Etiket arşivi: ırak

Zahide Uçar: Irak’ın Üzerine Bush, Türkiye’nin Üzerine AKP Düştü


Bush’un temsil ettiği küresel şirketler Irak’a demokrasi oyunuyla bombalar yağdırdı. AKP demokrasi oyunuyla ülkeyi bölünme ve iç savaş sürecine soktu.

Küresel şirketler Irak ve Libya’yı bombalarla soydu. Bombalarla parçalıyor. Türkiye’yi Erdoğan-Gül ikilisiyle parçalanma sürecine soktu.

Yargı ve yandaş basın (AB-D)’den yönetiliyor.

Ordu CİA tarafından kıskaca alındı. ABD açık bir savaşta alamayacağı sayıda Türk Silahlı Kuvvetler mensubunu esir aldı.

Bir yasa ile Özel güvenlik şirketleri kuruldu. Bütün resmi ve resmi olmayan kurumların güvenliği bu özel güvenlik şirketlerine devredildi. Özel güvenlik şirketlerinin çoğu yabancıların eline geçti. Bu durumda yabancıların ülkemizde silahlı güç bulundurduğunu da düşünmemiz gerekir. Bu şirketlerin güvenlik elemanı adı altında ne kadar yabancı ajan çalıştırdığını bilmiyoruz.

Ülke insanı Erdoğan’ın 10 yıldır sistemli bir şekilde sürdürdüğü gerilim politikaları ile patlamaya hazır bir bombaya dönüştürüldü. Ülkemizde cirit atan ajanların bu gerilimi ateşlemeyeceğini kimse söyleyemez.

AKP bombardımanından nasibini almayan kalmadı. Tarihimiz, dinimiz, geleneklerimiz, iç ve dış politikamız, maddi değerlerimiz, kıymetli taşınmazlarımız… Dağ, taş, sularımız, börtü-böcek bile kendini bu saldırıdan kurtaramadı. Pirana gibiydiler. Ülkeyi kin, nefret ve açlıkla kemirdiler. Ne doydular, ne utandılar.

İkiz yasalar DSP+MHP+ANAP koalisyon hükümetince hazırlandı. Alt komisyona geldi ama koalisyon vekillerince ülkeyi bölünmeye götürür diye itiraz edildi. Yasa çıkmadan koalisyon yıkıldı. AKP’nin ilk işi ikiz yasaları çıkartmak oldu. Çünkü Kürdistan’ı kurmak, Anadolu’yu Müslüman Türklerden almak, Mareşal Mustafa Kemal Atatürk adını silerek 7 düvelin 100 yıllık kuyruk acısının intikamı almak üzere programlanmışlardı.

Irak’a, Libya’ya bombalarla giren küresel şirketler, Türkiye’ye AKP ile girdi. Gül ve Erdoğan ikilisinin kontrolündeki AKP Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerine atılmış biyolojik bir bombadır. Bombalar nasıl her şeyi yakıp-yıkıp geçerse, AKP terörü de aynı yıkımları yaptı.

İngiltere rehberliğinde PKK ile yapılan Oslo görüşmelerinde verilen sözler AKP tarafından işgal edilen mecliste yasalaştırıldı. Geriye; sapık uyuşturucu taciri bebek katilinden bir Mandela çıkarmak kaldı.

Ülkenin üzerine atılan biyolojik silah AKP’nin 10 yıllık sürecini bir hatırlayalım:

Bebek katili ömür boyu hapse mahkum olmuş. Terör nerede ise sıfıra inmiş. Güneydoğu’da halk ticaretini, işini yapar hale gelmiş.

AKP bombası ülkenin üzerine düştüğü andan itibaren her şey ters yüz oluyor. Medya işgal ve bölünmeye uygun hale getiriliyor. Ne kadar cahil, cazgır, etki ajanı varsa köşelere yerleştiriliyor.

Erdoğan “Diyarbakır BOP’un yıldızı olabilir” dediğinde aslında Yahudi Kürt Devleti’nin Başkentini ilan ediyordu, anlamadılar. Diyarbakır’da söylediği “Kürt problemi vardır” sözü ile Kürt vatandaşlarımızı problem olarak ilan edip PKK’nın kucağına itti. Türk Milletinin onuruna tecavüz eden Habur gösterisi ile Kürt vatandaşlarımıza PKK sizin temsilcinizdir mesajı verildi.

İngilizler’in 150 yıllık planı bu sefer Amerika üzerinden AKP eli ile tıkır tıkır yürütülüyordu.

Askeri kışlasına hapsettiler. Irak Türkmenlerini Barzani’ye peşkeş çektiler.

Bizans medyasının etki ajanları sabah-akşam sürekli Kürtçülük pompalıyordu. PKK metropollere taşındı. Yaktılar, yıktılar. Haberler hep şöyle veriliyordu:

Molotof kokteyli atan, araba ve dükkanları yakan PKK yandaşları ara sokaklara dağılarak kayboldu(!)..

Kimse şu soruyu sormadı:

Yakıp yıkmadan, en fazla yumurta atan 600 öğrenciyi şıp diye yakalayıp hapse tıkanlar, bu PKK’lı teröristleri ara sokaklarda nasıl kaybediyor? Ara sokaklarda polisin yetkisi yok mu? Ara sokaklar PKK’nın kontrolüne mi terk edildi?

Aslında iş başkaydı. Halkı bıktırma, yıldırma politikası izleniyordu.

PKK’lı belediyeler 10 yıldır yasaları çiğneye çiğneye makamlarında oturuyor. AKP’nin PKK’lı belediyelerle bir sorunu yoktur. Çünkü amaç aynı, hizmet aynı, efendileri aynıdır…

Basının etki ajanları 10 yıldır üzerimize PKK kusuyor. PKK ile yatıp PKK ile kalkıyor. Bazılarının aklı Kandil’de kalıyor.

Bu Bizans medyasının etki ajanlarına bakarsanız ülke nüfusunun %80’i Kürt, Kürtlerin de hepsi PKK’lı zannedersiniz.

Milletin çoğunluğuna azınlık duygusu yaşatmak için psikolojik savaş yöntemlerinin en ahlaksızını kullananlar bin bir kimlik altında boy gösteriyor.

Türk Milletine AKP ve sözde muhalefet tarafından tek bir çözüm gösteriliyor:

AKP PKK terörünü önce azdırdı. Azması için gerekli tüm argümanları PKK ya sundu. Dizi dizi Mehmetçiklerimiz tabutlar içinde baba ocaklarına yollandı. İsteniyordu ki halk bıksın, bezsin, önüne konan ihanet çözümlerine evet desin.. Artık bu iş toprak verilmeden çözülmez, Kürdistan’ın kurulması kaçınılmazdır desin, ikna olsun

“Analar ağlamasın” diyerek annelerin en ulvi duyguları adice istismar edildi. Türk Milletine psikolojik operasyonların en alçakları yapıldı.

AKP çözümler gösterdi, muhalefet o gösterilen çözümleri tartışarak AKP’nin ortaya bıraktığı bombaya meşruiyet kazandırdı.

Gerçekte ne AKP bildiğimiz bir siyasi partiydi, ne programı bu milletin bir programıydı?

AKP Türk Milletinin üzerine Küresel şirketler tarafından bırakılmış bir BOMBAYDI.

Oysa çok farklı çözümler ortaya konabilir, AKP’nin dayatması dışında çözümler üretilebilirdi.

Mesela;

Toprak reformu önerilmeli, Güneydoğu’da ve metropollerde gençlik kampları açılmalıydı. Bu kamplarda küresel şirketlerin BOP’nin asıl merkezinde olan Türkiye üzerindeki emelleri Kürt gençlere anlatılmalıydı. 4 ülkeden koparılması planlanan topraklar üzerinde kurulacak olan devletin gerçekte Kürdistan değil, Büyük İsrail devleti olacağı anlatılmalıydı.

Kürtlere öncülük ediyoruz diyenlerin hangi yabancı istihbarat kuruluşları ile bağlantılı olduğu, Kürt gençlerinin kanı üzerinden sürdürdükleri uyuşturucu-para trafiği belgeleri ile anlatılmalıydı.

PKK’nın ilk saldırdığı köylerin Ermeni kalkışmasında direnen köylerin olduğu ve Büyük İsrail’in yanında bir de Büyük Ermenistan planının devreye sokulduğu anlatılmalıydı. Yani SEVR planının güncellenip işleme konduğu, bu plan içinde sadece Türk Milletine değil, kendini milletten farklı sayan Kürtlere de yer olmadığı anlatılabilirdi.

Şimdi önümüze tek bir proje konuyor: Özerklikten federasyona giden yol ve Güneydoğu bölgemizin planlanan kukla devlete eklenmesi…

Biz de diyoruz ki;

Bir;

Tarihte Kürdistan diye bir devlet hiç var olmadı. Ve biz Kürdistan diye bir yeri işgal etmedik. Yavuz Sultan Selim’in Ebu Suud denilen bir devşirmenin fetvası ile Türkmen kıyımı yapması ve bu kıyımdan canını kurtaran Türkmenlerin İran’a göç etmeleri neticesinde boşalan o bölgeye Kürtler yerleştirildi. O bölgede kalan Türk Boylarını Kürt aşiretleri asimile ederek Kürtleştirdi. Osmanlı’nın para karşılığında Kürt aşiret ağalarına yetki vermesi ile bölge aşiret-ağa-tarikatler üçgeninde bir bataklığa döndü.

Öncelikle bunu bilecekler.

İki;

Biz bir savaş kaybetmedik. Savaş topyekün yapılır. Yapılan saldırıya karşı savunma durumunda olmak savaşmak değildir. Toprak savaşılmadan verilmez. Türk milleti ile “ki, bu tarifin yanında milletine bağlı Kürtler de var” savaşmayı gözleri yiyor mu?

Üç;

PKK’yı destekleyenlerin mallarına ve paralarına el konulmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kabul etmeyenlerin vatandaşlıktan çıkartılması gündeme gelmelidir. Kabul etmedikleri bir devletin imkanlarından faydalanamazlar.

TÜRK MİLLETİ DAHA SON SÖZÜNÜ SÖYLEMEDİ.

UYARIDIR:

Oynarken çulunuzu yırttırmayın!!..

Tarih İngiliz kaşığı ile Damat Ferit boku karıştıranların sonunu ibretle yazacaktır.

NOT:

İşgalci artıklarına;

Ya Türkler de ölüm orucuna başlarsa haliniz ne olur…

İLK KURŞUN

Mossad’dan bombalı hediye


İsrail’de yayınlanmaya başlanan yeni bir belgesel, ülkenin istihbarat teşkilatı Mossad’ın Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’e 1970’lerde bombalı bir kitapla suikast girişiminde bulunduğunu ortaya çıkardı.

“Mühürlü Dudaklar” adlı belgesele göre, Saddam ‘paranoyak’ olduğu için kendisine gelen kitap paketini yardımcısından açmasını isteyince, yardımcısı hayatını kaybetmiş. Söz konusu operasyonun beyinlerinden İsrailli Tuğgeneral Tzuri Sagi, düzeneğin bir ‘Natan’ kod adlı İsrailli tarafından hazırlandığını anlattı.

Telafer ve Tuzhurmatu Vilayet Olur mu?


Geçtiğimiz günlerde Irak basınında çıkan bir habere göre Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile görüşen Irak Türkmen İslami Birliği Başkan Yardımcısı ve Irak Gençlik ve Spor Bakanı Casim Muhammed Cafer ile beraberindeki heyetle yaptığı görüşmede, Musul Vilayeti’ne bağlı Telafer ile Selahattin Vilayeti’ne bağlı Tuzhurmatu’nun vilayet olması konusunda söz verdiği belirtiliyor.(1) Bu konu son dönemde Türkmen yetkililer tarafından sıklıkla dile getiriliyordu. Türkmenler, kendilerinin tek başına çoğunluk olduğu bir vilayete sahip olmak istiyor. 28 Temmuz 2012’de Irak Parlamentosu’nda kabul edilen raporla Türkmenler Irak’ın üçüncü asli unsuru olarak kabul edildi. Yani Irak’ta yaşayan Arap ve Kürtler’den sonra Türkmenler Irak’taki en büyük nüfusa sahip millet olarak tanındı. Türkmenler de Arap ve Kürtlerin olduğu gibi kendilerinin yönetebileceği bir vilayet talep ediyorlar. Bugün Türkmenlerin yaşadığı vilayetlere bakıldığında, yönetici konumunda olmaları mümkün gözükmüyor. Türkmenlerin en fazla üzerinde durduğu ve milli davanın ana noktası olan Kerkük’te bile vilayet meclisi ile hizmet müdürlüklerindeki Türkmen temsiliyeti nüfusa göre oldukça düşük durumdadır. Sağlık, elektrik, eğitim, iletişim, ulaşım gibi 24 hizmet müdürlüğünden sadece eğitim müdürlüğü Türkmenlere verilmiştir. Yani Kerkük Eğitim Müdürü Türkmen’dir. Geri kalan müdürlüklerin tamamında Kürtler hakimdir. Kerkük’teki müdürlüklerde Arapların da fazla bir payı yoktur. Bu yüzden Türkmenler tarafından Irak’ın en büyük ilçesi olan Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet statüsüne getirilmesi istenmektedir. Ancak Irak’ın mevcut hukuki ve siyasi şartlarında bu isteğin gerçekleşme ihtimali oldukça düşük görünmektedir.

Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet olma durumunu incelemek için öncelikle Irak’ın idari, hukuki ve siyasi yapısına bakılmalıdır. ABD, 2003’te Irak’ı işgalinin ardından ülkede federal bir yapı kurmuştur. Bu federal yapı içerisinde vilayetler ve federal bölgelere geniş yetkiler bırakılmıştır. Her etnik ve dini grup nüfus olarak çoğunluk olduğu ve siyasi olarak güçlü olduğu vilayet yönetimine de hakim olmuştur. Irak’taki seçmen etnik ve dini kimliğe göre örgütlenen siyasi partilere oy vermiştir. Böylece vilayetler bile etnik ve dini olarak ayrışmıştır. Kürtler, 1991’den sonra el ettikleri Irak’ın kuzeyindeki fiili yönetimi, 2003’ten sonra resmileştirerek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni oluşturmuştur. Bu yönetim, Irak Anayasası’nın 117. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince federal bölge yönetimi olarak kabul edilmiştir. Irak’ın güneyinde yaşayan Şiiler ise 9 vilayette yönetimi kontrol altına almıştır. Ayrıca Şiiler, Irak’ta nüfus olarak fazla olmaları nedeniyle Irak merkezi hükümetinde de yürütücü güç olmuştur. Sünniler de Musul, Anbar ve Selahattin gibi vilayetlerin yönetimini ele almıştır. Kerkük ile Diyala gibi nüfus olarak karma bir etnik ve dini yapıya sahip vilayetlerde ise yönetim konusunda sıkıntı yaşanmaktadır.

2003 sonrası elde ettikleri anayasal ve siyasal güçle Kürtlerin Kerkük yönetimine hakim olması bu vilayette yaşayan Türkmen ve çoğu Sünni olan Arapları rahatsız etmiştir ve bu rahatsızlık devam etmektedir. Kürtler bölgesel yönetime sahip olmalarının yanı sıra Irak’ın diğer vilayetlerin yönetimlerinde de etkinlik göstermektedir. Şii ve Sünni Araplar da nüfus olarak yoğun oldukları vilayetlerde yönetimleri ele alırken, Şiiler Irak merkezi hükümetinde elde ettikleri ağırlığı vilayet yönetimleri üzerinde bir baskı aracına dönüştürerek diğer grupların hareket serbestisini kısıtlamaktadır. Irak’taki bu siyasi çekişmenin yanı sıra Irak’ın idari yapısı da sıkıntı yaratmaktadır. Özellikle ihtilaflı bölgeler konusu ciddi bir problemdir. Irak merkezi hükümet ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi arasında hakimiyet mücadelesinin yaşandığı Musul, Kerkük, Diyala ve Selahattin’in bazı vilayetleri ihtilaflı bölgeler olarak gösterilmektedir. İhtilaflı bölgeler, idari olarak Irak merkezi hükümetinin kontrolünde olan vilayetlere bağlı olmalarına rağmen Irak Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından kontrol edilen ilçe ve nahiyeleri ifade etmektedir. Telafer ve Tuzhurmatu da ihtilaflı bölgeler arasında anılmaktadır.(2) Ayrıca ilçelerin nasıl vilayet olacağına ilişkin henüz bir düzenleme yapılmamıştır. Buradan hareketle hem siyasi hem de idari çekişmeler göz önüne alındığında anılan iki ilçenin vilayet olması zor gözükmektedir.

Ayrıca Telafer ve Tuzhurmatu’nun özellikleri de birbirinden farklıdır. Bu yüzden bu iki ilçeyi birbirinden ayırmak gerekmektedir. Telafer, Irak’ın nüfus ve toprak olarak en büyük ilçesi olma özelliğinin yanında aynı zamanda Musul’un en eski ilçelerinden biridir. Rabia, Humeydad, Zummar ve İyaziye nahiyeleri ile bağlı köylerden oluşan Telafer, yaklaşık 400 binlik nüfusuyla Türkmenlerin bir arada yaşadığı en büyük yerleşim yeri olarak ifade edilebilir. Telafer merkezinin nüfusu yaklaşık 305 bin olmakla birlikte tamamı Türkmendir. Telafer için 1977 ve 2002 yıllarında vilayet olma kararı verilirken bu projeler uygulamaya geçmemiştir. 1977 yılında Necef, Tikrit ve Duhok ile birlikte vilayet olmasına karar verilen Telafer, vilayet statüsüne getirilmemiştir. Ancak Necef, Tikrit ve Duhok vilayet yapılmıştır. Irak’ta devrik Baas rejimine bağlı Devrim Komuta Konseyi tarafından 1979’da çıkarılan kararla Araplaştırma politikası uygulanmıştır. Bununla birlikte Irak’ın en büyük ilçesi olmasına rağmen hiçbir hizmet götürülmemiş ve atıl bırakılmıştır. 2002’de Telafer’le birlikte Musul’un ilçeleri olan Sincar ve Baac’la birlikte Cezire adında bir vilayet oluşturulması gündeme gelse de 2003’teki ABD işgalinin ardından bu proje gündemden düşmüştür.

Tuzhurmatu ise Türkmen, Arap ve Kürtlerin bir arada yaşadığı yaklaşık 150 bin nüfuslu bir ilçedir. İlçe merkeziyle birlikte Amirli, Bastamlı, Süleyman Beg, Kadir Kerem ve Yengice nahiyelerinden oluşmaktadır. Amirli, Bastamlı ve Yengice nahiyelerinin nüfusu neredeyse tamamen Türkmenlerden oluşurken, Tuzhurmatu merkezde ise Türkmen nüfus Arap ve Kürtlerden fazladır. Selahattin’e bağlı olsa da Tuzhurmatu halkı kendini hiçbir zaman Selahattin’e ait hissetmemiştir. Çünkü 1976’ya kadar Tuzhurmatu, Kerkük’e bağlı bir vilayet olarak kalmış, daha sonra Selahattin vilayetinin oluşturulmasıyla bu vilayete bağlanmıştır. Ancak Tuzhurmatu ve Kerkük halkı arasındaki akrabalık ilişkileri ve coğrafi yakınlık Kerkük ile Tuzhurmatu arasındaki bağı koparmamıştır. 2003’te Kürtlerin Kerkük’e girişine yönelik ilk ve büyük Türkmen ayaklanmalarının yapıldığı yer olması sebebiyle Tuzhurmatu’nun Türkmenler için ayrı bir önemi vardır. 2003’ten sonra iktidarı kaybeden Sünni Araplar için de stratejik öneme sahiptir. Ancak merkezdeki (Tikrit) nüfusun etkisiyle Sünni Arapların elinde tuttuğu birkaç vilayetten bir olan Selahattin, Tuzhurmatu’nun vilayet olması halinde büyük bir güç kaybedecektir. Bu yüzden Selahattin’deki Sünni Arap ağırlığının Tuzhurmatu’nun vilayet olmasına karşı çıkacağı düşünülmektedir.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde mevcut şartlar itibariyle Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet olabilmesi zor görünmektedir. Aynı zamanda Talabani’nin böyle bir söz vermesi de Türkmenlerle yakınlaşmak isteyen Kürtler açısından politik bir manevra olabileceği düşünülmelidir. Çünkü Talabani’nin hukuki ve siyasi olarak böyle bir yetkisi yoktur. Daha önce de ifade edildiği gibi ilçelerin vilayet olmasına ilişkin bir hukuki düzenleme mevcut değildir. Ayrıca iki ilçenin vilayet olması durumunda başka vilayetlerdeki ilçelerin vilayet olma talepleri ortaya çıkabilir. İdari ve siyasi çekişmelerle istikrarsız bir profil çizen Irak merkezi hükümeti bu riski almayacaktır. Son olarak Telafer ve Tuzhurmatu’nun vilayet olmasının Türkmenlere fayda sağlayıp sağlamayacağı da Türkmen yetkililer tarafından ortak mutabakat çerçevesinde, dikkatli ve programlı bir şekilde değerlendirilmelidir.

(1) http://www.alsumarianews.com/ar/1/49929/news-details-Iraq%20politics%20news.html

Erişim: 8 Kasım 2012.

(2) Daha geniş bilgi için bkz. ORSAM Rapor No: 92, “Irak’ta İhtilaflı Bölgelerin Durumu”,

http://orsam.org.tr/tr/raporgoster.aspx?ID=2966

Erişim: 8 Kasım 2012.

Interpol ‘Ergenekon’da kulağının üzerine yattı


Interpol, Ergenekon’da yargılanan ve yurtdışında bulunduğu tespit edilen sanıklarla ilgili olarak Türkiye’nin kırmızı bültenle arama başvurusunun üzerinden uzun süre geçmesine karşın yanıt vermedi

Yurtdışında oldukları tespit edilen Ergenekon ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı sanıklarıyla ilgili Türkiye’nin Interpol Genel Sekreterliği’ne yaptığı girişimlerde somut adım atılamadı. Her iki soruşturmaya bağlı adli yargılamalarda adı geçen İstanbul eski Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, emekli Tümgeneral Mustafa Bakıcı ve Çağdaş Eğitim Vakfı eski Başkanı Gülseven Yaşer hakkındaki kırmızı bülten girişimlerinde aradan uzun süre geçmesine karşın ilerleme sağlanamadı.

Çömez’de de yanıt yok
Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol ve Sirene Dairesi tarafından yürütülen çalışmalar çerçevesinde üç isimle ilgili Interpol Genel Sekreterliği’nce geçen Nisan’da bildirilen “yetersizlik” gerekçesi sonrasındaki “ret” yanıtıyla birlikte Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan yeni içerikli dosyalar tekrar Interpol Genel Sekreterliği’ne gönderildi. Ancak, bu işlemin üzerinden aylar geçmesine karşın Interpol Genel Sekreterliği henüz Türkiye’ye olumlu ya da olumsuz yanıt göndermedi. Genel sekreterlik kırmızı bülten başvuru dosyalarının “halen incelemede” olduğunu bildirmekle yetindi.

Benzer durum yine Ergenekon soruşturması çerçevesinde İngiltere’de olduğu kesinlik kazanan eski Ak Parti Milletvekili Turan Çömez’de de yaşandı. Türk Interpolü’nün Çömez’le ilgili “kırmızı bülten” başvurusuna da yine olumlu ya da olumsuz yanıt verilmedi. Bilindiği gibi, İrtica ile Mücadele Eylem planı soruşturması çerçevesinde adı gündeme gelen Tümgeneral Mustafa Bakıcı, önce TSK’dan emekli olmuş, daha sonra son görev yeri olan Şırnak’tan Kuzey Irak’a geçerek Belarus’a geçmişti. Belarus‘ta olduğunun tespit edilmesi sonrasında Bakıcı’nın kayıplara karışması sonrasında Türk Interpolü devreye girip kırmızı bülten çıkartmak için girişimde bulunmuştu.
Aynı şekilde, Ergenekon sanığı Bedrettin Dalan ile Gülseven Yaşer’in yurtdışına çıkışı sonrasında kırmızı bülten girişimi yapılmıştı. Diğer sanık Çömez’in ise İngiltere’deki yerel makamlardan “ülkede barınmasını sağlayacak sığınma hakkı”nı aldığı anlaşılmıştı. Böylece, dört sanık için “kırmızı bülten” konusunda aradan aylar geçmesine karşın hiçbir ilerleme sağlamadı.

AHMEDİNECAT’IN BAĞDAT ZİYARETİNE IRAKLILAR ZEHİR ZEMBELEK


İRAN ANALİZ / İran cumhurbaşkanı Ahmedinecat’ın Bağdat ziyaretine yönelik şiddetli tepkiler giderek artıyor. Ziyaretin arkaplanına yönelik görüşlerini paylaşan milletvekili Salih Mutlak: bu ziyareti tüm farklı toplumsal kesimleriyle Iraklıların kesinlikle istemediklerini, bundan açıkça hoşnutsuz olduklarını belirtti. Ülkenin içişlerine her anlamda müdahil olan Necat’ın Iraklılara karşı işlediği tüm suçlardan ötürü Irak’ta mahkemede yargılanması gerektiğini belirtti.

Modern tarihindeki en şiddetli ekonomik krizini yaşayan İran riyali dolar karşısında şiddetli değer kaybederken, uygulanan ekonomik ambargoların alanı ve kapsamı da genişliyor. Geçtiğimiz haftalarda başkent Tahran başta olmak üzere büyük şehirlerde esnaf kepenk kapatarak yaşanan ekonomik krizi protesto ettiği eylemler düzenlemişti.

Suriye’deki vahşete her tür desteği vermesi, Lübnan, Yemen ve Bahreyn’de Şii örgütler aracılığıyla terör faaliyetlerini tetiklemesi, PKK terör örgütüne büyük imkanlar vermesi ve Türkiye’yi açıkça tehdit etmesi gibi gelişmeler de ekonomik krizin yanı sıra İran’ın bölgede, İslam dünyasında siyasi/diplomatik/medya alanında darboğaza sokan gelişmeler olarak değerlendiriliyor. Bu açık tehdit ve gelişmeler karşısında İran rejimi özellikle ekonomik krizi aşabilmek için çeşitli yollara başvuruyor.

Bunların başında ise İran rejiminin en önemli makamlarında bulunan Irak asıllı Ayetullah Mahmut Şehrudi’yi taklit merci olarak kabul eden Nuri Maliki başkanlığındaki Irak Hükümeti geliyor. Başbakanlık koltuğuna oturmasında diğer Şii oluşumları ikna/tehdit eden ve İran rejiminin tam desteğini almasını sağlayan kişi olarak Şehrudi öne çıkmaktaydı.

İşte uygulanan uluslararası ambargolar, yasaklamalar ve kısıtlamaları elindeki tüm imkanları kullanarak hafifletmeye çalışan, bunları delen Maliki hükümeti de bu noktada İran için en önemli çıkış kapılarından birisi olarak bulunuyor. Özellikle bölgedeki en önemli stratejik müttefiki olan Esed diktasına yardım edilmesi noktasında Maliki önemli işlevler görmeyi sürdürüyor. Bu çerçevede silah sevkiyatı ve lojistik destek anlamında Irak hava/kara sahası Maliki tarafından İran’a verildi. Bu yönde batılı kaynaklar ve Iraklı yerel kaynakların yanı sıra Suriye muhalefeti de birçok bilgi/belgeyi dünya kamuoyu ile paylaşmıştı.

Suriye başta olmak üzere İran’ın attığı adımlar ve gelişmelerle ilgili olarak el-Irakiyye grubundan milletvekili Salih Mutlak da görüşlerini dile getirdi. Ahmedinecat’ın Irak’a yapacağı ziyareti değerlendiren el-Mutlak İran’ın sadece Irak’ta değil aynı zamanda Suriye’de ektiği şeylerin yıkım, tahribat, katliam ve vahşet olduğunu söyledi. Ülkesine yönelik sistematik müdahalelerinden İran’ın hala vazgeçmediğini belirten Mutlak işgal ve sonrasındaki rolllerini de sorguladı.

Irak’a müdahaleler noktasındaki teşebbüslere işgal girişimiyle birlikte dikkat çeken Mutlak, İran’ın, Arap uyruklu adamlarının ve “vicdanını İran’a satmış Iraklıların” diye nitelendirdiği kesimlerin Irak’ı bugünkü duruma getirdiğini söyledi. Bunlara ilaveten bugün Irak hükümetinin ve Irak iktisadi aleyhine İran ile çalışanların ülkedeki genel yolsuzluk, hizmetlerdeki yetersizlik, sorunlar, musibetler ile helak olduklarını sözlerine ekledi Mutlak.

Konuşmasında vekil aynı zamanda Iraklılara ülkelerindeki mevcut durumu gayet iyi bilmelerini ve İran lehine ülkelerine daha fazla zarar verilme teşebbüslerinden önce dikkat etmelerini istedi. İran ile bir düşmanlıkları olmadığının altını çizen el-Mutlak ancak bunun karşısında kendi içişlerine müdahele edilmesini de istemediklerini söyledi. Durumun kendi çıkarlarının aksine ilerlemesini, bölgede halkının karşısında alet olunmasına ise rıza göstermeyeceklerini belirtti. İran’a sınırları dahilinde kalmasını, elini Irak ve Arap ülkelerin işlerine sokmamasını istedi.

Tam da bu noktada Irak halkının kesinlikle İran cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecat’ın ülkelerine yapacağı ziyareti hoş karşılamadığına işaret eden Salih Mutlak bunun sebebinin de Irak halkının İrandan çektiği ciddi sıkıntılar olduğunu söyledi. Iraklıların çoğunluğunun İran’ın siyasi karar mekanizmasındaki varlığı ve açık müdahalesinden rahatsız olduklarını belirten Mutlak bunun da kesinlikle İran’ın çıkarına olmadığını sözlerine ekledi.

Vekil Hamid Mutlak’ın söylediklerinin tüm Irak halkının lisan-ı halinin ifadesi olduğunu belirten millletvekili: “Necat ve beraberindekiler bilsin ki Irak halkı tüm kesimleriyle bu ziyareti reddetmektedir. Bunu hissiyatlarına bir meydan okuma olarak görmekte, kesinlikle çok sayıda Irak halkının evlatlarını katleden bu şahsı hoş karşılamamaktadır. Dahası eğer Maliki hükümeti böyle bir şey düşünmüş olsa dahi Necat’ın Irak topraklarında bir yardım icat etmesi de beklenmiyor. Aksine mantıklı ve adil olan Ahmedinecat’ın Iraklılara karşı işlediği tüm suçlardan dolayı hesaba çekileceği Irak’ta bir mahkemede yargılanmalıdır.” şeklinde konuştu.

Iraklıların bu talihsiz ziyareti reddetmelerinin bir tercümesi olarak tüm Irak eyaletlerinde protesto gösterileri düzenlenmesi gerekliliğine dikkat çeken el-Mutlak bu gösterilere katılmanın ülkenin bağımsızlık ve özgürlüğünü isteyen herkesin görevi olduğunu söyleyerek açıklamasını bitirdi.

IRAK’TA İDARİ VE MALİ YOLSUZLUK İNANILMAZ BOYUTLARDA


İRAN ANALİZ / Irakiyye Listesi bünyesindeki el-Vasat İttifakından milletvekili Muhammed İkbal yaşanan mali ve idari yolsuzlukların genel olarak Irak devletini zayıflattığını söyledi. Milletvekili açıklamasında idari kurumlar ve güvenlik birimlerindeki müfsitlerin temizlenmesini istedi. Mezkur birimlerin çoğunluğu Maliki başkanlığındaki Dava Partisi ve diğer Şii parti mensuplarından oluşuyor.

“İdari ve mali yolsuzluk bugün tüm hükümet kurumlarını yiyiyor. Irak devletinin genel olarak zayıf olmasının sebebi de budur.” diyen milletvekili ülkedeki mevcut duruma dair görüşlerini basın açıklamasıyla paylaştı.

Ehil olmayan şahısların yetki makamlarına getirilmesine engel olma noktasında siyasi grupların zorluklar yaşadığını kaydeden İkbal yaşananlar karşısında sessiz kalmanın da mümkün olmadığını sözlerine ekledi. Iraklı siyasi gruplar arasında uyum olmaması, yürütme kurumları ile denetim kurumları arasındaki ihtilafların mevcudiyetinin bunların gerçek anlamda görevlerini yerine getirmemesiyle sonuçlandığını belirtti.

Müfsitlerin çöreklendiği güvenlik birimleri ve idari birimlerden bunların temizlenmesi gerektiğini söyleyen vekil başbakandan başlamak üzere tüm birimlerine kadar yolsuzluğa batan hükümetten bunu yapmasını istedi. “Devletin vücudunu kemiren bir terör şirketi halini alan yolsuzluk mafyasını bitirmek için bir strateji belirlenmesi” yönünde cümleler serdetti.

Şeffaflık Komitesi, Genel Denetim kurumları gibi yolsuzlukla mücadele edecek kurumların varlığına rağmen neticenin istendiği gibi olmadığına dikkat çeken vekil tüm bunların asıl sebebinin gerçekte siyasi süreç olduğu gerçeğini ise es geçti.

2010 yılında meclisin aldığı yolsuzlukla mücadele milli stratejisi 2010-2014 yıllarını kapsayacaktı. Ancak şimdiye kadar yolsuzlukla mücadelede hiçbir ciddi adımın atılmadığı, aksine şeffaflık komitesi ve şeffaflık komisyonu üyelerinin dahi mecliste yolsuzluklara bulaşan siyasi parti temsilcilerinden oluştuğu biliniyor.

2011 yılı için Uluslararası Şeffaflık Örgütünün raporlarında en fazla yolsuzluk yaşanan ülkeler sıralamasında Afrika/Ortadoğu ayağında Somali, Irak ve Sudan geliyor.

IRAKTA MÜSLÜMANLARI ÖLDÜRMEYE SON VERİN KAMPANYASI


İRAN ANALİZ / Fanatik Şii Nuri Maliki iktidarındaki Irak hükümetine bağlı cezaevlerinde Sünnilere yönelik toplu idamlarda yoğun artış yaşanması, aynı şekilde ülke genelinde geniş kapsamlı rastgele tutukmaların yaşanması nedeniyle farkındalık oluşturma adına bir kampanya başlatıldı. Facebook üzerinden başlatılan İngilizce kampanya “Irak’ta Müslümanları Öldürmeye Son Verin” başlığını taşıyor.

Soykırım ve etnik temizlik halini alan tehlikeli gidişittan dünya kamuoyunu duyurmak için İngilizce başlatılan kampanya aynı zamanda Arapça sayfasını da hizmete soktu. “Irak’ta Müslümanları Öldürmeyi Durdurun!” başlığı taşıyan kampanya sosyal paylaşım sitesi facebook üzerinden duyuruldu. Sistematik bir şekilde yürütülen tutuklama, göçe zorlama ve öldürme gibi özellikle Ehli Sünnet kökenli Iraklı vatandaşları hedef alan haberler, gelişmeler ve yaşananlar kamuoyu ile paylaşılıyor.

Kampana sözcüsü Abdullah Abdurrahman ed-Devseri yaptığı açıklamasında: “Kampanyanın amacı ilk olarak Nuri Maliki hükümetiyle şu an Irak’a hükmeden Şii milislerin işlediği faciaları hedeflemektedir. Dünyanın inanılmaz garib ve suskun tavrının ışığında Ehli Sünnete yönelik bu suçları göstereceğiz.” dedi.

Bu kampanya ile birlikte Arapça ve İngilizce bir şekilde Irak’ta yaşananlara dünya kamuoyunun odaklanmasını hedeflediklerini sözlerine ekleyen ed-Devseri diğer dünya dillerini de eklemeye çalıştıklarını belirtti. İmkanları ve şartlar ne olursa olsun bir an bile olsa Maliki hükümetinin işlediklerini ifşa etmekten geri durmayacaklarını sözlerine ekledi.

Irak’taki Sünni kökenli vatandaşlara yönelik inanılmaz bir mezhepçi politika güden Maliki hükümetine, çeşitli Şii örgütlere ait gizli/açık cezaevlerinde 700.000′i aşkın kişinin tutuladuğuna inanılıyor. İşkence, dayak, kötü muamele ve en temel insani gereksinimlerin dahi temin edilmediği cezaevinde tutuklananların nerdeyse tamamına yakınının somut bir delil olmaksızın, daha önemlisi somut bir suçlama dahi bulunmaksızın, mahkemeye çıkartılmaksızın tutuklu bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Son aylarda gittikçe yoğunlaşan bir şekilde masum Sünni mahkumların toplu şekilde idam edildiği gelişmeler yaşandı.

Kampanyanın takibi için bu site ziyaret edilebilir http://www.facebook.com/stopkillinginiraq

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: