Etiket arşivi: yunanistan

DÜŞMAN ACI SÖYLER ….. /// CC : @TVHaberturk @wwwradikalcomtr @bejanmatur @cigdemmater @Cengi zCandar


Sevgili Emin Çölaşan Bey,

Ben vaktinizi almadan doğrudan konuya gireceğim. Bu ay Samos adasına gittim. 4-5 gün kaldım. orada Yunanlı arkadaşlarım oldu, bunlardan birisi de Costas idi. Onunla çok iyi dost olduk. Kültürlü, saygılı, adam gibi bir adam. İngilizcesi oldukça iyi.

Döneceğim gün öğlen yemeğine ısrarla davet etti. Yemek de konu politikadan açıldı. Bana kendi liderleri dahil en sevdiği ve saygı duyduğu liderin Erdoğan olduğunu söyledi, ben şaka yapıyor diye güldüm. Çok ciddiyim dedi.

Sebebini sordum. Bak dostum dedi, bütün ömrüm Türkiye’nin ülkemize olan tehdidi ile geçti. Şimdi Erdoğan’ın sayesinde çok rahatız.

1- Atatürk’e tarihten gelen bir nefretimiz var, Erdoğan Atatürk’ü bitirdi.

2- Dünyanın en güçlü ordularından birine sahiptiniz, onu da darmadağın etti, komutanları hapse attı. Bu ordu bir daha toparlanamaz.

Siz 80 milyonsunuz, biz 10 milyon, ne kadar ürkütücü değil mi? Erdoğan tüm azılıkları kendi devletlerini kuracağı yolu açtı. Yakında 5-6 yeni devlet kurulur ve nüfuslarımız eşitlenir. Daha ne yapsın, 80 yıldır bizim politikacılarımız Erdoğan’ın yaptıklarının onda birini yapamadılar. İşte saygım ve sevgim bu yüzden.

Ben buz kesildim. Farkında değilim gözümden yaşlar akıyor, tıkandım lokmayı yutamıyorum. Costas fırladı peçete ile yüzümü sildi, bir yandan özür diliyor fakat teselli edecek kelimeler bulamıyordu.

Bir daha oralara gitmem gerçeği tokat gibi vuruyorlar suratımıza. Burada oturur yandaş gazete okur koyun gibi yaşarım, taa ki kesim gününe kadar.

Saygılarımla,

Sürüdeki koyunlardan biri

Şahin Erkenez

İzah gereken ciddi muamma /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Alper Görmüş, Çetin Doğan için ‘darbeperver’ dese de Balyoz sanıklarının bu ön kabulle yargılanmasının hukuka aykırı olduğunu, iddianamede ciddi problemler saptandığını anlatıyor.

Balyoz iddianamesi tam olarak neyin üzerine inşa edilmiş? Balyoz Harekât Planı’na mı?
Balyoz Güvenlik Harekât Planı, 5-7 Mart 2003’te Birinci Ordu’da gerçekleştirilen plan seminerinin gerçekte üstü örtülü bir darbe toplantısı olduğunu iddia eden ve savcıların delil olarak gösterdiği bir belge… Darbe sonrasının ayrıntıları yer alıyor. Kurulacak ‘Milli Mutabakat Hükümeti’ isim isim var. Balyoz Güvenlik Harekât Planı, iddianamenin ekinde yer verilen 19 CD’den birinin içinde bulunan 11 sayfalık word dokümanı…

5-7 Mart’taki plan seminerinin bu iddianamedeki önemi nedir?
Plan semineri, iddianamenin üzerinde yükseldiği iki ayaktan biri… Öbür ayakta ise Balyoz Güvenlik Harekât Planı’nın yanı sıra kamuoyunun Suga, Oraj, Çarşaf, Sakal vb adlarla tanıdığı eylem planlarını ve başka bilgileri içeren CD’ler var.

Savunma tarafı CD sahte diyor.
Evet sanık avukatları, belgenin yer aldığı 11 No’lu CD’nin sonradan üretildiğini öne sürüyor. 17, 19 No’lu CD’ler için de aynı itiraz yapılıyor.

Darbe kanıtı mı?
Plan seminerinin darbe provası olduğuna dair ne tür kanıtlar var?
Plan semineri, Yunanistan ’la Türkiye arasında bir savaşta ‘olasılığı en yüksek’ olduğu öne sürülen bir ‘irticai ayaklanma’ya karşı ordunun nasıl hareket edeceğine dair bir tartışma… Savcılar, bunun bir ‘örtü’ olduğunu, gerisinde ise ‘yaratılmış’ sözde bir irticai ayaklanmayı bahane ederek darbe planı olduğunu öne sürüyorlar. Bunun bir darbe planı olup olmadığı sorusunu, az önce sözünü ettiğim CD’leri bir kenara bırakıp da cevaplamamı istiyorsanız…

Lütfen… Seminer size göre bir darbe provası mı?
Ben buna kesin bir ‘evet’ ya da ‘hayır’ cevabı veremem. 2003’te Birinci Ordu’daki ‘darbe harareti’ bütün gazetecilerin malumu… Darbe Günlükleri’nde de (2004) dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, kendisinin 2003’te Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün yanında yer almasaydı Çetin Doğan’ın onu ‘parçalayacağını’ iddia ediyordu. Fakat bütün bunlara rağmen, tek başına o seminerdeki belgelerin bir darbe girişimi oluşturduğuna dair iddialar tartışmaya açık.

Seminerde bir senaryoda da olsa geçen ve AKP ’yi hedef alan bazı söylemler suç teşkil eder mi?
Bir ordunun seçilmiş meşru hükümete karşı senaryo üzerinden de olsa ‘oyun’ kurması kesinlikle meşru değildir. İlaveten yasal suçtur.

Böyle bir plan semineri düzenlemek ordu için mutat bir durum mu?
‘Yunanistan’la savaş’ senaryosu ordunun kendi mantığı içinde tuhaf değil. Fakat plan seminerlerinin ‘gerçekçi’ de olması gerekiyorsa, bu savaşı ‘şeriat devleti’ kurmak için istismar edecek birilerinin çıkması üzerine kurulan bir senaryo gerçekçi gelmiyor. Belki Kara Kuvvetleri de gerçekçi bulmadığı için durdurmaya çalışmıştır bu senaryoyu…

Ordudaki hizipler
Öyleyse o dönemde ordunun içinde ne tür hizipler vardı?
O dönemde Orgeneral Özden Örnek Donanma Komutanı’ydı ve 2003 Ağustosu’nda Deniz Kuvvetleri Komutanı olacaktı. Keza, 2004’teki ‘Sarıkız’ darbe girişiminin dört kuvvet komutanından biri olan İbrahim Fırtına da 2003 Ağustosu’nda Hava Kuvvetleri Komutanı olacaktı. Özden Örnek’in ‘Balyoz’ günlerine denk gelen (2002 sonu, 2003 başı) notlarının bence en çarpıcı bölümlerini Örnek ve Fırtına’nın kuvvet komutanlığı sonrası hayaller oluşturuyor.

Ne tür hayaller?
O sırada kuvvet komutanları olan Şener Eruygur ve Aytaç Yalman, deniz ve hava kuvvetleri komutanlarından memnun değil; 2003 Ağustosu’ndan sonra, Örnek ve Fırtına’nın aralarına katılmasından sonra ‘iyi işler’ yapacaklarını söylüyorlar. Yani Darbe Günlükleri’nde Aytaç Yalman bir taraftan Çetin Doğan’ın girişimlerini önlemeye çalışırken, öbür taraftan ‘Hilmi Özkök’ü de işin içine katarak’ emir komuta zinciri içinde kendince ‘meşru’ bir darbenin planlayıcısı olarak görünüyor. Sonrasını biliyoruz: Yalman, Özkök nedeniyle bunun olamayacağını anlayınca, Örnek’le birlikte girişimden çekiliyor. Burada benim kafamı kurcalayan bir nokta daha var. Balyoz iddianamesinde yer alan ‘Suga’ eylem planında Özden Örnek’in imzası var.

Darbe Günlükleri’nin nasıl bir ayrıntı düzeyinde kaleme alındığını bilen biri olarak, günlüklerde o dönemdeki faaliyetlere hiç yer verilmemiş olmasını garipsiyorum. Acaba ordunun kendi ‘legalite’ sınırlarını çok ağır biçimde ihlal ettiği için mi hiç girmedi bu konulara?

Pınar Doğan ve Dani Rodrik’in Balyoz, Suga, Oraj, Çarşaf ve Sakal planlarının yer aldığı 11 No’lu CD’nin sahte olmasıyla ilgili öne sürdüğü emareleri ciddiye aldığınızı yazılarınızdan anladım. Peki CD’deki tarih, isim uyuşmazlıkları (hastane, dernek, ilaç deposu) nasıl açıklanmalı?
Son yazımda buna ‘muamma’ dedim. Çünkü bu konuda ne savcı iddialarından ne de Doğan ve Rodrik’in açıklamalarından tatmin oldum.

Savcılar, tartışmalı CD’lerin 2003’te oluşturulduğunu ve bir daha da ilave yapılmadığını söylüyorlar. Bu durumda 2002 sonu, 2003 başında var olmadıkları kesin kimi dernek, hastane o CD’lerde ne arıyor?
Ama bir yandan da, bu ‘zamanlama çelişkileri’nin, TSK ’nın sürekli güncellediği listeler üzerinden gösterilmesinin üzerinde de durmalıyız. Bu, şöyle bir ihtimale kapı aralıyor: CD’lerdeki bu listeler 2003’ten sonra sürekli olarak güncelleniyordu ve Balyoz belgeleri 2009 ya da 2010’da Birinci Ordu’dan ‘çalındığında’, listelerin bu yeni halleri vardı CD’lerde.

Siz CD’lerin güncellendiği fikrine hem yakınsınız hem de değilsiniz… Buradaki soru şu: Madem güncellendiler, öyleyse neden o dosyaların üstverilerinde ‘update’ edildikleri tarihler değil de 2002-2003 tarihleri vardı? Öyle ya, dosya her yenilendiğinde tarihin de otomatik olarak yenilenmesi gerekirdi. İşin uzmanları, buradaki muammayı açıklayacak yegâne şeyin, o yıllardaki harddiskler olduğunu söylüyorlar. Biliyoruz ki, savcılar bu bilgisayarlara ulaşmak istediler fakat ‘tamamının yenilendiği’ cevabıyla karşılaştılar. Peki eski bilgisayarlar nerede? Bilmiyoruz. Savcılar bunların izini sürüyor olmalılar.

Eğer bir çete varsa Öyleyse Rodrik ve Doğan’ın söylediği gibi belgeleri kanıtlayacak tek şey o CD’lerin yazıldığı bilgisayarı bulmak?
Doğan ve Rodrik’in temel tezlerinin mantık ölçülerine sığmayan bir yanı da var. Onların tezindeki gibi bir ‘çete’nin 2009 ya da 2010’da oturup sahte CD’ler ürettiğine inanırsak, şunu da kabul etmeliyiz: Çete, 2003’e dair bir senaryo hazırlıyor, orada kapatılacak derneklere, el konacak hastanelere vb. yer veriyor. Fakat bunun için bugünkü listeleri alıp sahte belgelerine ilave ediyor.

Bir çete nasıl böyle hatalar yapar? Böyle bir aymazlığı, hem de TSK’ya karşı bir oyun kurmayı göze alacak bir çete nasıl yapar, aklım almıyor benim de. Fakat bir yazımda şunu da söyledim: “Doğan ve Rodrik, bu muamma izah edilene kadar, ‘Bir sahtekârlar çetesi var, bunlar 2009’da oturup 2003’e dair bir senaryo yazmışlar’ iddiasını öne sürmekte haklıdırlar…” Bu itirazlara cevap vermek de savcılara düşer.

Savcılar bu tarih-isim uyuşmazlıklarının farkına varmamış olabilir mi?
Savcıların bazı listeleri valiliklere gönderdiğini ve “Bunlar 2003’teki listelerle uyumludur” cevabı aldıklarını biliyoruz. Gerçekten bir ‘muamma’ var.

Balyoz iddianamesine salt hukuk malzemesi olarak mı yaklaşmak yoksa o dönemde Doğan’ın AKP alerjisini, Sarıkız, Ayışığı belgelerini baz alıp bir yargıyla tüme varmak mı lazım?
Mahkeme tabii ki ‘salt hukuk malzemesi’ne yani somut delillere bakarak verecek kararını… Benim kişisel kanaatim ise Çetin Doğan’ın darbeperver bir general olduğu ve bu yönde epeyce gayret gösterdiği yönünde…

Yani Çetin Doğan’ın darbe yapmasının çok muhtemel olduğu ön kabulüyle mi iddianameyi yorumlamalı?
Hiç öyle şey olur mu? Bu yolla Çetin Doğan kamuoyu önünde mahkûm edilebilir fakat bir mahkeme böyle bir yöntemle onu mahkûm edemez.

Bu sahtecilik iddiaları davanın bundan sonraki sürecini nasıl etkiler?
Ben yine ‘muamma’dan gideceğim… Bu muamma çözülemezse ne olur? Şu andaki kanaatime göre, Pınar Doğan ve Dani Rodrik’in işaret ettiği zamanlama çelişkileri, mahkemeyi, belgelerin sonradan ‘üretilmiş’ olduğuna karar vermeye sevk edebilecek kadar ciddidir; meğer ki savcılar bunların nereden kaynaklandığını izah edebilsinler…

Ümit YALIM : İZMİR YUNAN İŞGALİ ALTINDA /// CC : @umityalim


Atatürk ve silah arkadaşları, 9 Eylül 1922’de Yunan askerlerini İzmir’de denize döktüler. Ancak yaklaşık 90 yıl sonra Yunan askerleri yine İzmir’de. Hem de İzmir’in Koyun Adasını fiilen işgal ederek. Türk Adası olan Koyun Adası’nda Yunan bayrağı dalgalanıyor.

Koyun Adası ; Hekim Adası, Uzun Ada ve Kara Ada gibi İzmir’e ait adalardan birisi ve Kara Ada’ya 3,5 mil, İzmir’e 4 mil mesafede. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Ege Denizi’ndeki 6 millik karasuları içerisinde. İşgal ile ilgili uydu görüntüleri 2006 ve sonrasına ait. O tarihlerde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül.

1982 Tarihli Karasuları Kanununa göre Türk Karasuları’nın genişliği 6 mildir. Kanuna göre, hükümetin karasularını 6 milin üzerinde artırma yetkisi var ancak indirme yetkisi yok. AKP Hükümetleri, 6 millik karasularımız içinde bulunan ve İzmir’e 4 mil mesafedeki Koyun Adası’nın işgaline seyirci kalarak aynı zamanda karasularımızın 4 mile düşürülmesini sağlıyor. Yunanistan karasularını 12 mile çıkarmaya çalışırken, AKP Hükümetleri, kanunen yetkisi olmadığı halde, İzmir bölgesindeki karasularımızı neden 4 mile indiriyor ?

TARİHİ SÜREÇ

Koyun Adası, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1566 yılında Türk egemenliğine girmiştir. Mora isyanı sonrasında, 1827 yılında, Navarin’de bulunan Osmanlı Donanması, Mısır’dan gelen donanma ile birlikte, İngiliz-Fransız-Rus ortak donanması tarafından yapılan baskın tarzındaki bir saldırı ile tamamen yakılıyor. Osmanlı Devleti’nin elinde küçük çaplı gemilerin dışında donanma kalmıyor.

1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında, Batı Ege Denizi’nde bulunan Kuzey Sporat Adaları, Eğriboz ve Kiklat Adaları Yunanistan’a bırakılıyor.

Birinci Balkan Savaşı’nda Yunanlılar, Kuzey Ege’de bulunan Taşoz-Ahikerya arasındaki toplam 11 adayı işgal ediyor. İşgal edilen adalar arasında Gökçeada ve Bozcaada’da var ancak Koyun Adası yok !

13 Şubat 1914 Tarihinde Yunan Kraliyet Hükümeti’ne ; Almanya, Avusturya-Macaristan, Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya tarafından tebliğ edilen karara göre; Yunanistan’a Gökçeada ve Bozcaada dışında toplam 9 ada bırakılıyor. Bırakılan adalar arasında Koyun Adası yok !

İstiklal Savaşı’ndan sonra, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Andlaşması’nın 12 nci Md.nde, Yunanistan’a bırakılan Doğu Akdeniz Adaları tek tek ve ismen sayılmıştır. Yunanistan’a bırakılan toplam 9 ada arasında Sakız Adası var ancak Koyun Adası yok ! Andlaşmanın Fransızca orijinal metninde Sakız Adası “Chio” olarak geçiyor. İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın arşivinde bulunan Lozan Andlaşması’nın İngilizce metninde ise Sakız Adası “Chios” olarak geçiyor.

Lozan Andlaşması’nın, Türkçe, Fransızca ve İngilizce metinlerinin hiçbir yerinde Yunanistan’a bırakılan adalar arasında Koyun Adası yok ! Ayrıca Lozan Andlaşması’nın 46 ncı maddesi hükümlerine göre, Türkiye Cumhuriyeti Koyun Adası’nın payına düşen Osmanlı Genel Borcu’nu ödemiş. Yani borcunu ödediğimiz Koyun Adası şu anda Yunanistan’ın fiili işgali altında.

AKP HÜKÜMETLERİ, ADALARIN İŞGALİNE NEDEN SEYİRCİ KALIYOR ?

Osmanlı Devleti, 1827 yılında Navarin’de donanması yakıldığı için ve cepheden cepheye savaş ortamında olduğundan, Ege Denizi’ndeki adaların işgal edilmesine müdahale edemiyor.

AKP Hükümetleri iktidara geldiğinden beri Türkiye Cumhuriyeti fiilen herhangi bir savaşa girmedi. Ayrıca Türkiye’nin güçlü bir donanması var. Nasıl oluyor da Yunanistan, hiçbir engelle karşılaşmadan, hiçbir karşı mukavemet görmeden, elini kolunu sallayarak ve tek kurşun atmadan, Türkiye Cumhuriyetine ait, burnumuzun dibindeki ve karasularımız içinde bulunan Koyun Adası’nı işgal ediyor ?

Türkiye ile Yunanistan arasında, 2002 Yılında başlatılan ve AKP Hükümetlerinin Dışişleri Bakanlığı tarafından sürdürülen İstikşafi ( Keşfedici ) Görüşmeler de gizli pazarlıklar / anlaşmalar mı yapılıyor ? Asker bu görüşmelere dahil edilmiyor. Yani Genelkurmay’ın olup bitenlerden haberi yok.

AKP Hükümetleri, Yunanistan tarafından işgal edilen Eşek, Bulamaç, Nergizçik ve Koyun Adası gibi toplam 16 ada için Yunanistan’a nota verdi mi ? NATO Andlaşması’nın 4 ve 5 nci Maddeleri kapsamında NATO’yu toplantıya çağırdı mı ? Bu adaları Yunan işgalinden kurtarmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne direktif ve görev verdi mi ? Kardak Kayalıkları’nın işgaline 3 gün içinde müdahale edilirken bu adaların işgaline yıllardır neden müdahale edilmiyor ?

Anayasa’nın 81 nci Maddesi’ne göre Meclis Kürsüsü’nde, “Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına namusu ve şerefi üzerine and içerek” söz veren, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ile AKP Hükümetlerinde bugüne kadar görev yapan Dışişleri ve İçişleri Bakanları neden verdikleri sözü tutmuyorlar ?

Atalarımızdan bize miras kalan ve şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarına sahip çıkmak her Türk vatandaşı’nın birinci öncelikli görevidir.

Ümit YALIM

Demokrat Parti Yüksek Danışma Kurulu Üyesi

İLK KURŞUN

Türkiye’yi İlgilendiren 5 Ayrı Seçim Fransa, Yunanistan, Ermenistan, Suriye ve Sırbistan


Trkiye’yi lgilendiren 5 Ayr Seim Fransa, Yunanistan, Ermenistan, Suriye ve Srbistan.pdf

İnanılır gibi değil ancak doğru: Ege’de işgal edilen Türk adaları /// CC : @umitozdag @Umit_Oz dag


Bir yıldan bu yana Ege’de Yunanistan tarafından 2004’de işgal edilen Eşek Adası ve Bulamaç Adası ile son yıllarda buna katılan Nergizcik Adası yerleşik Türk medyası ile yandaş basının ısrar ile görmezlikten geldiği bir konu. Konuyu ilk kez geçen yaz Demokrat Parti gündeme getirmişti. İnsanın ilk duyduğunda “o kadar da olmaz” dediği bir haber bu. Ancak lütfen inanın haber doğru. AKP Hükümeti Yunanistan’ın üç Türk adasını işgaline ses çıkarmıyor.

Konuyu TBMM’ne taşıyan, MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay. Akçay’ın Dışişleri Bakanlığı’na sorduğu yazılı sorular ve yazılı cevapları inceleyince dehşete kapılmamak mümkün değil. Çünkü Dışişleri Bakanlığı, TBMM’ne bilinçli olarak doğru bilgi vermiyor.

Ancak önce konuyu özetleyelim. Yunanistan Ege Denizi’ndeki Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1549’da feth edilen Menteşe Adaları bölgesindeki Büyükada’nın üç katı büyüklüğündeki Eşek Adası ve Büyükada büyüklüğündeki Bulamaç Adası’nı 2004’de işgal etmiş ve Yunan bayrağı dikmiştir. Eşek Adası Türkiye’ye 9, Yunanistan’a 194 deniz mili, Bulamaç Adası, Türkiye’ye 5.9, Yunanistan’a 198 deniz mili uzaklıktadır.

2004’e kadar Türk vatandaşlarının günü birlik gittikleri adalara 2004’de Yunanistan tarafından önce sivil nüfus taşınmış, sonra askeri birlik yerleştirilmiştir. 31 Aralık 2008’de Yunanistan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı, 5 Ocak 2009’da Yunan Cumhurbaşkanı iki adayı ziyaret ederek, işgali adeta kutsamışlardır. Yunan Cumhurbaşkanı Ege’de kaç adayı ziyaret etmiştir ki bu adaları ziyaret ediyor. Bunlar fetih ziyaretidir.

Ankara’nın tepki vermemesi üzerine Nergizcik Adası da Yunanistan tarafından işgal ve ilhak edilmiştir. Bu adaların Türk adası olduğu uluslar arası kabul görmüş bir husustur. 1933, 1943 tarihli İngiliz haritalarında ve 1951 ve 1957 tarihli Amerikan haritalarında da adaların Türkiye Cumhuriyetine ait olduğu gösterilmektedir. Buna rağmen 2004 sonrasında Yunanistan bu insansız adaları işgal ederek, ilhak etmiş ve Ankara’dan hiçbir tepki yükselmemiştir.

MHP Milletvekili Erkan Akçay’ın, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na verdiği yazılı soru önergesine Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen cevap inanılır gibi değildir. Cevapta şöyle denmektedir: “Doğu Ege Adalarının aidiyeti ve silahsızlandırılmış statülerine ilişkin temel belgeler 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Anlaşmalarıdır. Aidiyet ve silahsızlandırma konusunda Lozan Barış Anlaşması’nın 6., 12., 15., ve 16. maddeleri, Paris Barış Anlaşması’nın da 14 madesi ayrıntılı hükümler ihtiva etmektedir. Ülkemiz ile Yunanistan arasında Ege Denizi’yle alakalı olarak, bazı adacık ve kayalıkların aidiyeti dahil bir dizi sorun bulunmaktadır. Bu sorunların tümü mevcut diyalog kanalları çerçevesinde bu ülkeyle ele alınmaktadır. Ülkemiz, bu sorunların tümüne hakkaniyete uygun olarak ve ülkemizin temel hak ve menfaatleri dikkate alınarak kalıcı çözümler getirilmesini arzulamaktadır.”

Oysa Yunanistan Dışişleri Bakanı sözcüsü Gregory Delavekoras 19 Mart 2012’de yaptığı açıklamada Erkan Akçay’ın sorusu ve Türk Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği cevapla ilgili olarak Türk Dışişlerini yalanlamış ve “Biz bu soruyu ve Türk Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği cevabı gördük. Ege’de herhangi bir ada veya adacığın egemenlik statüsü hakkında hiçbir sorun yoktur. Türk tarafı ile herhangi bir şüphe veya anlaşmazlık yoktur. Yunan topraklarının herhangi bir parçası ile ilgili bir şüphe yoktur” açıklamasını yapmıştır. Görüldüğü gibi Yunanistan, Dışişleri Bakanlığımızı yalanlıyor ve böyle bir görüşme yok diyor.

Bu arada AKP Hükümeti’nin Genelkurmay Başkanlığındaki Yunanistan-Kıbrıs Dairesi Başkanlığının şube düzeyine indirilmesi ve etkisizleştirilmesi için çalışmalar yaptığını Ahmet Takan’ın yazısından öğreniyoruz. Her gün “Suriye bizim iç işimiz” diyen bir hükümet, Yunanistan’ın adalarımızı işgalini iç işi olarak görmüyor.

Ümit ÖZDAĞ, 21 Temmuz 2012

Ekonominin Taban Irkçılığın Tavan Yaptığı Ülke: Yunanistan


Yunanistan, son 3 yıldan beri yaşanılan ekonomik krizden dolayı sert siyasal gelgitler yaşamaktadır. Bu siyasal gelgitler ise bir toplumsal bunalım inşa etmektedir. Oluşan bu düzlemde halk kendi arasında ayrışmaya başlamış, bunun sonucunda bir ötekileştirme durumu ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu durumdan en çok faydalanmayı amaçlayan ise ‘ırkçı’ sağ hareketler olmuştur. ‘Altın Şafak Partisi’nin öncülük ettiği bu hareketler her geçen gün Yunanistan’da tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Artan ‘faşist’ faaliyetler, bölgede bulunan Türk soydaşlarımız açısından ve Türk-Yunan ilişkilerine yansımaları düşünüldüğünde bizi de çok yakından ilgilendirmektedir.

Altın Şafak Sahnede

Altın Şafak, 1980 yılında Chrysi Avgi adında bir dergi olarak, eski bir komando ve matematikçi olan Nikolaos Michaloliakos tarafından kurulmuştur. Bu dergi, hayatına ilerleyen dönemlerde gazete olarak devam etmiştir. Yaptığı aşırı ırkçı ve şiddet yanlısı yayınlarla Güney Kıbrıs ve Yunanistan’da artan ırkçı faaliyetlere sebebiyet vermiştir.

Dergi olarak kurulan, gazeteye dönüşen bu zincirin, son halkası ise bir siyasi parti olmuştur. Dergi ve gazete ile propagandası yapılan faşist ideolojinin artık genele yayılması gerektiğini düşünen Michaloliakos, 1993 yılında parti kurarak faaliyetlerine başlamıştır. 7 Kasım 2010’da yapılan yerel seçimlerde Atina Belediyesi için oyların yüzde 5.3’ünü almıştır. Belediye meclisinde 1 sandalye kazanabilen Yeni Şafak Partisi, Atina’da göçmenlerin yoğun yaşadığı bölgelerde ise oylarını yüzde 20’ye kadar çıkarmıştır.[1] Partinin Yunan siyasi tarihindeki seyrine bakıldığında bu ilk ciddi “başarısı” olarak görülmektedir.

Parti, Mayıs 2009 seçimlerinde oyların yüzde 0.46’sını alabilmiştir.[2] Yüzde 0.46 bir oranla oy almasına rağmen, her fırsatta gerilim ve şiddet dolu söylemlerini devam ettirerek ırkçı faaliyetleri körüklemiştir. Nasyonal sosyalizm yanlısı parti sempatizanları Neonazi olarak adlandırılmaktan ise rahatsız değillerdir. Partinin bayrağındaki sembolü bile Nazi işaretini akıllara getirmektedir. Ayrıca, buradan yola çıkılarak, partinin nicelikten çok niteliğiyle ön plana çıktığı anlaşılmaktadır.

6 Mayıs 2012’de yapılan seçimlerde ise parti bir sıçrama gerçekleştirmiş, oyların yüzde 7’sini alarak 300 sandalyeli parlamentoda 21 sandalye kazanmıştır.[3] Ancak 6 Mayıs seçimlerinde koalisyon kurulamamasından dolayı seçimler 17 Haziran 2012 tarihinde tekrarlanmıştır. 17 Haziran seçimlerinde ise parti yüzde 6.9 oy almış ve parlamentoda 18 sandalye kazanmıştır.[4]

17 Haziran ulusal seçimlerden sonra Altın Şafak Partisi’nden gelen açıklama ise kamuoyunda şaşkınlık yaratmıştır. Michaloliakos, yüzde 6.9 oy almasına rağmen partisinin asıl ana muhalefet partisi olduğunu iddia etmiştir.

Öte yandan, polis ile faşist Altın Şafak Partisi arasında yakın ilişkiler olduğu konusunda çeşitli söylentiler çıkmaya başlamıştır. Guardian, Altın Şafak üyelerini "sıkça polis örgütü üyelerinin görmezden gelmesi hatta işbirliğiyle, düşman olarak algıladığı kişileri yıldırmasına, aşağılamasına ve onlara saldırmasına" izin verildiğini yazmış, bu söylentilere adeta arka çıkmıştır.[5] Avrupa Birliği (AB) içerisindeki diğer ülkelere de bakıldığı zaman, bu kuşku verici durumun aslında sadece Yunanistan’a has olmadığı görülecektir. Örneğin, 2007 yılında Almanya’da “dönerci cinayetleri” olarak bilinen ve 8 Türk ile 1 Yunanlının 2000-2006 yılları arasında öldürüldüğü olayların arkasında da aşırı sağcı grupların olduğu ortaya çıkmış, bu grupların Alman gizli servisi tarafından finanse edildiği tespit edilmiştir.[6]

Yunan Führer İş Başında

Eski bir komando ve matematikçi olan Altın Şafak Partisi Lideri Nikolaos Michaloliakos, sert ve keskin söylemleri olan bir politikacıdır. Yunan milliyetçiliği adı altında oluşturduğu faşist bir siyasi programı izleyen Michaloliakos, bütün söylemlerinde göçmenleri hedef almaktadır.

Michaloliakos, eğitimini Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi Matematik Fakültesi’nde tamamlamıştır. 16 yaşında Yunan faşist hareketinin sempatizanı olmuş, Konstantinos Plevris’in 4 Ağustos Partisi’ne katılmıştır. Ülkeyi 1967-74 yılları arasında yöneten Albaylar Cuntası ile kurduğu ilişki sonucu orduya katılmış, Yunan özel kuvvetlerinde görevlendirilmiştir. Aşırı sağcı grup üyesi olmak ve yasadışı silah ve patlayıcı madde taşımak ile ilgili Ocak 1979’da 1 yıl hapis cezası almış, ordudaki görevinden uzaklaştırılmıştır.[7]

“Atina’yı yeniden Yunan yapalım” sloganıyla Altın Şafak Partisi adına propagandalar yapan Michaloliakos, göçmen karşıtlığı üzerinden oy hesapları yapmaktadır. Bu söylemleriyle Yunan halkını provoke etmekte ve ırkçı olayları tetiklemektedir. Bir mitinginde ise Türkiye’den İzmir, İstanbul ve Trabzon’u istemiştir.[8] İzlediği ‘hayalperest’ politikalar Michaloliakos’a nasıl bir kazanç sağlar bilinmez; ama söylemleri gerçeklerle ve olabilecek vaatlerle desteklenmemektedir.

Irkçı Söylemler Neden Prim Yapıyor?

Avrupa’da 1930’lar sonrası ortaya çıkan faşizm, 1980 ve 1990’larda bir kuluçka dönemi geçirmiş, 2000’li yıllarda güçlü bir hareket ile patlak vermiştir.[9] Son zamanlarda ise ırkçı sağ hareket Yunanistan’da gözle görülür bir yükselişe geçmiştir. Yunanistan’daki bu yükselişin bazı özgün sebepleri bulunmaktadır.

En başta ülkede 30 yıla yakındır yürütülen yanlış programlar, faşizmin güç kazanacağı, mayalanacağı, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik zeminleri yaratmıştır. Ekonomik krizle oluşan yeni ortam de faşizme yeni ideolojik malzemeler sunmuştur.

Neo – liberal ideolojik hegemonya, Yunanistan’da faşist düşünceye karşı eğilimi ve örgütsel arayışı güçlendirmiştir. Küresel düzeyde ise yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı, 11 Eylül 2001’den sonra İslam karşıtlığı ve İslamofobiyle birleşmiştir. Bu süreçten sonra Batı kültürü ve yaşam tarzına yönelik vurgular yapılmıştır. Ekonomik kriz ile Yunanistan’da bozulan toplum yapısı ve oluşan kaynak dağılımındaki eşitsizlikler, bu akımın prim yapmasına olanak sağlamıştır.

Irkçı hareketler, sefalet, sosyal çöküntü, kültürel yozlaşma, ötekileştirme gibi kavramlardan beslenmektedir. Oluşan toplum eşitsizliğinde ise bu kavramları insanlara aşılamak çok kolay olabilmektedir. Toplum mühendisliğine soyunan bazı bireylerin ya da örgütlerin Yunanistan’da oluşan bu kaos ortamından yararlanmak istemeleri olağandır. Topluma söylemler ile aşılanan kibir duygusu, Yunan halkının göçmenlere karşı tepki duymasına sebep olmaktadır. Bu tepki de şiddet olaylarıyla somutlaşmaktadır.

Irkçı söylemlerle yönlendirilen Yunan halkı içlerinde oluşturdukları kin ve öfkeyi yaptıkları protesto yürüyüşleri ve şiddet olaylarıyla dışa vurmaktadır. Altın Şafak Partisi tarafından çok sık organize edilen protesto yürüyüşlerinde “Yunanistan Yunanlılarındır!”, “Kuran-ı Ateşe At”, “Yunanistan’ı Temizleyin” gibi ırkçı sloganlar atılmaktadır.[10] Bu sloganlarda da görüldüğü gibi göçmenlere olan tahammül sınırı her geçen gün azalmaktadır. Altın Şafak Partisi ise oluşturduğu bu kaos ortamından kazançlı çıkmış ve ırkçı söylemleriyle göçmenlere olan tepki oylarını toplamıştır.

Naziler Dışarı!

Altın Şafak Partisi’nin yürüttüğü ırkçı faaliyetler göçmenlerin olduğu kadar faşizm karşıtı Yunan halkının da tepkisini çekmektedir. Ülkede her geçen gün artan şiddet olayları ve oluşan kaos ortamı Yunan vatandaşları ciddi bir şekilde rahatsız etmektedir. Haziran ayının ilk haftasında 2’si Polonyalı olmak üzere, 1 Arnavut, 1 Pakistanlı ve 1 Bangladeşli, 17 Haziran seçim günü ise 1 Pakistanlı aşırı sağcılar tarafından bıçaklı saldırıya uğramıştır. Görgü tanıklarının ifadelerine göre bu suçlar güvenlik görevlilerinin gözü önünde işlenmiş, güvenlik görevlileri ise olaylara müdahale etmemiştir.[11]

Yaşanan bu gelişmeler halkı çileden çıkarmıştır. Örgütlenen halk tepki göstermek amacıyla yürüyüşler gerçekleştirmiş, Altın Şafak Partisi bürolarının kapanmasını istemiştir. ‘Naziler Dışarı!’ pankartlarıyla slogan atan Yunan halkı, bu gidişatın değişmesi yönünde ortak bir tepki göstermişlerdir.

2001 yılına kıyasla Yunanistan’da nüfus hemen hemen aynı görünse de, uzmanlar o yıllarda ülkedeki yabancı sayısının 300 bin civarında olduğunu, şimdilerde ise bu rakamın 1 milyon 300 bine ulaştığını belirtmektedirler.[12] Hızla artış gösteren ırkçı faaliyetler, artan göçmen sayısını da göz önünde bulundurduğumuzda tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır.

Faşizmin yükselmesini istemeyen halk ile faşizm sempatizanları arasında artan gerilimin, göçmenlere ne yönde yansıyacağı ise şu an belirgin değildir. Bu noktada Yunan güvenlik birimlerine çok büyük bir iş düşmektedir. Yunan güvenlik birimleri, faşizm sempatizanlarına karşı kesin bir duruş sergilemelidir. Bu duruş sergilenmezse ülke refahının ciddi bir tehditle karşı karşıya kalması söz konusudur.

Türk Soydaşlarımızın Demokratik Mücadelesi

Yunanistan’da azınlık olarak Makedonlar (250.000), Tosk Arnavutları (222.000), Ulahlar (209.000), Pontuslu Rumlar (202.000), Arvanitika Arnavutları (152.000), Türkler (150.000), Pomaklar (50,000), Saidî Araplar (30.000), Farslar (10.000) ve Afrikalılar (6.100) yaşamaktadır.[13]

Yunanistan’ın, takip ettiği “Megali İdea” (büyük ülkü) politikasından, yani yayılmacı emellerinden dolayı birçok komşu ülke ile sorunları vardır. Yunanistan, ülkesindeki Türklerin yanı sıra, Makedon, Arnavut, Bulgar, Ulah, Çingene, Yahudi, Giritli vb. azınlıkların varlığını reddetmekte, bunları baskı yolu ile Helenleştirmeye veya ülkeden göç ettirmeye çalışmakta ve komşularından toprak talebinde bulunmaktadır. Yunanistan, Türk soydaşlarımızı yok etmek, göç ettirmek ve eritmek maksadıyla sosyo – kültürel, siyasi, hukuki, iktisadi vb. alanlarda çeşitli baskılar uygulamaktadır.

Yıllardır sistemli olarak sindirilmeye çalışılan Türk soydaşlarımız, son zamanlarda yükselen faşizm olayları sebebiyetiyle ciddi bir tehdit altındadır. Ekonomik kriz ile bozulan toplum yapısı ırkçılığı körüklemiş, faşizm sempatizanlarını arttırmıştır. Göçmenler her yerde saldırıya uğramaktadır ve güvenlik görevlilerinin henüz bir eylem planı bulunmamaktadır. Bu noktada Türk azınlığına düşen görev ise tahriklere kapılmamaktır. Türk azınlığı, radikal hareketlerle demokrasi zemininde mücadele etmelidir ve bu noktada başarı sağlamalıdır.

Yunanistan yıllardır İslamiyet’e karşı düşmanlık beslemiştir. Bunun en büyük delili de, Avrupa’da kurulan Bosna Savaş Suçluları Mahkemesi’nin yaptığı çağrılara kulak tıkamasıdır. Bosna’da Müslüman sivillere karşı işlenen katliamlara katkı sağlamakla itham edilmektedir. Srebrenitsa başta olmak üzere birçok soykırımı gerçekleştiren Sırp kasapları Radovan Kaadziç, Ratko Mladiç ve Slobodan Miloseviç’e yataklık yapması, Yunanistan’ın bilinen insanlık suçlarındandır.[14] Bu perspektiften baktığımızda Yunan halkının Türk azınlığına karşı ne kadar büyük bir silah olarak yönlendirilebileceğini görebiliriz.

Türk azınlık, bu kadar olumsuz gelişmeler olmasına rağmen, 17 Haziran 2012 ulusal seçimlerinde 3 milletvekili ile parlamentoda temsil hakkı kazanmıştır. Türk azınlık seçimlerde çok büyük bir duyarlılık göstermiş ve oyları mantıklı bir şekilde kullanmıştır. Çünkü Batı Trakya Türkleri için parlamentoda seslerini duyurabilmek adına tek bir seçenek kalmıştır, bu seçenek de, Yunan partilerince gösterilecek Türk adaylar etrafında birleşmektir. Bu birleşme 17 Haziran 2012 tarihinde gerçekleşmiş ve yükselen faşizm ve Türk düşmanlığına karşı en güzel cevap olmuştur.

Artan Irkçılığın Türk-Yunan İlişkilerine İzdüşümü

Yunanistan – Türkiye ilişkileri asırlardır inişli çıkışlı bir yol izlemektedir. İki ülke zaman zaman savaşın eşiğine gelmiş, zaman zaman ise ortak projelere imza atmıştır. Yunanistan sınırları içindeki Batı Trakya bölgesinde bulunan Türk azınlığı ise her zaman Türkiye’nin hassasiyet gösterdiği bir konu olmuştur.

Yunanistan’ın yıllardır sürdürdüğü Türk azınlığını sindirme projeleri, Türkiye ile Yunanistan arasında uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Bu sindirme projeleriyle başa çıkmaya çalışan Türk soydaşlarımız, son zamanlarda artan faşizm hareketleriyle yeni bir sürece girmişlerdir. Altın Şafak Partisi’nin yükselişi ve paralelinde halkta oluşturduğu kibir ve öfke duyguları Türk soydaşlarımızı hedef haline getirmiştir.

Yunanistan’da çizilen bu tablo, Türkiye tarafından yakından takip edilmelidir. Türkiye’nin açık bir devlet politikası olmaması Türk soydaşlarımızı çaresizliğe sevk etmektedir. Bu durum soydaşlarımızın Türkiye’ye bakış açılarını etkileyecek ve asırlardır süren soydaşlık bağının zarar görmesine neden olacaktır. Bu bağın zarar görmesi Türkiye’nin güvenirliliği ve imajının sorgulanmasına yol açabilecektir.

Tarih boyunca iki ülke arasında istikrar sağlanamamıştır. Ekonomik krizle uğraşan Yunanistan, dinamik ve bölgenin aktörü olmuş Türkiye’ye gereksinimi vardır ve Türkiye ile olan ilişkilerinde istikrara ihtiyacı vardır. Duruma bu pencereden baktığımızda, Yunanistan Hükümeti’nin bölgede bulunan Türk azınlıklarını korumak adına, yükselen faşist hareketlere karşı bir eylem planı oluşturmalıdır. Bu eylem planı en yakın zamanda oluşturulmazsa ülkede ırkçılık eylemleri çok farklı boyutlara ulaşacak, bundan da en çok Türk soydaşlarımız etkilenecektir. Böyle bir durumda ise Türkiye, duruma kayıtsız kalamayacak ve müdahale etme ihtiyacı duyacaktır. Bu senaryo, ekonomik buhran yaşayan Yunanistan için çok büyük bir tehlikedir ve Türkiye ile yakalanmak istenen istikrar politikasına büyük zarar verecektir.

İki ülke arasında oluşabilecek bir ırkçılık gerilimi ise Kıbrıs meselesini de doğrudan etkileyebilecektir. Bölgede çözüm arayışları hızlandırılmaya çalışılırken, Yunanistan ve Türkiye arasında çıkacak bir ırkçılık gerginliği bu meseleyi yaralayacaktır. Bu gerginlik aynı zamanda Kıbrıs toplumunda da ırkçılığın körüklenmesine sebebiyet verebilecektir.

Güney Kıbrıs’ta Altın Şafak ve ELAM partileri aşırı sağcı çalışmalarına devam etmektedir ve buradaki Rum halkını Türk halkına karşı kışkırtmaktadır. İki toplum arasındaki yaraları kaşıyan iki parti, silahlanmaya da gitmektedir.[15] Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ta yükselen faşizmin tehlike boyutları en üst seviyeye ulaşmıştır ve bir tedbir planına ihtiyaç vardır.

Bölgede artan faşizm hareketi iki ülke arasındaki ilişkilere çok ciddi zararlar verebilir. İlişkilerin bozulması halinde ise en büyük yarayı ekonomiyle boğuşan Yunanistan alacaktır. Yunan Hükümeti böyle bir riski göze alamayacak kadar hassas bir noktadan geçmektedir ve gerekli adımları atmak zorundadır.

Değerlendirme:

2000’li yıllarda tavan yapan faşizm hareketleri, tıpkı 1930’ların Almanya ve İtalya’sı gibi ekonomik kriz içinde bulunan Yunanistan’da yükseliş göstermektedir. Yunanistan’da oluşan sosyo – politik ve sosyo – ekonomik kaos ortamı, ırkçılığın beslenmesine sebep olmuştur.

11 Eylül 2001’den sonra İslam karşıtlığı boy göstermiş ve Batı kültürü vurgusu yapılmıştır. Faşizm, sefalet, sosyal enkazlaşma, ötekileştirme gibi kavramlarla beslenmektedir. Bu bağlamda Yunanistan’da oluşan ekonomik kaos ortamı ve yükselen İslam karşıtlığı aşırı sağ hareketlerin prim sağlamalarına olanak sağlamıştır. Yunanistan’da söylemlerin ırkçılığa kaymasıyla göçmenler üzerinde büyük bir baskı oluşmuş, göçmenlerin can ve mal güvenliği tehlikeye girmiştir. Bu söylemlerin başını Altın Şafak Partisi çekmektedir. Oluşan kaos ortamından karlı çıkmaya amaçlayan parti, her geçen gün biraz daha güçlenmekte ve bu paralelde tonunu daha da sertleştirmektedir.

Yaratılan bu düzlemden göçmenler kadar faşizm karşıtı Yunan halkı da rahatsızdır. Halkın büyük bir çoğunluğu Yeni Şafak Partisi’nin bürolarının kapatılmasını istemektedir. Artan ırkçı faaliyetler ülke refahı açısından bir tehdit unsurudur. Halk güvenlik birimlerinden bir eylem planı beklemektedir.

Bölgedeki en kalabalık azınlık gruplarından olan Türklerin de tehdit altında olmaları söz konusudur ve bu durumun Türkiye – Yunanistan ilişkilerine zarar vereceği aşikardır. Türklere karşı olası bir ırkçı eylem durumunda ilişkiler kopma noktasına gelebilecektir. Bu durum ekonomik krizle mücadele eden Yunanistan açısından büyük bir önem taşımaktadır. Yunan yetkililer, bölgenin aktörü Türkiye ile olan ilişkilerin kopma noktasına gelmesini istemiyorlarsa acil bir tedbir planı ortaya koymalıdırlar.

Türkiye, dış Türkler ve akraba topluluklar konusunda kararlı bir devlet politikası ortaya koymalıdır. Türk soydaşlarımızla olan bağlar muhafaza edilmeli ve güçlendirilmelidir. Türk dünyasında güven inşa eden bir Türkiye, soydaşlarımıza da güç verecektir ve ırkçılığa karşı yalnız olmadıklarını gösterecektir. Irkçılık konusunda Birleşmiş Milletler (BM) gibi organların son dönemdeki çalışmalarının arttığı göz önüne alındığında, BM gibi uluslararası örgütlerin dikkati bu konulara da çekilmelidir.

Türkiye – Yunanistan arasında çıkacak bir azınlık sorunu, Kıbrıs meselesini de doğrudan etkileyecektir. Altın Şafak Partisi’nin Türklere yönelik söylemleri ve ELAM’ın Yunan ırkının diğer ırklarla daha fazla karışmamasına yönelik ırkçı açıklamaları bölgenin bu konuda ne kadar hassas olduğunu göstermektedir.[16]Yıllardır Güney Kıbrıs’ta aşırı sağcı partilerin yürüttüğü ırkçı faaliyetler, zaten çıkmazda olan Kıbrıs konusunu iyice zora sokacaktır.

Bölgede yükselen faşizm en çok Yunanistan’a zarar verecektir. Türk soydaşlarımızın tehlikeye düşmeleri halinde Türkiye sert ve kararlı tavrını ortaya koyması gerekmektedir. Bu durumun engellenmesi ise Yunan yetkililerin ortaya koyacağı eylem planına ve Türk tarafının iradesine bağlıdır.

[1] New York Times, ‘Attacks on Immigrants on the Rise in Greece’, 01.12.2010, http://www.nytimes.com/2010/12/01/world/europe/01greece.html?_r=3&adxnnl=1&adxnnlx=1295784127-wJgqndtszmloFnCXai2uYQ, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[2] Ekloges, ‘European Elections 2009’, 12.06.2009, http://ekloges-prev.singularlogic.eu/e2009/pages/index.html, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[3] Dailymail. ‘Rise of the Greek neo-Nazis: Ultra-right party Golden Dawn wants to force immigrants into work camps and plant landmines along Turkish border’, 07.05.2012, http://www.dailymail.co.uk/news/article-2140686/Greek-elections-2012-Neo-Nazi-party-Golden-Dawn-want-force-immigrants-work-camps.html, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[4] AB Haber, ‘Yunanistan’da seçim sonuçları belli oldu’, 18.06.2012, http://www.abhaber.com/haber.php?id=41002, (Erişim Tarihi: 18.06.2012).

[5] Wsws, ‘Yunan Yönetici Seçkinleri İşçi Sınıfıyla Hesaplaşmaya Hazırlanıyor’, 01.06.2012, http://www.wsws.org/tr/2012/jun2012/gree-j01.shtml, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[6]Ntvmsnbc, ‘Almanya ‘Türk dönerci’ cinayetini çözüyor’, 12.11.2011, http://www.ntvmsnbc.com/id/25296586/, (Erişim Tarihi: 26.06.2012).

[7] Radyovakit, ‘Faşizmin yükselişi’, 26.04.2012, http://www.radyovakit.com/index.php/tuem-yazarlar/yazar_16968__Fasizmin-yukselisi!–.html, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[8] Stargazete, ‘Bir de başımıza Führer çıktı, iyi mi?’, 19 Haziran 2012, http://www.stargazete.com/yazar/ahmet-kekec/politika/bir-de-basimiza-fuhrer-cikti-iyi-mi/yazi-612958, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[9] Atik – online, ‘Yunanistan’da Yükselen Faşizm ve Avrupa’da Neo – faşist Hareket’, 2 Haziran 2012, http://www.atik-online.net/2012/06/yunanistanda-yukselen-fasizm-ve-avrupada-neo-fasist-hareket/, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[10] Balturk, ‘Yunanistan Yunanlarındır!’, 05.06.2012, http://balturk.org.tr/yunanistan-yunanlarindir/, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[11] Chatyer, ‘Yunanistan’da Faşizm Korkusu Sokaklara Döktü’, 11.06.2012, http://www.chatyeri.net/yunanistanda-fasizm-korkusu-sokaklara-doktu.html, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[12] Azinlikca, ‘2020 yılında Yunanistan’ın nüfusu ne kadar olacak?’, 23.06.2012, http://www.azinlikca.net/bati-trakya-haber/2020-yilinda-yunanistanin-nufusu-ne-kadar-olacak-6232012.html, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[13] Joshuaproject, ‘Greece – People Groups’, http://www.joshuaproject.net/countries.php?rog3=GR, (Erişim Tarihi: 26.06.2012)

[14] Unibozkurt, ‘Avrupa Birliği, İslâm’la Özdeşleştirdiği Türkleri İstemiyor’, 20.03.2011, http://www.unibozkurt.com/h1677-avrupa-birligi-islamla-ozdeslestirdigi-turkleri-istemiyor.html, (Erişim Tarihi: 23.06.2012).

[15] Ata Atun, ‘Hrisi Avgi’ye dikkat’, 03.08.2005, http://www.ataatun.org/hrisi-avgi%E2%80%99ye-dikkat.html, (Erişim Tarihi: 24.06.2012).

[16] Diplomatikgozlem, ‘Güney Kıbrıs Irkçı Mı; Evet, Irkçı!’, 07.10.2011, http://www.diplomatikgozlem.com/TR/belge/1-8918/guney-kibris-irkci-mi-evet-irkci.html, (Erişim Tarihi: 28.06.2012).

http://www.turksam.org/tr/a2704.html

Bir Yunan Mucizesi Daha mı?


Yunanistan mucizelere imza atmaya devam ediyor. Hatırlanacağı üzere 1821’de Osmanlı Devleti’ne karşı Mora İsyanı çıktığında, Yunanlılar yalnız değillerdi. Fransa’dan, İngiltere’den ve daha birçok Avrupa ülkesinden gelen dönemin entellektülleri bile Yunanlıların “bağımsızlık” mücadelesine destek vermişlerdi. Bunların içerisinde “Romantik Şiir” döneminin önemli isimlerinden Lord Byron gibiler de vardı.

Hatta 1827’de Türk donanmasını Navarin’de yakarak bu isyana yardım edenler de İngiliz-Fransız ve Rus ortak donanmalarıydı. Neticede biraz Türkleri Rumeli’den sökme, biraz Rusya’nın “sıcak denizler”e çıkışının önündeki Osmanlı engelini kaldırma, biraz da “eski Yunan” sanat ve kültürüne duyulan hayranlık sonucu, 1829’da Yunanistan bağımsızlığına kavuşmuştu.

Yunanistan böylece dışarıdan “mucize” kabilinden verilen desteklerle kurulduğu gibi, “Avrupalı hamilerin”in devam eden desteğiyle Balkan Harplerinin sonuna kadar gelinen sürede topraklarını, kurulduğu yıla göre 3 kat daha artırarak büyütmüştü. Üstelik alınan tüm topraklar Osmanlı Devleti’ndendi. Bu da bir diğer mucizeydi…

I. Dünya Harbi’nde en azından Osmanlı’ya karşı doğrudan savaşmayan Yunanistan, “mucizevi” bir İngiliz cömertliği ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkmış ve Anadolu’yu batıdan itibaren fethe başlamıştı. Ancak tarihte Yunanistan’a karşı ilk kez bir “Türk Mucizesi” gerçekleşti. Mustafa Kemal ve arkadaşları, Yunanistan’la birlikte “7 düveli” püskürtmüştü.

II. Dünya Harbi’nde Almanlar Yunanistan’ı işgal ettiler. Ancak savaş sonunda bir Yunan mucizesi daha görüldü. 1947 Paris Barış Antlaşması ile Menteşe Adaları (Onikiadalar) ve Meis İtalyanlardan alınıp Yunanistan’a verildi.

1967’de Albaylar Cuntasının devraldığı Yunanistan, 1974’de Kıbrıs Barış Harekâtı sonucu bu yönetimden “mucizevi” şekilde kurtuldu. Ardından yeni ve demokratik Yunan yönetimine ABD ve Avrupa’nın, hatta Kıbrıs sorununda Sovyetlerin bile Yunanistan yanında, buna karşılık da Türkiye karşısında bulundukları görüldü. Hatta NATO müttefikimiz ABD, Türkiye’ye “silah ambargosu” dahi uyguladı.

Yunanistan mucizevi, ya da Evren Paşa’nın “acüllüğü” ve “sözlü anlaşmalara” güvenme yanlışlığı sonucu 1981’de yeniden NATO’nun askeri kanadına döndü. Mucizevi bir şekilde de 1982’de Avrupa Birliği (AB) üyesi oldu. Bu üyelik Yunanistan gibi nufusu 10-11 milyonluk bir ülkeye yaklaşık 90 milyar avroluk bir “AB kıyağı” (ya da ulufe) imkânı getirdi.

Mucizelerin bir diğeri de Yunanistan’ın doğal müttefiki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında AB üyeliğine kabulü idi. Burada da Türkiye Evren Paşa’ya göre “dış politikayı daha iyi bilenler” tarafından yanlışlığa götürülmüştü. Kıbrıslı Türkler, bizzat Türk hükümeti tarafından, aleyhte de olsa Kıbrıs için önerilen “Annan Planı”na “Evet” demeye teşvik edilmişlerdi. “Evet” de dediler. Ama Rum kesimi “Hayır!” demişti. Bu arada Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kalkması ile ilgili verilen sözler tutulmadı. Yani Türkler tekrar masa başında kaybetti, Rumlar ve Yunanlılar kazandılar. Yunan mucizesi devam ediyordu çünkü…

Bu mucizevi rahatlık sonucu AB genişleme sürecini sürdürüyor, Yunanistan’da halk öğlenleri 2 saat “siesta” (güzellik uykusu) yapıyor, akşamları da “uzo-kalamaris-dolmasi-caciki” muhabbeti “tabak kırma” ve “sirtaki” ile destekleniyordu.

Bu rüya 2009 yılı ortalında bitti. Yunan ekonomisi “kötü” giderken, ekonomiyi kontrol eden firmayı ayarlayan Yunan Yeni Demokrasi hükümeti, bir süre sonra bu yalanı sürdürememiş ve daha seçimlere 2 yıl kala erken seçim kararı almıştı. Ekim 2009’da PASOK seçimleri kazandı ama hem lideri Yorgo Papandreou, hem de PASOK Yunan siyasetinde kaybeden taraf oldular. Zira ekonomik krize can dayanmıyordu. Papandrou ve PASOK, kendileri kaybetseler de Yunan ekonomisini düzlüğe çıkarabilmek için ellerinden geleni yaptılar. Nitekim 100 milyar avronun üzerindeki borcu silindiği gibi, 150 milyar avroluk borcu da uygun şartlarda kredilendirildi.

40 gün önceki genel seçimlerde 2. Sırayı alan yeni sosyalist grubun oluşturduğu Syriza’nın, “AB’nin kemer sıkma” projesini kabul etmeyeceğini açıklaması üzerine, Almanya ve Avusturya başta olmak üzere, bir çok ülke, Yunanistan’ı avro para birimimden çıkartmayı dahi planlamıştı. Hatta Almanya bu maksatla 75-80 milyar avroluk kaybı bile göze almıştı.

17 Haziran 2012’de Yunanistan’da genel seçimler tekrarlandı. Avrupa, hatta dünya finans çevresinin merakla beklediği sonuç sanki yeni bir “Yunan mucizesi” gibi tecelli etti. Kesin olmayan sonuçlara göre % 28’ler civarındaki oy oranıyla ilk sırayı alan Yeni Demokrasi Partisi, 1. Olmanın getirdiği 50 milletvekilliği kontenjanıyla 127 vekil çıkartıyor. Avro’yu savunan PASOK da %12’ler civarındaki oyla 3. Sırada ve 32 milletvekili çıkartıyordu. Avrupa’nın istemediği Syriza ise %27’lerdeki oranla 2. sırayı alabilmişti. Bu durumda yeni bir “Yunan yaygarası” çıkartılmazsa, Yunanistan’a yeni ekonomik destekler artacak ve yeni bir Yunan mucizesi daha gerçekleşecek. Tıpkı Avrupa Futbol Şampiyonası’nda mükemmel oynayan Rusya’yı bir golle “mucizevi olarak” yenen Yunan milli takımı gibi…

Sonuç

Yunanistan ve AB “Avro”nun selameti için yeni bir engeli güç de olsa aşmış gibi görünüyor. Yeni Demokrasi Partisi ile koalisyona “Evet” diyen PASOK, bu sözünde durursa Avrupa ve dünya finans çevresi birazcık rahat nefes alabilir. Buna da ihtiyaç var. Zira nefes almayı daha da güçleştiren İspanya ve İtalya ekonomik krizlerinde de buz dağının altı görünmeye başladı…

Yeni hükümet kurulduktan sonra Ege ve Doğu Akdeniz’in tabanındaki petrol-doğalgaz için yeni bir Türk-Yunan gerilimi çıkması da artık “mucizevi” olamayacak kadar yakındır. Zira Yunanistan eskisine göre çok daha fazla radikalleşti…

http://www.turksam.org/tr/a2684.html

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: