Etiket arşivi: ulusal kanal

Ergenekon Mahkemesi savunma avukatlarına suç ortağı gözüyle ba kıyor


Silivri’de hukuk suikasta uğramıştır. Savunma avukatlarına mahkeme “suç ortağı” gözüyle bakmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Sayın Başbakanı tarafından dahi ‘Devlet içinde devlet oldular’ denilerek ağır şekilde eleştirilen ve ‘haksız tutuklama- yakalama kararları verdikleri’ gerekçesiyle kamuoyunda güvenilirliklerini yitirdikleri açıkça ifade edilerek faaliyetlerine 6352 sayılı yasa ile son verilmiştir. Mulga Silivri’deki Özel Görevli Mahkemelerinden yargılamasına devam edenler hukuka aykırı karar ve işlemlerini sürdürmeye devam etmektedir.

Adil yargılama hakkının açıkça ihlali niteliğinde savunmanın lehine delilleri görmezden gelen mahkeme aynı zamanda sanık ve avukatlarının bilirkişi raporu alınması yönündeki taleplerini ısrarla reddetmektedir. En basit yargılamada bile kovuşturma aşamasında bilirkişi raporu alınırken bu mahkemelerin ısrarla bu talebi reddetmesi, sahte belgeleri üretenlerin ortaya çıkarılmasını önleme çabasıdır. Kamuoyunda Oda TV davası olarak bilinen davada sanıkların tutuklanmasından yıllar sonra, yargılama aşamasında rapor alınması ile iddia edilen verilerin virus yolu ile sanıkların bilgisayarlarına yüklendiği anlaşılmıştır.

Bu davada ortaya çıkan tespit dahi adil bir yargılamada, diğer özel yetkili mahkemeler tarafından bilirkişi raporu alınması yönünde derhal karar vermeyi gerektirirken, mahkemenin bu yöndeki talepleri halen daha reddetmesi, tarafsız olmadıklarını, yürütülen yargılamanın adil olmadığını ve müvekkillerimizin siyasi çıkarlar için özgürlüklerinin gasp edildiğini bizlere göstermektedir. Mahkeme bilirkişi raporu alınması yönündeki taleplerimizi reddettiği gibi CMK md. 68 gereğince soruşturma aşamasında alınan raporları hazırlayan kişilerin ve rapora imza atan uzmanların duruşmada dinlenmesi yönündeki taleplerimizi de gerekçesiz kararları ile reddetmektedir.

Ceza yargılaması sisteminde ‘sözlü’ yargılama esas olmasına rağmen mahkemece sanıklar ve avukatlarının sözlü talepte bulunma hakkı engellenmiştir. Yine CMK’nun 149. maddesindeki emredici düzenleme uyarınca, avukatın yargılamanın her aşamasında sanığa hukuki yardımda bulunma hakkı ve yükümlülüğü bulunmasına’ rağmen duruşma salonuna yerleştirilen bariyerlerle avukatın müvekkili ile fikir teatisinde bulunması kasıtlı olarak engellenmiştir.

Yine CMK’nun 154. maddesindeki amir hükmü uyarınca “avukatların müvekkilleri ile olan yazışmaları hiçbir şekilde denetime tabi tutulamayacakken” sanıklar ve avukatları arasındaki tüm yazışmalar denetlenerek açıkça suç işlenmektedir. Bu haliyle mahkeme sanıklara ‘suçlu’ avukatlarına ise ‘suç ortağı’ gözüyle baktığını ilan etmiştir.

Yine CMK md 181′e aykırı olarak mahkeme hangi tanığın, ne zaman ve hangi konuda dinleneceğini sanık ve avukatlarına bildirmemekte ve son anda sürpriz tanıklar ortaya çıkmaktadır. Tarafsız ve bağımsızlıklarını yitirdikleri daha çok sayıda somut durum ile ortaya konun mahkemeler ile Silivri’de bir hukuk suikasti yaşanmaktadır.

NOT: Bu yazı http://dursuncicek.wordpress.com adresinden alınmıştır.

ulusalkanal.com.tr

ÖZDEMİR İNCE: En büyük imam hatip düşmanı /// CC : @Ulusal_Kanal @halilnebiler @Ay dinlikGazete


Başta Vakit (Akit) olmak üzere bütün İslamcı ve yandaş gazeteler ve yazıcıları beni kim bilir kaç kez “En Büyük İmam-Hatip Düşmanı” ve “İslam Düşmanı” ilan etmişlerdir. Aynı şekilde, öteki gazetede yazan yazıcılar da Devrim Yasaları, Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği Yasası) ve İmam-Hatipler hakkında yazdığım yazıları anlamamışlar ya da anlamak istememişlerdir.

Ben kuşkusuz ne din, ne İslam, ne Müslüman ne de imam-hatip ve imam-hatipli düşmanıyım. Ben sadece Laik Cumhuriyet’in, Devrim Yasaları’nın, Öğrenim Birliği Yasası’nın ciddi ve inatçı bir savunucusu ve varlığı bunlara karşı ve karşıt olan imam-hatiplerin karşıtıyım. Benim durumum işte bu kadar açık!
2000 yılından sonra yayınlanan bütün düzyazı kitaplarımda bu konuyla ilgili mutlaka bir-iki yazı vardır. Ama asıl kaynak Hürriyet gazetesi arşivinde ve Google’da “Özdemir İnce ile ilgili tüm haberler”de duruyor. Ayrıca “Direnen Cumhuriyet” (Destek Yayınları) adlı kitabımın 107, 109, 116, 154, 158, 213 ve 416 sayfaları ile “Siyasal İslamın Kalesi Olarak İmam Hatipler” başlıklı 8 yazıyı (s.253-267) okunmasını tavsiye ederim.

‘İmam Hatip Raconu ‘

Aynı tavsiyeyi ”İmam Hatip Raconu” (Hürriyet Gazetesi, 20.09.12) başlıklı bir yazı yayınlayan Ahmet Hakan‘a da tavsiye edeceğim . Benim sarsılmaz bir ilkem vardır: Eskiden çalıştığım televizyon , yayınevleri , gazete hakkında yazı yazmam , yazdığım yazıcılarıyla tartışmaya girmem . Ancak Ahmet Hakan’ın yazısına değinmek gerekiyordu.

Hürriyet gazetesinde yazdığım sıralarda sık sık cumhuriyetçi yazılarıma kılçık atan ve cevapsız kalan Ahmet Hakan’ın ufkunu biraz açmak için bu yazıyı yazıyorum.

Ahmet Hakan ’10-15 yıl önce… imam hatiplerin önünü kesmek için…üniversiteye girişleri zorlaştırmak için…canla başla çalışıyordu” diye yazıyor ama bunun nedenleri ve gerçekleri üzerine hiç kafa yormuyor . Belki o da bu girişimleri düşmanlığa bağlıyordur.Çünkü en kolayı bu!

Ardından ”abartılı imam hatip nefreti içinde olanlar” diyor ki beni mutlaka bu sınıfa sokuyordur.

Bir başka öbekte , imam -hatipte okuyan öğrencilerin laik okullarda okuyan öğrencilerden farksız olduğunu anlatmaya çalışıyor: Hababam sınıfı gırgırcılar , sigara içenler felan filan ; esrarcıları , kumarcıları , şarapçıları eksik bırakıyor.Eksikliğini kapatmak için 10 Eylül 2012 günü yayınlanan ”Bir Zırva İki Mektup” başlıklı yazımı okumasını salık veririm.

İmam hatip mezunları arasından vali ,kaymakam çıktığına göre her türlü insan çıkabilir.Bu bugünkü hali ile imam hatiplerin varlığını haklı çıkartamaz.

Öğrenim Birliği Yasası

İmam hatipler konusunda düşünen, yazan ve konuşan herkes imam-hatip okullarının kuruluş amaç ve gerekçelerini bilmek ve Öğrenim Birliği Yasası’nı (Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu )referans almak zorundadır.

Çünkü İmam -Hatip okullarının kurulmasının gerçesi olan yasa , şu anda yürürlükte olan Anayasa’nın 174.maddesinin koruması altındadır ve yürürlüktedir.

3 Mart 1924 tarihi ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu:

Madde 4 – Milli Eğitim Bakanlığı , dini bilgiler konusunda yüksek uzmanlar yetiştirmek üzere üniversitede bir İlahiyat Fakültesi kuracak ve (ayrıca)imamlık ve hatiplik gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevli memurların yetişmesi için de aynı okullar açıklaaktır.

İmam-Hatiplerin ulusal eğitim ve öğretimini istila hareketine karşı olanların dayanağı işte bu yasa maddesidir.İmam-Hatip mezunlarının üniversiteye girmesi işte bu nedenle gayri meşrudur.Bu yasayı işlemez hale getirmek için çıkartılan bütün yasalar ve yönetmelikler Anayasa’ya ve 3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Ögrenim Birliği Yasası’na aykırıdır.

Yasanın gerekçesi

3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun (Öğrenim Birliği Yasası’nın gerekçesi şöyle :

” Yüksek Başkanlığa ,

Bir devletin genel eğitim ve kültür polistikasında , milletin duygu ve düşünce bakımından birliğini sağlamak için öğrenim birliği en doğru , en bilimsel , en çağdaş ve her yerde yararları ve güzellikleri görülmüş bir ilkedir.1255 (1839) Gülhane Fermanı’ndan sonra açılan Tanzimat Dönemi’nde , yıkılmış Osmanlı Sanatı (da)öğretim birliğine karşı başlamak istemişsse de bunu başaramamış ve aksine bu konuda bir ikilik bile meydana gelmiştir.Bu ikilik eğitim ve öğretim birliği açısından birçok zararlı sonuçlar doğurdu.Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir.İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir . Bu ise , duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.

Kanun teklifimizin kabulü durumunda Türkiye Cumhuriyeti’nde bütün bilim (irfan)kurumlarının bağlı olacakları tek makam Milli Eğitim Bakanlığı olacaktır.Böylece , bütün okullarda bundan böyle Cumhuriyetin politikasında sorumlu ve öğretimimizi duygu ve düşünce birliği çerçevesinde ilerletmekle görevli olan Milli Eğitim Bakanlığı , olumlu ve birleşik bir eğitim politikası uyğulayacaktır .Teklifimizin bugün hemen ve ivedilikle görüşülerek kanunlaşmasını yüksek heyetten rica ederiz.(2 Mart 1924 . Manisa Milletvekili Vasıf Bey ve arkadaşları).

SONUÇ OLARAK : Anayasa’nın 174. Maddesi , 3 Mart 1924 tarihi ve 430 yılı yasa ve yasasının gerekçesi yürürlükteyken , ‘‘İmam hatip raconu ”, ” İmam hatip gençliği deyip de geçme ” diye yazılar yayınlamak tam anlamıyla bir zevzeklik örneğidir.

İmam-hatiplerin yasa dışı istila hareketine karşı olanları ”imam hatiplerin önünü kesmek”le , ”üniversiteye girişini zorlaştırmak”la , ” abartılı imam hatip nefreti içinde olmakla”la suçlamak tam anlamıyla yasa tanımamaktır.(Devamı pazartesiye)

Aydınlık

Pehlivan: Ergenekon aracılığıyla Gladyo kuruluyor … /// @Ulusal_Kanal @halilnebiler @AydinlikGazete


Barışlar’dan mesaj var. Odatv davasının dünkü duruşmasında tahliye olan gazeteciler Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu Ulusal Kanal’a konuştu.

Esra Atalay

Pehlivan, Odatv, Balyoz ve Ergenekon davalarında bırakın Gladyo’nun yargılanmasını, tam tersine bu davalar aracılığıyla kurulduğunu söyledi. Terkoğlu ise, davalar için "Ortada ne suç ne de suçlu var" diye konuştu.

Odatv davasında yaklaşık 2 yıldır tutuklu bulunan ve dün akşam tahliye edilen gazeteciler Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu Ulusal Kanal’a konuştu.

Barış Pehlivan, bu davalarla Gladyo’nun yargılanmadığını, Gladyo’nun bizzaat bu davalarla kurulduğunu söyledi. Pehlivan, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki hukuksuzlukları yazdıkları için tutuklandıklarını belirtti.

“Bu operasyonların genel amacı aslında lanse edilenden çok farklı. Lanse edilen işte sözde bir derin devleti biz burada temizliyoruz, işte Gladyo’yla hesaplaşıyoruz, kontrgerillayla hesaplaşıyoruz… Ama bu verilen imaj. İşin aslında bir koltuk değiştirme operasyonu. Derin devleti tasfiye ediyoruz diyerek kurmak. Odatv de bu gerçekleri yazdığı için, ‘Bakın burada Ergenekon’da, Balyoz’da size lanse edilen, size sunulan şeyle olan şey aynı şey değil. Burada farklı bir şey yapılıyor. Burada hukuksuzluk yapılıyor. Burada insanlar tutuklu tutuluyor’ diye yazdığı için; yani insanlara ‘Kral çıplak’ dediği için hedef haline getirildi. Ve Odatv ‘Bu gazetecilik’ dediği için, gazetecilik yargılanıyor.”

Pehlivan’ın kamuoyuna bir çağrısı oldu.

“Herkesten tutukluluğun devamı kararını okumalarını istiyorum. Görecekler ki Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı için Mahkeme kaçma şüphesini öne sürmüyor, delilleri karartma ihtimalini öne sürmüyor. Peki bu insanlar neden hala tutuklu?”

Tahliye olan Barış Terkoğlu ise bu davalarda hukukun olmadığını, ortada ne suç ne de bir suçlu olduğunu söyledi.

“Birbirini tanımayan birçok insan engizisyon mahkemesine benzetiyor. Bu bir tesadüf değil. Çünkü gerçek bir yargılamada ortada suç olan bir fiil olur, o suça eşlik eden düzgün bir hukuk yargılaması olur. Burada öyle bir şey yok. Burada ortada suç olan hiçbir fiil yok. Hiçbir suç yok. Ve ortada suç olmadığı halde bunun üzerine bina edilmiş hukuksuz bir yargılama var. Biz de o hukuksuz yargılamanın içerisindeyiz. İki senesi daha küçük bir hapishanede kaldı, şimdi daha büyük bir hapishanede yargılama devam edecek.”

Islah olmadılar! İşte eylem planları

Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nu 20 aylık tutukluluk “ıslah” etmedi. Tahliye edilir edilmez daha cezaevi kapısındayken “içerdeki haksız tutukluluklar sona erene kadar” mücadele edeceklerini söyleyip, eylem planlarını açıkladılar.

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan tutuklu gazetecilerin biran önce özgürlüklerine kavuşması gerektiğini belirterek “bıraktığımız yerden devam edeceğiz. Bizi içeri atanların peşinde olacağız" diye konuştu. Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu da insanların haksız şekilde tutuklanmalarına karşı mücadele ettikleri için içeri atıldıklarını hatırlatarak “bundan sonra da aynı şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz. Silivri’nin duvarları sadece içeridekilerin özgürlüğünü engellemiyor. O duvarlar tüm Türkiye’nin özgürlüğünü engelliyor. Haksız yere tutuklananlar özgürlüğüne kavuştuğu zaman biz de gerçekten özgür olacağız” dedi.

20 aydır cezaevinde yatan Barışlar anlaşılan “ıslah” olmamışlar. Çünkü daha cezaevinin kapısındayken eylem planlarını kamuoyuna duyurdular.

İlk görev olarak bir yılı aşkın süredir Silivri’de “Yurtseverlere Özgürlük” için nöbet tutan Silivri Nöbet Çadırındaki devrimcilerle dayanışmaya gideceklerini açıkladılar.

İkinci görev İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın konferans salonunda gerçekleştirilecek tutuklu gazetecilerle ilgili toplantıya katılacaklar. (15 Eylül Cumartesi 10.30)

Üçüncü görev ise tutuklulukta 5. yılını dolduran Tuncay Özkan’la dayanışma için Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe katılacaklar. (15 Eylül Cumartesi 14.00)

Cezaevinden çıkar çıkmaz mücadeleyi hızlandırdınız. Belliki içeride enerji biriktirmişsiniz. Köşeye çekilmek şurda dursun ayağınızın tozuyla mücadeleyi hızlandırdınız.
Size de yakışan buydu.

Hoşgeldiniz.

Barış Pehlivan: Odatv davası fiilen ve hukuken çökmüştür

Odatv davasından tahliye edilen Odatv genel yayın yönetmeni Barış Pehlivan ve haber müdürü Barış Terkoğlu’nu Silivri Cezaevi önünde yakınları ve gazeteciler karşıladı.

Karşılamaya aynı davadan "örgüt" suçlamasıyla yargılanan, Ahmet Şık, Nedim Şener ve Odatv yazarları Müyesser Yıldız, Coşkun Musluk, Sait Çakır da Silivri Cezaevi önünde Barışları karşıladılar.

Silivri’de Barışları karşılayanlar arasında gazeteci Ayşenur Arslan, Yurt gazetesi genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ ve Ulusal Kanal genel yayın yönetmeni Adnan Türkkan da vardı.

Tahliye sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Barış Pehlivan, Odatv davasının fiilen çöktüğünü belirterek, "arkadaşlar lütfen mahkemenin tutukluluğunun devamına şeklinde karar verdiği Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı ile ilgili bölümü okuyunuz. Mahkeme kaçma şüpesi yok, delilleri karartma şüpesi yok diyor. O zaman neden halâ içerdeler" dedi.

Barış Terkoğlu ise Bu davalarda suçun, suçlunun olmadığını ancak cezanın hükmün olduğunu belirtti. "Hapishane bizim için okul oldu" diyen Terkoğlu içerde onlarca suçsuz yatan okul arkadaşı ve öğretmenini bıraktığını söyledi.

Daha sonra tutuklu yakınlarının kurduğu Nöbet Çadırına geçen Terkoğlu ve Pehlivan burada bir süre oturduktan sonra cezaevi önünden ayrıldı.

Özel haber: Ulusal Kanal Suriyeli teröristlerle görüştü /// CC : @Ulusal_Kanal @halilneb iler @AydinlikGazete


Suriye’deki çatışmalara katılan ve kendilerine İsyancı Ordu diyen teröristler, şehir merkezinde bölge halkının arasında rahatça yaşıyor. Hatay¹ın Reyhanlı ilçesindeki Mustafa Metin Akıncı İş Merkezi’nin en üst katı, üniformalı asker kaynıyor. Ulusal Kanal o iş merkezine girdi ve askerlerle konuştu. İçlerinde Apaydın Kampı’nda kalan bile var.

Görüntüler bir askeri kamptan dağil, Hatay¹ın Reyhanlı ilçe merkezindeki bir iş hanında çekildi.

Ulusal Kanal ekibi Reyhanlı¹da çekim yaparken, çevreden yurttaşların önerisiyle, Mustafa Metin Akıncı İş Merkezi¹ne girdi.

Kendilerini İsyancı Ordu diye tanımlayan Suriyeli teröristlerin kaldığı en üst kata çıktık. Ulusal Kanal ekibini gören askerler, bir anda ayaklandı ve bazıları gerisin geriye kaldıkları ofise döndü. Yanlarında bir tercüman vardı. Ulusal Kanal muhabiri, teröristlerle röportaj talebini iletti.

Teröristler görüşmeyi kabul edince, Ulusal Kanal ekibi iki odalı ofise girdi. İçeride yaklaşık 15 kişi vardı. Ancak militanlar, kaldıkları ortamın ve röportaj için belirledikleri kişilerin dışında görüntü alınmamasını istediler.

Kendini tanıtan terörist, Suriye¹deki Teftanaz Askeri Havaalanına düzenlenen saldırıyı yapanlardan biri. Ebu Basit Azer, 15 günde bir Türkiye¹ye girip çıktığını, üç gündür ise Reyhanlı’da bulunduğunu söyledi.

Azer, bazı sorularımıza gizli bilgi diyerek yanıt vermedi.

Ebu Azer Hatay¹da o kadar rahat ki, Türkiye Cumhuriyeti vekillerinin giremediği Apaydın Kampı¹ndaki silah arkadaşlarını bile ziyaret edebiliyor.

Yüzbaşı Hüsam ise, Apaydın Kampı¹nda kalıyor. Ancak biz onu Reyhanlı¹daki iş Hanı’nda buluyoruz.

Görüştüğümüz kişiler, İsyancı Ordunun Suriye¹deki karargahını da tarif ediyor.

Ulusal Kanal¹ın görüntülediği o bölgede ise, işgalcilerin sözde bayrağıyla Türk bayrağı yan yana.

ulusalkanal.com.tr

Binali Yıldırım bilgisayarında Ergenekon’u gördü


Ulaştırma Bakanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu öyle bir çalışma yürüttü ki, Ergenekon ve Balyoz gibi tertiplerin nasıl planlandığı, devlet eliyle ortaya kondu.

Kurumların, Milli Güvenlik Kurulu’na sunum için yaptıkları çalışmada, bilgisayarların nasıl köleleştirildiği anlatıldı. Yani, bir bilgisayarın kullanıcının bilgisi olmadan nasıl yönetilebileceği, bilgisayara nasıl dosya yükleneceği tek tek anlatıldı.

AKP hükümeti son dönemde RedHack ve Anonymous gibi hacker gruplarının çalışmaları nedeniyle büyük rahatsızlık yaşadı. Hükümet, hackerlerin çalışmalarını engellemek için Bilgi Teknolojileri Kurumu’nu harekete geçirdi. Kurum son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yaptığı çalışmayı sundu.

Sunumda, ilginç bir gerçek ortaya çıktı. Türkiye’de sahibinden habersiz şekilde başkası tarafından kontrol altında tutulan 100 bine yakın bilgisayar bulunuyordu.

Öyle ki, bu durum örneklerle de anlatıldı. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, bilgisayarına bazı notlar aldı, bilgisayarı ele geçiren kurum uzmanları Yıldırım’ın yazdıklarını ve bilgisayar üzerindeki tüm hareketlerini tek tek tespit etti ve harfiyen bakana aktardı.

Hatta bilgisayara, uzaktan dosya yüklendi. Bakan Yıldırım’ın ruhu bile duymadı. Bu çalışma Ergenekon ve Balyoz tertiplerinde yaşanan gerçeği de tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

Çünkü, Türkiye’nin yakından takip ettiği bu davalara "bilgisayar korsanlığı" damga vurdu. Özellikle Odatv davasında tutuklanan yurtseverler, bilgisayarlara virüsle dosya yüklendiğini anlattı. Üniversitelerden ve TÜBİTAK’tan alınan bilirkişi raporları da bu durumu onayladı. Ancak yargıçlar, raporu dikkate almadı.

Bakan Binali Yıldırım’ın bilgisayarında yapılan çalışma, Ergenekon ve Balyoz tertiplerinde uygulanan bilgisayar korsanlığını açıklamaya yetti.

ulusalkanal.com.tr

Av. Ersöz: Siber saldırının kaynağı ortaya çıktı /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Odatv davasında 8 ay sonunda mahkemeye ulaşan TÜBİTAK raporunun ayrıntıları ortaya çıktı. Rapor, bilgisayarlara uzaktan dosya yükleyen yazılımın aktif olarak çalıştığını belirtiyor. TÜBİTAK, Odatv çalışanlarına yönelik bilgisayar saldırılarının da aynı merkezden yürütüldüğü tespit etti. Avukatlar da her fırsatta tutukluluğun devamı kararlarında atıf yapılan raporun gelmesiyle, müvekkillerinin serbest bırakılması gerektiğini vurguladı.

8 ayın sonunda mahkemeye ulaşan TÜBİTAK raporu Odatv davasının seyrini değiştirecek tespitler içeriyor. TÜBİTAK, davaya konu olan dijital dosyalardaki tutarsızlıkların normal bir kullanıcı davranışı olamayacağını tespit etti. Rapor; davaya konu olan dijital belgelerin Odatv ve çalışanlarının bilgisayarlarında oluşturulmadığı açıkça ortaya koyuyor.

TÜBİTAK uzmanları, söz konusu bilgisayarların "özel hedefli sosyal mühendislik saldırıları"na hedef olduğunu belirtti. Odatv avukatlarından Hüseyin Ersöz, TÜBİTAK raporunun ayrıntılarını Ulusal Kanal’a değerendirdi.

“Bu tutarsızlıklar normal bir kullanıcı davranışıyla açıklanabilecek tutarsızlıklar değil değerlendirmesini yapıyor TÜBİTAK. Söz konusu dijital dökümanların Odatv ve çalışanlarının bilgisayarlarında açılmadığı, değiştirilmediği yani o bilgisayarlardan, söz konusu dosyalara erişilmediği değerlendirmesi var raporda.”

Odatv bilgisayarlarında, dışarıdan dosya ekleme özelliğine sahip zararlı yazılımların aktif olarak çalıştığı TÜBİTAK tarafından doğrulandı. TÜBİTAK raporunda Odatv çalışanlarına yönelik bilgisayar saldırılarının aynı merkez tarafından yürütüldüğü de tespit edildi. Saldırıların aynı kaynaktan gelmesi, Odatv’nin tertibi planlayanlar tarafından bilinçli bir şekilde hedef alındığını da gözler önüne serdi.

“Barış Pehlivan’ın bilgisayarına yönelik spam saldırısının kaynağıyla Müyesser Yıldız’ın bilgisayarına yönelik spam saldırısının kaynağı aynı. Aynı imei numarası.”

Avukatlar, tutukluluğun devamı için gerekçe olarak gösterilen TÜBİTAK raporunun gelmesiyle müvekkillerinin serbest bırakılması bekliyor.
“Mahkemenin artık müvekkillerimize tutuklu gazetecilere özgürlüklerini iade etmesi gerekiyor.”

Avukatların daha önce aldığı bilimsel raporlarda, Uluslararası Siber Suçlar Sözleşmesi’ne atıf yapılarak, mevcut şartlarda elde edilen dökümanların delil niteliği olmadığı vurgulanmıştı.

ulusalkanal.com.tr

Berlin duvarı değil türban duvarı /// CC : @ulusal_kanal


Karamürsel’deki o plaja tepkiler büyüyor

Karamürsel’in Ereğli Sahili’ndeki plajın kadınlar için özel bir paravanla kapatılmasına tepkiler sürüyor. Burada yazlığı bulunanlar, önlerinin kapanmasına ve sahile kendilerine sorulmadan tahta perde örülmesine karşı çıkıyor.

Sahilde yazlığı bulunanlar bu uygulamadan vazgeçilmesi için imza toplayıp yürüyüş yaptı. Yıllardır denize girdikleri plajı kapatan paravana ’Berlin Duvarı 2012’ adını takan yazlıkçılar, artık plajı kullanamamaktan yakınıyor. Ereğli sahilinde yazlığı bulunanlardan Kocaeli merkez vaizlerinden Ali Cebir de plajın tesettürlü kadınlar için paravanla kapatılmasının uygun olmadığını söyledi.

Paravanla kapatmak yerine soyunma kabinlerinin artırılıp tesettürlü kadınları yardımcı olunabileceğini söyleyen vaiz Ali Cebir, "Çünkü kapalı olup denize girmek isteyenler, zaten ona uygun giyinip denize giriyor. Ama açık olup denize girenler de mayo ya da bikinisini giyiyor. Böyle bir ayrımın yapılmasına gerek yok. Bu zaten bir tercih meselesi. Duvar örmeye gerek yoktu" dedi.

Vaiz Ali Cebir’in eşi Ayşe Cebir de tesettürlü bir kadın olarak bu duvara karşı olduğunu söyledi. Kadınlar için özel plaj yapılabileceğini ancak onun burası olmadığını kaydeden Ayşe Cebir, "Bir çok kişinin hakkını gasp ederek, birilerine öncelik tanınmamalı. Bu durum anlaşılması zor bir durum. Bakın biz yazlık sahibiyiz ama ben artık eşimle ya da oğlumla denize giremiyorum. Yazlığımın önündeki plajı kullanamaz hale geldik" diye konuştu. (DHA)

ulusalkanal.com.tr

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: