Günlük arşivler: Ekim 22, 2012

Fetva Başı 100.000 Dolar?


Yakubi, bazıları konsültasyon başı para aldıkları halde diğer bilim adamlarının avans aldıklarını söyledi.

1000 yıllık islami el yazmalarını araştırmak, bir mali danışman sosyetenin açması tipik tarzı olmasa gerek; fakat arap entarisi ve başındaki kareli örtüsü ile, Şeyh Nizam Yakubi alışıldık bir uzman girişimci değil.

İslami maliyeciliği gözlemleyen müslüman bilginlerin seçkin grubunun üyelerinden biridir Yakubi. Bankacı firma, Niş pazarını hızlı şekilde geliştirmekte. Mülti-bilyon dolarlık işlerde tavsiyede bulunamıyorsa, boşanma ve aile meseleleri gibi sorunlarda, her gün özel bir izin veriliyor.

1989’da bir arkadaşının isteği üzerine islami bir bankayı gözetmeyi kabul ettigi zaman, Yakubi, full-time kutsal bir adam olmaktan ve akademik bir hayattan vazgeçti. Bu karar onu güçlü bir maliciye yöneltecek.

Yakubi, Reuters Islamic Finance Summit’te şunları söyledi: "Ona burada ne yapmam gerektiğini bilmediğimi söyledim. Bilgi deneyimi olarak algıla dedi."

Londra, New York, Dubai ve Bahreyn arasındaki anlaşmalarda, bir sonraki hafta islami firmayla ilgili 80 bilyon dolarlık varlığın karar verileceği islami kurala uygunlukla alakalı soruların yer aldığı sarsıntılı tartışmada, Yakubi alimlerin yönetim kurulunda oturacak.

İslami bankaya istek göndermek, dünya müslümanlarının 1.3 bilyonunun garanti verilmesiyle beraber uygun biçimde yatırım yapma araştırmasında oldukları anda meydana geldi. Uzman Mckinsey’e göre, 30 yıl önce neredeyse hiç bişey olan 1 trilyon değerli mal varlıklarını firma işletmeye çalışıyor.

İslam dünyasından onay alan geniş çapılı vücut standartlarına en çok uyan Yakubi, islami kural veya şeriatın yönetim kurulunda oturuyor, İslami Mali Muhasebe ve Denetleme Organizasyonu Kuruluşları.

Aynı zamanda, HSBC’nin islami birimleri ve BNP Paribas (TEB) birimlerini içeren bankaların şeriat danışmanlığı koltuğunda oturuyor ve Dow Jones’a fikir veriyor.

Bu tur şey onun uzmanlığı ve biraz emsalliğini istiyor. Bazı medya muhabirleri Yakubi’nin fetva başı 100.000 dolar harç emrettiğini ve senelik getirisinin 1 milyon dolardan fazla olduğunu vurguladılar.

Reuters’in danışdığı 4 bankacı, faaliyetlerinin zarar görmesi korkusuyla, bilim adamlarına ne kadar ödediklerinin kaydını söylemeyi reddetti.

Yakubi harca yenik düştüğünü reddetti, fakat bazıları konsültasyon başı para aldıkları halde diğer bilim adamlarının avans aldıklarını söyledi. Alimine ve konsültasyonun süre ve zorluğuna göre harçlar çılgınca değişiyor dedi.

Yakubi: "Onların milyoner olduklarının kanıtı yok, tek başına onlar bilyonerler" dedi.

"Eğer bir kimse alimlerin hayırsever bir toplum olduğunu zannederse, bu yanlıştır. Onlar profesyoneldir." dedi. Ve şunları ilave etti: "maliyede çalışan islami alimler genellikle avukat ve mali uzmanlar kadar para kazanıyor".

Yakubi boş vaktini 50.000 ciltlik özel koleksyonunun arasından 2000 eski dini el yazmalarını inceliyor. En aşağı bir metnin 1000 senelik eski olduğunu söyledi.

"Eğer kamuoyunun saygısını elde eden yetenekli bir alimden bahsediyorsanız … kurallarıyla davranışını yansıtan ahlaklı bir kişiden bahsediyorsunuz demektir." dedi.

Ana dili arapçanın yanı sıra, Yakubi, ingilizce, farsça ve urduca konuşuyor. Bütün bu dilleri çalışmasında kullanıyor. 10 yaşında dini metinler üzerine çalışmaya, 16 yaşında ise öğretmeye başladı.

Ekonomik ve kıyaslamalı din konusunda berlirli dereceye yükselen Yakubi, "Modern bankacılara ve maliyeye şeriat kurallarını verebilen her hangi birisi, özellikle evrensel olçüde, çok disiplinli zemini olması gerekiyor." dedi.

"Her ne kadar şeriat temel taş olsa da, iyi bir ticari bilgi, finans, ekonomi ve değişik zeminli yasal uygulamalar, artı modern dillerin bilgisi çok önemlidir" diye ekledi.

Kaynak: Reuters

Çeviri: Vildan YAKUT

SONBAHAR DUYGUSALLIĞINDA HUKUK VE VİCDAN


Sonbaharın kendini geç de olsa gösterdiği anlardayız.

Yaprakların sararıp kaldırımlara savrulduğu ve nostaljik duygularla yoğrulduğumuz aylara geldik.

Bir yılın sonu daha yaklaştı.

Genelde bu aylar üretken sanatçıların hasat zamanıdır, aynı üretken çiftçiler gibi.

Bir yıllık çalışmanın ürünlerini toplama zamanıdır. Keşke bu sayfada memleketteki sanatçıların ürettiklerini yorumlayabilecek bir sosyolojik hayatımız olsa. Şiir konuşsak, vizyona giren son filmleri tartışsak.. son albümlerdeki tınıların kalitesinden söz etsek. Ne mümkün!

Çığırından çıkmış bir ülkede neleri konuştuğumuz malum.

Memlekette kan ağlayan ve sosyolojik algılarımızı alt-üst eden başlıca konu hukuk oldu. Dilerseniz size bir iki davadan giriş gâh yapayım…

Sanıklar: J.Kurmay Albay Vecihi Eyigün, J.Binbaşı Hakan Başaklıgil, J.Ütğm Muhlis Çolak, J.Bçvş Kabil Tanyeri ve jandarma özel harekat B timinde görevli uzman erbaşlar İsmail Taşdemir, Hasan Kaya , Ünal Demirbaş, Hasan Emir, Mustafa Küpeli, Abdülkadir Karaca, Abdülmütalip Ateş, Mustafa Perpil, Mehmet Kocabuğa, Hamza Çelik, Hüseyin Güzel, Mevlüt Mete, Özgenç Soylu… Tam On yedi devlet güvenlik gücü personeli..

İsnat Edilen Suç: Kasten Adam Öldürmek..

Deliller: Adı gizli tutulan “gizli tanık ifade tutanağı

Olay: 7 Ekim 2009 tarihinde Van ili Buğulukaynak mezrası kırsalında güvenlik güçlerinin “dur” ihtirına uymayıp kaçan, kaçarken de silahla karşılık veren üç kişinin eylemlerinin meni ve ele geçirilmesi için başka bir yöntemin kalmamasına dayalı silah kullanmak yolu ölü ele geçirilmeleri.. Bu olay sonu operasyona katılan personele takdirname ve üstün harekat şerit rozetleri verilerek ödüllendirilir.

Ancak 2012 yılında Van Özel Yetkili Savcısı‘na adı açıklanmayan biri ihbar mektubu yazar. İddianame ise bu mektuba dayandırılarak yazılır. Ve personeller Van Özel Yetkili Savcılığına bilgileri alınmak üzere çağrılır. Hepsi de çağrıya icap eder. Ancak olayda görevli 2 personel davete icap edemez. Zira onlar şehit olmuşlardır.

On yedi personelde iddianamede kast edilen suçu ret eder. Ancak bunlar savcıya göre makbul değildir. Ardından nöbetçi mahkemeye “kasten adam öldürmek” suçu ile tutuklanmaları talebi ile sevk eder. Şüpheli/sanıkların İfadeleri birbirleri ile çelişmemektedir. Olay Yeri Tespit Tutanağı delil olarak verilir mahkemeye.. ve CMK’ya göre avukatları isnat edilen suçlamadan aklanmak için gizli tanık ile çapraz sorgu isterler. Bu istek CMK hükümlerine göre yerindedir. Ancak mahkeme bu isteği geri çevirir.

Savcı iddianamesine göre teröristler ve onları saklayan şahıs teslim oldukları halde görevli askerler onları infaz etmiştir. Bundan hareketle kasten adam öldürmek suçu işledikleri savındadır. Adam yerine konan ise askere gözünü kırpmadan namlu doğrultan eli kanlı terör örgütü üyeleri ve onların destekçileri..

Sonuç olarak on yedi personelin ifadeleri, olay yeri tespit tutanağı, adli tıp raporları ve çapraz sorgu talebi ret edilerek mahkeme tutuklanmalarına karar verir. Ne garip ülkeyiz değil mi? Ben şimdi birkaç askere gıcık olsam. Hani en bayağı tabir ile “gıcık” olsam.. git bilmem ne savcısına üfür. Şu şunu yaptı bu bunu yaptı diyeyim. Sonra onlar çağrılsın. Ardından masumiyetlerini belgelemek adına çapraz sorgu talepleri de anlamsızca ve hukuki gerekçe gösterilmeksizin yerine getirilmesin.. sonrada tutuklansınlar. Ne güzel ülke olduk!!!..

Sonrada sadrazam çıksın tvlere “terörle mücadelede azmimiz devam“ etsin desin.. Pardon… Hangi azim, anlayamadık?

Terörle mücadele ederken kimlere yetki vereceksiniz peki? Tutuklanan askerler olsa gerek.. Reva gördüğünüz hukuki muamele ortada sayın sadrazam. Sakın bende suç demeyiniz. Zira bu savcılara o makamları ve yetkileri kurduğunuz yeni HSYK verdi. Doğrudan sorumlusunuz.

İkinci dava örneği…

Sanık: Malatya İnönü Üniversitesi eski rektörü Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu.

İsnat Edilen Suç: Hükümeti devirmek için silahlı terör örgütü yöneticisi olma. (SÖZDE) Ümraniye davası)

Deliller: Malatya ordu komutanı ile bir akşam yemeği buluşması. Cumhuriyet mitinglerine katılım. Yine gizli ve efsun tanık ifadeleri..

Diyarbakır ve Bingöl illerinde çalıştığım yıllarda memlekete döndüğümüz yıllık izinlerde o uzun yolda bana en kıvanç veren yerlerden biride Malatya’daki İnönü üniversitesi nizamiye kapısı idi.

Orada koskocaman ışıklı bir yazı duruyordu. “TÜRKİYE ATATÜRK’TÜR. ATATÜRK TÜRKİYE’DİR”…

Eşim de ben de bu yazıyı gördükçe yüreklerimize huzur doluyordu.

Sonra öğrendik ki o yazıyı zamanın rektörü Gastreontoloji Cerrahı prof.dr Fatih Hilmioğlu yazdırmış. Tabi çok sonra öğrendik, Fatih hoca tutuklandıktan sonra.

Peki kimdir Fatih Hoca?

Fatih Hoca 1978 yılında Ankara’da dev-sol terör örgütü tarafından davadan (dava malum.. Cumhuriyeti Marksist bir ideolojiye dönüştürme davası) döneklik etti bahanesi ile Kahramanmaraş CHP milletvekili iken “ATATÜRK’ün partisinde bu Marksistlerin ne işi var“ deyip daha iyi çalışacağını düşündüğü MHP’ye geçerek oradan senatör seçilen ve bir suikast ile katledilen Hilmi Soydan’ın oğludur…

Fatih Hoca tıp fakültesini bitirdikten sonra göreve başladığı ilk yıllarda babasına olan sevgisinden dolayı soyadını Soydan’dan Hilmioğlu’na çevirir.

Bir ömrü ATATÜRK sevdası ile yaşayan bir hekimdir. Plantasyon karaciğer naklini dünyada uygulayan ilk hekimlerdendir. Onun ilk cerrahi müdahaleleri bugün tüm dünyada tıp fakültelerinde ders olarak okutulur. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş ya.. onun misali Fatih hocamızda mesleğinden ötürü karaciğerine hastalarından virüs geçer. Kendisi siroz hastasıdır.

Fatih Hoca görev yaptığı yıllarda başında bulunduğu üniversitenin kampüsünde rahat rahat fink atmak isteyen Fettullah Gülen hareketine engel olmak istemesi bu konudaki çabaları ve rektörlük kararnameleri yüzünden düşman sahibi olmuştur.

Malatya kentinin belediye başkanı, iktidar partisi vekilleri ve bunların yardakçı gazeteleri ve çalışanları Fatih Hoca hakkında kara propaganda başlatmışlardır.

Fatih hoca bu kara propaganda ile uğraşırken Malatya İnönü üniversitesi ise gerçek bir eğitim öğretim yuvası olmaktadır.

Derslikleri, kütüphanesi, yeni açılan fakülteleri, konservatuvarı ile gömlek değiştirmektedir. Kampüs içindeki sosyal hayatta siyasi grupların baskısından uzak gerçek bir akademik hayatın gerektirdiği şartlar içindedir. Yolları, kaldırımları ve kolaylık tesisleri ile doğuda en iyi üniversitedir. Ankara’dan İstanbul’dan ve başka şehirlerden hatta sınır ülkelerinden hastalar üniversitenin tıp fakültesi hastanesine şifa bulmak adına gelmektedir. Malatya şehri sadece akademik yaşantısı ile cazip bir kent olmuştur.

Ve bir gün…

Bilmem kaçıncı dalgada gözaltına alınan onlarca isim arasında hekim olan Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu’nun da olduğunu gördük…

Nedeni ise darbe yapacakken yapmaması imiş…

Bir rektör hangi ülke de darbe yapmış acaba bileniniz var mı?

Ben bilmiyorum.

Acaba diyorum Fatih Hoca ziraat fakültesi öğrencilerine “siz meclisi basın”, “hukuk fakültesi öğrencilerim.. siz de basılan meclisteki vekilleri ve hükümet üyelerini gözaltına alın..” , “siz iletişim fakültesi öğrencileri sizde TRT’yi ele geçirin. Dekanım mümkünde darbe sekteryalığına sizi atıyorum. Çık TRT’ye şöyle okkalı bir el koyduk de” , “iktisat ve işletme fakültesi öğrencilerim.. sizler de merkez bankası ve diğer bankalara el koyun.. dekanım sen de maliyeden sorumlu adamımsın ona göre” “eğitim, fen edebiyat, iki yıllık yüksekokul öğrencilerim.. sizler de burada yani Malatya’da ihtiyat olarak bekleyin mi?” dedi.

Akıl, izan ve vicdan bitti… Fatih Hoca ölümcül hastalığı sebebiyle tutukluğunun ilk yıllarında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mahkum koğuşunda tutuluyordu.

Sonra HSYK değişikliği ile tüm adli makamların dönüştürüldüğü zamanlarda yeni kurulan bir adlı tıp komisyonu tarafından şu karar ile cezaevine gönderildi. “tutuklunun hayati tehlikesi vardır. Ancak cezaevinde kalması için engel değildir

Biri bana bunu izah etsin…

Ne demek bu?

Bendeki algı şu.. “sizden nefret ediyoruz. Sizin ölümcül hastalığınız bizi ilgilendirmiyor. Biri bize intikam dedi biz de onların kuluyuz. Bu kararı aldık"

Ben başka izah göremiyorum.

Uzun bir Pazar yazısı oldu. Sıktıysam kusura bakmayınız.

Ancak değerli bilimadamı Fatih Hilmioğlu’nun oğlu Emir Hilmioğlu geçen hafta bir trafik kazasında yaşamını yitirdi.

Ailenin acısını paylaşıyoruz. "Dayan Fatih hocam.. Yıkılma. Dik dur. Yıkıldığın an seni ve bizleri yıkmak isteyenlerin zafere ulaştıkları andır"

Bu çağrı cezaevlerine son 10 yıldır tıkanan tüm ATATÜRKÇÜ asker, bilimadamı, gazeteci, düşünür, memur ve herkes içindir…

VİDEO : GENERALLERİMİZİN VE VATANSEVERLERİMİZİN YASADIŞI TAKİBİNİ İSTEMİYORUZ ! TELE-KULAK’A SON VERİN !


Buraya tıklayarak illegal ortam ve telefon dinlemelerini görüntüleyebilirsiniz ….

GAZİ ALEMDAR GEMİSİ ve FRANSIZLARI HORONLA KANDIRDILAR


Ereğli’ye yolu düşenleri sahilde, karaya oturmuş izlenimi veren, tarihi çizgilere sahip bir gemi karşılar. Kurtuluş Savaşı sırasında Karadeniz’de silah ve malzeme sevkıyatının yanında, karaya oturan gemileri kurtarma çalışması yapan Alemdar gemisinin orijinal boyutlarında yeniden inşa edilmiş hali olan bu geminin adı: Gazi Alemdar Müze Gemisi

1898’de Danimarka’da kurtarma gemisi olarak inşa edilen Denmark, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda el koyduğu gemiler arasındaydı. 1915’te ismi Alemdar olarak değiştirilen gemi, Marmara Denizi ve Boğaz çevresinde kurtarma hizmetleri yapıyordu. Savaş sonunda diğer Osmanlı gemileriyle birlikte çürümeye terk edildi ama muharip olmadığı için işgal yıllarında kurtarma seferlerine çıkmasına izin veriliyordu. Kurtuluş Savaşı sürecinde küçük takalarla yapılan mühimmat nakliyesi için Alemdar gibi bir gemiye ihtiyaç vardı.

Geminin mürettebatı yedi kişiden oluşuyordu. 2. Çarkçı Üsküdarlı Osman Efendi, 3. Çarkçı Trabzonlu Hikmet Efendi, Güverte Lostromosu Üsküdarlı Ali Reis, Serdümen Trabzonlu Rıfat Reis, Rizeli Recep Kahya, Ateşçi Göreleli Yusuf, Kamarot Erzincanlı Salih. İstanbul’a dönüşte yedi kafadar gemiyi Karadeniz’e kaçırma planları yaptı. Musevi kamarot Avram Efendi derdest edilip kamaraya kapatıldıktan sonra (daha sonra o da personele katıldı) gemi 5 Şubat 1921 gecesi gizlice Karadeniz’e açıldı. Rota, Kurtuluş Savaşı’nın savaş vererek kurtulan ilk şehri Ereğli idi. 3 bin yıldır denizci yetiştiren bu şehirde gemici bulmak kolay olacaktı.

FRANSIZLARI HORONLA KANDIRDILAR

Alemdar’ın Ereğli’ye gelişi Kastamonu ve Bolu Havali Kumandanlığı’na telgrafla bildirildi. Oralardan gelen yanıtlar üzerine Trabzon’a hareket etmek üzere personel, kumanya ve yakıt ikmali yapılan gemiye Ereğli’den 12 denizci daha katıldı. Gemiyi İstanbul’dan kaçıran yedi kişiden çarkçıbaşı Osman Muhtar, Prof. Mümtaz Soysal’ın babasıydı. Ereğli’den gemiye binen 2. Süvari Üsteğmen Ali Dursun Tevetoğlu ise pop yıldızı Tarkan’ın dedesi.
8-9 Şubat gecesi Trabzon’a hareket eden gemiye, Fransız Karadeniz Komutanlığı’ndaki C-27 gambotu Amasra’da pusu kurarak asker çıkardı. Yönü İstanbul’a çevrilen, gambotun takibe aldığı Alemdar personeli kurtuluş planları yapmaya başladı. Gemide kemençenin kıvrak nağmeleriyle horon oynayan personel, oyuna davet ettikleri dört Fransız ile bir subayı etkisiz hale getirip silahlarına el koydu.

RENGİNİ DEĞİŞTİRİP KAÇIRDILAR

Ani bir dümen kıran Alemdar’ın peşine düşen gambottan açılan ateşe karşılık veren personele Ereğli’ye yaklaştığında karadan da destek verilince gambot püskürtüldü. Serdümen ve kaptan Rizeli Kahya Recep bu çatışmada İstiklal Savaşımızın ilk ve tek deniz şehidi olarak tarihe geçti.

Beş esir askerin serbest bırakılmasına karşılık Fransızlardan Karadeniz’de dolaşan Türk bayraklı gemilere dokunulmaması garantisi alınır. Fransızlarla yapılan anlaşma gereği Ereğli’de demirli kalması gereken siyah renkli Alemdar, yine efsanevi bir başka kaçış öyküsüyle fırtınalı bir Karadeniz gününde griye boyanarak Trabzon’a getirildi. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki ilk uluslararası anlaşmasıdır. SSCB’den savaş malzemesi taşıyan gemilere
karakol ve kollama görevi yapan Alemdar, 1951’de Haliç Tersanesi’nde onarımdan geçti, 1959’da hizmet dışı kaldı. 1964 ve 1980’de özel firmalarca satın alındı, 1982’de sökülmek üzere satıldı.

DÖRT TERSANEDE İNŞA EDİLDİ EREĞLİ’DE BİRLEŞTİRİLDİ

28 Ekim 2005’te geminin ilk kaynağı yapıldı. Eylül 2006’da projenin koordinatörlüğünü Karadeniz Bölge Komutanlığı üstlendi. Gemi inşa sektöründe bir ilk olmak üzere; Ereğli’deki dört büyük tersanede dört ayrı blok halinde inşa edilmesi, denizden çekilip bulunduğu yerde birleştirilmesi kararlaştırıldı. İstanbul tersane komutanlığına çizdirilen planlar 2 Nisan 2007’de Ereğli Gemi, Madenci, Ustamehmetoğlu ve Ustaoğlu tersanelerine törenle teslim edildi. Bu eserin mimarları Dönemin Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Türker Ertürk, Belediye Başkanı Halil Posbıyık, Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç, tersane sahipleri, çalışanları, Gazi Alemdar Derneği, Batı Karadeniz Ticaret Odası Başkanı İrfan Erdem, Kaymakam Osman Ekşi, eski Belediye Başkanı Murat Sesli, Kara Elmas Üniversitesi Rektörü Bektaş Açıkgöz, Erdemir Genel Müdürü Oğuz Özgen, Albay Aydın Doğan, Alemdar proje subayı Binbaşı Mehmet Dönmez İstanbul ve Gölcük tersanesi komutanları ve çalışanları ile Ereğli halkı oldu. Gemi, 11 Ağustos 2008’de tarihinde dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç, bölgedeki illerin valileri, belediye başkanları, kaymakamlar ve halkın geniş katılımıyla müze olarak hizmete açıldı.

Yılda 85 bin kişi geziyor

EREĞLİ BELEDİYE BAŞKANI HALİL POSBIYIK

Gazi Alemdar, Ereğli’de yaşayan insanların ne kadar cefakâr; devletine, milletine, Atatürk’e ve cumhuriyetine ne kadar bağlı olduğunu gösterir. Alemdar’ı Fransızları esir alıp kurtaran kahramanlar gemiyi Ereğli kıyılarına doğru kaçırırken Kahya Recep şehit oluyor, Kuvayi Milliyeciler kıyıdan sipere yatıp gambotu püskürtüyor. Devlet ve millet birlikteliğinin manevi ruhu Ereğli’de zuhur ediyor. Tarihin seyrini değiştiren bir anlaşmanın da imzalandığı yerdir burası. Ereğli’nin düşman işgalinden kurtuluş günü olan 18 Haziran’da Gazi Alemdar konulu şiir ve kompozisyon yarışmaları düzenliyoruz, askeri araçlar müzenin yanından geçiyor, halkımızla buraya yürüyoruz. 2010’da gemiyi 85 bin kişi gezdi. Bu yıl Alemdar’ın 90. yıl kutlamasını yapacağız.

Çelik yığınlarına ruhunu denizciler verir

EMEKLİ TUĞAMİRAL TÜRKER ERTÜRK

Gazi Alemdar’ın hayata geçirildiği 2006-2008 yılları arasında Karadeniz Bölge Komutanı olan emekli Tuğamiral Türker Ertürk, projeyi koordine edip yürüten isim olmuş. Süreci şöyle anlatıyor: “Gemiler cansız çelik yığınlarıdır. Alemdar gemisi de 49.5 metre boyunda, 362 ton ağırlığında bir çelik yığınıydı. Fakat denizciler yaşadıkları ve görev yaptıkları bu çelik gövdelere kan, can ve de ruh verirler. Alemdar’ın kahraman personeli bu çelik yığınına yalnız can vermemiş, ona unutulmayacak bir destan yazdırarak yurtsever Türk ulusunun gönlünde ölümsüzleştirmiştir.

KURTULUŞ SAVAŞI’NIN TEK DENİZ MUHAREBESİ

90 yıl önce bir avuç kahraman gemici tarafından işgal altındaki İstanbul’dan, Kuvayi Milliyecilere mühimmat desteği için Karadeniz’e kaçırıldı Alemdar. Fransızların Ereğli açıklarında el koymasının ardından Türk denizcilerin bu kez savaşarak gemiyi yeniden ele geçirmesi nedeniyle bu olay Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve tek deniz savaşı olarak kayda geçti. İlk deniz şehidinin de verildiği bu kahramanlık destanı 2008’de benzersiz bir anıt-müze olarak Ereğli’de vücut buldu.

Gaz yaptı :)) /// @siring


Garip ama Gerçek olaylar :) /// @siring


ABD’de Massachusetts İnstitute of Technology’de okuyan bir öğrencinin tanık olduğu bu öykü, bir tez çalışmasının nelere yol açacağını göstermesi açısından ilginç bir örnek oluşturuyor:

Bir lisansüstü ögrencisi bir yaz mevsimi süresince her gün üzerine siyah-beyaz çizgili bir tişört giyerek Harvard futbol sahasına gider.

15 dakika boyunca sahayı bir uçtan diğer uca yürüyerek yerlere kuş yemi serper.

Bu arada cebinden bir hakem düdüğü çıkartıp öttürür. Yağmur, çamur demeden hergün aynı saatte aynı hareketleri törensel bir ciddiyetle yapar.

Derken sonbahar gelir, futbol mevsimi başlar. Harvard futbol takımının ilk maçı oynanacaktır.

Siyah-beyaz tişörtlü hakem başlama düdüğünü çalar ve o anda olanlar olur.

Yüzlerce kuş sahaya hücum eder ve doğal olarak maç ertelenir. Bu arada öğrenci tezini vermiş ve mezun olmuştur.

***

BEYİN TIKACI

Bu ilginç öykü ABD’ den Alexandra Donahue’nun arkadaşı Linda’nın başından geçiyor:

Arkansas’a akrabalarını ziyarete giden Linda, alışveriş için bir süpermarkete gider. Arabasını park ederken yanındaki park etmiş arabanın sürücü mahalinde oturan kadın dikkatini çeker.

Kadın ellerini başının arkasına kavuşturmuş, gözleri kapalı, kıpırdamadan durmaktadır. Linda, kadının durumunda bir tuhaflık sezer, ancak müdahale etmez. Alışverişini tamamlayıp, arabasına döndüğünde kadını hala aynı pozisyonda görünce dayanamayıp arabanın camına vurur:

"Iyi misiniz?".
Kadın cevap verir:
"Başımdan vuruldum. Beynim dışarı akmasın diye tutuyorum".

Bu cevap üzerine telaşlanan Linda, süpermarket yetkililerinden yardım ister. Ambulans çağrılır. Otomobilinin kapı kilidi kırılarak açılır ve kadın dışarı çıkartılır. Ancak büyük bir şaşkınlıkla kadının başının arkasında bir parça ekmek hamurunu sıkıca bastırarak tuttuğu görülür.

Sonunda olay anlaşılır.

Kadının marketten satın aldığı mayalı ekmek hamurunun poşeti, otomobilin içindeki sıcak havanın etkisiyle, tabanca sesine benzer bir sesle patlamış; hamur parçaları büyük bir hızla çevreye saçılmıştır.

Duydugu sesi tabanca sesi, başının arkasına yapışan hamuru kurşun deliğinden dışarı sızan beyni sanan kadın, Linda’nin gelişiyle sanal kâbustan kurtulur.

***

KIZARMIS HAYALET

Bu öykü Yeni Zelanda’dan Kay Martin’ e ait:

Akşam yemeğine arkadaşlarını çağıran Kay, yemekten önce küçük bir aperatif hazırlarken bir tavuğun acı acı bağırdığını duyar.

Sesin nereden geldigini merak eden Kay bahçeye çıkar. Bahçede bir şey göremez.

Ancak ses daha yakınlardan, hatta mutfaktan gelmektedir.

Giderek yükselen sesin kaynağını keşfettigi zaman tüyleri diken diken olur. Kızarmasi için fırına yerleştirdiği tavuktan çığlık çığlığa sesler gelmektedir. "O anda elim ayağım boşandı. Tavuğu canlı canlı pişiriyorum sandım. Korkudan az daha ölüyordum." diyor..
Tavuğun çığlıkları Kay’inkiler ile birleşince konuklar mutfaga üşüşür ve çığlıkların nedeni ortaya çıkar. Tavuğu fırından çıkartan konuklar, hayvan sogudukça seslerin kesildiğini fark ederler.

Yeni Zelandâ da tavuk çiftliklerinde hayvanlar, bizde olduğu gibi boynu kesilerek öldürülmez.
Kay’in akşam yemeği için hazırladığı tavuğun ses telleri kesilmediği için tavuğun karnında biriken buhar, hayvanın boğazından geçerken büyük bir basınçla ses tellerini harekete geçirmiştir.

Bu olaydan sonra, tahmin edebileceginiz gibi, Kay bir daha evinde tavuk pişirmez.

Garih cinayeti dosyası Ergenekon savcısına emanet


Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Üzeyir Garih cinayetinin "müstakil" olarak soruşturulmasına karar verdi

Üzeyir Garih cinayeti artık Ergenekon savcısına emanet. 2011/2316 soruşturma numarası verilen dosya Ergenekon Savcısı Cihan Kansız‘a teslim edildi

İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, işadamı Üzeyir Garih‘in öldürülmesiyle ilgili "müstakil" bir soruşturma başlattı. Soruşturma, işadamı Doğan Kasadolu’nun 2008 yılında Garih cinayeti ile ilgili ilginç iddialara yer verdiği dilekçesinin Ergenekon dosyasından tefrik edilmesi üzerine açıldı. 2011/2316 soruşturma numarası verilen dosya Ergenekon soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Cihan Kansız’a teslim edildi.

Sabah gazetesinin haberine göre, Garih cinayeti dosyasının yeniden açılmasına uzanan süreç şöyle gelişti: İşadamı Doğan Kasadolu 2008’de Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçeyle Üzeyir Garih cinayeti ile ilgili bazı bilgiler verdi. Alarko Holding’in eski İthalat Koordinatörü ve Garih’in de yakın dostu olduğunu belirten Doğan Kasadolu, Üzeyir Garih‘in torunu Tal Herzigoviç’in, cinayetin ardından kendilerine polis süsü veren kişilerce kaçırıldığını ve ailenin cinayetin üzerine gitmemeleri konusunda uyarıldığını iddia etti. Kasadolu, bilgiyi bizzat Garih’in damadı Doron Herzigoviç’ten öğrendiğini ileri sürdü. Dilekçe üzerine Savcı Nihat Taşkın, Kasadolu’dan olayla ilgili detaylı bilgi aldı.

DİLEKÇESİ BULUNAMADI
Doğan Kasadolu geçtiğimiz günlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yeniden başvurarak verdiği dilekçe ve ifade ile ilgili ne gibi bir işlem yapıldığını sordu. Savcılık kaleminden dilekçe ve ifadesine ulaşamayan Kasadolu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’ya dilekçe verdi ve dosyanın akıbetini sordu. Çolakkadı’nın yaptırdığı araştırma sonucunda da Kasadolu’nun evraklarına bir türlü ulaşılamadı. Ancak Kasadolu’nun İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü kayıtlarındaki 4 sayfalık ifadesinin örneğine ulaşıldı.

BAŞSAVCILIKTAN TALİMAT
İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fikret Seçen’in talimatı ile dilekçede yer alan iddialarla ile ilgili müstakil bir soruşturma yapılması için talimat verildi. Böylece Garih cinayetiyle ilgili dosya yeniden açıldı.

‘TORUNUNU SUÇLARIZ’ İDDİASI
Doğan Kasadolu ihbar dilekçesinde şu iddialarda bulunmuştu: "Üzeyir Garih cinayetinden sonra zaman zaman Ortaköy’deki Alarko Holding binasına gidip, gerek oğlu İzzet Garih, gerekse de kızı Dalia ve de damadı Doron ile bir dost olarak taziye görüşmelerimiz olmuştur. İşte bu görüşmelerimizden birinde Üzeyir Garih ile aynı sitede ancak başka dairede oturan damat Doron, Cumartesi günü Üzeyir Garih’in öldürülmesinden çok kısa bir süre sonra bir polis otosunun evine gelerek 2 oğlundan bir tanesine (Tal Herzigoviç) kelepçe takıp götürdüklerini, sonradan yaptıkları görüşmelerde bu işin üzerine gidilirse cinayeti bu çocuğun işlediğini açıklayacaklarını’ şahsıma doğrudan açıkça söylemiştir."

http://www.haberturk.com/gundem/haber/708631-garih-cinayeti-dosyasi-ergenekon-savcisina-emanet

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: