Günlük arşivler: Kasım 3, 2012

TOP SECRET : U.S. Customs and Border Protection Security Policy and Procedures Handbook


DÖKÜMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Harris Corporation Wireless Surveillance Products Standard Terms and Conditions of Sale


Harris Corporation Wireless Surveillance Products Standard Terms and Conditions of Sale.pdf

Seattle Police Department Unmanned Aerial System Operations Draft Manual


Seattle Police Department Unmanned Aerial System Operations Draft Manual.pdf

Ümit Özdağ: Bu ne korku?


4 Kasım’da (yarın) yapılacak MHP 10. Olağan Kurultayı’nın hemen öncesinde MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın yapmış olduğu açıklama, MHP’nin mevcut genel merkezinde 10. Kongre’yi kaybettikleri korkusunun yerleştiğini göstermesi açısından çok önemlidir. Tekrar edelim: MHP Genel Merkez yöneticileri 4 Kasım’da yapılacak Kurultay’ı kaybedeceklerini anlamışlar panik ve korkuya kapılmışlardır.

Bundan dolayı, MHP üst kurul delegelerinin, ülkücü iradenin ve bütün MHP seçmenlerinin seçme hakkı gasp edilmeye çalışılmaktadır.

Semih Yalçın’ın açıkladığı tuzak; Kongre Divanı oluştuktan sonra, genel merkezin dirijanlığında bir grup üst kurul delegesinin, kurultayın gündeminin değişmesi için önerge vermesi ile başlayacaktır. Verilecek önergede “Beraat etseler dahi Yüce Divan’da akçalı işlerden yargılananlar, MHP Genel Başkan adayı olamazlar” ifadesinin yer alması planlanmaktadır. Amaç, bu önergenin salonda “kabul edenler” , “etmeyenler” diye, el çabukluğu ile oylanarak, kabul edilmiştir diyerek ilan edilmesidir.

Her şeyden önce, kişiye özel kanun ve tüzük değişikliği mümkün değildir. Ayrıca MHP, 10. Büyük Kongresi’nin Seçim Kurulu Başkanlığı’na da verilip kamuoyuna açıklanmış resmi gündeminde “tüzük değişikliği” diye bir madde yoktur. Tüzük değişikliği teklifi için gündemde tüzük değişikliği maddesinin bulunması şarttır. Aksi halde 1000 delege bile teklifte bulunsa, teklif gündeme alınamaz.

Bu kat’i gerçek ve kesin hükümler ortadayken atılacak böyle bir adım, MHP’yi Türk kamuoyu önünde küçük düşürür. Böyle bir adımı MHP teşkilatları yarın seçmene nasıl anlatırlar. Böyle bir adım, MHP Kurultayını nasıl sabote eder? Bu tuzağı hazırlayanlar, ne olur ise olsun benim olsun mantığı ile MHP’ye köklü bir zarar vermeyi göze alarak, kurultayı kaybetme korkusu içinde gözleri dönmüş bir şekilde hareket etmektedirler. Kurultayı kaybettiğini anlayan MHP Genel Merkez yetkilileri, Koray Aydın ile yarışmayı göze alamamaktadır.

Eğer MHP Genel Merkezinin şimdiki yöneticilerinin biraz cesareti var ise, üst kurul delegelerinin akıllarına, yüreklerine, ahlaklarına güvenmelidirler. Üst kurul delegelerine güvenmeyen bir zihniyetin MHP’yi yönetmeye de hakkı yoktur. Koray Aydın’ın şansının olmadığını iler sürenler, bunu Bizans oyunları ile değil, üst kurul delegelerinin oylarına güvenerek, denemelidirler. Bu, yapılması düşünülen seçimden kaçmaktır.

Değerli üst kurul delegesi arkadaşlarım;

5 Kasım 2012’de Kurultay’dan sonra evlerinize döneceksiniz. MHP mevcut Genel Merkezinin bu şekilde hareket ederek namusunuza emanet edilen oylarınızı gasp etmesine izin verirseniz, evde eşinize, çocuklarınıza, anne ve babanıza, aile dostlarınıza ve komşularınıza ne diyeceksiniz? Oyunuzu Koray Bey’e veya Devlet Bey’e verebilirsiniz. Bu sizin ananızın ak sütü kadar helaldir. Ancak Koray Aydın’ın aday olması engellenir ise sizin elinizden Devlet Bahçeli’yi de seçme hakkı alınacak. Çünkü seçmek, iki veya daha fazla kişi arasından olur. Bu hakkınızın gasp edilmesine izin vermeyin.

Hak, hukuk, adalet, Milliyetçi Hareket sloganı için onca şehit vermiş bir hareketin mensupları olarak, hakkın, hukukun ve adaletin çiğnenmesine izin vermeyin. İradenizi çiğnetmeyin. İtilip, kakılmaya izin vermeyin. Allah yardımcınız olsun. İnşallah Kurultay bir dirilişe vesile olur.

Yeniçağ

‘Uğur Mumcu da araştırılsın’


CHP’li Havutça ‘Denetleme Kurulu harekete geçsin’ dedi.

Mehmet TOSUN / BANDIRMA (Balıkesir), (DHA) – CHP Balıkesir Milletvekili ve TBMM İçişleri Komisyonu Üyesi Namık Havutça, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesiyle ilgili olarak Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirmeye çağırdı.

CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutca, Balıkesir’in Bandırma ilçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin 12 Eylül darbesinden sorna demokrasi adına karanlık bir döneme girdiğini söyleyen Havutça, “Bu dönemde demokratik bir Türkiye için mücadele eden Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu faili meçhul cinayetlere kurban gittiler.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, faili mechul cinayetlere giden bu aydınlar için de Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirmesini bekliyoruz” dedi.

Basın mensuplarına yaptığı açıklamada, 8′inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümündeki şüpheye de değinen Namık Havutça, “Turgut Özal’ın politikalarını kabul etmesek de, ülkemizin cumhurbaşkanının ölümünün şüpheli olması, üzerinde durulması gereken bir konudur. CHP olarak bu konunun takipcisiyiz.

Demokratik kurallar çercevesinde siyaset yapan hiç kimse, düşüncelerinden dolayı öyle ya da böyle yargılanmamalı, şiddete maruz kalmamalı ve şüpheli bir şekilde öldürülmemelidir. Bundan dolayı 8′inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatıyla ilgili araştırmada sonuna kadar gidilmelidir” diye konuştu.

İŞTE ÇÖZÜM! DEVLET KURABİLİRSİNİZ!..


Şimdi yazıya girmeden önce şunu açıkça ortaya koyalım ki; birileri eğer devlet kurmak istiyorsa, elbette buna hakları vardır, burada bize düşen görev; ‘Birleşmiş Milletler’den ricacı olup bu soruna bir çare bulunmasını sağlamaktır! Yine ve elbette ki kurdukları o devlette kendi dillerinde eğitim yapma hakları da vardır, aksini düşünmek asrımızın ulaştığı o büyük medeniyet(!) seviyesine ters düşmek demektir ki; o da bize yakışmaz..

Bırakınız insanlar kendi devletlerini kursunlar; ne var bunda o kadar karşı çıkacak anlamış değilim! Bazen hakikaten düşüncesizce yaklaşıyoruz böyle hayatî konulara ve bu yüzden de pek çok aktivist(!)i üzüyor ve daha da acısı, tek bir kitap yazarak seksen yıldır o kitabın geliriyle geçinen bazı aydın(!)larımıza da haksızlık da etmiyor değiliz hani!..

Bir de ayrılıkçı-bölücü, hadi orayı geçtim, utanmadan(!) ‘vatan haini’ damgasını vuruyoruz bu insanların alınlarına; oysa onlarla otursak konuşsak ortak bir noktada buluşacağımıza adım gibi eminim; çünkü bu talepler hayli insanî(!) ve oldukça haklı(!) talepler.

Belki şu eleştiri getirilebilir; biz bunca devleti kurarken kimseye sormadık, kimseden icazet almadık; biz kurduk, yine biz yıktık; siz niye ortalığı ayağa kaldırdınız ki, her yanı velveleye verdiniz! Kurun devletinizi efendim.. şeklinde…

Tabi ki bu çok yanlış bir bakış açısı; öncelikle ortalığı ayağa kaldıranlar bu insanlar değil, haksızlık etmiş olmayalım; zirâ ‘ortalık’ onları ayağa kaldırmıştır! Burada başka bir eleştiri daha getirilebilir; efendim siz ayağa kalmaya hazır olursanız, sizi ayağa kaldıran çok olur.. şeklinde… Tabi bu da çok yanlış bir yaklaşım olur kanımca; lakin bu talepte bulunan insanlar oldukça naif(!) ve bir o kadar da ince(!) ruha sahiptirler, durduk yere onları kırmaya ne hâcet!

Bakınız bunca insan ‘açlık grevi’ne girdi, ne için? özgürlük için! Ne var yani özgürlük istemek kötü bir şey mi? Bunca aydın(!) boşu boşuna mı destek veriyor bu insanlara; yani onca kelli-felli adamlar bilmiyor, sen mi biliyorsun doğruyu, demek geliyor içimden; sana da kıyamıyorum, biliyorum ki içinden ‘yalnız yapamazlar, ham yaparlar onları’ babından kardeşçe bir düşünce geçiyor.. e haklısın, ne diyeyim!..

Ama adamlar kendi devletlerini istiyorken, bize laf düşmez(!) Mesela, evini taşırken üç-beş arkadaşın yardım etti diyelim, sonra da yorgunluktan senin yatak odanda uyuyakalmışlar hemen ertesinde de odayı kendilerine istemişler ‘biz sana yardım ettik taşınırken, sen de odanı bize vereceksin’’ gibisinden.. cevabın ne olurdu bir düşün bakalım!..

‘’Hiçbir şey insan hayatından önemli değildir’’ diyor, açlık grevine destek veren aydın(!)larımız, demek ki bir bildikleri var; yoksa onlar değil, sen olurdun aydın! öyle değil mi ama… Yanarım yanarım Yaşar Kemal’e ‘Nobel’i vermediler ona yanarım; zannımca kendisi de ‘’bu yaştan sonra gelen Nobel’i …’’ diyecektir!

Ya Livaneli’ye ne demeli; onun büyüklüğünü ve insanlığını ‘Yahudi lobisi’ bile anladı biz anlayamadık, işte ben ona da yanarım!.. Sanırım 2009 yılıydı UNESCO genel direktörlüğü için Mısır Kültür Bakanı Faruk Hüsnü’yü istemeyen ‘Yahudi lobisi’ onu engellemek için Zülfü Livaneli’yi desteklemişti; ancak Mısır’la arasını bozmak istemeyen hükümet destek vermeyince Bulgaristan’ın Paris Büyükelçisi İrina Bokova direktörlüğe seçildi. Yani o makam ne Livaneli’ye ne de Faruk Hüsnü’ye yar olmadı.. Ben Can Dündar’ın yalancısıyım.. (25 Ağustos 2009 tarihli yazı okunabilir. Milliyet).

Yani diyeceğim o ki; Yahudi lobisinin desteklediği bir Livaneli açlık grevine destek veriyorsa, e bunun arkasında bir şey aramayın artık! Bu adamda bir yanlış olsaydı, koskoca ‘lobi’ onu desteklemezdi zannımca, yani mevzûyu uzatmaya gerek yok, onlar bilmiyor, biz mi biliyoruz!. gibisinden…

Biz dönelim asıl konuya; devlet, bahçeli olan değil; bildiğimiz devlet! Adamlar kendi devletlerini kurmak, kendi idarelerini ele almak istiyorlar ve yıllardır da haklı(!) mücadelelerini veriyorlar, yani sizin anlayacağınız bizi ilgilendirmez artık. Bizim sınırlarımız belli, olmazsa olmazlarımız belli, yani bizi enterese eden bir mevzu yok ortada, bundan sonrası bizim ağabeyliğimize kalacaktır. Öyle ya, yol- yordam bilmezler, bir devlet nasıl kurulur, gerektiğinde nasıl yıkılır hepsini öğretmemiz gerek. İşte bu aşamadan sonra aydın(!)larımızla bir araya gelip yol haritasını çizmemizin vakti gelmiştir…

Ünlü Türk(!) büyüğü Tayip Erdoğan bey ‘gerekirse İmralı’yla da görüşülebilir’ dediğinde, bizim kendini bilmez(!) Kemalist’ler ayağa kalktı; ‘olur mu efendim’, ‘bu ne cüret’ gibisinden; oysa o söz yerli yerinde söylenmiş ve tarihi derinliği olan bir sözdü! Yukarıda ‘lobi’ demiştik, işte yine sahnede, açıkçası adamlar, ‘adam’ın hasını bulup seçiyor, sonra da seçtiriyor kardeşim; ama biz halk olarak ne yapıyoruz, bu ‘adam’ları beğenmiyoruz! Yanlış(!)

Konuşmadan, dertleşmeden bu işler hallolmaz, öyle her teklife karşı çıkarak çözüm de bulunmaz; önce bunu kafamıza bir sokalım. Biz Atatürkçü müyüz, evelallah Atatürkçüyüz! Ne yaparız biz; On Kasım’larda Anıtkabir’e gideriz, bayramlarda da anıtlara çelenk koyarız! bitti bu kadar!.. Gerisini de bırakalım devlet büyüklerimiz halletsin değil mi!

Gelelim çözüme; İmralı’ya gidersin, alırsın Apo’yu karşına, önce bir sorarsın, ‘adamım, ne istiyorsun sen?’ diye. Devlet kurmak mı? Eyvallah..

Sonra sorarsın, ‘kimlerle kuracaksın bu devleti’ diye. Muhtemelen Kürtlerle, diyecektir, hemen araya girip,

‘Sen Ermeni değil misin Apo, nâm-ı diğer Agop değil misin sen?’ diyeceksin. Kem küm edecek, olsun sen büyüksün; alttan alacak, yardımcı olmaya çalışacaksın. Sen soracaksın, o bir şeyler geveleyecek, epeyi bir süre devam edecek bu hasbıhâliniz..

En sonunda ona diyeceksin ki; ‘’bak Apo efendi, biz seni bir yere bırakmayız, otur oturduğun yerde ve ancak senin peşinden devlet kurma hayaliyle yanıp tutuşanlar için bir şeyler yapmaya çalışacağız; içini ferah tut..’’

Sonra ‘Birleşmiş Milletler’i arayıp olağanüstü bir toplantı talep edeceksiniz, Obama yakın dostunuz, ‘lobi’ zaten arkanızda, dış işleri deseniz; prens Davut, bayan Clinton’la kanka vaziyetleri, e artık tüm maharetlerinizi kullanıp ‘GRÖNLAND’dan uygun bir yerin bu özgürlük/!) savaşçılarına verilmesini sağlayacaksınız!.. Gerçi; Danimarka, Rusya, ABD ve Norveç de hak iddia ediyorlar ama; ucundan azıcık bir parçanın kimseye bir zararı olmaz! Hem renk olur bu ‘batı’lı medeni(!) dostlarımıza, zaten Eskimo halkı da yalnızlıktan bezmiş durumda iken, isabet olur…

İşte çözüm bu kadar basit!

Herkesin devlet kurma hakkı vardır, kutuplar boş anasını satayım; gidin yerleşin!.. Bayrağınız bizden; BİZ derken, biz ‘Türk Milleti’yiz; asırlardır içimizde yer alan tüm halklarla birlikte, ırkımız ise İNSAN!..

..Tarihin bizle başladığını söylüyorlar, sonunun gelmesini istemiyorsanız, Biz’le iyi geçininiz!

Cem Yağcıoğlu / 02-11-2012

Doğu Perinçek: Örgütsüz, kendiliğinden hiçbirşey olmaz


Arkamızda kalan 364 güne göz atmaya ne dersiniz? Gaipten gelen sesi duydunuz mu? Neyi çok merak ediyorum? Yiğitsen Ulus Meydanı’na gelsene! Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu’na giden “istihbarat” ilk kez bu yazıda açıklanıyor. 29 Ekim günlü Cumhuriyet, Sözcü gazetelerinin ilk sayfaları ve Aydınlık’ın ilk sayfası neyi anlatıyor? Örgütsel alınterinin rolü? Karamsarlık konforu! Bırakalım mı örgüt meselesini? Havaya yapılan çağrılar ve bizim çağrımız?

Bekir Coşkun, iki yazarımdan biridir, “Barikat geçildi… Yetmez” diyor. Ve hepimizi ateşliyor:

“Biz…
Hepimiz…
Çok çalışmalıyız…
29 Ekim yetmez…
Daha 364 gün var…” (Cumhuriyet, 1 Kasım 2012)
Şöyle anlıyorum: Daha fethedeceğimiz 29 Ekimler var.

“Gel mavi gözlüm”

Destur varsa, önümüzdeki 364 günün sorumluluğunu tanımlamaya yardımcı olmak için, arkamızda kalan 364 güne göz atmaya ne dersiniz?
Cumhuriyet güçleri içinde, Öncü örgütlenmemin tarihsel rolünü anlamayanlar bir haylidir. Onlara bakacak olsanız, Mustafa Kemal Paşa adında bir “peygamber” tanrısal bir emirle bu milleti ayağa kaldırmıştır.

Teşkilatı görmezler, çünkü kendileri teşkilatsızdır ve yine o “mavi gözlü peygamber”in gelmesi için her gün dua etmektedirler. Gelmeyeceğinden de emindirler.

Gaipten gelen ses

O Cumhuriyetçilere göre, 29 Ekim 2012 sabahı, Dört Yüce Melek’ten İsrafil Sur’u üfleyince, millet akın akın Ulus Meydanı’nın yollarına düşmüş ve o şahlanış kendiliğinden olmuştur.

Bu büyük işi başaranlar dahi, örgütün rolünü göz ardı eden kitle kuyrukçusu söylemin peşine takılmışlardır: “Ankara halkı şöyle kahramandı, böyle kahramandı, barikatı şöyle yardı, böyle yardı.”

Oysa halk gaipten gelen sesle yalnız masallarda şahlanır.

Tarihten öğreniyoruz ki

Oysa tarih bize şunu öğretiyor: Örgütsüz halk ayak altında kalır. Halkları kahraman yapan, öncüleridir. Yakup Kadri’nin Yaban romanında duvarın dibinde bitini ayıklayan zavallı köylü, iki sene sonra Afyon ovasında kahraman olur. O’nu kahraman yapan, İstiklâl Savaşı’nı örgütleyenlerdir.

Tarihte örgütsüz kazanılmış herhangi bir halk zaferi yoktur. Takvim yapraklarında yeri olan büyük günlerin kendiliğinden gerçekleştiğini sanacak olursak, önümüzde okunmaya değer bir takvim yaprağı olmayacaktır.

O nedenle, “çalışalım, ter dökelim” çağrıları havaya yapılırsa, atmosferde belki dalga dalga ilerleyecektir, ama o sesi yalnız melekler duyacaktır. Tarih kayıtlarında, herhangi bir halkı meleklerin örgütleyip 29 Ekimlere ulaştırdığına dair bir kayda biz rastlamadık.

Çok merak ediyorum

Çok merak ediyorum, acaba 29 Ekim 2012 günü halkı Ulus Meydanı’nda toplamaya hangi örgüt karar verdi ve kolları sıvadı? Hangi örgüt, yüzbinlerin ayağa kalkacağının farkındaydı? Tayyip Erdoğan’ın F savcıları o örgütün yakasına yapışsın diye değil, bu merakım. Önümüzdeki 364 güne ışık tutalım, maksat bu.

Acaba hangi örgüt ve örgütler, aylardır 24 saat bütün Ankara’da ve Türkiye’de halkı seferber etmek için uğraşıyor?

O 41 örgüt nasıl bir araya getirildi ve umutsuzluklar, karamsarlıklar nasıl, hangi çabalarla aşıldı?

Tayyip Erdoğanlar, “yassak” deyince, “yaparım, hakkımdır” diyen irade, neyine güveniyordu? Duraksamalar, yan çizmeler, nasıl geçildi?

Yiğitsen Ulus Meydanı’na gelsene

Hatırlayınız, daha 29 Ekim’den üç gün önce, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, “Biz Genel Başkanımızla 29 Ekim’de Kadıköy’deyiz. Erkekseniz, gelin

Kadıköy’ü yasaklayın” diye Tayyip Erdoğan’a kahramanca meydan okuyordu. Bunu duyanlar kuşkusuz içlerinden “Madem o kadar erkeksiniz, Ulus Meydanı’nda göstersenize o erkekliğinizi” demiştir kuşkusuz.

“İstihbarat”ı açıklıyoruz

CHP liderlerine de Tayyip Erdoğan’a giden aynı “istihbarat” ulaştı. “İstihbarat şuydu: Vatan ve Cumhuriyet Buluşması’na 100 binler katılacak!

CHP, 19 Mayıs yürüyüşüne ve Hatay’daki direnişe yan çizme hatasını bir kez daha tekrar edemezdi. İyi ki iki gün kala karar değiştirdiler, herkes sevindi.

Bilmiyorum anlata bildim mi, bir örgütlü kararlılık, bu büyük milleti topladı Ulus Meydanı’na. Kararsızları kararlı yapan da o öncü kararlılıktır. Onları alkışlayalım diye yapmıyoruz bu saptamayı. Başarıya ilerlemenin başka bir yolu yoktur. Kitle kuyrukçuluğuyla elde edilecek bir zafer yoktur. Bugün bunu bilmek zorundayız.

29 Ekim günlü Cumhuriyet ve Sözcü

29 Ekim günü Cumhuriyet cephesindeki gazetelerin birinci sayfalarına bakınız, 29 Ekim öncesi çalışmalarını göremezden gelen tavrı sürdürüyorlardı:

Ulus Meydanı’nda halkı toplamak için bir irade, bir istek, bir işaret görebiliyor musunuz?

Ama o kararlılık iki yüzyıllık devrim tarihimizde her zaman vardır, her zaman örgütlüdür ve o sabah da halkına ulaşmıştır:

Örgütlü alınteri

30 Ekim günü herkes büyük zaferi kutluyordu, coşku içindeydi. Ama 29 Ekim’e kadar o kararlılık, o planlama, o seferberlik, o gayret, o alınteri, örgütseldir. Burada Hukuk Fakültesi’nden sınıf arkadaşım, ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın duruşundaki sağlamlık örnektir.

Örgütsüzlük umutsuzluktur

29 Ekim’den önce, orada belki bir-iki bin kişi toplanır diyen kimi Cumhuriyet aydınlarımız, hep karamsardır; hep umutsuzdur; kurtarıcıyı hep gökten beklemişlerdir. Yeryüzünden habersizdirler. Çünkü örgütsüzdürler. Umudu veren örgüttür. Ayağı yere bastıran da örgüttür, Partidir!

Karamsarlık konforu

O aydınlarımız, öncü örgütlenmenin 19 Mayıs 2012 günü İstanbul’da 240 bin kişiyi yürüttüğünü de görmemişlerdi. Karamsarlık, onların konforudur. Görseler, konforları bozulurdu. Düzenlerini karamsarlık içinde kurmuşlar. Oysa iyimserlik, cesaretin yarısıdır.

16 Eylül 2012 günü Hatay’da halk o Öncü örgütlenmenin önderliğinde ayağa kalktı. Açın Cumhuriyet ve Sözcü gibi Cumhuriyetçi gazetelerimizi, öyle bir olay olmamıştı. Halkın mücadelesini görmek istemezlerdi; çünkü arkasında düzen karşıtı örgütlenme vardı. Düzenin içinden bakarsanız, bundan sonra Atatürk

Devrimciliği adına yapılan önemli işleri “illegal” görürsünüz, Tayyip Erdoğan’ın duygularını paylaşırsınız.

Bırakalım mı bu örgüt meselesini?

Bu yazılanları hâlâ anlamak istemeyenler vardır ve hep olacaktır. Onlar “bırakalım bu örgüt meselesini” derler ve diyorlar. Hatta “bu örgüt meselesi bizi böler” diyenler bile vardır. Örgütsüz olanların böyle düşünmeleri olağandır. Düşüncelerini düzeltmeleri için örgütlü olacaklar.

Oysa Öncü örgüt, meselenin özüdür. Eğer 364 günlerde Bekir Coşkun’un çağrısı uygulanacaksa, mesele örgüt meselesinden başka bir şey değildir.

Havaya yapılan çağrılar

Ve en önemlisi halka “çalışın, mücadele edin” çağrısı yapanlar, örgütsüz ise, çağrılar havayadır!
Bizim bu konuda bu arkadaşlarımızı ikide bir rahatsız etmemizin nedeni de, o çağrılar boşlukta kalmasın diyedir ve özlemlerimizle buluşalım diyedir.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: