Etiket arşivi: türkiye

Arslan Bulut: Ey iman edenler! /// CC : @ArslanBulut1


Biz yazılarımızı iyi niyetli insanlara göre yazıyoruz. Fakat içlerinde Türklüğe karşı kin ve nefret besleyenler, milletin birliğini korumaya çalışanları, İslamiyeti sadece kendilerinin tapulu malı sayarak, İslam dışı olmakla suçlayıp kendi siyasi projelerine alan açmaya çalışıyor. Halkı bu kurnaz taktiklerle ikna ediyorlar..

Mesela Büyükşehirler yasasının ülkeyi şehir devletlerine bölme projesinin başlangıcı olduğunu belirtirken 2001 yılında İtalyanlar’ın “Veneto’dan Batı Karadeniz Bölgesi’ne” sloganlı bisiklet gezisinin arkasından, küreselleşme projesinin “yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak” planı çıktığını hatırlatmıştım. Küreselleşmenin, şehir devletlerine dönüş olduğu AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a 2001 yılında ABD’den gönderilen gizli mektupta belirtiliyordu.

Bartın’a yönelik bisiklet gezisinin sonunda Anadolu’nun Roma dönemindeki şehir devletleri haritası da basın bildirisiyle birlikte dağıtılmıştı..

Basın bildirisinde “Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan, politik şekilli, Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin, birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünülmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine çoklu kimlik (çok kimlilik) araştırması olarak dönüşüyor, yani tüm insanların tek, aynı büyük genetik kökten geldiği orijinde, bir çeşit uluana ve ulubaba isminde birleşiyor; Adem ve Havva; ya da Homosapiens, ya da Austrolopitecus” deniliyordu.

***

Şimdi bu metnin, Türkiye’yi federasyona götüren zihniyeti özetlediğini yazdığım için bir yaratık bana “Hz. Adem ve Hz. Havva’ya inanıyor musun? İlk Türk Allah tarafından özel olarak mı yaratıldı? Öyle ise onun da atası Adem ve Havva değil mi?” gibi zekâ seviyesi düşük sorular soruyor..

İşte halkı da bu basit sorularla yönlendirmeye çalışıyorlar..

Burada yaratığın adı değil, zihniyeti önemli.. Bu zihniyet sahipleri, Hıristiyan Batı’nın, Müslüman bir milletin çocuklarını, kendi milliyetinden ve dininden koparmak için giriştiği şeytani operasyonu görmüyor, bunun yerine Türklüğü küçümsüyor..

Bunlar, aslında İslam dinine de ihanet içindedir. Çünkü Türklük, tarih boyunca olduğu gibi bugün de İslam dünyasının kalkanıdır.. Türk milletinin, Türkiye’nin olmadığı bir dünyada, İslam dünyası ne hale gelirdi?

İşte şimdi, AKP eliyle Türkiye’yi İslam dünyasının içine bir Truva atı gibi konuşlandırarak, bütün enerji kaynaklarını kontrol etmek istiyorlar. Buna karşı ancak milli birlikle ve bağımsızlık fikri ile durulabilir. Yani Türk Milleti’ni birlik içinde tutmak, bugün de İslam dünyasına en büyük hizmettir.

Evet Kaşgarlı Mahmut gibi benim kanaatim de odur; Allah, Türk Milleti’ni özel olarak yaratmıştır ki yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlara engel olsun. Fakat bugün, Libya’da, Suriye’de bozgunculuk çıkaran ABD’ye en büyük hizmeti AKP yönetimi veriyor. Türk Milleti’nin büyük bir kısmı da bu bozgunculuğa oylarıyla ortaklık ediyor.. Üstelik Denizli’deki şehit cenazesinde namazı kıldıran kişi de “Allah bu iktidara zeval vermesin” diye dua ettiriyor.. Libya ve Suriye’de Müslümanları birbirine kırdırdığı için mi?

***

Yukarıda bahsettiğim Paflagonia projesi, Rotary İnternational antetli bir dosyayla tanıtılmıştı. Proje dosyası ile birlikte dağıtılan haritada, Roma dönemi esas alınarak Anadolu’daki federe şehir devletlerinin adları şöyle belirtiliyordu:

“Trakya, Bitinya, Misiya, Lidya, Karya, Likya, Pamfilya, Firikya, Kilikya, Kapadokya, Galatya, Paflagonya, Pont, Ermeniya, Antakya, Mezopotamya.”
İşte Büyükşehir Yasası ile bu projenin temelleri atıldı.. Zaten 1896 tarihli Amerikan Kongresi gizli kararında aynen “Uluslararası Hıristiyan Komitesince din, mezhep ve milliyetçi özelliklere bakılmaksızın geçici bir Hıristiyan yöneticinin Türkiye’nin başkanı olarak seçilmesini müteakip, Osmanlı İmparatorluğu’nun mevcut bölgelerinin sınırlarla ayrılması, bu bölgelerin Hıristiyan eyaletleri kabul edilip, Hıristiyan gücünün Türkiye Birleşik Devletleri adında toplanması, Utah Eyaleti yönetimi örnek alınarak ve çok eşlilik, kılıçla fethetme gibi dini vaazların ve hareketlerin yasaklanması sağlanacaktır” deniliyordu..
İman edenler, bu projeye direnir..

Yeniçağ

MAHFİ EĞİLMEZ : Türkiye’nin 22 Yıllık Reyting Öyküsü


Türkiye BBB notunu 1990 yılında aldı

Türkiye ilk reytingi notunu 1990 yılında aldı. Türkiye’yi kredibilite açısından değerlendirme ve dolayısıyla reytinge tabi tutma isteği 1989 yılı sonlarında S&P ve Moodys’den geldi. O tarihlerde Türkiye özellikle Japon piyasasına “private placement” adı altında tahvil ihraçları yapıyordu. Borçlanma miktarı artınca reyting kuruluşları müşterilerinin isteği ile Türkiye’yi derecelendirmeye tabi tutmak istediler ve Türkiye’nin reyting serüveni böylece başlamış oldu.

1990 yılı yaz aylarında çalışmalarını tamamlayan S&P ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu BBB ve Baa olarak belirlediler. Onlarla birlikte yola çıkan Japanese Credit Rating Agency (JCR) da notu BBB olarak saptadı. Türkiye, yatırım eşiği denilen bu notla ABD’deki Yankee Bond piyasasında yüksek miktarda fon yöneten emekli sandıklarının kaynaklarına ulaşabilecekti. Emekli sandıklarının bir tahvile para yatırabilmesi için mevzuatları gereğince o tahvilin en az BBB notuna sahip olması gerekiyor. Yatırım eşiği ya da yatırım yapılabilirlik sözü de buradan kaynaklanıyor. Buna karşılık mevzuatında böyle bir kısıtlama olmayan kurumlar açısından her tahvil, riskine ve getirisine göre yatırım yapılabilir değerdedir.

Önce Körfez krizi ardından Körfez savaşı çıkınca Türkiye bu notu kullanarak Yankee Bond piyasasına giremedi ve dolayısıyla alınan BBB düzeyindeki notun ilan edilmesi de ertelendi. Çünkü ilk kez reyting alan bir ülkenin reytinginin açıklanması ancak bir ihraç işlemiyle birlikte yapılabiliyor. Türkiye BBB notuyla ilk kez 1992 yılında Yankee Bond piyasasına 200 milyon dolarlık tahvil ihraç etti ve 1990 yılında aldığı BBB notu da o zaman açıklanmış oldu.

Türkiye BBB notunu 1994 yılında kaybetti

1993 yılı sonundan başlayarak, faizi indirerek enflasyonu düşürme teorisi eşliğinde Hazine’nin borçlanma ihaleleri iptal edildi. Bu iptallerin yarattığı karışıklıklar sonucu olarak reyting kuruluşları Türkiye’nin notunu düşürmeye başladılar. Bu düşüşler karışıklığı en üst düzeye taşıdı ve sonuçta ünlü 1994 ekonomik krizi çıktı. Hükümet 5 Nisan 1994 istikrar önlemlerini almaya ve IMF ile bir program yapmaya mecbur kaldı. Bu süreç ve devamında Türkiye’nin notu BBB’den B’ye kadar geriledi.

Zaman içinde Türkiye BB notuna yükseldiyse de bir türlü BBB’ye geri dönemedi. Fitch’in kararı sonucu Türkiye 22 yıl önce alıp 18 yıl önce kaybettiği BBB reyting notuna yeniden kavuşmuş oluyor. Türkiye’nin 22 yıl önceki durumuna yeniden dönebilmesi için Fitch’in verdiği BBB notunu öteki reyting kuruluşlarının da vermesi gerekli.

1990 yılı ile bugünkü ekonomik durumun karşılaştırılması

1990 yılında Türkiye üç reyting kuruluşundan BBB notu aldığında sahip olduğu makro göstergeleri bugünkülerle karşılaştıralım:

1990 2012
Büyüme 9,4 3,2
Enflasyon 60,4 7,8
Bütçe Açığı 3,3 2,2
Dışticaret Açığı 6,0 11,6
Kamu dış borç yükü 21,7 13,2

İki yılın da birbirine göre üstünlük ve zayıflıkları var. Ama eğer o günkü reyting BBB ise bugünkünün de ondan aşağı olmaması gerekiyor.


Fitch’in not artışı

Fitch Rating Türkiye’nin kredi notunu BB + (durağan)’dan BBB – (durağan) a yükseltti. Bu kararın özüne ilişkin değerlendirmelerin en önemli noktalarını şöyle sıralayabiliriz:

(1) Türkiye ekonomisi sürdürülebilir büyüme oranına geri dönüş eğiliminde bulunuyor.

(2) Cari açık daralmaya, enflasyon düşmeye devam ediyor.

(3) Kamu kesimi borç stoku, bütçe açığının düşüklüğüne paralel olarak geriliyor.

(4) Bankacılık kesimi güçlü yapısını koruyor.

(5) Bunlara karşılık Türkiye’nin dış finansman sorunu reyting açısından en önemli zayıflığı oluşturuyor.

Not Artışının Türkiye Ekonomisi Üzerinde Olası Etkileri

Not artışı Türkiye açısından çok önemli bir gelişme. Ekonomi üzerinde olumlu ve olumsuz birçok etkisi olacak. Bunları sıralamaya çalışayım:

(1)Türkiye’ye fon girişi artacak çünkü uluslararası piyasada likidite bolluğu olduğu ve küresel sistemde risklerin azalmadığı bir ortamda Türkiye’nin riski azalmış oldu. O nedenle Türkiye, özellikle portföy yatırımcısının tercih ettiği ülke konumunu güçlendirecek. Bu da sıcak para girişinin artmasına yol açacak.

(2) Döviz girişinin artması TL’nin değer kazanmasına yol açacak. Bu gelişme ihracatın düşmesine, ithalatın artmasına yol açabilir. Eğer böyle olursa cari açıkla mücadele önemli oranda güç kaybeder. Yani cari açık yeniden artmaya başlayabilir.

(3) TCMB, TL’nin fazla değerlenmesi sorunuyla karşılaşılırsa gecelik fonlama faizinin yüzde 5 olan alt limitini ve/veya haftalık repo faizini (politika faizi) yüzde 5,75’den aşağıya düşürerek bankaların kendisine borç vermesini kısıtlamak ve böylece TL’yi onlarda bırakmak yoluna gidebilir. Bu yolla piyasada TL fazlası yaratılarak TL’nin değer kazanmasının önüne geçebilir.

(4) İthalat artarsa ithalden alınan vergi gelirleri de artar ve bunun bütçe açığına olumlu etkisi olur.

(5) Türkiye’ye yabancı para girişinin artmasıyla birlikte bankalar TL karşılık oranlarını daha fazla dövizle karşılamaya yönelir ve ellerindeki TL likidite artar. Bunun sonucunda hem mevduat hem de kredi faiz oranları düşer.

(6) Faiz oranlarının düşmesi mevduat sahibinin tasarruftan tüketime kaymasına yol açabilir. Bunun sonucunda tasarruf oranları daha da düşer ve dış finansmana ihtiyaç daha fazla artar.

(7) Faiz oranlarının düşmesiyle negatif reel faiz ortaya çıkacağı için gayrimenkul yatırımı yeniden çekici hale gelebilir ve gayrimenkul fiyatlarında artış görülebilir.

(8) İMKB’de kar realizasyonları görülse de genel olarak endeksin yönü yukarı doğru olur.

ALEM GİDER MERSİNE BİZ GİDERİZ ……


Özcan PEHLİVANOĞLU : TURKIYE’NIN ISTANBUL SORUNU…


Türk insanının akıl tutulmasına en iyi örnek; insanlık dışı muamelelere tabi olarak İstanbul’da yaşamasıdır. Aksi halde dayatılan bu yaşam tarzına, çoktan itiraz edilmesi gerekirdi.

Yol ve trafik sorunu, hava kirliliği çarpık kentleşme, hijyen ve sağlık sorunları, deprem beklentisi, hayat pahalılığı ve yaşamın aklınıza gelmeyecek ne kadar sorunu varsa, İstanbul’da bunlarla karşı karşıyasınız demektir.

İstanbul, her geçen gün büyümekte, bu büyüme ile birlikte normal bir insanın tahammül edemeyeceği sorunlar kat be kat artmaktadır. Ne tezattır ki; bizlerde bu çarpık büyüme ile övünmekteyiz.

İstanbul’u anlamadan vede İstanbul’lu anlamadan (!) Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunlarıda çözemeyiz.

İstatistiklere bakarsak bu kadar küçük bir kara parçasına, nüfusu her geçen gün 20 milyona doğru giden bir şehri sığdıramazsınız. Kanal projesi, yeni imar planları, 3. köprü ve havaalanı ile inşaat hareketleri; bizi bir gelişmeye değil aksine içinden çıkılmaz bir buhrana sürüklüyor.

Gurur projesi metrobüs’e, işe gidiş ve çıkış saatlerinde isterseniz bir binmeyi deneyin… İnsanlığınızdan utanırsınız. Ancak İstanbul’un, insana yaşattığı çaresizlik, bu onursuzluğu yutkunmamıza neden oluyor.

İstanbul’un yerel yönetimini elinde tutan AKP zihniyetinin son 20 yılda insanımızı çaresizliğe iten büyümeyi nasıl gerçekleştirdiğine isterseniz şöyle bir bakın…

Her yer, bina doldu… Rant müteahhitlerin cebine aktı. Yeşil alanlar buharlaştı. Bunlar yetmedi, İstanbul’un su havzaları ve ormanları geleceğin yaşam alanları olmaya yöneldi.

Dünyanın çeşitli köşelerine yıllardır gidip gelirim. Gelişmiş ülkelerde hiç böyle bir büyüme ve insana yaşarken işkence çektiren bir kent daha görmedim. Öyleyse bu gelişmişlik dediğimiz nedir? Geçenlerde Almanya’da 32 yıl önce yaşadığım şehre gittim. Şehir aynen duruyordu. Ne nüfus hareketi ne çarpık büyüme… Bunun gibi örnek çok. Gelişmiş ülkelerde insanlar, insan gibi yaşıyorlar. Tabirimi mazur görün İstanbul’da biz insanlara, hayvan muamelesi reva görülüyor.

Trafik, eğitim, sağlık, hijyen, inanılmaz sıkıntılı… Bu kent böyle büyümeye devam ederse sıkıntı dahada büyüyecek. Doktorlar ülkemizde her dört ölümden birinin kanser hastalığından olduğunu söylüyor. İstanbul koşulları itibarı ile kanserojen bir şehir olmuştur. Zihniyetimiz değişmedikçede bu artarak devam edecektir.

Ve bizler çoktan İstanbul olmaktan çıkmış İstanbul’u bu hale getirenleri “yaşa, varol, seninle gurur duyuyoruz” diyerek desteklemeyi sürdürüyoruz. Bu akıl tutulması değil de nedir?

İstanbul’u teslim aldığından bu yana yaşanılmaz hale getiren siyasal anlayış, bunu tüm ülke sathına yayarak, aynı plansız ve sağlıksız yapılaşmayı gerçekleştirmiştir. Bu bir gelişme olmayıp kaynakların sadece boşa değil üstüne üstlük insanımızın zararına heba edilmesidir.

Bu durum halkımıza yanlış aksettirilerek , geleceğimiz karartılmaktadır. Bu nedenle ben İstanbul’un büyümesini değil en azından bu haliyle korunmasını istiyorum. Anlattığım sebeblerle kanal projesine, 3. köprü ve havaalanına ve 1453 Maslak gibi taş yığınlarına karşıyım. İstanbul’da hayvanca ve onursuzca değil insanca yaşamak istiyorum.

Eğer İstanbullu kendisine layık görülen bu kötü niyetli muameleyi anlarsa, aleyhine olan gelişmelere dur diyecek ve bu Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır sorunlarında çözümüne katkı sağlayacaktır.

İstanbullu anlamadan ve tavrını koymadan ne İstanbul korunabilir ne de Türkiye yaşamsal sorunlarından kurtulabilir.

AKP’nin 20 yıllık yerel yönetim ve 10 yıllık ülke iktidarı anlayışı, sorunları çözeceğine daha da ağırlaştırmıştır. Yapılan makyaj ile sorunların derinleştiği giderek gizlenmektedir. Bunu sözde kürt meselesi, yeni anayasa, devlet başkanlığına geçiş, ağır iç ve dış borçlar, ekonomik kriz sonucu doğan bütçe açığının vergi, harç ve cezaların yükseltilerek kapatılmak istenmesi, yargının içinde bulunduğu gibi vesaire durumlardan anlıyoruz.

Onun için İstanbullu’nun içinde bulunduğu ve bir insana yakışmayan durumu fark ederek, İstanbul’un ve Türkiye’nin geleceğine el koyması gerekiyor. İstanbullu “tamam” dedimi rüzar dalga dalga Anadolu’nun ve Trakya’nın her köşesine yayılacaktır. Eğer benim “hayvanca ve onursuzca” bir yaşam dediğim İstanbul hayatına diyecek bir şeyiniz yoksa benimde bundan fazla diyecek bir lafım yok.

Özcan PEHLİVANOĞLU

EMPERYALİZMİN İSTEDİĞİ TÜRKİYE, HES – MES HİKÂYE.


Börtü – böcek kan ağlıyor.

Kurt – kuş kan ağlıyor,

Dereler, zümrüt yeşili ormanlar kan ağlıyor.

Sular, dereler, HES saldırısı, madenci saldırısı altında bugün…

100 yıllık, 200 yıllık ağaçlar dakikada kesiliyor. Ağaçlar, vatanı için can veren şehitler gibi toprağa düşüyor.

Zümrüt yeşili ormanlar kâr hırsı yüzünden “Kelaynak”lara döndü.

Madencinin, “HES” cinin, AKP’nin umurunda değil, nasıl ki PKK tarafından vurulan Mehmetçikler umurunda değilse…

Köylüler isyanlarda…

Gün geçmiyor ki bir direniş olmasın… Gün geçmiyor ki insanlarımız haksızlıklara karşı çıkmasın.

Kadınlar en önde…

Öfke çığ gibi büyüyor…

“Suyumuzu, deremizi, ormanımızı, toprağımızı, kurdumuzu kuşumuzu” vermeyiz diyorlar.

“Yaşam hakkımızı çiğnetmeyiz” diyorlar.

HES firmalarına arka arkaya davalar açılıyor. Mahkemeler ardı ardına yürütmeyi durdurma kararları alıyor.

Fırtına Vadisi’nde, Fındıklı’da, İkizdere’de, Çayeli’nde, Rize Güneysu’da, Alicik 1-2 Kale HES’lerde, Çayeli’nde, Askaroz-Andon’da, Giresun Keşap’da, Kastomonu Loç’ta, Antalya Alakır’da, Hendek Aksu’da, Tonya’da, Bulancık’da, Artvin Papart’da, yürütmeyi durdurma kararları verildi.

Ama vurguncular doymak bilmiyor. Durmak bilmiyor.

Gözlerini doğaya diktiler. Bu kez de doğada başlattılar talanı.

Güzellikleri, canlıları, bin bir renk zümrüt ormanları, tarihsel kalıntıları yıkmaya, yok etmeye yemin etmişler.

Çekilen sular nedeniyle dereler şimdiden kurumaya başladı bile.

Kurtlar, kuşlar böcekler, akarsular, akarsularda oynaşan balıklar, ışıltılı damlacıklar onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Onlar sadece keselerini doldurmaya bakıyorlar.

İktidara geldiğinden bu yana AKP, tıpkı bir mirasyedi gibi hareket ediyor.

Önüne geleni satıyor.

Yılların birikimini bir anda çarçur ediyor. Onları bir yıllık kârına elden çıkarıyor. Önünü arkasını düşünmüyor. Gelecek kuşaklara “Ne bırakacağım” kaygısı yok. Gününü kurtarmaya çalışıyor sadece. Yeter ki AKP’nin çarkı dönsün. Bütçe açığı kapansın. Bakanlar, vekiller yolluk alıp bol bol seyahat etsinler.

AKP, üretmiyor, tüketiyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan sanayi kuruluşlarının altından girip, üstünden çıktı.

Şimdi sıra doğaya geldi.

Ağaçları satıyor.

Dereleri satıyor.

İnsanları ile birlikte toprakları satıyor.

Kuşları, 3-5 yüzyıllık kaplumbağaları satıyor…

Köküne kibrit suyu döküyor.

İkiz Dere vadisi, zümrüt yeşili Kaz Dağları, bünyesinde 1518 bitki barındıran Munzur, Munzur’un bağrında görkemli boynuzları ile özgürce dolaşan dağ keçileri, geyikler, güngörmüş kaplumbağalar, bülbüller, keklikler…

Rahat yüzü yok onlara.

Nerede bir su görse, nerede bir dere görse, nerede zümrüt yeşili bir orman görse, kolları sıvıyor. Harekete geçiyor. Buldozerlerini sürüyor. Toprağın, doğanın altını üstüne getiriyor.

2700 dolaylarında HES (Hidroelektrik Santrali) planlanmaktadır iktidar tarafından bugün. Bunun 400 kadarı için çalışmalar başlatılmış durumdadır.

Gaziantepliler temelsiz, asılsız, boş olayları, olguları anlatmak için “HAKİYE” (hikâye) derler.

HES-MES HİKÂYE, EMPERYALİZMİN İSTEDİĞİ TÜRKİYE…

HES’ler bahane, sular şahane…

Çünkü HES’lerin enerji sorununa katkısı çok azdır.

Onlar, memleketimizi istiyorlar.

Vatanımızı istiyorlar.

Sevgili ülkemiz AKP tarafından emperyalizme peşkeş çekiliyor.

Emperyalizm, geleceğin petrolü su kaynaklarına, topraklarımıza 49 yıllığına sahip olmak, şimdiden teslim almak için kolları sıvamıştır. İktidar tüm gücü ile arkasındadır.

Bir süre sonra köylünün suyu, köylüye ve halkımıza “şişe, damacana suyu” olarak, parayla satılacaktır.

SU YAŞAMDIR.

SU, ÜLKEMİZİN YAŞAM DAMARIDIR.

DERELER ÖZGÜR AKMALIDIR.

DERELER ÖZGÜRLÜKTÜR.

SU HAKTIR.

HAKKIMIZA SAHİP ÇIKALIM.

ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE SAHİP ÇIKALIM…

Ali Eralp

İLK KURŞUN

1.Tayyip Sultan!


Erdoğan’ın istediği başkanlık padişah yetkileriyle donatıldı!

AKP’nin Meclis Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu başkanlık sistemi metni, yetkilerin tümünün tek bir kişide toplanmasını öngörüyor. Demokratik sistem tarihe gömülüyor.

BaşbakanTay­yip Er­do­ğa­n’­ın, “Gön­lüm­de ya­tı­yo­r” de­di­ği baş­kan­lık sis­te­mi­ne iliş­kin ilk adım ön­ce­ki gün atıl­dı. AKP, Mec­lis Ana­ya­sa Uz­laş­ma Ko­mis­yo­nu­’na baş­kan­lık sis­te­mi­ni içe­ren tek­li­fi sun­du. 22 mad­de­lik öne­ri met­ni, bir­çok yön­den AB­D’­de­ki­ne ben­zer­ken önem­li fark­lar da göz­ler­den kaç­mı­yor.

Tek meclisli başkanlık…

AKP, öne­ri­le­ri­nin ba­zı­la­rı­nı “Ya­sa­ma­” bö­lü­mü için su­nar­ken, “Yü­rüt­me-Yar­gı­” bö­lüm­le­ri­nin gö­rü­şül­me­si sı­ra­sın­da da öne­ri­le­ri­ni gün­de­me ge­tir­e­cek. ABD Kon­gre­si­’n­de Tem­sil­ci­ler Mec­li­si ve Se­na­to ola­rak dü­zen­le­nen iki ya­pı ye­ri­ne Türkiye’de tek mec­lis­li baş­kan­lık öne­ren ik­ti­da­rın dü­şün­dü­ğü mo­del­de, koa­lis­yon hü­kü­met­le­ri­nin önü ke­si­li­yor. Zi­ra par­ti­nin hu­kuk­çu kur­may­la­rı, “Ko­alis­yon hü­kü­met­le­ri­nin ül­ke­ye si­ya­si ve eko­no­mik ola­rak cid­di za­rar ver­di­ği­ni­” söy­lü­yor.

CHP, MHP ve BDP karşı

İktidar partisinin öner­di­ği baş­kan­lık sis­te­mi­ne Mec­li­s’­te bu­lu­nan CHP, MHP ve BDP kar­şı çı­kı­yor. Her üç par­ti de Uz­laş­ma Ko­mis­yo­nu­’n­da bu öne­ri­ye kar­şı çı­ka­cak. Bu du­rum­da AK­P’­nin öne­ri­si­nin ha­ya­ta geç­me ola­sı­lı­ğı bu­lun­mu­yor. Çün­kü Uz­laş­ma Ko­mis­yo­nu, ha­zır­la­ya­ca­ğı ra­por­da
4 par­ti­nin mu­ta­ba­kat sağ­la­dı­ğı ko­nu­la­ra yer ve­re­cek.

İşte bu yetkileri istiyor

İktidar partisinin Meclis Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu öneri metninde yer alan maddeler özetle şöyle:

· Başkanı halk seçecek.

· Başkan partili olabilecek ancak parlamenter olmayacak.

· Bakanlar Kurulu üyelerini de başkan atayacak.

· Başkan, kendisine karşı sorumlu olan bakanları görevden alabilecek.

· Bakanlar milletvekili olamayacak, dışarıdan atanacak ve parlamentoya karşı sorumlu olmayacak.

· Güvenoyu ve hükümeti denetleme aracı olan gensoru kaldırılacak.

· Parlamento, başkan ve bakanları görevden alamayacak.

· Başkan ve bakanlar, şimdiki gibi Yüce Divan’a benzer bir yapıda yargılanabilecek.

· Milletvekili sayısı yine 550 olacak. Seçilme yaşı ise 18.

· Başkanın cezai yaptırım gerektiren bir suç işlemesi halinde, bazı ülkelerde uygulanan ‘impeachment (suçlama, cezai sorumluluk)’ modeli devreye girecek. Bu çerçevede oluşturulacak bir komisyonun çalışmasıyla başkan suçlanıp, yine aynı şekilde yargılanacak, komisyonun kararını Meclis onaylayacak.

· Yeni sistemde halkın seçeceği başkan kabineyi Meclis dışından seçeceği için koalisyon hükümetleri tarihe karışacak. Bu sistemde ‘istikrar’ ilkesi sağlanmış olacağından, seçim barajına da ihtiyaç kalmayacak. O nedenle baraj yüzde 5 civarına inecek.

· Milletvekili yemini de yeni sistemde değişirken; genel seçimler daha önce olduğu gibi 5 yılda bir yapılacak.

· Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) yer verilmeyecek. Başkana bağlı bir güvenlik kurulu oluşturulacak.

· Kanunlar vekillerin teklifleriyle kabul edilecek.

· Başkana karşı en önemli denetim yolu bütçe olacak. 5 yıl için 2 defa seçilebilecek başkan bütçeyi hazırlayacak ve Meclis’e sunacak.

· Meclis bütçede kısıtlamaya gidebilecek.

ABD dışındaki ülkelerde diktatörlüğe dönüşüyor

Başbakanlık sis­te­mi dün­ya­da iki fark­lı şe­kil­de uy­gu­la­nı­yor. Fran­sa gi­bi ba­zı ülkelerde cum­hur­baş­ka­nı ay­nı za­man­da dev­let baş­ka­nı un­va­nı­na sa­hip an­cak al­tın­da bir de baş­ba­kan bu­lu­nu­yor. ABD gi­bi ül­ke­ler­de ise dev­let baş­ka­nı tüm yü­rüt­me yet­ki­si­ni ken­din­de top­lu­yor. Dün­ya­da baş­kan­lık sis­te­mi­ni uy­gu­la­yan ül­ke­le­rin sa­yı­sı 38… Bun­lar ara­sın­da Ve­ne­zü­ela, Gü­ney Ko­re, Mek­si­ka, Ken­ya, Bre­zil­ya ve Af­ga­nis­tan gi­bi ül­ke­ler bu­lu­nu­yor. Pe­ki sis­tem Tür­ki­ye­’de uy­gu­la­nır­sa ne olur? Si­ya­set bi­lim­ci­ler ve aka­de­mis­yen­ler is­tik­rar­lı ol­ma­dı­ğı ve de­mok­ra­tik ol­ma­yan bir sis­tem ya­rat­ma ris­ki­nin bu­lun­du­ğu ne­de­niy­le sis­te­mi eleş­ti­ri­yor. Sis­tem; ABD ve bir­kaç ör­nek dı­şın­da de­mok­ra­tik bir si­ya­sal sis­te­mi sür­dü­re­mi­yor. Sistem de­ne­me­le­ri La­tin Ame­ri­ka ül­ke­le­rin­de dik­ta­tör­lük­le­re ve as­ke­ri re­jim­le­re dö­nüş­tü.

Par­la­men­to iki par­ti­li­

Tür­ki­ye gi­bi de­mok­ra­tik ku­rum­sal ya­pı­lar otur­ma­mış ül­ke­ler­de sis­te­min de­mok­ra­tik ya­pı­dan uzak­laş­ma­sı çok ko­lay ola­bi­li­yor. Baş­kan­lık sis­tem­le­rin­de sağ ve sol­da mer­kez par­ti­le­ri bi­çi­min­de iki si­ya­si par­ti­li sis­tem or­ta­ya çı­kı­yor.

SÖZCÜ

NATO’NUN SURİYE FÜZESİNİN UCU GÖZÜKTÜ


Gerisi de yakında gelecek gibi

Türkiye’nin Suriye sınırına, Patriot füzeleri yerleştirileceği iddiası bugün gündem oluşturdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Türkiye’ye Patriot sistemi kurmak için NATO’dan herhangi bir talep almadıklarını söyledi. Ancak Nuland "Türkiye’nin başka nasıl savunma desteklerine ihtiyacı olabileceği konusunda Ankara ve NATO’yla aylardır görüştüklerini" belirtti.

DAVUTOĞLU’NDAN AÇIKLAMA

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Brüksel’de Suriye sınırına NATO’nun Patriot savunma sistemlerinin yerleştirilip yerleştirilmeyeceği konusunda bir açıklama yaptı. Bakan, “İhtimal planlamaları çerçevesinde NATO’da her şey konuşulur. Patriot kelimesi sihirli bir kelime mi? Sonuçta bu bir hava savuma sistemi” sözleriyle füze meselesinin gündemdeki seçeneklerden biri olduğu izlenimini verdi.

ERDOĞAN: HABERİM YOK

Endonezya ‘da bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan konuyla ilgili olarak, "NATO’dan sınıra füze talebimiz olmadı, iddialar asılsız. Bu füzeyi alma konusunda karar verecek merci biziz. Benim böyle bir şeyden haberim yok. Bu Dışişleri kim. Böyle bir şeyden haberimiz yok. Sağır duymaz uydurur cinsinden Reuters böyle bir haber yapıyor. Bizim böyle bir talebimiz olmamıştır" diye konuştu.

İDDİALER NEYDİ?

Reuters‘a konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise bugün öğle saatlerinde yaptığı açıklamada, Ankara’nın füzelerin konuşlandırılması için kısa süre içinde NATO’ya resmi teklif sunacağını iddia etti.

Associated Press Haber Bildirgeci ise bir Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin, Suriye sınırına Patriot füzesi yerleştirilmesi konusunun Suriye’deki rejim güçlerinin muhalefet ve siviller üzerine gerçekleştirdiği saldırıları durdurmak için ele alınan senaryolardan biri olduğunu söylediğini duyurdu. Türk yetkili, söz konusu planının ABD’deki seçimler yüzünden askıya alındığını ancak Barack Obama’nın tekrar başkanlığa seçilmesinin ardından yeniden gündeme gelmesinin muhtemel olduğunu öne sürdü. İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan Türk yetkili, füzelerin sınıra yerleştirilmesi durumunda, bunun "NATO şemsiyesi" altında yapılacağını belirtti.

AA: KONU GÜNDEME GELDİ

Yabancı bildirgeçlerde çıkan haberler hakkında Anadolu Ajansı‘na bilgi veren diplomatik kaynaklar ise Patriot füzeleri konusunun ülkenin güvenliği ve olasılık planlamaları çerçevesinde ele alındığını belirtti.

AA’ya konuşan diplomatik kaynak, "Türkiye’nin güvenliği ve NATO sınırlarının güvenliği bağlamında NATO çerçevesinde yapılmakta olan çalışmalar ve ihtimaliyet planlamalarında bu konu da gündeme gelmektedir" ifadesini kullandı.

RASMUSSEN DE DEĞİNMİŞTİ

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen hafta başında Brüksel’de düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, Türkiye-Suriye sınırına Patriot füze rampaları yerleştirilmesi konusunda Ankara’dan bir talep gelmesi halinde, ittifaka üye ülkelerin bunu değerlendirmek zorunda olduğunu söylemişti.

ASKERHABER / DIŞ HABERLER

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: