuyor. Böylece kendisine sadık olmasına rağmen Maliki’yi bir diğer sadık Şii örgütü ile bir kez daha sadakat testine koymuş oluyor.

EMNİYET MÜDÜRÜ: ‘TERÖRİSTE AĞLAMAYAN İNSAN DEĞİLDİR’


Diyarbakır’ın yeni Emniyet Müdürü’nden bölünme çabasına destek açıklamalar

1991 ile 1996 yılları arasında görev yaptığı Diyarbakır’a Emniyet Müdürü olarak atanan Recep Güven, “Dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz demiştim. Ama eline silah alıp çoluk çocuk demeden insan katleden canavarlaşmış bir teröristi de enterne edemiyorsanız devlet değilsiniz. Ben bu iki cümle arasında gidip geliyorum” dedi.

Son kararname ile Siirt’ten Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Recep Güven, bugün gazetecilerle kahvaltıda bir araya gelerek tanıştı. Diyarbakır Polisevi’ndeki toplantıya yardımcılarıyla birlikte katılan Güven, 1991-96 yılları arasında Diyarbakır’da görev yaparken can güvenliği sorunu nedeniyle saat 16.00’dan sonra sokakların boşaldığını hatırlatarak şöyle dedi:

"Kimimiz susarak, kimimiz uygulayarak, kimimiz kaçarak, kimimiz vurarak bu sorunu karşılıklı büyüttük elbirliğiyle. Kendi insanımızla aramızda kocaman sorunlar çıkardık. Şimdi toparlanma ve normalleşmeye çalışıyoruz. Yükümüzün çok büyük olduğunu, sadece polisle çözülmeyecek bir sorun olduğunu da biliyorum. Güvenlikçi yaklaşımlarla bu işin çözülmeyeceğini en iyi bilenlerden biriyim. 20 yıl istihbaratta görev yaptım. Hasan Cemal’in ’Barışa emanet olun’ kitabını okuduktan sonra arkasında fotoğraflar bölümüne şerh düşmüştüm. ’Haklısın, ama biz çok küçüktük. Biz o zamanki sistemin hem mağduru, hem mahkumu, hem mecburu olmuştuk. İnşallah bundan sonrası elbirliğiyle bu hale getirdiğimiz sıkıntılardan, el birliğiyle çıkmaya çalışırız."

Emniyet Müdürü Recep Güven, Bahçeşehir Üniversitesi’nde 2005 yılında katıldığı bir konferansta, "Dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz" dediğini, eline silah alan, çoluk- çocuk demeden insan katleden canavarlaşmış bir teröristi de etkisiz hale getirilmesi gerektiğini, aksi halde yönetime devlet denilemeyeceğini kaydederek, şöyle devam etti:

"Ben bu iki duygu arasında gidip geliyorum. Benim yitik evladım dağa çıkmış. Keşke ulaşabilseydim, ona normal bir hayat sunabilseydim, onun terörize olmasına mani olabilseydim diye ağlarım. Ağlarım yani. Her teröriste de içim ezilir. Diyarbakır’ın kaderi gözyaşı ve kan olmamalıydı. Bu coğrafya, o kadar güzel insan yetiştirmiş. Fakat şimdi canavarlar üretiyoruz. Denetimsizlik, kontrolsüzlük, insana ulaşamadığımızdan, insan odaklı hizmet veremediğimizden. Başka birşey değil. Bunda hepimizin payı var"

Emniyet Müdürü Recep Güven, devletin hizmet için var olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Önce vatan değil, önce insan. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın"

Emniyet Müdür Güven, örnek olması için Kürtçe kurslarına gidip, Kürtçe’yi de öğrenceğini ekledi.

KAYNAK: DHA

MEHMET FARAÇ: Teröristin halleri, Türkiye’nin rolleri!.. /// CC : @FARACYAZIYOR


Türkiye’nin de katkılarıyla Suriye’de aylardır süren karmaşa yerini iyice belirsizliğe bıraktı… Net olan bir şey var ki; Suriye Kaddafi’nin Libyası kadar kolay lokma değilmiş!..

Çünkü uluslararası gelişmeler ve tartışmalar da gösteriyor ki, olay neredeyse “Suriye’de binlerce insan boşuna mı öldürüldü” sorusuna kadar gidiyor!..

Bu sorunun önümüzdeki günlerde daha yaygın dillendirileceğini gösteren iki önemli gelişme de var… Önce birincisine değinelim:

“Muhalif” adı altında Suriye’de kan döken “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO) adlı taşeron grubun liderlerinden Albay Ahmet Hicazi, Arabi Press haber sitesine demiş ki;

“Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’nu topraklarından kovdu ve merkezi komutayı Suriye’ye taşımak için belli bir süre verdi.”

Hicazi, “Suriye içine dağılan örgüte bağlı çetelerle irtibatta sorun yaşadıklarını ve bu yüzden söz konusu çetelere daha kolay silah ve mühimmat sağlamak amacı ile örgütün komuta merkezini Türkiye’den Suriye topraklarına kaydırdıklarını” da belirtmiş.

ÖSO yöneticisi Hicazi’nin bu itirafına bakarak Suriye rejimini yıkmaya çalışan teröristlerin, Türkiye’deki üslerinin net olarak ortaya çıktığını irdelemek istemiyorum

Çünkü, Türk ambulanslarıyla taşınan teröristlere ve Hatay sokaklarında dolaşan gizemli tiplere bakanların bile bundan zerre kadar kuşkusu kalmıyordu!..

Kral… kralcı!..

Gelelim ikinci gelişmeye… İşte bu önemli ikinci konu dünkü Aydınlık‘ın dış politika sayfasındaydı… Bu haber de Arabi Press’e dayandırılmıştı…

Habere göre, “ÖSO” adlı silahlı gruba mensup bazı komutanlar, 23 Eylül’de Şam’daki bir otelde toplanarak, rejime karşı savaşmaktan pişmanlık duyduklarını itiraf etmişler!..

Hatta habere göre, “halka silah doğrultmanın üzüntüsü”nü yaşayan bu komutanlar, Suriye hükümetiyle yeniden iletişim kurmak için de çaba gösteriyorlarmış…

O halde ortada üç önemli soru ve sorun da var;

– Türkiye ÖSO’yu gerçekten sınır dışı etti mi?.. Bu karar ne zaman alındı ve ne kadar uygulanabildi?.. Yoksa bu haber Türkiye kamuoyunu rahatlamaya dönük bir dezenformasyon mu?..

– Türkiye sınır dışı kararı alıp uyguladıysa, ÖSO içindeki çözülmeyi önceden mi haber almıştı?.. Bu kararda; Türk halkının, hükümetin Suriye politikasını beğenmediğini kanıtlayan anketlerin de payı var mı?..

– Peki, bu sınır dışı gerçekse ve ÖSO’daki çözülme bizzat muhatapları tarafından itiraf edilmişse Türkiye; Suriye politikasını değiştirecek mi?..

Yok… yok… Bu soruları yalnızca Suriye’ye yönelik tavır yüzünden özellikle Güney illerinde ekonominin çökmesi ve halkın huzursuzluğunun iyice artması nedeniyle sormuyorum…

Acaba Türkiye, kerpiç damlarımızın bile sırt sırta olduğu en yakın komşumuza karşı daha ne kadar “kraldan çok kralcı” davranacak onu merak ediyorum!.

Gafletin kestiği bilet!..

Bingöl-Muş karayolunda PKK’nın düzenlediği saldırıda 10 asker şehit olmuştu… Yaralanan 70 askerden biri olan jandarma er Ramazan Arı memleketinde gazetecilere konuşmuş:

“Olaydan sonra hastanede bir gün yattım. Vali ve komutanlar bizi ziyaret etti. Daha sonra helikopterle Elazığ’a getirildik. Memlekete gelmek için cebimde beş kuruş dahi yoktu. Mecburen gelmek için Elazığ’da tanıdığım bir hocam vardı. Ondan borç yol parası aldım ve o parayla memleketime gelebildim.”
Bu haberi okuyunca sizin aklınıza eminim geçen ay Sakarya’daki evine otobüsle gönderilen yaralı asker gelmiştir!..

Yok… Yalnızca o değil, Aydınlık’ta dün yayımlanan “Saltanat göklerdedir” başlıklı haber de beni çok düşündürdü. Bakınız o haber çaresizlik ve saltanat ikilemini nasıl anlatıyordu:

“MHP Kocaeli milletvekili Lütfü Türkkan, Başbakanın yedinci uçağını da alarak filo kurmasını TBMM gündemine taşıdı. Türkkan, Erdoğan’ın geçen yıl Airbus’tan 200 milyon dolara satın aldığı Airbus 330-200 tipi uçağının VIP dönüşümü sonrası maliyetinin 400 milyon doları bulacağını söyledi.”

Uçak filosu kurmak ve Suriyeli isyancıları beslemek için ekmekten suya kadar her şeye zam yapılmasını olağan karşılamak anlayış meselidir!..

Peki, yaralı askerin borç parayla aldığı bilet kimlerin gafletinin ürünüdür acaba?..

AKP’linin yolsuzluğu tamam da!..

Örneğin Karacabey’in AKP’li Belediye Başkanı Ergün Koç ve diğerlerini sıralamama gerek yok…

Son bir haftada bile AKP cephesinde iki ihraç olayı yaşandı!.. AKP Merkez Disiplin Kurulu, Doğanhisar Belediye Başkanı Salih Öztoklu‘yu “yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma iddialarının basına yansıması üzerine” partiden ihraç etti.

Önceki gün ise AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Doğankent Belediye Başkanı Nazmiye Kabadayı‘nın da “Görevi kötüye kullanma, yolsuzluk“ iddiaları nedeniyle partiden ihraç edildiğini açıkladı.

Bunları AKP’liler çok dürüst gibi bir algı yaratmak için tabi ki yazmıyorum… “AKP’liler bunları göstermelik yapıyor” diyenler de çıkabilir…

Hatta CHP’liler, özellikle büyükşehirlerdeki belediye ihalelerini dikkatle izlerse, AKP’yi çok zor duruma düşürebilecek ilişkiler de ortaya çıkabilir!..

Ancak Türkiye’de siyaset ahlakının ne kadar dejenere olduğunu kimse reddedemez!.. Örneğin medyada yolsuzlukları, usulsüzlükleri sıralanan muhalefet belediye başkanlarını savunmaya hatta korumaya kalkanlar, utanmadan şunu söyleyebiliyorlar:.

“Ne yani AKP’liler de yapmıyor mu?.. Onlar yazılsın!..”

Bir teslimiyet, bir kabullenme ve bir ikiyüzlü tavırdır bu!..

AKP son günlerde birçok belediye başkanını yolsuzluk yapıyor diye partisinden ihraç ederken, kamuoyunda yolsuzlukla mücadele ediyoruz algısı da yerleştirmeye çalışıyor…

Toplum halkçı belediyecilik iddiasındaki partilerden de aynı duyarlı tavrı bekliyor!.. Özellikle de CHP’den…

Acaba CHP Genel Merkezi; usulsüzlükleri ve şaibeleri gazetelere manşet olan Ataşehir Belediyesi‘nin ilginç ve tartışmalı imar-ihale faaliyetlerini ne zaman mercek altına alacak?..

Çünkü bütün Ataşehir manşetleri ve Battal İlgezdi adlı başkanın lüks ve şatafatlı yaşamını konuşuyor!.. Ve bu durum ne yazık ki belediyeyi AKP karşısında ancak 3 bin oy farkla alabilen CHP’yi çok zor durumda bırakıyor…

Haaa… Bir de kotralı, yatlı belediyecilik var!.. CHP yönetimi acilen Bakırköy’e uzanıp halkı ve tabanı dinlese yeter!..

Aydınlık

YEMEN’DE HUSİ TERÖRİSTLERİYLE SELEFİLER ÇATIŞTI


İRAN ANALİZ / Yemen’de terörist Husi örgütü militanlarıyla Selefiler arasında çıkan çatışmalarda birçok kişinin öldüğü ve yaralandığı bildirildi. Görgü tanıklarına dayandırılan haberlere göre hafta sonu yaşanan çatışmalarda iki taraf arasında çeşitli silahlar kullanıldı. Başkentin 80 km kuzeyinde yer alan Umran eyaletine bağlı Reyde adlı kasabada yaşanan çatışmada Sünni aşiret mensubu 8 kişi öldü 11 kişi ise yaralandı.

Çatışmalardaki ölü ve yaralı sayısıyla ilgili olarak çelişkili rakamlar verildi. Ancak iki taraftan da ölü ve yaralı olduğu nakledildi. Kur’an Eğitim Merkezinin hedef alındığı, el-Kuds Camisinin havaya uçurulduğu saldırıda çatışmaların cumartesi öğle saatlerine kadar devam ettiği bildirildi.

Reyde kasabasındaki çatışmanın Husi Hareketi mensuplarının kendi bölgelerine yapılan son idari tayinatlara karşı çıkıp gösteri yapması ile yaşandığı aktarıldı. Gösterilere karşı çıkan aşiretler ve bazı Selefilere karşılık verilmesiyle olaylar çatışmaya dönüştü. Silahlı Husi teröristlerinin RPG füzeleri dahil çeşitli silahlarla çatışmayı sürdürdüğü, şiddetlenen çatışmalara dışarıdan takviyelerle destek alındığı bilgisi verildi.

Olayın asıl sebebinin ise el-Islah İslami Partisine yakın birinin eyalete idareci olarak atanmasının ardından yaşandığına işaret edildi. Umran, el-Cevf gibi Husi terör örgütünün yoğun yaşadığı Sada’ya yakın yerleri kapsayan bölgelerin mutedil Sünni hareketlere yakın kişilerden oluşması ise Şii Husilerin rahatsızlığının asıl sebebi olarak görülüyor.

Selefiler, bölge halkı ve kabileler ile Husi örgütü arasındaki anlaşmazlık her geçen büyüyor. Özellikle siyasi istikrar ve yeni devlet elitlerinin İhvanul Müslimin ile mutedil Sünni hareketlerden oluşmasının Husi hareketi nezdinde ciddi endişelere neden olduğuna işaret ediyor gözlemciler.

2011 yılının sonlarından itibaren ivme kazanan anlaşmazlık kuzey bölgelerine tahakküm etmeye çalışan Husiler ile aşiretler ve Selefiler arasında yaşanıyor.

Özel haber: Ulusal Kanal Suriyeli teröristlerle görüştü /// CC : @Ulusal_Kanal @halilneb iler @AydinlikGazete


Suriye’deki çatışmalara katılan ve kendilerine İsyancı Ordu diyen teröristler, şehir merkezinde bölge halkının arasında rahatça yaşıyor. Hatay¹ın Reyhanlı ilçesindeki Mustafa Metin Akıncı İş Merkezi’nin en üst katı, üniformalı asker kaynıyor. Ulusal Kanal o iş merkezine girdi ve askerlerle konuştu. İçlerinde Apaydın Kampı’nda kalan bile var.

Görüntüler bir askeri kamptan dağil, Hatay¹ın Reyhanlı ilçe merkezindeki bir iş hanında çekildi.

Ulusal Kanal ekibi Reyhanlı¹da çekim yaparken, çevreden yurttaşların önerisiyle, Mustafa Metin Akıncı İş Merkezi¹ne girdi.

Kendilerini İsyancı Ordu diye tanımlayan Suriyeli teröristlerin kaldığı en üst kata çıktık. Ulusal Kanal ekibini gören askerler, bir anda ayaklandı ve bazıları gerisin geriye kaldıkları ofise döndü. Yanlarında bir tercüman vardı. Ulusal Kanal muhabiri, teröristlerle röportaj talebini iletti.

Teröristler görüşmeyi kabul edince, Ulusal Kanal ekibi iki odalı ofise girdi. İçeride yaklaşık 15 kişi vardı. Ancak militanlar, kaldıkları ortamın ve röportaj için belirledikleri kişilerin dışında görüntü alınmamasını istediler.

Kendini tanıtan terörist, Suriye¹deki Teftanaz Askeri Havaalanına düzenlenen saldırıyı yapanlardan biri. Ebu Basit Azer, 15 günde bir Türkiye¹ye girip çıktığını, üç gündür ise Reyhanlı’da bulunduğunu söyledi.

Azer, bazı sorularımıza gizli bilgi diyerek yanıt vermedi.

Ebu Azer Hatay¹da o kadar rahat ki, Türkiye Cumhuriyeti vekillerinin giremediği Apaydın Kampı¹ndaki silah arkadaşlarını bile ziyaret edebiliyor.

Yüzbaşı Hüsam ise, Apaydın Kampı¹nda kalıyor. Ancak biz onu Reyhanlı¹daki iş Hanı’nda buluyoruz.

Görüştüğümüz kişiler, İsyancı Ordunun Suriye¹deki karargahını da tarif ediyor.

Ulusal Kanal¹ın görüntülediği o bölgede ise, işgalcilerin sözde bayrağıyla Türk bayrağı yan yana.

ulusalkanal.com.tr

ZAHİDE UÇAR: Terörist Sever AKP Gölgesinde 30 Ağustos Zafer Bayramı


Din-iman diye geldiler, kan emici vampirlere döndüler.

Terörle mücadele kanununda yaptıkları değişiklikle askerin elini-kolunu bağlayıp terörle mücadele edemez hale getirenler terörist faaliyetleri rahatlattı. Mafya devlet Amerika’nın tetikçiliğine soyunup Irak’lı Müslümanların önce canı, sonra namuslarının elinden alınmasına ortaklık ettiler. Irak’ın zenginliklerinin soyulmasına yataklık ettiler.

Onlar için El Kadı dost, El Beşir(eli kanlı katil) arkadaştı. İngiltere rehber, Pentagon sırtlarını dayadıkları güç merkezi,yani ağalarıydı.

“Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” ata sözüne kulak verirsek;

Terörist dostu, arka plandaki terörist partiydi.

Onlar karanlık odalarda yetişmiş, merdiven altı üretimi bir üründü. Bu karanlık yapı; okyanus ötesinden ambalajlanıp Türkiye’nin piyasasına sürüldü. 10 yıldır GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizma)’lu bir ürün olarak Türk Milleti’ni, Türk vatanını zehirlemeye devam ediyorlar.

Amerika Mafya bir devlet olduğu için, kullandığı siyasilerin de “TETİKÇİ” olması kaçınılmazdır.

AKP ırak’ta, Libya’da mafya’nın tetikçiliğini yaptı. Suriye’de tetikçiliğe devam ediyor.

Vampirleştikleri için de Müslüman kanı içmeye doymuyor.
“Muhalif Suriye Ordusu” yalanı ile, çeşitli ülkelerden kiralanan paralı katilleri Türkiye’de eğitiyor.

Ve gelecekte Türkiye’nin “Terörist Devlet” statüsüne sokularak yargılanmasının temellerini atıyor.

Bu bağlamda AKP bizzat kendisi “terörist bir parti” kimliği kazanıyor.

Ve sadece Irak, Libya, Suriye değil, Türk Devleti de AKP teröründen nasibini alıyor.

Kaddafi’yi katlettikten sonra sopalar ile tecavüz eden sapıkları beş yıldızlı otellerde ağırlayıp, hastanelerde tedavi ettirdiler. O sapıklar halkımızı ve hastane personelini taciz etti.

Katilleri “Suriye Muhalif Ordusu” etiketi yapıştırıp aklayanlar, boğaz manzaralı evlerde eğitiyorlarmış.

PKK teröründen yeterince tatmin olmamış olmalılar ki; Hatay, Kilis, Antep gibi illerimizi de terörize edecek açılımlar yapıyor. Küresel elitin “aç, aç” çığlıkları altında striptizciye dönenler, ABD talimatı ile Arabistan ve Katar gibi ülkeler tarafından yapıştırılan paraların sarhoşluğuyla açıldıkça açılıyor.

Kiralık katiller Hatay’da mezhep kışkırtması yapabilecek kadar kendini güvende hissediyor. Alevi doktor istemem diyor.”Hatay’a gitmek için gelmedik, burası zaten bizimdi” deme cesareti bulan teröristler, terör sever AKP korumasında “işgal öncü gücü” gibi rahatça eylemlerini devam ettiriyor.

Abdestini kanla alan Evangelist Müslümanlar, Müslüman kanı döküldükçe zenginleşiyor.

İzmir işgal edildiğinde Türk kanı içme fetfası verip; “bir bardak Türk kanı da bana getirin içeyim” diyen Papazın memleketi Yunanistan; 2004’ten bu yana Ege’deki Türk adalarını sesizce işgal ediyor.

AKP’nin Türk Devleti’ni bitirme misyonu olduğunu göremeyenler, meşruiyetini kaybetmiş bir mecliste, Muhalefetçilik ve vekilcilik oyunu oynayarak AKP’nin “normal siyasi parti” sanılmasını sağlıyor.

Yani, atanmış bir diktatör ve iki baston; bu millete bir İLLİZYON GÖSTERİSİNİ gerçekmiş gibi yutturma oyunu oynuyor.

Bir mafya devletin emrindeki tetikçiler, Türk Devleti’ni terörist devlet konumuna sokuyor.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen Türkmen bir liderin vatanı, aşağılık bir oyunla cinayetlere ortak ediliyor.

Mafya tetikçileri boşuna el-etek öpmez. Mafya tetikçilerini seçerken üç zaafı olan kişilerden seçim yapar:

Kumar, kadın ve uyuşturucu.

50 Kilo uyuşturucu ile yakalanan yeğen Erdoğan; “içiciyim” dediği için serbest kaldı. “Suyunu sıkıp meşrubat gibi mi içiyorsun?(!)” diye soramadık.

Evangelist Müslümanlık gereği(!) bütün kara paralar aklanarak ülkeye sokuldu. Uyuşturucu baronları iş adamı veya iş kadını statüsü kazandı.

Baskı ortadan kalkarsa “kadın zaafı olanlar, İbiza mağdurları da” ortaya çıkacaktır. Şu an sadece şantaj amaçlı elde tutuluyor. Dönme sevgilisi olanları da tabii unutmayalım. “Sisi’nin kulağı niye çekilmişti? Sahi Sisi şimdi niye kayıp?”

Kumar mı?

Kumar “Türk Devleti” üzerinde oynanıyor. Terörist siyaset uşaklık yaptıkları güçler için yeşil çuha kaplı masalarda “İŞARETLİ” kağıtlar dağıtıyor.

Boğazına kadar teröre batmış bir meclisin yönetimindeki ülkemde 30 Ağustos Zafer Bayramı KUTLANIYOR(!)..

Milletin çığlıklarını duymamak için kulağının üzerine yatan Ana Kraliçe’nin evlatlığı, fazla kulak üzerine yatmaktan kulak sancısı çekiyor.

Yeniden Kurtuluş Savaşı yapılmasına gebe kalan ülkemde, terörist sever “Meclis-i Mebusan” gölgesinde “30 Ağustos Zafer Bayramı” kutlanırmış gibi yapılıyor.

Hayır-lı OLSUN!!

Yeni 30 Ağustoslara hazır olunması dileği ile…

10 Kasım 1938’den başlamaya ne dersiniz?

Hiçbir siyasinin günahına ortak olmadan…

Bir millet olarak başlamaya;

NE DERSİNİZ?

İLK KURŞUN

Telegraph: Teröristler İstanbul’da eğitiliyor


İngiliz Telegraph gazetesi, Suriyeli teröristlerin İstanbul’da eğitildiğini yazdı. Gazete, teröristleri Amerikalı ve İngiliz uzmanlar tarafından eğitim verildiğini belirtti.

İngiltere’nin önce gelen gazetelerinde Telegraph, Suriyeli teröristlerin İstanbul’da eğitildiğini yazdı.

Habere göre; Suriyeli teröristler Haliç manzaralı apartmanlarda Amerikan ve İngiliz uzmanlar tarafından eğitiliyor.

Damien McElroy imzalı haberde, eğitimin teröristlerin dünya ile iletişimini sağlamak için verildiği kaydedildi. Esad karşıtlarının uydu, bilgisayar ve iletişim araçları konusunda eğitildikleri belirtildi.

Haberde eğitim programına katılan bir İngiliz danışmanın sözlerine de yer verildi:

İngiltere ve ABD, teröristlerin kapasitesini geliştirmek için Suriye’de yaşanan gelişmelere temkinli yaklaşıyor. İleride ne olacak? Suriye topraklarını kim kontrol edecek. Biz, liderliği yürütebilmeleri için sivillere bazı beceriler kazandırmak istiyoruz.

Telegraph gazetesi, İstanbul’daki "isyancı eğitim merkezi"nin kurulması teklifinin İngiltere Dışişleri bakanı William Hague’den geldiği vurgulandı.

Esad karşıtı teröristlerin eğitildiği projeyi ABD Dışişleri Bakanlığı Suriyeli Muhalifleri Destekleme ve Dişişleri yetkililerinin de denetlendiği belirtildi.

İngiliz Telegraph gazetesi, Suriyeli silahlı gruplar için Amerika’nın 25 milyon dolar İngiltere’nin de 5 milyon sterlin ayırdığını hatırlattı.

Gazeteye Haliç manzaralı apartmanlarda eğitim gören muhalif Mina El Husmi de konuştu. O da Beşar Esad ve eşinin e-posta hesaplarını hackleyip (hekleyip) dünyaya yayılmasını sağladıklarını belirtti.

AKP iktidarı ise İngiliz gazetesinde çıkan bu haber ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.

ulusalkanal.com.tr

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: