Etiket arşivi: uyuşturucu

PKK’ya PKK’nın SİLAHI (UYUŞTURUCU) İLE KARŞILIK VERMEK


(MGK VE DEMOKRASİ, Hukuk – Ordu – Siyaset) Muharrem BALCI, Yöneliş Yayınları, İstanbul 2000, 3. Baskı)

TÜRKSAM RAPORU

İstanbul’da münteşir aylık bir dergiden bahsedeceğiz. BELGELERLE TÜRK TARİHİ DERGİSİ DÜN/-BUGÜN/YARIN dergisinden bahsedeceğiz. Jeneriğinden anlaşıldığı kadarıyla bu dergi, “Tarihi Araştırmalar ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı”nın yayın organıdır.(*)

Derginin Şubat 1997 tarihli 1. sayısında “Stratejik Değerlendirme’ konu başlığı altında, ‘Türkiye Stratejik Araştırma ve Eğitim Merkezi (TÜRKSAM)”nin hazırladığı “1997’nin Başında Dünya ve Türkiye” adlı bir “Yıllık Rapor” yayınlanmıştır.

Raporun konusu, kısaca “dünya ülkelerinin içinde bulunduğu siyasî durumları ve Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkilerindeki boyutlar” olarak özetlenebilir. Rapor 15 sayfadan oluşmuş, son 5 sayfası Türkiye’ye ayrılmış, Türkiye’nin Avrupa Birliği, Yunanistan, Suriye, İsrail, İran, Irak, Amerika Birleşik Devletleri ve PKK ile ilişkileri incelenmiştir.

Raporda ileri sürülen görüşlerden bazıları oldukça çarpıcıdır. Bu görüşlerden bazı örnekleri, “oluşturulan Millî Askerî Strateji Konsepti ve İsrail ile yapılan anlaşmalar hatırlanarak değerlendirilmesi yararlı olur” kanaatinde olduğumuz için, kısaca aktarmak istedik.

Raporda Suriye ile ilişkiler değerlendirilirken, “Türkiye’nin Suriye ile bir ‘Hatay Sorunu’ olmadığı, Suriye yöneticilerinin Hatay’ı kendi sınırları içinde görmek gibi bir seraplarının ve bu serapta dışa vuran saldırgan emellerinin bulunduğu, Bu durumun Türkiye’nin İsrail ile işbirliği ve güç birliği yapmakta ne kadar haklı olduğunu gösterdiği, Suriye’nin ise Hatay konusunu 1997 yılında hasır altı edeceği” vurgulanmaktadır.

Raporda, İsrail ile ilişkiler konusunda beklediğimizden pek farklı bir görüş yer almaktadır:

“İsrail ile yapılan anlaşmalar Netanyahu ve Erbakan hükümetlerinden çok önce hazırlanmıştı, ancak imzalanması bu hükümetler döneminde gerçekleşti. Bunun iki taraf için de rizikolar taşıdığı ortadadır. Türkiye İsrail ile işbirliğini geliştirmek arzusundadır ama bunu Filistinlilerin meşru haklarının çiğnenmesi pahasına yapması söz konusu olamaz. Oysa Netanyahu hükümeti bu açıdan Ankara’yı rahatsız edecek yaklaşımlar içindedir.(*) Erbakan Hükümeti, Askerî İşbirliği Anlaşmasına gönülsüzce de olsa imza atmakla birlikte İsrail ile işbirliğini pek fazla sürdürmek yanlısı değildir. 1997 yılında her iki ülkede bu hükümetler işbaşında olduğu sürece Türkiye-İsrail ilişkilerinin hiç değilse hükümetler düzeyinde ve olağan koşullarda gelişme şansının pek olmadığı söylenebilir[1] Özel sektör düzeyinde ekonomik ilişkiler ve Silâhlı Kuvvetler arasındaki işbirliği ise pırıltısını yitirmiş bir halde de olsa sürebilir.[2]

Raporda PKK terörü ile ilgili iki önemli konunun altı çizilmektedir.

“1- …Türk Silâhlı Kuvvetleri PKK’ya karşı yürüttüğü mücadele sürecinde olağan koşullarda hiçbir manevranın, hiçbir tatbikatın kazandırmasının mümkün olmadığı bir askerî bilgi ve deneyim kazanmıştır. Hem muvazzaf subaylar düzeyinde, hem de celple silâh altına alınan yedek subay ve erat düzeyinde. Öyle ki yakın gelecekte bir seferberlik ilân edilecek olsa Türk ordusunun subay ve erat olarak kadroları daha baştan her türlü savaşı yürütebilecek[3] bilgi ve deneyime sahip olarak düşmanla cenk edecek durumdadırlar.”

2- Yine aynı çevreler[4] kuşkulanmaya, kara kara düşünmeye başladılar ki bu savaş Türkiye’ye ağır bir ekonomik maliyet bindirmiş gibi gözükmesine rağmen, gerçekte, pek de öyle olmuyor. Ve özellikle son yıllarda Türkiye’de, PKK yürüttüğü mücadeleyi hangi yollardan finanse etmişse, onunla mücadeleyi benzer yollardan finanse ediyor. En azından bir taraftan giden dövizler bir başka taraftan geri geliyor.[5] Yani PKK’nın Türkiye’deki işbirlikçilerinin yaydığı yüksek rakamlı faturalar aslında büyük ölçüde Türkiye’nin düşmanlarının cebinden çıkıyor![6] Şimdi bu kuşku beyinlerine düşmüştür! Yıllarca PKK’nın uyuşturucu kaçakçılığına göz yuman, kara para aklanmasına ses çıkartmayan, hatta şu veya bu yollardan destek veren çeşitli Batılı başkentlerde son sıralarda ansızın Türkiye’ye yönelik ‘kara para aklama’ suçlamaları boşuna değildir!

Bu konuda Türkiye adına eksi hanesine kaydedilecek ve mutlaka en kısa zamanda düzeltilmesi gerekecek tek şey: hiç kuşkusuz, düşmana düşmanın silâhıyla karşılık verirken bunu ‘çeteler’ aracılığıyla değil, devletin ilgili özel kurumları aracılığıyla yapmak ve kişisel çıkarlar ile ulusal çıkarları birbirine karıştıran, PKK ile mücadele paravanası ardında kendi kendilerine hizmet eden kişi ve çevrelere meydan vermemektir.[7] 1996’da kamuoyunda bu bilinç yer etmiştir. Bu bilincin siyaset erbabına da yayılıp yayılmayacağı ve devletin, içinde yuvalanma fırsatı bulabilmiş çetelerden arınıp arınmayacağı 1997 yılında görülecektir.[8]

Konu ile ilgili görüşleri alınan TÜRKSAM Koordinatörü Nazım Güvenç:

“Raporda Türkiye’nin uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı izlenimi ediniliyor. Ancak bu eksik. Uyuşturucu kaçakçılığını dünyada bütün istihbarat örgütleri yapıyor. CIA yapmıyor mu, İngiliz İstihbaratı yapmıyor mu? Hatta Alman İstihbarat Teşkilâtı’nın nükleer madde kaçakçılığı yaptığına dair bulgular var. Biz ayrıca sadece uyuşturucu kaçakçılığını değil, çeşitli eylemleri de devletin ilgili kurumlarının yapması gerektiğine inanıyoruz.”[9]

demekten çekinmemiştir.

Bir kısım çevreler ise, dergi çevresinin kendilerini Genelkurmay’a yakın göstermeye çalıştığını söylemiştir.[10]

Yukarıdaki satırlar, büyük puntolar halinde İstanbul’da yayınlanan Selâm gazetesi ve Radikal gazetesinde yayınlanmıştır. Her iki gazete de, yayınlarında, konunun Toplumla İlişkiler Başkanlığı ile ilişkisini kurmuş ve açıkça toplumda bu konularda bir kanaat oluşturma işleminden bahsetmiştir. Buna rağmen hiçbir tepki ve tekzip de almamıştır.

Ancak, akla takılan bir soru şudur: Bu yayın sadece Selâm gazetesinin bir günlük nüshasında yer almış, fakat daha sonra işlenmemiş, basının farklı kesimlerinde ise sadece Radikal gazetesinde yer almıştır. Bunun nedenlerini izah etmekte güçlük çekildiği de ortadadır.

Güneydoğu’da PKK ile mücadelede; “dine dayalı ve halkı şeriat hükümlerine çağıran” mücadele yönteminin Toplumla İlişkiler Başkanlığı tarafından uygulamaya konulduğu da çok yaygın bir kanaattir.[11] Üstelik, Toplumla İlişkiler Başkanlığı ve benzer teşkilâtlarda (MİT ve Askerî İstihbarat) görev yapan elemanların mesleğe başlarken yaptıkları yeminde “Lâiklik İlkesinin savunulması” da vardır.[12]

* Kurucusu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ertuğrul Zekai Ökte (Emekli General ve aynı zamanda Prof. olarak tanınmaktadır). Ondört Yayın danışmanından altısı emekli general, biri emekli kurmay albaydır. Yayın danışmanlarından biri de (Dr. Mehmet Atay) aynı zamanda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in danışmanlarındandır. Dergi “İstanbul Araştırma Merkezî” tarafından hazırlanmakta, “Tarihi Araştırmalar Vakıf İşletmesince” yayınlanmaktadır.

Dergi piyasada açıktan satılmadığı gibi; hazırlayıcısı, yayınlayıcısı olan vakıflar gibi, ancak belli kişiler tarafından tanınan, takip edilen, abone sistemiyle dağıtılan bir dergidir.

* Bu görüşe ilişkin hiçbir emareye rastladığımız söylenemez.

[1] İsrail’de yayınlanan 2 Mayıs 1997 tarihli Ha’aretz gazetesinde İsrail’in uluslararası şöhretli askeri uzman yazarı Ze’ev Schiff bir yazısında, “…anlaşmalar iktidardaki partiden ziyade Türk ordusuyla yapılmıştır. İsrail ve İsrail’le imzalanan anlaşmalar, Türkiye’deki siyasi tartışma konuları arasındadır. Şu sırada, bu iç tartışmalarda, ordunun konumu iktidar partisinden daha güçlüdür; bununla birlikte, hiç kimse uzun vadeli trendlerin nasıl olacağından emin olamaz” (Cengiz Çandar’ın, Sabah gazetesinde, Turkish Daily News gazetesinden aktarımları, 3 Mayıs 1997). Bu ifadeler, MGK kararlarını uygulamadaki aşırı hassasiyetin, İktidardaki bir partinin kapatılması gayretlerinin, dış ve iç düşman belirleme stratejilerinin arka alanındakileri gösteriyor olabilir mi?

[2] Demek ki kamuoyu gayet iyi hazırlanmış veya sindirilmiş ki, ilişkiler raportörlerin düşündüklerinden de daha ileri düzeylere varmış durumdadır.

[3] PKK terörünü Türkiye insanı kadar yakından göremeyen dış dünyanın bu satırlardan anladığı; ‘Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin, canlı hedefleri olmayan ve gerçek mermilerin kullanılmadığı tatbikatlarda elde edilemeyen deneyimleri kazanmak için bu savaşı devam ettirdiği’ olabilir.

[4] Raporda bu çevreler “barış çağrısı” kampanyaları yürüten, “barış yapalım”, “çocuklarımız ölmesin”, “analar üzülmesin” gibi sloganları dillendiren çevreler olarak adlandırılıyor.

[5] 1996’nın sonlarında Avrupa, özellikle Alman mahkemelerinden Türkiye’nin yöneticileri hakkında, uyuşturucu kaçakçılığına devletin başında olan kişi olarak göz yumulduğu şeklinde kararlar çıkması hatırlanmalıdır.

[6] Günlük harcamanın bir trilyonun üzerinde olduğu şeklindeki resmi beyanlar hâlâ hafızalardadır. Raporbugüne kadar yapılan resmî açıklamalar ve yayınlanan rakamları yalanlıyor.

[7] Özel Tim’inkaldırılması fakat koruculuk sisteminin yaygınlaştırılması çalışmalarını anımsatıyor.

[8] Allah’a şükür ki bahsi geçen bilincin kişilerde ve kurumlarda yayıldığına dair bir müşahede henüz söz konusu değildir.

[9] Radikal gazetesi, 19. 4. 1997.

[10] Radikal gazetesi, 19. 4. 1997.

[11] Tuncay Özkan, Bir Gizli Servisin Tarihi, MİT, (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1996), s. 28.

[12] Tuncay Özkan, a.g.e., s. 57.

Saygı Öztürk: Türkiye’nin kara listeye alınması an meselesi


Te­rö­rü ayak­ta tu­tan, fi­nans kay­nak­la­rı­dır. Bu kay­nak­lar ke­sil­me­di­ği sü­re­ce bir ör­gü­tün çö­ker­til­me­si­nin müm­kün ol­ma­dı­ğı bi­li­nir. Tür­ki­ye gi­bi te­rö­rü yay­gın bir bi­çim­de ya­şa­yan ül­ke­nin, te­rö­rün fi­nans kay­nak­la­rı­nın ke­sil­me­si­ne ön­cü­lük et­me­si ge­re­kir­ken, bu ko­nu­da mü­ca­de­le et­me­di­ği için ‘ka­ra lis­te­’ye alın­mak üze­re.

Eko­no­mik Kal­kın­ma ve İş­bir­li­ği Ör­gü­tü­’ne (OECD) bağ­lı olan ulus­la­ra­ra­sı pi­ya­sa­lar­da ka­ra pa­ra ak­la­ma ve te­rör fi­nans­ma­nıy­la mü­ca­de­le et­mek ama­cıy­la ku­rul­muş Ma­li Ey­lem Gö­rev Gü­cü (FATF), te­rö­rün fi­nans­ma­nıy­la ye­ter­li mü­ca­de­le­yi ver­me­di­ği ge­rek­çe­siy­le Tür­ki­ye­’yi suç­lu­yor. Ge­rek­li adım­la­rı at­ma­ma­sı ha­lin­de 22 Şu­bat 2013 ta­ri­hin­den iti­ba­ren Tür­ki­ye­’nin üye­li­ği as­kı­ya alı­na­cak. As­lın­da, bu Tür­ki­ye­’ye ta­nı­nan son şans ola­cak.

En risk­li ül­ke­ler ara­sın­da­yız

Te­rö­rün fi­nans­ma­nı ve ka­ra pa­ra­nın ak­lan­ma­sı ko­nu­sun­da Ma­li Ey­lem Gö­rev Gü­cü ta­ra­fın­dan ey­lül ayın­da ya­pı­lan top­lan­tı­da İran ve Ku­zey Ko­re, te­rö­rün fi­nans­ma­nıy­la il­gi­li en risk­li ül­ke­ler ilan edil­di. Bu iki ül­ke ha­len ka­ra lis­te­de.

Ay­nı top­lan­tı­da, da­ha ön­ce mü­ca­de­le­de ye­ter­siz kal­dık­la­rı ge­rek­çe­siy­le Bo­liv­ya, Kü­ba, Ek­va­dor, Eti­yop­ya, Ga­na, En­do­nez­ya, Ken­ya, Myan­mar, Ni­jer­ya, Pa­kis­tan, Sri Lan­ka, Sa­o To­me, Su­ri­ye, Tan­zan­ya, Tay­land, Tür­ki­ye ve Vi­et­nam uya­rıl­dı.

İş­te bu ül­ke­ler için­de Tür­ki­ye, Ken­ya ve Myan­ma­r’­ın ris­ki­nin da­ha yük­sek ol­du­ğu­nu dik­ka­te alan Ma­li Ey­lem Gö­rev Gü­cü, üç ül­ke­ye 31 Ekim 2012’ye ka­dar sü­re ta­nı­dı. Ka­rar­da Tür­ki­ye­’nin, İran ve Ku­zey Ko­re Cum­hu­ri­ye­ti­’n­den son­ra üçün­cü de­re­ce­de “en risk­li ül­ke­” ol­du­ğu di­le ge­ti­ril­di. Ya­ni, te­rö­rün fi­nans­ma­nı­na iliş­kin iş­lem­le­rin en yük­sek ol­du­ğu ül­ke­ler ara­sın­da gö­rül­me­ye baş­lan­dık.

Bu ka­ra­rı, Mer­kez Ban­ka­sı­’nın es­ki bir yö­ne­ti­ci­si­ne sor­du­ğum­da, “E­ğer, be­lir­ti­len sü­re­ye ka­dar ge­rek­li ön­lem­ler alın­maz ve Tür­ki­ye ka­ra lis­te­ye gi­rer­se, her an Tür­ki­ye­’nin ban­ka­cı­lık sis­te­mi de ka­ra lis­te­ye alı­nır, mu­ha­bir ban­ka­la­rın iş­lem­le­ri­ni dur­dur­ma­la­rı ola­sı­lı­ğı or­ta­ya çı­ka­r” de­di. An­cak ay­nı ki­şi, bu ta­rih­ten ön­ce Tür­ki­ye­’nin sü­re­nin uza­tıl­ma­sı ta­le­bin­de bu­lu­na­bi­le­ce­ği­ni be­lirt­ti. Ni­te­kim öy­le de ol­du. Tür­ki­ye­’nin “sü­re uzat­ma­” ta­le­bi de­ğer­len­di­ril­di. İs­te­ni­len­ler ya­pıl­maz­sa 22 Şu­bat 2013’te Tür­ki­ye “ka­ra lis­te­ye­” alı­na­cak.

Te­rö­rist var­lık­la­rı don­du­rul­mu­yor

Dün­ya­nın te­rö­rist ola­rak ilan et­ti­ği ba­zı ki­şi­ler, Tür­ki­ye­’de “çok iti­bar­lı­” olu­yor. Bu­nun hay­li ör­nek­le­ri de var. İş­te o yüz­den­dir ki; FATF, Tür­ki­ye­’yi, “te­rö­riz­min fi­nan­se edil­me­si­ni ön­le­me­si ve te­rö­rist var­lık­la­rı­nın don­du­rul­ma­sı ko­nu­sun­da ge­rek­li adım­la­rı at­ma­ya­” ça­ğı­rı­yor.

Es­ki Ekonomiden Sorumlu Devlet Ba­ka­nı ve DSP Ge­nel Baş­ka­nı Ma­sum Tür­ke­r’­e, FA­TF’­ın ka­ra­rı­nın ne an­la­ma gel­di­ği­ni sor­dum. Tür­ker, “Çok önem­li uya­rı­dı­r” de­di ve şun­la­rı ek­le­di:

“Tür­ki­ye­’nin ka­ra lis­te­ye alın­ma­sı du­ru­mun­da yurt dı­şıy­la iliş­ki­le­rin­de pa­ra akış­la­rı mu­ha­bir ban­ka­la­rın ça­lış­ma­ma­sı ne­de­niy­le du­ra­cak, bu ne­den­le Tür­ki­ye­’ye dö­viz ak­ma­ya­ca­ğı gi­bi Tür­ki­ye­’den de it­ha­lat ve ben­ze­ri iş­lem­ler için dö­viz trans­fer edi­le­me­ye­cek­tir. Bu du­rum Tür­ki­ye­’yi zor du­ru­ma so­ka­bi­lir.

Tür­ki­ye, ka­ra pa­ra ak­la­ma ül­ke­si ola­rak gö­rü­lü­yor. Ge­rek­li ya­sal dü­zen­le­me­ler be­lir­le­nen ta­ri­he ka­dar ya­pıl­maz­sa, Tür­ki­ye en yük­sek risk­li ül­ke sta­tü­sün­de­ki İran ve Ku­zey Ko­re ile ay­nı sta­tü­de gö­rü­le­cek. Ban­ka­cı­lık Dü­zen­le­me ve De­net­le­me Ku­ru­lu ta­ra­fın­dan kre­di kul­la­nan şir­ket­le­rin de­net­len­me­si zo­run­lu­lu­ğu­nu sağ­la­ya­cak bir dü­zen­le­me­ye gi­di­lir­se FA­TF’­ın Tür­ki­ye hak­kın­da ka­rar al­ma­sı söz ko­nu­su ol­maz. Bü­tün ano­nim şir­ket­le­rin de­ne­tim kap­sa­mı al­tı­na al­ma­sı şart­tır.”

PKK, ka­çak­çı­lı­ğın ne­re­sin­de?

Te­rör ör­gü­tü PKK’­nın uyuş­tu­ru­cu ka­çak­çı­lı­ğı bi­lin­me­si­ne rağ­men Ba­tı ül­ke­le­ri ör­gü­tün bu yö­nü­nü ye­te­rin­ce gör­mü­yor. 1984’ten gü­nü­mü­ze ka­dar PKK’­nın ka­rış­tı­ğı 365 uyuş­tu­ru­cu ka­çak­çı­lı­ğı or­ta­ya çı­ka­rıl­dı. Bu kap­sam­da 4 bin 253 ki­lo ero­in, 23 ton es­rar, 710 ki­lo ko­ka­in, 338 bin adet sen­te­tik uyuş­tu­ru­cu ya­ka­lan­dı, iki ima­lat­ha­ne or­ta­ya çı­ka­rıl­dı. Bun­lar bi­li­nen­ler.

ABD Uyuş­tu­ru­cuy­la Mü­ca­de­le Teş­ki­la­tı (DE­A) ile Em­ni­yet Ge­nel Mü­dür­lü­ğü Ka­çak­çı­lık ve Or­ga­ni­ze Suç­lar­la Mü­ca­de­le (KOM) Da­ire­si­’nin yap­tı­ğı ça­lış­ma­lar­la PKK te­rör ör­gü­tü ABD ta­ra­fın­dan “Bi­rin­ci de­re­ce­de önem­li uyuş­tu­ru­cu mad­de ka­çak­çı­sı ör­gü­t” ola­rak ilan edil­di. Bu­nun so­nu­cu ola­rak 9 PKK yö­ne­ti­ci­si, Mal Var­lık­la­rı Kon­trol Ofi­si lis­te­si­ne alın­dı. Ya­ni bun­lar­la hiç­bir ti­ca­ri iliş­ki ku­ru­la­ma­ya­cak, bu ki­şi­le­rin ABD mal var­lı­ğı be­lir­le­nir­se he­men el ko­nu­la­cak.

İş­te, AB­D’­nin yap­tı­ğı­nı Tür­ki­ye, te­rö­rü açık­ça des­tek­le­dik­le­ri bi­li­nen, ör­gü­tün fi­nans kay­na­ğı olan­la­ra kar­şı hiç­bir şey yap­mı­yor. O yüz­den­dir ki, Tür­ki­ye­’yi “ka­ra lis­te­”ye al­ma­sın­lar da ne yap­sın­lar?

Sözcü

YENİ AKİT’TEN SEÇME SAÇMA BİR ERGENEKON HABERİ


Ergenekonla çalışan teröriste dokunulmuyor!

Ergenekon örgütüyle PKK’nın uyuşturucu ticaretini birlikte yönettiği ortaya çıktı.

Yeni Akit’n haberine göre, Kenya’da ya­kalandıktan sonra İmralı’da sorgulanan PKK elebaşısı Abdullah Öcalan ve Şır­nak kırsalında yakalanan PKK’lıların ifa­deleri uyuşturucu ticaretinin perde arkasını deşifre etti.

18 Şubat 1999 tarihli ifade tutanağında Apo “Uyuşturucu beni aşan bir durumdu. Özel­likle Botan’da bizimkiler bazı generallerin himayesinde uyuşturucu işi yapıyordu. En son kardeşim Osman’ı gönderdim oda yaptı” dedi. Yakalanan Ruhat kod adlı Duran Y. ise ifadesinde “Derin devletle PKK uyuşturucunun kaynaktan taşınması için anlaş­tı. Bu işte yer alan teröristlere operasyon yapılmıyor. Hepsi yavaş yavaş örgütün li­der kadrosuna yükseltiliyor” şeklinde konuştu. 2001 yılında ifade veren Tuncay Gü­ney’de örgütün uyuşturucu ticaretindeki rolü hakkında bilgi vermişti.

“KARDEŞİM OSMAN’IN BİLE BU İŞİ YAPTIĞINI ÖĞRENDİM”

Ele geçirilen Apo’ya ait 18 Şubat 1999 tarihli ifade tutanaklarında PKK’nın uyuşturucu ticareti­ni dönemin generalleri ile birlikte kontrol ettiği ifade ediliyor. Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinden sonra sorguya alınan Abdullah Öcalan ifadesinde kardeşinin dahi askerlerle birlikte uyuşturucu ticareti yaptığı vurgulanıyor. Apo ifadesinde şu ifadeleri kullanıyor: “Uyuş­turucu beni aşan bir durumdu. Özellikle Botan Bölgesinde (Şırnak, Siirt, Mardin’in Doğusu ve Batman’ı kapsayan bölge) bizimkiler bazı generallerin himayesindeki as­kerlerle birlikte uyuşturucu işi yapılıyordu. Botan’a kimi gönderdiysem askerlerle birlikte uyuşturucu işi yaptı. En son kardeşim Osman’ı gönderdim onunda bu işi yap­tığını öğrendim.”

DERİN DEVLETLE ÖRGÜT ANLAŞTI, BU MİLİTANLARA OPERASYON YAPILMIYOR

1996’da Şırnak kırsalında yakalanan Ruhat kod adlı Duran Y.’nin ifadesi ise beyaz ze­hir ticaretinde o tarihte henüz ismi konulamamış Ergenekon ‘la işbirliği yapıldığını ortaya koydu. Şırnak’ta girilen bir çatışmada silahıyla birlikte yakalanan Ruhat kod Duran Y. devlet içine çöreklenmiş derin devletle PKK’nın anlaştığını, uyuşturucu­nun Büyükşehirlere aktarılmasını birlikte koordine edip rant sağladıklarını ifade edi­yor. Uyuşturucu işine bulaşan teröristlerin korunup kollandığını iddia eden Ruhat kod adlı terörist “Faili meçhul cinayetler ve ses getiren eylemlerin ardındaki TC de­rin devletiyle örgüt, uyuşturucunun kaynaktan Büyükşehirlere taşınması için anlaş­tı. Bu işte yer alan militanlara operasyon yapılmıyor hiçbirine dokunulmuyor. Hepsi yavaş yavaş örgütün lider kadrosuna yükseltiliyor.” şeklinde konuşuyor.

VELİ KÜÇÜK VE SAMİ HOŞTAN’IN İSMİNİ VERDİ

Ergenekon operasyonun kilit isimlerinden Tuncay Güney’in 2001’de gözaltına alındığında po­lise verdiği ifadede örgütün parasal kaynakları ile ilgili Veli Küçük ve Sami Hoştan’ın ismini verdiği kaydedildi. Güney, Küçük ve Hoştan’ın bir grup askerler birlikte uyuşturucu işinde yer aldığını ifade etti. Güney batan Kısmetim -1 isimli tankerin resmi kayıtlara geçtiği şekliyle için­deki 3 ton 100 kilo eroinle değil boşaltıldıktan sonra batırıldığını iddia etti. Tuncay Güney ifa­desinde Veli Küçük’ün Karadeniz Jandarma Bölge Komutanı olup Giresun’a taşınmasıyla bir­likte Türkiye merkezli uluslararası uyuşturucu trafiği nin Karadeniz’e yöneldiğini öne sürdü. Güney şu bilgileri verdi: “Veli Paşa 4 – 5 tane dil bilir, Rusça da bilir. Küçük’ün uyuştu­rucu işini Fransızların OJD’si de biliyordu. Fransızların Türkiye’deki uyuşturucuyla il­gili raporunda bunlara yer verilmesi birçok şeyi frenledi.” Güney Hollanda’da ceza­evinden helikopterle kaçtıktan sonra Türkiye’de yakalanan ‘Escobar’ lakaplı Ramazan Yıl­dız’la Veli Küçük’ün irtibatlı olduğunu öne sürdü.

“BİR GRUP ASKERLE BİRLİKTE BU İŞİ YAPIYORLAR”

Veli Küçük ve Hoştan’ın bir grup askerle birlikte uyuşturucu işi yaptığını vurgulayan Güney şunları anlattı: “Pera Palas Oteli’nde Fransız istihbaratçıyla görüştüm. Dört beş saat adam, JİTEM ve Hoştan’ın uyuşturucu ticareti yaptığını, bunları OJD uyuşturucu ra­porlarında yayınlayacaklarını, Veli Küçük’ün bunları albaylığından bu yana yaptığını, askeriyede bir grubun bununla beraber olduğunu anlattı, tehdit etti. ‘Bu konuda biz Sami Hoştan’la görüşmek istiyoruz’ dedi. Yani Hoştan’ın üzerinden, bir grup as­kerin yıllardır uyuşturucu işi yaptığını söylüyordu. Ben adamın yanında Sami Hoş­tan’ın cebini aradım anlattım’ yanıtını verdi. Veli Küçük, OJD’nin yaptığı araştırma­dan çok rahatsız oldu. Paşa dedi ki Perinçek’e söyle o şeyleri maniple etsin dedi. Süper NATO, şucu bucular uyuşturucu ticareti yapıyor haberleri yapılsın, dedi.”

Yeni Akit

Veli Küçük ile ilgili dehşet iddia /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


"Ergenekon" davasında tanık olarak dinlenilen gizli tanık "Aydos", tutuklu sanıklardan emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile ilgili iddialarda bulunarak, Küçük’ün, kaçakçıların getirdiği uyuşturucudan pay aldığını ileri sürdü.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada dinlenilen gizli tanık, tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur’u Mardin Kızıltepe’ye tayin olmasından itibaren tanıdığını söyledi.

Gizli tanık "Aydos", "Kod adı Kürşat. Hasan Atilla Uğur. Çok iyi tanıyorum. Kimleri kaçırıp, şehre indirip öldürdüğünü biliyorum. Yeşil ortadan kaybolduktan sonra yanında Osman Gürbüz’ü gezdirip, ‘Yeşil’ diye tanıttığını biliyorum" dedi.

Uğur’un, PKK‘ya yapılan operasyonlarda canlı yakaladıkları 3 kişiyi öldürdüğünü öne süren gizli tanık, tutuklu yargılanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ü de Mardin’de Cem Ersever sayesinde 1991’de tanıdığını söyledi.

Tutuklu sanık Muzaffer Tekin’i de 2006’da Ayhan Tokcan sayesinde tanıdığını ifade eden gizli tanık, "Tekin’in Kadıköy’deki bürosuna Tokcan ile 3 defa gittim. Tokcan ile son gittiğimde Tekin ve Veli Küçük beraberdi. Küçük, Tokcan’ı görünce ayağa kalktı" diye konuştu.

"Veli Küçük’ün Diyarbakır’daki uyuşturucu baronlarının uyuşturucularına el konulup başkalarına dağıtılması işlerine bulaştım" diyen gizli tanık, iş adamları Hacı Karay, Adnan Yıldırım ve Savaş Buldan’ın da Sapanca üçgeninde öldürüldüğünü iddia etti.

Gizli tanığın, "O dönemde oraların paşası Veli Küçük’tü. Küçük, kaçakçıların getirdiği uyuşturucudan pay alıyordu" sözleri üzerine savcı Mehmet Ali Pekgüzel, "Sen para alırken gördün mü?" diye sordu.

Gizli tanık da Eyüp Kocakaya ile Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı’na gittiklerini belirterek, "Yanımızda çantayla gidiyorduk. Ben çantayı götürüyordum. Bazen Kocakaya bana ‘dışarıda bekle’ deyip, kendi giriyordu. Sonra ben onu alıyordum. Kocakaya’nın çiftliği vardı. Çiftliklerinde uyuşturucu imalatı yapıyordu. Uyuşturucu baronlarından toplanan parayı Kocakaya Veli Küçük’e getiriyordu" dedi.

İş adamı Mehmet Ali Yaprak’ın 1993’te kaçırılarak otel odasına götürüldüğünü ifade eden gizli tanık, "Yaprak, Cem Ersever ile beraber içeri girdi. Odada Yeşil ve Veli Küçük vardı. Yeşil Yaprak’a kızıyordu. Veli Küçük sakindi. ‘Senin yerin doldurulur’ dedi. Yaprak’ın, Veli Küçük’ü gördüğünde elleri titremeye başladı. Biz dışarıda bekledik. Küçük, Yaprak’ı bırakmamızı istedi. Yaprak’ı aldık, yerine teslim ettik. Hakkımızı da aldık. O adamdan haraç aldılar. Yaprak 1996’da da kaçırıldı. Bu, yargıya intikal etti. Ama 1993’teki kaçırılma olayında korkudan şikayette bile bulunamadı" şeklinde konuştu.

Gizli tanık, Ergenekon’un uyuşturucu ayağını anlattı


Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan gizli tanık İmdat, Ergenekon Terör Örgütü’nün uyuşturucu ayağına ilişkin bilgiler verdi.

Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan gizli tanık İmdat, Ergenekon Terör Örgütü’nün uyuşturucu ayağına ilişkin bilgiler verdi. Savcılığa verdiği ifadesini tekrarlayan gizli tanık, dava sanıklarından Mehmet Zekeriya Öztürk idaresinde bir kimya şirketi kurulduğunu ve zaman içinde bu şirketin uyuşturucu malzemeleri üreten, belirli yerlere uyuşturucu malzemelerini satan bir merkez haline geldiğini söyledi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasının 243. duruşmasında Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu 33 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Levent Ersöz’ün de aralarında bulunduğu 32 tutuklu sanık ise duruşmaya gelmedi.

Duruşma Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese’nin, tutuklu sanıklardan, bir kazada oğlunu kaybeden Fatih Hilmoğlu’na yönelik baş sağlığı dilekleriyle başladı.

Sanıkların kimlik yoklamasının tamamlanmasının ardından Başkan Özese, gizli tanık İmdat’ın dinleneceğini açıkladı. Özese, gizli tanığa, "Emniyet Müdürlüğü’nde verdiğiniz ifadenizde ‘Var olduğu iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik operasyonlar yapıldı ama örgütün uyuşturucu ayağına ilişkin hiçbir çalışma yapılmadı. Ben örgütün uyuşturucu ayağına ilişkin bilgi vereceğim.’ demişsiniz. Bilgilerinizi bize anlatın." dedi.

Bunun üzerine gizli tanık İmdat, Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Mehmet Zekeriya Öztürk tarafından bir şirket kurulduğunu anlattı. Öztürk’ün baş patron olduğunu belirten gizli tanık, şirkete, yüzbaşılıktan ayrılma Cengiz Palacan, Tatlıcı soyadlı eski üsteğmen, ordudan emekli Ergin Elmas ve Zekeriya Öztürk’ün ortak olduklarını söyledi. Şirketin kurulmasından sonra Öztürk’ün 10-15 günde bir gelip kontrollerde bulunduğunu anlatan İmdat, şirketi Ali Kalkancı’nın parası ile kurduklarını belirtti. Kalkancı’nın "Biz JİTEM’ciyiz, MİT’çiyiz" diyerek tehdit edildiğini, o dönem çok karşılıksız çek kesmekten araması olduğu için GBT’sinin silineceğini söyleyerek kandırıldığını ve şirket kurma için gerekli olan paranın Kalkancı’dan alındığını söyledi. Gizli tanık İmdat, bir trafik kontrolünde hakkında arama olduğunu öğrenince Kalkancı’nın kandırıldığını anladığını kaydetti.

‘BÜTÜN KONTROL ZEKERİYA ÖZTÜRK’TEYDİ’

Kendisinin de bu işin içine zorla çekildiğini belirten gizli tanık, kimya şirketi gibi gösterilerek kurulan bu şirketin, zaman içerisinde uyuşturucu madde malzeme ve hammaddesi üreten bir şirket haline dönüştürüldüğünü anlattı. Bu duruma kendisinin çok karşı çıktığını ve çok kez tartıştıklarını belirlen gizli tanık, uyuşturucu malzemelerinin tam olarak üretilmeye ve dağıtılmaya başlanmasından sonra da kendisinin şirketten uzaklaştığını söyledi. Gizli tanık İmdat, her şeyin Zekeriya Öztürk’ün kontrolünde olduğunu sözlerine ekledi.

Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadesi okunduğu sırada Gizli Tanık İmdat araya girerek bir açıklama yapmak istediğini belirtti. Ali Kalkancı ile Zekeriya Öztürk’ün, şirketin üst katına çıkıp konuştuklarını, kendisinin de çay servisi yaptığı için bu konuşmaya tanık olduğunu söyledi. İmdat, "Bu sırada öztürk, cebinden PKK, MİT, JİTEM, MOSSAD ve okuyamadığım birçok Arapça kimlikleri Kalkancı’ya göstererek ‘Devlet verdi bunları bana. İstediğim ülkeye istediğim gibi girip çıkıyorum. Sen benim sözümü neden dinlemiyorsun.’ dediğini duydum." diye konuştu.

Adli emanette büyük skandal!


Diyarbakır Adliyesi Adli Emanet Bürosunda bulunan 115 kilo eroin çalındı.

DİYARBAKIR Adliyesi Adli Emanet Bürosu’na bulunan 115 kilo eroin ve henüz miktarı tespit edilemeyen esrar ve uyuşturucu hap çalındı. Olayla ilgili 2’si polis 15 şüpheli gözaltına alındı. Çalınan uyuşturucunun piyasa değerinin yaklaşık 8 milyon dolar olduğu belirtildi.

Diyarbakır’da çok sayıda güvenlik kamerası, demir bariyerler ve çok sayıda güvenlik personeli tarafından güvenliği sağlanan ve Türkiye’nin en iyi korunan binalarından biri olan Diyarbakır Adliyesi’nde görülmemiş bir hırsızlık olayı ortaya çıktı. Adliyenin zemin katında bulunan adli emanet odalarına giren hırsızlar, 115 kilo eroin ve miktarı belli olmayan uyuşturucu ile toz esrar çaldı. İddiaya göre tutukluların adliyeye alındığı arka taraftaki kapıdan binaya giren şüpheliler, asma tavanların arasından geçerek adli emanet bürosuna girdi.

Özel yetkili mahkemelerde görülen dosyaların suç delillerinin saklandığı odaya giren şüpheliler çuvallar içinde muhafaza edilen ağzı mühürlü uyuşturucu maddeyi alarak kayıplara kaçtı. Hırsızlığın asma tavandaki deformasyonun tamiri sırasında ortaya çıktığı belirtildi. Başsavcılığın adli emanet odasında sayım yaptırması üzerine hırsızlık olayı ortaya çıktı.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından adliyenin temizlik işlerini taşeron firma personeli takibe alındı. Başlatılan operasyon sonucunda aralarında 2 polis memurunun da olduğu 15 şüpheli gözaltına alındı. Polis, bugüne kadar adli emanete defalarca girilerek hırsızlık yapıldığı ile ilgili iddiaları da incelemeye aldı.

İddialara göre daha önce de defalarca adli emanet odasından uyuşturucu çuvallarının bu şebeke tarafından çalınmış olabileceği belirtildi. Polis iddialar üzerine Adliye içinde ve dışında bulunan tüm güvenlik kameralarının kayıtlarının incelemeye başladı.

HİZBULLAH ÖRGÜTÜ UYUŞTURUCU TACİRLERİYLE İŞBİRLİĞİ YAPIYOR


İRAN ANALİZ / Lübnan’daki çeşitli üst düzey siyasi ve emniyet kaynaklarının Hizbullah örgütünün uyuşturucu kaçakçılığı yapan tüccarlara yardımcı olmasıyla ilgili ciddi rahatsızlıklar duyduğu aktarıldı. Lübnan içindeki terör saldırıları veya İsrail işgal güçlerine karşı Filistin topraklarındaki eylemler gibi sair iddialarla örgütün bu tür uyuşturucu ticaretinde yer aldığına dikkat çekildi.Gelişmeyi sarsıcı dosyalar ve haberler yayımlayan Kuveyt es-Siyase gazetesi duyurdu.

Gazetenin haberine göre Lübnanlı üst düzey makamlar gelişmelerden ve örgütün kurduğu ilişkilerden haberdar. Son olarak İsrail basın kuruluşları, Hizbullah’ın büyük miktarda patlayıcıyı uyuşturucu tacirlerinin yardımlarıyla ülkeye soktuğu yönünde bir iddia ortaya atmıştı. Patlayıcıların taşınıp taşınmadığı, bunun spekülasyon olup olmadığı tartışmaları sürerken uyuşturucu tacirleriyle kurulan ilişki başta olmak üzere Hizbullah örgütünün çeşitli önde gelen unsurlarının karapara aklama ve uyuşturucu işinde yer aldığı yönünde ciddi bilgilerin varlığına dikkat çekiliyor.

Lübnan-Suriye sınırı başta olmak üzere Hizbullah unsurlarının yoğun olduğu sınır bölgelerinde büyük miktarlarda uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığı, buna izin verilip göz yumulduğu ve belli komisyon alındığı da biliniyor. İran, Suriye üzerinden Hizbe içi silah ve mühimmat dolu tırlarla transferler gerçekleştiriyor. Yine bunlar İran Devrim Muhafızları lider kadrosunun gözetim, denetim ve bizahiti yönetiminde yürütülüyor. Tıpkı İran-Afganistan-Pakistan hattındaki uyuşturucu ve narkotik trafiğinde devrim muhafızlarının açıkça yer alıp, ticaret işlerini yürüttüğü yönündeki istihbarat raporlarında olduğu gibi Hizbin de benzer bir ilişki kurduğu yönünde tezler öne sürülüyor.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: