Etiket arşivi: YILDIRIM KOÇ

Yazık size!


29 Ekim günü ne yaptınız?

Genel tatildi. Evinizde koltuğunuza oturup, ayaklarınızı uzatıp, meyve veya kuruyemiş yiyerek televizyon mu izlediniz? İzlediğiniz programlar da rahatınızı kaçırmayacak eğlence programlarıdır herhalde. Belki yemek programları da ilginizi çekebilir. Yoksa evlilik programlarına takıldınız, kimin kimle evlenmesi konusunda ciddi değerlendirmeler mi yaptınız?

Yazık size!

Yoksa niyetiniz iyiydi de, yazdan ödünç kalan yaz havası sizi baştan çıkardı, “çoluk çocuk bir piknik yapalım” mı dediniz? Tüketici kredisiyle aldığınız arabanıza kurulup, mangal yapıp, yanında birkaç şişe bira mı içtiniz? Yoksa siz rakıcı mısınız? “Delikanlı adam rakıdan şaşmaz” deyip, korkaklığınızı ve sorumsuzluğunuzu örtmek için rakı yoluyla delikanlılık mı tasladınız?

Yazık size!

Yoksa yalnızca korktunuz mu? Ankara’daysanız, Ulus’taki buluşmanın yasaklandığı yolundaki açıklamalar sizi çok mu ürküttü? Halbuki bazı konuşmalarınızda mangalda kül bırakmazdınız. Faşizme ilişkin bir sürü alıntı ezberlemiştiniz; onları sık sık tekrarlardınız.

Yazık size!

Ankara dışındaysanız ve bölgenizde 29 Ekim kutlamaları yoksa, arkadaşlarınız Ankara’ya doğru yola çıktığında onları yalnız bırakmayı içinize sindirebildiniz mi? “Yahu, ben bir kişiyim, ben gitsem ne olacak, gitmesem ne olacak” gibi gerekçeler mi uydurdunuz? “Zaten yoldan çevirecekler, ne gerek var zorlamaya” mı dediniz?

Yazık size!

Sendikacı mısınız? Sendikal hak ve özgürlükleri cumhuriyete borçlu olduğunuzu bilmeyecek kadar cahil misiniz; yoksa “bırak kardeşim, cumhuriyeti, mumhuriyeti, bizim toplu sözleşmeler geliyor; şimdi hükümetle kapışmanın zamanı değil” diye mi düşündünüz?

Yazık size!

İşçi misiniz? “Aman yahu, nereden çıkardılar 29 Ekim’i; benim derdim başımdan aşkın, bir de başıma yeni belalar almanın alemi yok” mu dediniz?

Yazık size!

Taşeron işçisi misiniz? Haklarınızı kullanabilmenin ve yeni haklar kazanabilmenin yolunun 29 Ekim’de meydanlarda olmaktan geçtiğini size kimse anlatmadı mı? Ulusal Kanal’ın programları yerine evlilik programları izlerseniz, sadece kimin ne kadar yetenekli olduğuna kafa yorarsanız, daha çoook ağlayıp sızlanırsınız.

Yazık size!

Memur musunuz? 2013 yılında başına geleceklerin farkında mısın? Yoksa AKP yandaşı sendikalara üye olarak bu belayı savabileceğini sanacak kadar acemi, bilgisiz, anlayışsız, deneyimsiz ve çaresiz misin?

Yazık size!

Kadın mısınız? Osmanlı döneminde bu topraklarda veya bugün İran, Sudan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Afganistan, Malezya gibi ülkelerde kadının nasıl insan yerine konmadığını, erkeğin kulu kabul edildiğini, mirasta eşit haktan yararlanamadığını, aşağılandığını bilmiyorsanız, cahilsiniz. Bilip de cumhuriyete ve Kemalist devrime sahip çıkmıyorsanız, kusura bakmayın ama, pek akıllı değilsiniz.

Yazık size!

29 Ekim, Ankara’da, tehditlere, yasaklara, baskılara, engellemelere karşın muhteşem bir biçimde kutlandı. Bu başarıda en büyük pay, Türkiye Gençlik Birliği’nindir. TGB’nin bugün yaptıklarının 1960’lı yılların sonlarında Dev-Genç’in yaptıklarından daha önemli, daha başarılı olduğunu yazdım ve söyledim. 29 Ekim kutlaması bu değerlendirmemi bir kez daha doğruladı. 19 Mayıs 2012’den sonra 29 Ekim 2012’ye de damgasını TGB vurdu.

Eksik olan, Birleşik Kamu-İş ve bağlı sendikalar dışındaki sendikalardı. İşçiler ve memurlar vardı, ama sendikalar yoktu. Sendikacılığın namusunu Birleşik Kamu-İş kurtardı.

Yazık size!

Kendinizi hiç olmazsa 10 Kasım’da affettirin!

10 Kasım’da Atatürk’e sahip çıkma cesaretini gösterin!

Yıldırım Koç

Aydınlık

Ozel-Buro-Istihbarat TURKIYE’DE KARA BULUTLAR ARALANIYOR Savas SUZAL YENICAG www.habergazete.com


Yazy büyütYazy küçült

Savaş SÜZAL
savassuzal@habergazete.com

382.gif

Türkiye’de, kara bulutlar aralanıyor

Bugün yazıma güncel bir konuyla başlayacağım. CIA Başkanının ardından ABD Ortak Kurmay Heyeti Başkanı da Türkiye’ye geliyor. Bir ay içinde iki asker kökenli Amerikalı yetkilinin ülkeye gelmesi pek hayra alamet değil. Onlar geldikçe, bir yerlerde bir şeyler patlıyor. Suriye nedeniyle fırça veya yeni bir melanet için geliyorlar.
Benim şahsi kanım, ABD ve batının gerçek hedefi olan İran’a karşı savaş hazırlıkları için bazı ve acil yeni ipuçları getiriliyor. Özellikle İran konumuz değil gibi, İsrail ve Amerikan açıklamaları da benim kanımı donduruyor. Zira bugün Suriye ve öteki Müslüman ülkelerde oynanan bahar oyunlarının demokrasi ile ilişkisinin olmadığı konusunda artık gizlenecek yan kalmadı.
Amaç Müslümanlar arası mezhepleri kapıştırıp İslam dinini zayıflatmak ve aradan sıyrılan, bu yüzyılda oldukça zayıflamaya başlamış olan Hıristiyanlığın daimi ve mutlak hâkimiyetini en az bir yüz yıl daha sağlamak. İşin acı tarafı ise bu amaç ve mukaddes hedefe ulaşmada Hıristiyanlara, kendilerini Müslüman ve dindar diye satan kişi veya gurupların yardım edip kendi din kardeşlerini satmaları. Ne yazık ki bizde de öyle oldu. Örnek, dönüp bir bakın bakalım ne göreceksiniz.
Bu silah ara sıra ters de tepebilir. İrticanın kimi nerden nasıl vuracağını kestirmek mümkün değil. Cahil adamın nasıl tepki vereceği bilinmez, aynı vahşi hayvanla şaka olmayacağı gibi. Nitekim Libya’da bu vahşet kendilerini iktidara taşıyan, Amerika’yı da vurmaktan kaçınmadı. Amerikan Büyükelçisi ve iki elçilik çalışanını öldürdüler. Irak’ta, Afganistan’da da öyle olmamış mıydı? El Kaide, onların ürünü, Müslüman Kardeşler, İngiliz tezgâhı değil mi?
İşte bu yüzden önümüzdeki günlerde bekleyin yeni yeni ne tezgâhlar dönüp daha ne kadar gencecik fidan kaybedeceğiz. Hani şu Suriye’nin düşürdüğü uçak meselesi ne oldu? Peki, Afyonkarahisar patlamasına ne dersiniz?
Türkiye üzerindeki sisli havayı biraz dağıtıp, görüşümüzü engelleyen bulutları araladığınızda felaketler ortaya net olarak çıkıyor. Örneğin uzun süredir yazıp anlatmaya çalıştığımız ekonomik felaketi artık hükümet yetkilileri de yavaş yavaş kötü durum hakkında ipucu veriyor. Mehmet Şimşek bütçenin denkleşmediğini, bu yüzden bir dizi yeni vergi ve zammın yolda olduğunu söyledi. E, ne yapsınlar, nasıl olsa bir şekilde para isteyecekler. Suriyeli çapulculara, Libyalı baldırı çıplaklara para lazım değil mi?
Ekonomide yalpalama, aslında sizler tarafından görülmese de, yurt dışından çok açık ve net. Mesela Financial Times ile Guardian gazeteleri Türk ekonomisinin iniş ve çöküş işaretlerini açıkça yazdılar. Ekonomide sıkıntı aslında ortada, başkalarının söylemesine gerek yok. Pazarda, kasapta veya evinize alacağınız beyaz eşyada, gıda malzemesinde net. Et ne kadar pahalı, pazar ne kadar pahalı, arabanız varsa benzin ne kadar pahalı.
Ama siz inançlı ve sultanımıza biat etmiş bir toplum olduğunuz için bu konularda gıkınız çıkmaz ve ’Türkiye seninle gurur duyuyor’ diye bağırırsınız. Aslında irtica, her türlü saldırıya rağmen Cumhuriyeti ayakta tutmayı başaran Türk ordusunu da dağıttığı için bunlara da şaşmamak lazım. Arınç ne dedi, Afyon patlamasının bir sabotaj olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu’nun kaynağını açıklamasını istedi.
Aslında onun gibi bir politikacı bu kadar yıllık gazeteciliğimde görmedim. O değil miydi aşçı ve garsonların kendisine suikast yapacaklarından şikâyet ederek Türkiye’nin en gizli odalarına kozmik odalarına hâkim ve savcı sokturup gizli belgeleri okutturan? Türk Silahlı Kuvvetlerinin artık sayesinde gizli bir yanı veya sırrı kalmamıştır. Türkiye onunla gurur duyuyor!
Türkiye’de onlar dışında herkesin şikâyet hakkı vardı ama onların olamaz. Ülkenin tüm değerlerinin, Cumhuriyeti cumhuriyet yapan kuralların temeline ben dinamit koymadım. Ha bu arada, kalkıp da 12 Eylül darbesi ile dalga geçilmiyor mu? Ne diyeyim, şu anda durum 12 Eylül darbecilerinin yarattığından daha kötü değil mi?

__._,_.___
Reply to sender | <a href="mailto:Ozel-Buro | Reply via web post | Start a New Topic
Messages in this topic (1)

YILDIRIM KOÇ : Barbados’un hırsız sendikacısı


Barbados, Amerika kıtasında, Güney Karayibler bölgesinde 288 bin nüfuslu bir ada ülkesidir. Başkenti Bridgetown, para birimi Barbados doları, resmi dili İngilizce’dir.

Geçenlerde bir Amerikalı’dan Barbados’taki bir sendikacının hırsızlıklarını dinledim. Dinledikçe şaşkına döndüm ve Türkiye’de böyle sendikacılar olmadığı için halimize şükrettim. Çok şükür, Türkiye’de böyle kendilerine emanet edilen parayı çalan iğrenç hırsızlar, şerefsiz dolandırıcılar yok.

Barbados’lu sendikacının adını vermeyeceğim; ola ki bu yazıdan haberi olur ve beni mahkemeye verir. Bu hırsızın adına “Barba” diyelim.

Bu Barba anasının gözüymüş. 2003 yılı başlarında sendika adına Bridgetown yakınlarında bir otel almış. Otelin gerçek değeri 1 milyon Barbados doları kadarmış.

Bizim Barba sendikasına bu otel için 2,3 milyon Barbados doları ödetmiş. Otel alındıktan sonra hemen tadilat başlamış. Tadilat için de (inanmayacaksınız ama) tam 9 milyon Barbados doları ödenmiş. Sonra da bu otel Barba’nın bir yakınına çok düşük bir para karşılığında kiraya verilmiş. Çok şükür ülkemizde Barba gibileri yok.

Bizim Barba bu otelle yetinmemiş. Barbados’un başkenti Bridgetown’da sendikası adına bir otel almış. Nedense bu otelde de tadilat gündeme gelmiş. Barba’nın damadı bu tadilat işini üstlenmiş. Bu tadilat işinden epey bir vurgun vurmuşlar. Ardından bu oteli düşük bir para karşılığında kiraya vermişler. Ancak kiraya vermelerine rağmen, otelin birçok ihtiyacını sendikadan karşılamaya devam etmişler.

Barba ve ailesi, bu vurgunlardan epey para götürmüş. Bu paraların bir bölümüyle Barba’nın karısına, kızına ve oğluna gayrimenkul alınmış. Bir bölüm para da banka hesaplarında tutulmuş. Barba akıllıymış. Tüm yumurtaları tek sepete koymazmış. Daha da uyanık davranıp, paranın epey bir bölümünü kızının banka hesabına yatırmış.

Barbados’ta da minareyi çalan kılıfını ayarlarmış. Ancak Barbadoslular hıristiyan olduklarından, onların dilinde bu ifade, “kilisenin çan kulesini çalan kılıfını ayarlar” biçimindeymiş. Barba kılıf uzmanıymış.

Barba’nın hırsızlıkta akılhocası ve ortağı bir iktisat profesörüymüş. Bu kişi, aynı zamanda Barbados’un ünlü gazetelerinden birinde yazarlık da yapıyormuş. Bu akılhocasının teşviki ve yardımıyla, Bridgetown’da bir hastane işine girmişler. Daha doğrusu, zarar etmekte olan bir hastaneyi, gerçek fiyatının yaklaşık 4 katına satın almışlar. Tabii paralar sendikadan çıkmış; sendikadan çıkan paranın bir bölümü, zarar eden hastanenin sahiplerinin kasasına, daha büyük bölümü de Barba’nın cebine inmiş. Barba’nın cebi, milyonlarca Barbados dolarını bile alabilecek kadar büyükmüş.

Barba’nın hırsızlıklarını saymakla bitmiyor.

Peki, bu Barba sendikacılık yapıyor muymuş?

Bu Barbados bizim Türkiye’den çok farklıymış. Bizim Türkiye’de sendikacılar sendikacılık yapar. Halbuki Barbados’ta Barba ve çevresindekiler sendikacılık değil, hırsızlık yapıyorlarmış.

Barbados’ta sendikal haklar çiğnenirken, Barba’nın sesi çıkmazmış; çünkü Barba’nın sesi hırsızlık sırasında kısılmışmış.

Bunlar Amerikalı’nın anlattıkları, Ancak, bu Amerikalı benimle dalga mı geçti, anlayamadım. Bir insan, hele hele bir sendikacı, bu kadar ahlaksız ve şerefsiz olabilir mi? Olamaz, diye düşünüyorum. Bizde “ar damarı çatlamak” diye bir laf vardır. Barba’nın ar damarı yok ki, çatlasın.

Bereket bu anlatılanlar bize binlerce kilometre uzaktaki Barbados’ta yaşanmış.

Bizim sendikacılarımız arasında Barba gibilerine rastlamak (çok şükür) mümkün değil.

Kahrolsun Barbados’un Barba’sı.

Yıldırım Koç

Aydınlık

YILDIRIM KOÇ : Serbest bölgelerde işçi sömürüsü


Sendikalarımızın büyük çoğunluğunun önemli eksikliklerinden biri de, serbest bölgelerde artarak süren yoğun işçi sömürüsü karşısında gösterdikleri duyarsızlıktır.

Serbest bölgeler, ülke sınırları içinde sermaye için yaratılmış özel bölgelerdir. Bu bölgelere giriş çıkış kontrollüdür. Birçok ülkede serbest bölgelerde sendikal örgütlenme ve mücadele ya yasaktır, ya da fiilen olanaksızdır.

1970’li yılların ikinci yarısında, gelişmiş kapitalist ülkelerde artan işgücü maliyeti, yükselen işsizlik oranları, iletişim ve ulaştırma teknolojisinde sağlanan büyük gelişmeler gibi bazı etmenlere bağlı olarak, uluslararası işbölümü yeniden biçimlendirilmeye başlandı. Temel hedef, azgelişmiş ülkelerdeki ucuz işgücünden yararlanmaktı. Ancak, dünyadaki siyasal saflaşma atılabilecek adımları kısıtlıyordu. Bu koşullarda ihracata yönelik üretimin gerçekleştirileceği serbest bölgelerin yaygınlaştırılması gündeme getirildi.

Türkiye de 1927 yılında çıkarılan Serbest Mıntıka Kanunu ve 1953 yılında kabul edilen 6209 sayılı Serbest Bölge Kanunu, ağırlıkla ticarete yönelikti. 1976-1977 yıllarında ise Türkiye’de ihracata dönük imalat sanayii üretimi yapacak serbest bölgelerin kurulması gündeme geldi. Ancak günün hükümetleri bunu başaramadı.

1978 yılında Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü tarafından Dünya İhracata Yönelik Üretim Bölgeleri Birliği (WEPZA) kuruldu. Merkezi A.B.D.’de Arizona Eyaleti’nde bulunan WEPZA’nın amacı, serbest bölgelerin yaygınlaştırılmasıydı. Türkiye, 1991 yılında WEPZA’ya üye oldu ve WEPZA’nın 17. Uluslararası Serbest Bölgeler Konferansı 5-8 Ekim 1997 günleri İstanbul’da toplandı.

Türkiye’de 12 Eylül sonrasında tüm ülke sendikal hak ve özgürlükler açısından bir serbest bölgeye dönüştürülmüştü. Serbest bölgelerin kurulması 1985 yılına kadar ertelendi. 6.6.1985’te 3218 sayılı Serbest Bölgeler Yasası çıkarıldı. Bu kanuna göre, serbest bölgelerin herbirinin kurulmasından sonraki 10 yıllık süre içinde kesin bir grev yasağı vardı (Geç.M. 1). Bu yıllarda, Türkiye’de serbest bölgelerde yatırım yapılması için yapılan çağrı ve davetlerde, bu grev yasağı özellikle belirtiliyordu.

Bu yasak, 3.8.2002 gün ve 4771 sayılı Kanunla kaldırıldı.

Günümüzde Türkiye’de 19 serbest bölge vardır. Bu bölgelerde çalışan işçilerin sendikalaşması, işverenlerce uygulanan çok sıkı denetim nedeniyle, büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Serbest bölgelerde ilk grev, Petrol-İş Sendikası tarafından Novamed işyerinde uygulandı. Serbest bölgelerde Türk çalışma mevzuatı yürürlüktedir. 22.4.2010 tarihinde yapılan düzenlemeyle “faaliyet ruhsatı alan ve bölgede belli bir işyeri bulunan gerçek veya tüzel kişiler” (“kullanıcı”) dışındaki kişilerin alt-işveren (taşeron) olarak bölgede faaliyet gösterebilmesinin önü açıldı.

AKP döneminde serbest bölgelerdeki faaliyet ve köleci çalışma koşulları daha da yoğunlaştı. 1997 yılında serbest bölgelerde 7000 dolayında işçi çalıştırılıyordu. Bu sayı 2009 yılında 44.083’e, 2010 yılında 48.684’e ve 2011 yılı sonunda da 54.022’ye yükseldi. 2012 yılı Ocak-Mayıs ortalaması ise 52.250 işçiydi. Ege Serbest Bölgesi’nde 18,6 bin işçi, Bursa Serbest Bölgesi’nde 7,4 bin işçi, Mersin Serbest Bölgesi’nde 7,8 bin ve Antalya Serbest Bölgesi’nde 3,1 bin işçi istihdam ediliyordu.

Sendikalar! Serbest bölgelerdeki görevlerinizi yerine getirin!

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: