Etiket arşivi: TÜNAY SÜER

TÜNAY SÜER : Ey AKP iktidarı, Kürtçe hukuk dilini nasıl yaratacaksınız?


Başbakan Erdoğan açlık grevi yapanlara sözde verip veriştiriyor, “Devam etsinler” diyor. Beş BDP li milletvekilinin açlık grevine başlayacaklarını açıklamalarından sonra da “bazılarının diyete ihtiyacı vardı” diyerek adeta alay ediyor.

Bağırıp çağırarak, bazen aşağılayarak güya sert tepki gösteriyor ama öte yandan bal gibi de PKK nın istediklerini yapıyor.

Açlık grevi yapanların talepleri arasında bulunan” Mahkemede Kürtçe savunma” olarak tanınan yasa tasarı TBMM İnsan Hakları Komisyonu’ndan geçiveriyor. Eee ! Sayın başbakan ne oluyor?

*****

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Silivri’den hukuk dersi veriyor.

Kürtçe savunma hakkı talebi aslında Kürtçe yargı talebidir. Ceza yargısında Kürtçe savunma hakkı tanıdığınız yurttaşa Ticaret veya Şirketler veya Borçlar hukukuyla ilgili davalarda aynı hakkı tanımanız tutarlılık gereğidir. Ne var ki, Ceza Hukukunda veya Ticaret Hukukunda kullanabileceğiniz Kürtçe ( yâda Zazaca ) hukuk dili yok. Kürtçe tek bir hukuk kitabı yok ve PKK da bütün yargılamalarını Türkçe yapıyor.

Peki, Kürtçe savunma hakkını yasallaştırmaya kalkıştığınıza göre, ey AKP iktidarı, Kürtçe hukuk dilini nasıl yaratacaksınız? Diye soruyor.(16.Kasım.2012 Avrupa’da hukuk dili niçin Latince kökenli—Aydınlık Gazetesi)

Sn. Perinçek çok önemli bir konuyu ele almış. Sahi, Kürtçe hukuk dili nasıl yaratılacak? İnsan bayağı düşünüyor.

Fazla düşünmeyelim diyorum zira ilkleri yapan AKP bir bakarız sabaha karşı Kürtçe hukuk kitabı çıkartıvermiş!

Şaka bir yana, başbakanın BDP ye ve açlık grevinde olanlara çatmaları hepsi blöf. Zira “anadilde Savunma “konusunun AKP kongresinde dağıtılan kitapçıkta olduğunu biliyoruz.

*****

Adalet Bakanlığı,2 Kasım’da 67 ceza infaz kurumunda açlık grevi eylemi yapan 682 hükümlüye düzenli olarak tuz, bal, limon, şeker ve vitamin verildiğini, her gün düzenli olarak doktor tarafından kontrol edildiğini açıklamıştı..

TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri Bolu F tipi cezaevinde, açlık grevine katılan PKK’lılar ile görüştüklerinde, bir tutuklunun 53 gün önce başlattığı eylemden sonra iki kilo şişmanladığını belirlediler.

Kantin alışveriş listesinde yapılan incelemede ise açlık grevindeki bazı hükümlülerin domates, salatalık, yoğurt, kuru kayısı, peynir, balık, konserve, meyve, bisküvi, çikolata gibi katı gıdalar aldıkları, eylemcilerle aynı koğuşta kalan diğer hükümlülerin alışveriş listesinin de oldukça uzun ve çoğunun aynı kiloda olduğu da görülmüş.

Bu nasıl bir açlık grevidir anlayamıyorum!

*****

Yollara mayın döşeyip askerlerimizi şehit eden, canlı bombalar ile binlerce masum insanın ölümüne neden olan PKK ‘ın ölüm oruçları da oyun içinde oyun gibidir. Maalesef birileri ortaya çıkıp;

Kendilerine insan diyen (!) herkesi açlık grevindeki arkadaşları için dayanışmaya çağırıyor. Grevi bitirecek olan tek merciin hükümet, olduğunu, arkadaşlarının haklı (!) isteklerini kabul etmelerini ve bu greve son vermelerini istiyorlar. Trajik komik çağırılar yapıyorlar. Barışın gelmesi için mutlaka istekleri karşılanmalıymış. Kaç Kürt öldüğünde dikkat çekilecekmiş Bütün partiler bunu istemeliymiş filan falan.

Yandaşları anlayabilirim hani şu aydın geçinen, sanatçı geçinen aydınlardan bahsediyorum.

Ya Atatürkçü geçinenlere ne demeli? Yahu bunlar daha birkaç gün önce helikopterimizi düşürerek 17 askerimizi öldürdüler. Yıllardır bangır bangır bağırıp tehditlerle özerk Kürdistan kurulacak başkenti Diyarbakır olacak diyen hainlerin bir çeşit sözcüleri nasıl olabilirsiniz?

Türkiye’yi parçalamak isteyen emperyalizmin uşakları ile işbirliği değil midir bu?

Amaçları kamuoyu yaratmak ve kanlı elleriyle masumu, haksızlığa uğramışlığı oynayarak Kürdistanı kurmak..

Yoksulluktan, açlıktan ölen yüzlerce insanımız var bizim, gazilerimizin hali ortada, bu vatan uğruna şehit düşmüş çocuklarımızın yoksul aileleri var. Biraz vicdanlarınız varsa onları düşünün ey Allah’ın gafilleri.

*****

Olmadı Hüseyin Aygün, yine olmadı.

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne kendi kişisel tarihini ne de CHP’nin tarihini konuşamayacağını belirterek, her ikisinde de Dersim olduğunu ve Dersim’le yüzleşmek zorunda olduğunu ifade etti.

(Derdi, dini imanı Kılıçdaroğlu ve CHP oldu başbakanın. CHP ile yatıyor CHP ile kalkıyor).

Tabi o sözlere çok bozulduk. Bu kadar da olmaz dedik.

Yetmedi yine konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun zalim CHP ile mazlum Dersim arasında bir tercih yapmak zorunda olduğunu ama bunu yapamadığını ifade ederek ”Asıl patolojik vaka budur. CHP Genel Başkanı, Dersim’le CHP arasında bir reddi miras tercihi yapmak zorunda kalmış ve Dersim’i reddetmiştir. Onu unutmuştur ama ondan da devamlı geçinmektedir” diye konuştu.

( İdamı övüyor mu yoksa yeriyor mu belli değil.)

“Büyük bir vakarla! İpe götürülürken Seyit Rıza şunu söylemiştir; ‘Evladı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır, günahtır, cinayettir’. Seyit Rıza idamından 70 yıl sonra bile hatırlanırken o dönem zalimlerle işbirliği yapan Seyit Rıza’nın kardeşinin oğlunu hiç kimse hatırlamıyor. CHP Genel Başkanı bir Seyit Rıza olmak yerine, Seyit Rıza’nın en azından izinden gitmek yerine işte o işbirlikçilerle hareket etmeyi, Dersim’in üzerine örtmeyi tercih etmiştir. “Diyorsun.

Sana ne be başbakan, sana ne..

Sen AKP li misin yoksa CHP limisin? Bırak onu CHP liler düşünsün. Tasası seni mi tutuyor?

Her neyse, Sn. Kılıçdaroğlundan bu sözlere sert bir yanıt beklerken kafamıza taş düştü sanki.

Dersim İsyanı lideri Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği Elazığ’daki Buğday Meydanı’nda anma programı düzenledi. ”Seyit Rıza ve arkadaşlarının itibarlarının iadesini” öngören kanun teklifi hazırlayan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün oradaydı. Gazetecilere yaptığı açıklamada;

Biz bugün 75 yıl evvel idam edilen 7 kişinin masumiyetini dile getiriyoruz. İdam kuşkusuz Kürt sorununun çözümü değil. Seyit Rızaların asılması da Dersim trajedisini asla çözmedi, tarih haline getirmedi. Bugün Seyit Rızaların torunları olarak buradayız ve bu acıyı 3 çeyrek yüzyıl sonra olsa da bütün dünyaya ilan ediyoruz. Dolayısıyla ne Kürt sorununun çözümü için idama ihtiyaç var, ne de şiddet dalgasının, şiddet sarmalının sürmesini istiyoruz” diye konuştu. (Şiddeti biz mi yoksa PKK mı yapıyor?)

O yıllarda adı Dersim olan Tunceli ‘de neler olduğunu isyancıların neler yaptıklarını daha önceleri yazdığım için tekrarlamıyorum.

Dersim katliamının sorumlusu CHP’dir.

Aleviler, Atatürk’le Hazreti Ali’nin fotoğraflarını yan yana asıp kendini kandırmasın.

“Ulusalcı-kafatasçı kişiler”

“PKK’lılar iyi çocuklar, genç arkadaşlar” dedin ama yettin Hüseyin Aygün, lütfen artık ya Dersimli ol ya da Tunçelli…

Tünay SÜER / KEMALİSTLER.ORG

Ergenekon’un MOKU çıktı artık!


PKK’nın sözde askeri yöneticilerinden olan ve 33 askerimizi şehit eden Şemdin Sakık’tan başka tanık bulamadılar mı?

Tünay Süer

Buna ne derler biliyor musunuz? Bozacının şahidi şıracı.

Ayıptır, rezalettir bu ya.

Sakık’ın hain olduğunu, kendileri tarafından tasfiye edildiğini söyleyen bebek katili Öcalan, “Elimizde birkaç Sakık var isterseniz onları da göndereyim” demişti.

Aslında Sakık ve Öcalan oynanan oyunun aktörleridir.

Düşünün bir kere, Sakık’ın yakalanması veya Öcalan’ın onu tasfiye sözleri sizlere inandırıcı geliyor mu? Bence inandırıcı değildir, zira gizli tanık olarak Sakık görev üstlenmişti.

Gizli tanık olarak görevini başarıyla yaptığı da belli oluyor.

Şemdin Sakık’ı Kuzey Irak’tan alarak Türkiye’ye getiren isim o dönem Özel Kuvvetler Komutanı olan Tümgeneral Engin Alan’dı. Alan bugün Silivri’de.

Sakık’ı Diyarbakır’da sorgulayan isim ise Albay Cemal Temizöz’dü. Temizöz de bugün Silivri’de. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Bir senaryonun varlığı artık iyice gün yüzüne çıkmıştır. Bu bölümüne ise Sakık’ın şahsi kini gözüyle bakmak saflık olur.

Görevinin sonuna gelen Sakık, TSK ve Türk Milleti ile ile alay edercesine artık kimliğini açıklamada sakınca görmemiştir.

Yıllarca PKK ile ailelerinden çok uzaklarda dağlarda çarpışan, çoğu madalyalar ile ödüllendirilmiş olan komutanlar, askerler bugün bir PKK lı tarafından suçlanmışlar ve devlet eliyle esir alınmışlardır.

Bu ne acı bir olaydır sevgili okurlarım…

Perinçek ile ilgili ifadeler,

Zamanlamaya bakalım. İşçi Partisinin büyümeye başlaması, gerek Ulusal Kanal gerekse Aydınlık Gazetesi ile halka doğruları duyurması birilerinin işine gelmemektedir. Bundan ötürü Sakık ifadelerinde Doğu Perinçek’in Bekaa Vadisinde Öcalan’la yaptığı röportajı bir başka şekilde dile getirerek hukuku ve kamuyu yönlendirmeye çalışmaktadır.

Doğu Perinçek’e dolayısıyla İşçi Partisine zarar vermektir amaç.

****

10 aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski Genelkurmay Başkanımız Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, haklı olarak isyan etmiş.

“Türk Ordusu ve onun eski komutanının yargılandığı ‘dava’da idam cezası almış PKK’nın 2 numarasının gizli tanık olmasından doğal ne var ki?!”

Başbuğ’un bu sözleri yargıya ve bir zamanlar hizmetinde olduğu iktidara haklı sitemidir. Böyle potansiyel suçluların tanıklıklarını kabul etmek bence Türk Yargısı için bir utançtır.

Yazıklar olsun böyle yargıya ne diyeyim!

Yazık, çok yazık!

Her şey haham bozuntusu, ne idüğü belli olmayan, ruh hastası, Tuncay Güney diye birisinin trajikomik ifadeleriyle kurgu olarak başlamıştı. Daha sonra kız kardeşini öldüren, çeşitli ağır suçlardan hapiste olan bir katilin tanıklığı gündeme gelmişti. Yani anlayacağımız adam gibi bir insan çıkıp Türk Silahlı Kuvvetlerinin değerli komutanlarını yüz be yüz suçlayamamıştı.

Çünkü ortada böyle suçlar yoktu zaten. Tamamıyla Amerika-İsrail kökenli senaryoyu birileri ordumuzun itibarını düşürebilmek için oynatıyorlardı. Generallerimizi, aydınlarımızı, gazetecilerimizi ve legal bir partinin genel başkanı Perinçek’i de bunun için hücrelere kapatmışlardı.

Türkiye ve BOP projesi üzerine oynanan büyük oyun iyice meydana çıkmıştır artık. Ben halktan birisi olarak böyle algılıyorum..

CHP İst .İl Kadın Kolu Başkanı istifa etti.

5 aydır partisi ve kadın örgütü için faydadan çok zararı, zaman kaybı olan Yüksel Çavuşoğlu baskılar karşısında genel merkezin isteği doğrultusunda istifa etti. Bence çok iyi oldu zira seçime gidecek bir partide deneyimli, emektar ve örgütün tamamının sevdiği, saygı duyduğu birisinin bu görevde olması gereklidir.

Bence bu görev için eski genel sekreter Önder Sav tarafından görevden alınmış olan eski İl.Kadın Kolu Başkanı Sn.Oya Tümer biçilmiş kaftandır. Aslında Oya Tümer’in itibarını iade etmek Genel Başkan Sn. Kılıçdaroğlu’na düşmektedir. İl Başkanı Sn.Oğuz Kaan Salıcı’da bence bunu istanbul’u almak için istemelidir. Oya Tümer örgütçü ve örgüt tarafından çok sevilen bir emektardır.

Benim isteğim elbette partinin iktidar olması ve AKP den ülkenin kurtulmasıdır. CHP halkın umududur. Bunun için de CHP iktidar yolunda ayrım yapmadan İL .Kadın Kolu Başkanlığını görevi yapabilecek olana vermelidir.. Düşünüyorum da Oya Tümer’den sonra kaç başkan değişti ve zaman kaybı oldu. Tabi yetki ve karar üst kurullarındır. Ben içimden geçenleri yazdım.

Sevgi ve saygılarımla.

Tünay SÜER /KEMALİSTLER.ORG

TÜNAY SÜER : Vur Tayyip vur! /// CC : @TunaySuer


Ustalık dönemine girdiğini söyleyen başbakan Erdoğan çıraklığı zamanından günümüze, tabir caizse ülkenin içine etti.

Son olarak ta, AKP Kongresine can düşmanımız PKK ya her zaman arka çıkan ve besleyen, Türkiye’ye bir kedi bile vermem diyen Barzani’yi şeref konuğu olarak davet etmesi inanın kanımızı dondurdu. Sanki bunca şehit aileleri ile bizlerle alay ediyor.

Barzani’ye bu ne ilgi, ne debdebedir böyle? Barzani’nin Allah cezasını versin. Her gün bunca şehit vermemizde onun dahli yok mudur? Bu adamın bize yaptığı kalleşliği düşündükçe yazık oldu Saddam’a, Kaddafi’ye diye düşünüyorum.

Suriye rejimine kafa tutan başbakan Esad’ı diktatörlükle suçluyor ve kendisini istemeyen halkını öldürdüğünü söylüyor. Bazıları da buna inanıyorlar. Aydın geçinen birçok yandaş gazeteci, bilim adamı da bu yalanı televizyonlarda anlatıyorlar, köşelerinde yazıyorlar.

Oysaki bizde PKK neyse, Suriye’ye saldıranlar ve saldırtanlar da aynı amaçlar içerisinde orada çizilen senaryoyu oynatıyorlar. Bunları halka anlatacak güçlü bir muhalefet nerde? Elimde kandil yollara düştüm, arıyorum.

****

Esas diktatörlük bizim ülkemizde yaşanmıyor mu?

Erdoğan dönemine kısaca bakalım.

Önce, vatanda satılmadık ne kaldı ki düşünelim. Suriye bunu yaptı mı?

Başbakan hiç ağzından düşürmediği davası (!) İçin Türk Silahlı Kuvvetlerini ve kurumun en değerli komutanlarını isteyerek veya dışa bağımlı olarak darmaduman etti.

Onlarca aydını, gazeteciyi ve İŞÇİ PARTİSİ Genel Başkanı Doğu Perinçek’i, milletin iradesi ile seçilmiş milletvekillerini ABD’nin hazırlamış olduğu plan ve senaryolar ile zindanlara tıktı.

Doğu Perinçek yetmedi bir de pırıl pırıl genç akademisyen olan oğlu Mehmet Perinçek’i davası uğruna tutsak etti. Hem de öylesine vicdansızca ki, sanki bu insanlar seri katillermiş gibi tecritle hücrelerde tutuluyorlar.

Türk Ordusuna verdiği zararı unutmuşçasına sıkılmadan;

“Dünyanın hiçbir ülkesinde asker bu denli yıpratılamaz” diyor. Kim için diyor?

Şimdiki Genelkurmay Başkanı Sn. Necdet Özel için.

Trajik komedi. Sanki 50 yıl ülkeye hizmet eden Başbuğ Paşayı, diğer şerefli, onurlu askerleri terörist ilan eden kendisi değil.

Şimdi kalkmış Özel’i yıpratmayın diyor.

Suriye’de zalim bir rejim var diyor Sn. Erdoğan.

Türkiye’de nasıl bir rejim var diye düşünüyoruz o zaman.

Mahkemelerin insanları yargılamak için kurulduğunu herkes bilir mutlaka ama başbakanın çıraklık döneminde diyelim, mahkemeler tarafsızlık ilkelerini bırakarak taraflı açıkça ”siyasi” bir tutum içerisine girdiler.

Başbakan bu durumu içine sindirebildi hatta senaryonun Türkiye yönetmenliğini üstlendi.

Türk Ordusunun tasfiye edilmesi projeleri içerisinde bizzat gördük ve yaşıyoruz.

Silivri’de öylesine yargılama var ki buna mahkeme demeye bin şahit gerek. Avukatlarla tutuklular arasındaki konuşmaları dahi dinleniyor artık.

Hiç bir delilin tartışılmasına izin verilmiyor. Üstüne üstlük şimdi hukukta olmayan bir adet çıkarttılar. Sanıklarla avukatlarının birbirlerine dilekçe dahil hiçbir yazılı kâğıt veremeyecekler Önce hâkim görecekmiş (!)

3. yargı paketinden önceleri ayda bir kez sanıklara söz hakkı veriliyordu. Tutukluluğu gözden geçirme 15 dakikalık konuşmadan sonra oluyordu. Düşünebiliyor musunuz senelerdir insanları zindanlarda haksız yere tutuyorlar ve sadece 15 dakika ayırıyorlar. Temmuz ayından itibaren bu da kaldırıldı. Yetmedi, duruşmalardan men cezaları verildi.

Özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı güya. Hepsi palavra. Anlaşılacağı gibi Silivri’de hukuk, yargılama yok, sadece cezalandırma var. Bunun adı da HUKUK olamaz.

Bunları bilen başbakan Allah ve kitaptan nasıl bahsedebiliyor diye düşünüyorum.

Müslümanlıkta böylesine hainlik, acımasızlık var mıdır acaba? İnsanları suçsuz olduklarını bilerekten tek siyasi emeller için böylesine gaddarlık hangi modern ülkede var?

Haaa! Pardon. Sanırım Hitler döneminde böyle şeyler oluyordu. İster Silivri zulüm hanesi, ister Bastille zindanları diyelim, orası hukukun tamamen bittiği yerdir işte.

Bundan ötürü başbakanın AKP kongresinde söylediği “- Kimse hukukun dışına çıkamaz. Kimse bireyin hukukunu çiğneyemez. Kimse sırtını devlete dayayarak işkence yapamaz” demesine de kimse inanmasın. Bunu AKP ye oy veren vatandaşlarımız da bilmelidirler. Böyle bir zulüm devam ettiği müddetçe her birey tehdit altındadır.

AKP, Nixon zamanında Amerika’da uygulanan ya bendensin, ya da düşmanımsın’ ı uyguluyor.

Yine Sayın Başbakan kongresinde;

“Bu ülkede camilerin kapılarına kilit vuruldu. Camiler depoya, ahıra, müzeye çevrildi. Kuran-ı Kerim-i okumak yasaklandı ki bu CHP zihniyeti tarafından.” Diyor bu külliyen yalandır.

“- İnsanların özgürlüklerine kısıtlamalar getirildi. Sakal, bıyıklarından giyimine kadar” dedi yine. Bu asla doğru değildir. Atatürk Kıyafet Kanunu çıkarttı ama kimseye baskı yapmadı. Bireylerin modern çağa uyum sağlamaları için demokrasinin, özgürlüğün kapılarını açtı. Bu sayede kendisi de başbakan olmadı mı?

“Bu salonda Türkiye var. Bu salonun dışında tüm renkleriyle, tüm çiçekleriyle Türkiye var. Diyor da o insanları bölmek için elinden gelen her şeyi yapan kendisi değilmiş sanki.

Başbakan Erdoğan bu, bugün böyle yarın birde bakarsınız tam tersini söyler. Tıpkı BOP eş başkanı olduğunu önce inkâr edip sonra kabullendiği gibi.

Tıpkı, OSLO da görüşmeler yapıldığını inkâr ettiği gibi.

Neyse bu konuda söylenecek çokk şey var, şimdilik burada bırakalım.

***

Balyozu Protesto

29Eylül 2012 Cumartesi günü saat 13.00de Balyoz davasındaki haksızlıkları protesto için Vardiya Bizde’ in sessiz eylemine katıldım. Tüm komutanların eşleri, yakınları oradaydılar hemen hemen. Hepsinin isimlerini bilemediğim için özür dilerim kendilerinden.

Em. Tüm general Çetin Doğanın eşi Nilgün Doğan

Deniz Kurmay Albay Bora Serdar’ın eşi Melek Serdar

Em. Tüm Amiral Deniz Kutluk’un eşi İrem Kutluk

(E) Tuğgeneral Süha Tanyeri’nin eşi Nilgün Tanyeri

Hava Kurmay Albay Pilot Mehmet Erkorkmaz’ın eşi Tülay Erkorkmaz ve Kurmay Albay Kıvanç Kırmacı’nın eşi Ayça Kırmacı ve 4 yaşındaki kızı Naz’da oradaydı. Küçük Naz’ henüz 2 yaşındayken babası tutuklanmıştı ve olanları bilmiyordu haliyle. Minik kızın kendisine tutulan mikrofonlara babasının büyük bir görevde olduğunu söylemesi yürekleri dağladı. Şahsen ağlamamak için kendimi bayağı zorladım.

Sanırım 50 veya 60 kişi kadardık. Kahraman askerlerimizin bu yürekli kadınları eşlerine ve diğer tutuklulara yapılan haksızlıklar karşısında yılmadan mücadele edeceklerini tekrarladılar. Onlar Ayşe nenelerin, Kara Fatmaların torunları olduklarını her zaman gösteriyorlar.

****

Orada bu kadar az kişi beklemiyordum açıkçası. Facebooktan kendi sayfamdan çağrı yapmıştım. Evet, spontane gelişen bir olaydı bu ama bundan böyle her Cumartesi aynı yer ve saatte tekrarlanacaktı. Sn. Nilgül Doğan beni teselli etti diyebilirim. Bu ilk ileride çoğalacağız dedi.

Kendimce insanların ne kadar duyarsız olduklarına adamakıllı kızdım ne yalan söyleyeyim.

*****

Bu ülkede insanların hayvanlar kadar değeri yok mu ya?

Hayvanları bende severim yıllarca evimde köpek, kuş besledim. Tabii onları korumamız gereklidir. Ağızları var dilleri yok derler ya, onları korumak bir insanlık görevidir.

Ancaaaakkkkk;

Bir ülkenin aydınları, ordusunun komutanları haksız yere tutuklanmış esir alınmışlarsa, bu insanlar neredeler ya? Neden Silivri’ye gitmezler ha?

25 şehidimiz oldu Kütahya’da neredeydiniz ey hayvan severler?

Onar, onar şehitler verdiğimiz günler neredeydiniz?

Galatasaray’da aralarında spor ve sanat dünyasından tanınmış kişilerin de bulunduğu binlerce kişi olarak toplanıp, hayvan haklarını savunuyorsunuz da, bu vatanın askerlerini, aydınlarını, lime lime edilmiş Atatürk cumhuriyetini savunmak, korumak size ağır bir zül mü geliyor? Onlar için neden bir eylem yapmazsınız veya bir protestoya katılmazsınız. Doğrusu hepsini kınıyorum. 50 bin,100 bin kişi olarak Silivri’ye gidip oradaki insanların haklarını neden aramazsınız? Hiç mi değerleri yok o mazlum insanların?

Yazıklar olsun hepinize, yazıklar!.

Böyle duyarsız olmuş Türk Milletine Recep Tayyip Erdoğan ne yapsa azdır. Çünkü bizler tavus kuşu gibi başımızı kuma gömmüşüz ve onun yaptıklarını hak ediyoruz.

O zaman diyorum ki;

Vur Tayyip vur! Memleket dinlesin ,iş işten geçtikten sonra da inlesin….

Tünay SÜER/ İLKKURSUN.ORG

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: